Haber Detayı
26 Şubat 2018 - Pazartesi 09:07 Bu haber 1856 kez okundu
 
Oynanan oyunun farkına varalım
Birlik Vakfı Antalya Şubesi’nin düzenlediği ‘Siyonizm Evanjelizm’ isimli konferansa konuşmacı olarak katılan Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Muhammet Yeşilyurt, Siyonistlerin ve Evanjelistlerin kendi amaçları doğrultusunda birbirlerini kullandıklarını onların planlarını boşa çıkarmak için tüm toplumun, üzerine düşen görevi layıkıyla yaparak onlardan daha çok çalışması gerektiğini söyledi.
GÜNDEM Haberi
Oynanan oyunun farkına varalım

 

Birlik Vakfı Antalya Şubesi’nin düzenlediği ‘Siyonizm Evanjelizm’ isimli konferansa konuşmacı olarak katılan Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Muhammet Yeşilyurt, Siyonistlerin ve Evanjelistlerin kendi amaçları doğrultusunda birbirlerini kullandıklarını onların planlarını boşa çıkarmak için tüm toplumun, üzerine düşen görevi layıkıyla yaparak onlardan daha çok çalışması gerektiğini söyledi.

Birlik Vakfı Antalya Şubesi tarafından organize edilen ve Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Muhammet Yeşilyurt’un konuşmacı olarak katıldığı ‘Siyonizm Evanjelizm’ isimli konferans MATSO Otogar Çok Amaçlı Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Konferansa; AK Parti İlçe Başkanı Hasan Öz, BBP İlçe Başkanı Mehmet Çayır, Birlik Vakfı Antalya Şube Başkanı Av. Bekir Asri, kamu kurum ve kuruluşlarının müdür ve amirleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.

Konferansa, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Afrin’de düzenlenen harekatta şehit olanlar için Fatiha okunması talebi ile başlayan Yrd. Doç. Dr. Muhammet Yeşilyurt, harekat ile Siyonistler ve Evanjelistlerin kurmak istediği bir oyunun, devlet tarafından uygulanan akıllı bir plan ile bertaraf edildiğini belirtti. Siyonizm ve Evanjelizm ile ilgili tarihsel ve bilimsel araştırmalar sonucu ortaya çıkan bilimsel gerçekleri dinleyicilere aktaran Yeşilyurt, Siyonistler ve Evanjelistlere karşı ilk Türk hamlesinin rahmetli Erbakan döneminde 1997 yılında atıldığını belirterek, “Siyonistlerin ilk kongresi olan 1897’nin tam yüz yıl sonrasında aynı ülke, aynı şehirde Dünya İslam Birliği toplantısı gerçekleştirildi. Onlar yüz yıl sonra Nil’den Fırat’a kadar olan topraklarda hükümdar olmak isterken onların bu emellerini engelledik ve onlarla alay eder gibi, onların verdiği tarihte biz bu kongreyi düzenledik” dedi.

Siyonistlerin ve Evanjelistlerin Türkiye’de de bazı kurumlar aracılığı ile faaliyetlerini yürüttüğünü ve 15 Temmuz tarihine kadar herkesin İslami bir cemaat sandığı FETÖ’nün de onların bir tezgahı olduğunun anlaşıldığını üstüne basarak vurguladı. İnanan herkesin bir cemaate dahil olabileceğini belirten Yeşilyurt, “Bir cemaate girecekseniz 3 soru soracaksınız. Birincisi tüm Müslümanları mezhep, cemaat ayrımı yapmaksızın kucaklıyor mu? Kucaklamıyorsa oradan uzak durun. İkincisi paraya tamah ediyor mu, önem veriyor mu? Önem veriyorsa, ana hedefi para ise o cemaatte cemaat değil. Üçüncüsü ise, devlet içine adam yerleştirmeye çalışıyor mu, kamuda kadrolaşma çalışması var mı? Var ise o cemaatten de uzak durun. Herkesin inancı kendisine cemaat içine girebilirsiniz, ama cemaatli olun, cemaatçi değil. Başkalarının aklına göre hareket etmeyin, kendi aklınıza göre hareket edin. Elimizde iki önemli kaynak var. Bir Kur’an, iki Peygamber Efendimizin sahih Hadisleri. Hayatımızı bu iki kaynağa göre şekillendirirsek yanlış yola girmeyiz” diye konuştu.

Konferansın sonunda Ak Parti İlçe Başkanı Hasan Öz, Birlik Vakfı Antalya Şube Başkanı Av. Bekir ve BBP İlçe Başkanı Mehmet Çayır, Asri Yrd. Doç. Dr. Muhammet Yeşilyurt’ta birer plaket takdim ettiler.

‘SİYONİZM EVANJELİZM’

Yüzyıllardan beridir Ortadoğu’da oynanan oyunu ve nedenini daha iyi anlayabilmek amacıyla; Yrd. Doç. Dr. Muhammet Yeşilyurt tarafından verilen konferansın önemli olan kısımlarının metinleştirilmiş hali aşağıda sunulmuştur.

“Dünya tarihinde son 150 yıla belki 180 yılda diyebiliriz çünkü öncesi de var, damgasını vurmuş, dünya siyasetini, ekonomisini, bütün politikalarını, sosyal kültürel faaliyetlerini bile etkilemiş, yönlendiren iki zihniyete ve bu zihniyetlerin tarihine, onların temsilcilerine ve yaptıklarına değineceğiz.

Benim üniversitede alanım Dinler Tarihi, dolayısı ile bu konular bizim inceleme alanımıza giriyor. Gerçekleştireceğimiz konferansta tamamen ilmi bir konferans olacaktır. Yani temeli olan bilimsel, bu konuyla ilgili yapılmış çalışmalardan faydalanarak sunacağımız bir konferans olacak. o nedenle afaki şeyler söylemeyeceğiz, komplo teorisi de söylemeyeceğiz. Tamamen bilimsel araştırmalar ışığında ulaşılan sonuçlardır bunlar.

Öncelikle Siyonizme başlarken, Siyonizm kelimesinin kökü olan Sion kelimesinden başlamayı gerekli buluyorum. Siyon kelimesi Kitabı Mukaddeste, bugün Hıristiyanların eski ve yeni ahitten teşekkül eden, Yahudilerin ise sadece eski ahitten itibaren saymış olduğu, yani eski ahiti kutsal kabul ettiği Kitabı Mukaddeste bu kelime 150 defa geçiyor ve kelime anlamı olarak Takiye anlamına geliyor. Sion hem Tanrı’nın hem de Kral Davut’un kenti olarak biliniyor. Yine Sion kelimesi önceleri fiziksel olarak bir kente atıfta bulunurken, daha sonra Kitabı Mukaddeste ilerledikçe daha manevi bir anlam taşımaya başlamıştır. Sion kelimesi ile ilgili ilk ifade Kitabı Mukaddes’te yanı Tevrat’ta İkinci Samulel 5:7 nolu pasajda şöyle geçiyor; Ne var ki Davut Sion kalesini ele geçirdi daha sonra kaleye Davut kenti adı verildi. İşte bu Sion kalesi bugünkü Kudüs olarak bildiğimiz, Yahudilerin Yeruşalim ismini verdiği o kentin içinde bulunan bir kalenin adıdır. Aslında Kudüs’ü de ilk fetheden Yahudilere göre Davut’tur. Bize göre Hz. Davut hem kral hem de peygamberdir, ama Yahudilere göre sadece kraldır, peygamber değildir. Davut bu kaleyi feth ederek bir anlamda Yahudilere tesis etmiş oluyor. Kendisine veya soyuna vaat edilen ahit gereğince. Böyle inanırlar Yahudiler tabi ki bizler böyle inanmıyoruz. Daha sonra tarih ilerledikçe, özellikle Hz. Süleyman’dan sonra bu Sion şehri tamamen o ele geçirilen kentin tamamını isimlendirmek için kullanılmaya başlanıyor. Yani Sion eşittir Kudüs. İşte Siyonizm dediğimiz şeyde Kudüs ideali üzerinde şekillenmiş bir kavram olarak ortaya çıkıyor. Siyonizm nedir peki, tüm dünya Yahudilerinin başkenti Kudüs olan Filistin topraklarında bir devlet kurmayı amaçlayan ve bu amaç doğrultusunda Mescid-i Aksa’yı yıkıp Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa etmeyi amaçlayan bir teo politik ideoloji, bir hareket olarak adlandırılabilir. Yine Siyonizm Nil’den Fırat’a kadar olan toprakların kendilerine vaat edildiğini söylüyorlar ki aslında Tevrat’ta da geçiyor bu ifadeler. Yahudi teolojisinde, inancında şöyle bir durum var, ahit olgusu var. Nedir ahit olgusu, Tanrı Yehova İbrahim’le bnir ahit yapmıştır. Bu ahit nedir. İbrahim’e demiştir ki Tanrı Yehova, Ey İbrahim seni ve senin soyunu kutsayacağım. O soydan kastedilen İbrahim’in oğlu İshak, İshak’ın oğlu Yakup’tan gelen soyunu kutsayacağım. Bakın İsmail ayrı tutuluyor. İshak’ın kardeşi olan İsmail’i kutsamıyor. Ve senin İshak ve Yakup’tan gelen soyuna Nil’den Fırat’a kadar olan toprakları tahsis edeceğim diyor. Yani bir anlamda Tanrı Yehova İbrahim ile bu ahdi yapıyor, bu antlaşmayı gerçekleştiriyor. İşte bu ahit gereği Siyonizm’de bu topraklar bizimdir deyip orada bir devlet kurmayı ve bir dünya hakimiyetini kurmayı amaç edinen siyasi bir hareket olarak ortaya çıkıyor. Bakın Siyonizm Yahudiliğin bir mezhebi falan değildir. Tamamen siyasi bir harekettir, tamamen ırkçı bir ideolojidir. Yani bugün Yahudilik içerisinde bulunan mezheplerle karıştırmamak gerekir. Mesela reformist Yahudilikle veya bugün İsrail’de hayatlarını sürdüren biraz daha radikal, dindar Yahudilerin hareketiyle, cemaati ve tarikatı ile karıştırılmamalıdır. Eski ahit bir anlamda da Siyonizmin teolojik temelini oluşturmuştur, meşrulaştırma aracı olmuştur. Yani bizim eski ahit, Yahudilerin ise Tanah veya Tevrat adını verdikleri o eski kitap Siyonizmin teolojik yani siyasal temelini oluşturmuştur. Bu temel aslında 3 ana unsura dayanmaktadır. İbrahim ve daha sonra Musa ile yapılan ahit Siyonizmin temelidir, ikincisi seçilmişlik. Ne demektir bu, yani seçilmiş ırk düşüncesi, seçilmiş millet inancı. Çünkü burada Yahudiler, özellikle Siyonistler şöyle inanır biz Tanrı’nın en seçkin halkıyız, biz seçilmiş bir milletiz. Bizim dışımızda, İsrailoğulları soyundan gelmeyen hiçbir topluluk Tanrı’nın katında üstün ve seçkin değildir. Dolayısıyla ezilmesi gereken mahluklardır anlayışı, inancı vardır. Bütün Yahudilerde bu yok, altını önemle çiziyorum. Dünya üzerinde şu anda 15-20 milyon Yahudi var. Ama bunların hepsi tek bir gruptan ibaret değildir. 7-8 farklı Yahudi mezhebi, grubu var ve bunlardan en az 6-7 tanesi Siyonizme karşıdır. Bunlar İsrail devletinin uyguladığı terör politikalarına da karşıdır. Bunların bir kısmıda İsrail devletinin içinde yaşamaktadırlar ancak ne yazıktır ki sayıları az olduğu için sesleri az çıkıyor etkili olamıyorlar. Eski ahitte Siyonizmin en önemli dayanak cümlesi şu cümledir; Tekvin 15:18’nci pasajda, Tanrı Yehova İbrahime şöyle diyor; Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na uzanan bu toprakları senin soyuna vereceğim. Bakın bu cümle Siyonizmin savunduğu üç maddeyi de içerisinde barındırıyor.

Tevrat’ta olan bu cümlelerden yola çıkarak geçmişteki ve günümüzdeki bir takım Siyonistler kendilerinin meşru bir çizgide ve haklı olduklarını iddia eden cümlelerde kurmuşlardır. Mesela 1982 yılında Haaretz gazetesi şu ifadeleri kullanmıştır; bu savaşı ve bizim buradaki varlığımızı haklı gösteren kutsal kitaplarımızdaki kaynakları unutmamalıyız. Bizler burada olmakla, Yahudi olarak dini bir görevimizi yerine getiriyoruz. Kutsal kitaplarımızda yazdığına göre düşmanlarımıza savaş açıp, toprak fethetmek bizim için dini bir görevdir. Yani Siyonist ideolojide bu amacı gerçekleştirebilmek için yaptığınız her eylem meşrudur. Yani kundaktaki bebeği öldürmenizde meşrudur, hiç suçu günahı olmayan kadınları, çocukları öldürmeniz meşrudur hatta bir sevap unsurudur. Bu kadar sapık ve sapkın bir ideolojidir Siyonizm. Diğer taraftan Tevrat’ta Siyonizmi destekleyen, o düşünceye atıfta bulunan ifadeler olsa da, aksi ifadelere de rastlıyoruz. Yani Siyonizmi ret eden, Siyonizm düşüncesini kesinlikle kabul etmeyen bir takım cümlelerde var. Mesela Mika 30:12 pasajında şöyle diyor Tanrı; Adaletten nefret eden, doğruları çarpıtan ey Yakupoğullarının önderleri, İsrail halkının yöneticileri iyi dinleyin Sion’u kan dökerek zorbalıkla bina ediyorsunuz. Sion tarla gibi sürülecek sizin yüzünüzden. Taş yığınına dönüşecek Yeruşalim. Tapınağın kurulduğu dağ çalılarla kaplanacak. Bakın bu ifadeler milattan önce 700’lü, 800’lü yıllarda söylenmiş sözlerdir. Sanki bugünün İsrail devletinin yöneticilerini söylüyor. Siz de yabancıları seveceksiniz, çünkü Mısır’da siz de yabancıydınız diyor Tanrı. Yine ülkenizde sizinle birlikte yaşayan bir yabancıya zarar vermeyin, onu kendiniz kadar sevin, işte buna benzer ifadeler aslında Tevrat’ta, Siyonizm düşüncesini ret eden cümleler olarak gözümüze çarpıyor.

Yani Tevrat’ta iki farklı düşünce var, ancak bugün Siyonizmi temel alanlar işlerine gelen pasajları çekip kendi hareketlerinin, yapmış oldukları zulümlerin meşruiyetini temelini oluşturmuşturlar. Hiç o ret eden ifadelere değinmemektedirler.

Öncelikle Yahudiliğe göre, bugünkü Yahudi dinide böyledir, hakiki anlamda Yahudi olabilmeniz için annenizin Yahudi olması gerekmektedir. Yani soy anneden gelir. Babanız Yahudi anneniz Yahudi değil, hakiki Yahudi değilsiniz. Çünkü soylarını anneden, Saare’den getirirler. Biliyorsunuz Hz. İbrahim Efendimizin Hz. HAcer ve Hz. Saare adında eşleri var. Hz. İsmail Hz. Hacer annemizin oğlu, ki bir cariyedir Hz. Hacer. Hz. Saare ise aristokrat bir ailenin kızı ve onun oğlu da İshak. İşte Yahudiler kendi soylarını Saare’den getirmek suretiyle İbrahim’in Hacer’den olma oğlu olan İsmail’in, İsmailoğlullarının seçilmiş olma vasıflarının önüne geçmişlerdir. Eğer soylarını babalarından getirselerdi, yani İbrahim’den elbette Hz. İsmail ve onun soyu olan İsmailoğulları da yani Araplar’da onlar gibi seçilmiş olacaktı. Bakın tamamen Ali Cengiz oyunu sırf bundan dolayı soylarını anneden getirirler ama kadınlar Yahudi toplumunda, dininde ikinci, üçüncü sınıf vatandaştır. Yahudilikte kadınlar ibadetle mükellef değildir. Çünkü Yahudilikte kadınlara kesinlikle değer verilmez.

Ama tarih bize bunu söylemiyor. Bakın o çok öve öve bitiremedikleri kralları Hz. Davut ve Hz. Süleyman’ın annesi Yahudi soyundan gelen bir Yahudi değillerdir. Yahudilere en parlak dönemlerini Hz. Davut, Hz. Süleyman yaşatmıştır. Toplam 70-80 yıllık bir dönem, altın çağı derler o döneme. İşte o dönemde kral olan Davut ve Süleyman’ın anneleri bakın hakiki Yahudi değildir. Yani İsrailoğulları soyundan gelmemiştir.

Sonuç olarak seçilmiş halk, vaat edilmiş toprak kavramları Siyonimzde o kadar önemlidir ki bu iki kavramı ortadan kaldırdığınızda Siyonizm diye bir ideoloji kesinlikle kalmıyor. Bu iki temel argüman üzerine kurulmuştur Siyonizm.

Siyonizmden bahsettiğimizde üzerinde durmamız gereken en önemli şahıs kimdir. Siyasi siyonizmin fikir babası, kurucusu olarak kabul edilen Theodor Herzl’dır. Başta Siyonizmi tanımlarken demiştim ki kutsal toprak ideolojisine sahip, Nil’den Fırat’a kadar olan topraklarda aslında devlet kurmayı hedefleyen bir ideoloji. Siyonizmin kökenleri 2. Magrip’e kadar yani milattan önce 6., 5. yüzyıla kadar gider. Fakat ete kemiğe bürünmesi tamamen resmi bir ideoloji olarak kendini ortaya çıkarması 19’ncü yüzyılda olur. İşte bu dönemde buna en önemli katkıyı sağlayan tarihsel figür Theodor Herzl adlı Yahudidir. Aslında Fransız ihtilali ile başlayan Avrupa’da bir milliyetçilik akımı oldu. 1789 yılında bu ortaya çıkan milliyetçilik akınını kendi menfaatleri doğrultusunda kullanan bir takım Siyonist zihniyete sahip insanlar bu ideolojinin temelini oluşturmuştur. İşte onlardan biri olan Theodor Herzl, kendisi Macaristan Budapeşte doğumlu ve Viyana’da hukuk eğitimi almış, ciddi gazetelerde köşe yazarlığı yapan, okuyan, yazan, düşünen bir entelektüel aynı zamanda. 1860 yılında doğup 1904 yılında ölmüştür, yani 44 yıl yaşamıştır ama bu 44 yıla hemen hemen bütün inancını, ideallerini sığdırmıştır. Kendi ideali için canla başla çalışan bir portre karşısındayız. Bu anlamda hepimize ibret verici bir çalışma temposu var. Herzl Siyonist düşüncelere ilk olarak 1882 yılından itibaren sahip oluyor, düşüncelerini ileri sürmeye başlıyor. Bu düşüncelerini 1896 yılında kaleme aldığı ve yayınladığı Yahudi Devleti isimli kitabında da bir anlamda ete kemiğe büründürüyor. Bu kitabın Türkçeye çevrilmiş baskısı var, alıp okumanızı tavsiye ederim. Orada kuracağı devletin bir anlamda ana hatlarını, çerçevesini, içerisinde ne olacağını, ne yapacağını anlatıyor. Bu düşüncelerini kitaplaştırdıktan sonra çok geçmeden bir yıl sonra 1897 yılında İsviçre Basel’de 1. Dünya Büyük Siyonist Kongresini toplamayı başarıyor. Bunu nasıl başarıyor, o dönemde Amerika ve İngiltere’de dünya ekonomisini yönlendirmeye başlamış, dünya ekonomisine o dönemlerde hakim olan Rockefeller ve Rothschild ailelerinin himayelerini ve desteklerini alarak bunu başarıyor ve dünyanın çeşitli yerlerinde o dönemde faaliyet gösteren Siyonist liderleri İsviçre’de topluyor. O toplantı önemli bir toplantıdır. Çünkü Siyonizm tarihinde bir kırılma noktasıdır. Peki bu toplantıda hangi kararlar alınıyor.

Theodor Herzl’ın kafasında bir devlet kurma düşüncesi var. Ancak neresi olacağı konusunda kafasında netleşmiş bir düşünce yok. Kendisine Yahudi para baronları tarafından Arjantin teklif ediliyor, Uganda teklif ediliyor, hatta Kıbrıs bile teklif ediliyor fakat Herzl kendisine referans olarak Tevrat’ı aldığı için orada da Filistin’i işaret ettiği için, Filistin toprakları olsun diye içinden geçiriyor. Bu Filistin kararını almak, resmileştirmek kendisine nasip olmuyor, 1905 yılında kendisinin ölümünden 1 yıl sonra Filistin’de bu devlet kurulsun diye Siyonistler tarafından resmi bir karar alınıyor. Ancak kafasında ve gönlünde Kudüs var. Bu Siyonist kongre de şu kararlar alınıyor; birinci madde, önümüzdeki ilk 50 yılın sonunda yani 1947 yılında İsrail devleti kurulacak. Bir hedef ideal belirliyorlar. 50 yıl sonra bu hedefleri gerçekleşiyor mu? Gerçekleşiyor, 1948 yılında İsrail devleti kuruluyor. İkinci 50 yılda yani 1997 yılında ise Nil’den Fırat’a kadar olan topraklarda Büyük İsrail Devleti kurulacak. Kurabildiler mi? Elhamdülillah kuramadılar. Kuramayacaklarda, çünkü milletiyle bu devlet, devlet aklı hamd olsun bunların planlarının ne olduğunu iyi biliyor ve buna yönelik tedbirler ve politikalar üretiyor. Kuramayacaklarına biz inanıyoruz. Şu var bu bilinç artmalı elbette. Çünkü Siyonizm ve Evanjelizm konusunda insanların bilgisi ve becerisi artarsa ona yönelik tedbirleri daha kolay alabilir. Aldıkları üçüncü karar ise bu hedeflere ulaşmak için Yahudi devletinin önündeki en büyük engellerden biri olan 2. Abdülhamid Han indirilecek, indirdiler mi? İndirdiler, 1908 yılında Cennet Mekan Abdülhamid Han vefatının yüzüncü yılı biliyorsunuz, 2008 yılı. Cenab-ı Hak gani gani rahmet eylesin. Allah ondan razı olsun, 33 yıl boyunca bu devleti ayakta tuttu, bir anlamda Osmanlı devletinin tıpkı bir yiğit gibi kahramanca ayakta yıkılmasını sağladı. Buda önemlidir, çünkü kahramanlar her zaman ayakta can verir. Osmanlı devleti de ayakta can verdi ama o can verdiği topraklarda yeni bir devletimiz kuruldu. Tıpkı tarihte kurulan 16 Türk devletinde olduğu gibi. Onlara göre dördüncü hedef neydi. Osmanlı devleti yıkılacak. Bu hedeflerini gerçekleştirebildiler mi? Gerçekleştirdiler, çünkü Kudüs merkezli düşündükleri İsrail devletinin önündeki en büyük engel kim Osmanlı devleti. Orası 1916, 1917 yılında Osmanlı devletinin elinden çıkıncaya kadar İslam mülküydü. İslam mülkü olmaktan kurtarılırsa, yani Osmanlı devletinden bu topraklar kurtarılırsa biz bu topraklarda devlet kurabiliriz veya Osmanlı devletini yıkarsak diye düşünmüşlerdir. Bu hedeflerini de maalesef gerçekleştirmişlerdir. Herzl’in kuracağı devletin biraz da yapısına değinelim. Aslında Herzl’ın kafasındaki devlet tamamen İngiliz sömürgeci mantığı ile kurulmuş bir devlet mantığı. Kendisi bunu şöyle itiraf ediyor; benim hazırladığım devlet programı tamamen sömürgeci bir programdır diyor. Yayınlanan günlükleri var bunun, İngilizce yayınlandı. Şu an Türkçeye çevrilmedi, kendi eliyle kaleme aldığı günlükler kitaplaştırıldı, orada söylüyor bunu. Ben sömürgeci bir program uyguluyorum diyor. Yine bu sömürgecilik nasıl bir sömürgecilik. Yahudilere yerleşim birimi açma sömürgeciliğidir. Normal sömürgecilikte oradaki halkı kendi amaçların için kullanmaktır amaç. İşte Herzl’ın böyle bir sömürgecilik mantığı yok. Oradaki yerlileri yani Filistinli Müslümanları sömürmek değil, onları yerinden ederek onların yerine geçmek, onları kovarak işlerini güçlerini elinden almak, onları sürgüne yollamak ve ülke içinde siyasi acze sokmak. Yani tamamen bir baskı politikası uygulamak. İşte İsrail devletinin sömürgeci mantığı böyle bir mantık. Şu anda da böyle. İsrail devletinin uyguladığı iskan politikası, Yahudiler gelsinler otursunlar diye konut yapılıyor. Yine yakın günlerde Doğu Kudüs’e yakın bölgelerde 3 bin kişilik yeni alanlar açılmış, konut yapımına başlanmış. Buraları kimin toprakları, ele geçirilen Filistinli Müslümanların toprakları. Dünyada maalesef kimsenin sesi çıkmıyor. Şu an için elden gelen bir şey yok.

Herzl o dönemde, içinde Kudüs’ün de olduğu Filistin topraklarında Yahudilere mahsus bir arsa almak için Abdülhamit’ten talepte bulunmak istiyor. Bakın 1897 yılından itibaren dönemin bürokratları tarafından 2. Abdulhamid Han ile görüşme talepleri iletiliyor, ancak Sultan Abdulhamid 4 yıl boyunca buna randevu vermiyor. En son 1901 yılında onunla bir görüşme gerçekleştiriyor. Bu görüşmede Herzl, Sultan Abdülhamid’e diyor ki; sizin devlet olarak bütün iç ve dış borçlarınızın ödenmesi karşılığında sizden Kudüs’te Yahudilere tahsis edilmiş bir çiftlik, bir toprak parçası satın almak istiyoruz. Hepimizin bildiği gibi Abdulhamid’in cevabı, bu yerler bana ait değil, milletime aittir. Bu yerlerin her bir karış toprağı için şehit verilmiştir. 93 Harbin’de Orduyu Humayunumun Filistin alayının askerleri bir tanesi dönmemek üzere şehit olmuşlardır. Ben canlı beden üzerinde ameliyat yaptırmam, Filistin’e ancak cesetlerimiz üzerinden girilebilinir. Kanla alınan topraklar parayla satılmaz. Öyle bir teklif yapan bir adam, bir adım daha atmasın ve memleketi terk etsin diye huzurundan kovuyor. Kendisi için kötü bir sonuç olan bu durumdan sonra Herzl, diş bileyerek, saraydan ayrılıyor ve 2. Abdulhamid’in tahtan indirilmesi için elinden gelen gayreti Emanuel Karasu ile birlikte sürdürüyor.

Osmanlı devleti 1918 yılında yıkılıyor, fakat yıkılmadan 1 yıl evel Filistin toprakları İngilizler tarafından işgal edilmişti. 1917 yılında Balfour deklarasyonu yayınlanıyor. Bu deklarasyonun Yahudi tarihinde, Siyonizm tarihinde önemi büyüktür. Bu deklarasyonun yayınlanmasından sonra Filistin topraklarına Yahudi göçü başlıyor. Bu deklarasyonu o dönem İngiliz savaş kabinesinde dışişleri bakanlığı yapan Arthur Balfour yayınlıyor. İngilizler diyor ki; majesteleri hükümeti Filistin topraklarında Yahudilere yurt olacak bir devletin kurulması konusunda elinden gelen çabayı verecektir. Ancak mevcut olan Yahudi olmayan halkın kamu hakları gözetilecektir. Buradan ne çıkıyor, ey Yahudiler siz orada bir devlet mi kurmak istiyorsunuz, tamam biz bunu size altın tepside sunacağız, söz veriyoruz. Arkanızda biz varız orada devlet kurabilirsiniz demektir. Yahudiler bu teminatı aldıktan sonra hızlı bir Yahudi göçü başlıyor, ta ki 1939 yılına kadar. 1939 yılı neden önemli bir tarih, 2. Dünya Savaşı’nın başladığı tarih. 2. Dünya Savaşı başlayınca bir nebze Yahudi göçü duruyor ama bu sefer de Adolf Hitler’in uygulamış olduğu anti seminist uygulamalar, anti seminist ne demek Siyonist karşıtlığı. Ancak Siyonistler buna Yahudi karşıtlığı demişlerdir. Biz Müslümanlar Yahudi karşıtı değiliz, Siyonist karşıtıyız, Siyonist karşıtı Yahudilere niye karşı olalım. Öyle Yahudiler var ki bir Müslüman’dan daha fazla direnç gösteriyor bunlara. Biz Yahudi düşmanlığı yapmıyoruz. Biz Siyonizm karşıtlığı yapıyoruz ki bu bizim en tabii hakkımızdır.

Adolf Hitler o savaş sırasında 60 milyon insan öldürdü. 60 milyon insan içerisinde de 6 milyon Yahudi’nin olduğu söyleniyor. Bunların hepsi bir iddia, sayılar doğrudur yanlıştır bilmiyoruz. Hitler’in bu soykırımı yaptığı söyleniyor ama ilginçtir öldürdüğü Yahudiler arasında da bir ayırıma gitmiştir. Bunu bize bilimsel kaynaklar gösteriyor. Yahudilikte 2 tane toplumsal grup vardır. Biri Aşkenazi Yahudiler, diğeri ise Sefardi Yahudileri. Aşkenazi Yahudiler köken bakımından Avrupa ve Amerika’da yaşamış Yahudilere verilen genel adlandırmadır. Sefardi Yahudiler ise öteden beri İslam topraklarında yaşamış, Endülüs’de yaşamış, daha sonra torunları Avrupa’nın içlerine göç etmiş Yahudilere Sefardi Yahudiler denir. Bazı kaynaklar derki, Hitler’in öldürdüğü Yahudilerin büyük bir kısmı, çok büyük kısmı bu Sefardi Yahudilerdi. Sefardi Yahudilerin de şu anda İsrail devleti toprakları içinde her hangi bir hakları yok. İkinci, üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görürler. Başbakan, cumhurbaşkanı falan olamazlar. Devlette, bürokrasi de yer alamazlar. O nedenle Hitler bir katliam yaptıysa eğer, biliyoruz ki Siyonizm karşıtı olan Yahudileri katletmiştir. Sefardi Yahudileri Filistin topraklarına göç etmeyi kabul etmedikleri için öldürülmüşlerdir.

1948 yılına geldiğimizde İsrail devleti kuruluyor. 2. Dünya savaşı 1945 yılında bitiyor, savaşın iki tane önemli sonucu vardır. Birincisi 1945 yılında hemen savaşın akabinde kurulan Birleşmiş Milletlerdir. İkinci en önemli sonucu da 1948 yılında kurulan İsrail devletidir. Niye öyle bir algı politikası uygulamışlardır ki, savaşta katledilenler sadece bunlar olmuştur, tamamen mağdur edebiyatı. Amerika ve İngiltere’nin de desteğini almak suretiyle BM’de bu devletin kuruluşunun onayını almışlardır. 1948 yılında Theodor Herzl’in koymuş olduğu hedef doğrultusunda devletlerini kurmuşlardır. Adamlar matematiksel hesaplar yapıp, o hesaplara sadık kalmak için ellerinden geldiği şekilde çalışmışlardır. Bu çok önemli, hepimiz için örnek teşkil ediyor. İdeallerimiz için bizde onlar kadar, hatta onlardan daha fazla çalışmak mecburiyetindeyiz.

Evanjelizm kelime olarak iyi haber, İncil, Hz. İsa’nın öğretileri, müjde gibi anlamlara geliyor. Bu kavram kelime olarak Yunanca Evangelion kelimesinden türemiş ve İngilizceye dahil edilmiştir. Kutsal kitaba yönelmek anlamına da gelir. Evanjelizm Hıristiyanlık ile ilgili bir kavramdır. Martin Luther isimli Alman bir Katolik Papaz, Katolikliğe isyan ediyor ve Protestan hareketi başlatıyor. İşte Protestanlığın ilk kurucusu Martin Luther ve ondan sonra Avrupa’da şekillenmiş, Fransa’da, İsviçre’de meydana gelmiş Protestan grupların tamamı için bu kavram Evangelikalizm kavramı kullanılmıştır. Yani İncil’i, Kitabı Mukaddesi esas alan bütün Hıristiyan gruplara verilen genel adlandırmadır ilk ortaya çıktığında. Ancak daha sonra anlam değişimine uğramıştır. Bugünkü Evanjelizmin de temellerini oluşturan Avrupa’da özellikle İngiltere’de bir hareket ortaya çıkıyor. Prutalizm, bugünkü Evangelizmin temelidir. İngiltere’de ortaya çıkmış Hıristiyan tasavvufuna ağırlık veren bir grup, bir tarikattır. İşte bu Prulitanlar ve Babtistlerle bu inanç Amerika’ya taşınmış ve bugünkü Evangelizmin temelini oluşturmuşlardır. Evangelizm 1820’li yıllarda Amerika’ya hakim oluyor. Artık Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Protestanlığın yegane tek ifadesi haline geliyor Evanjelizm. 1870’li yıllarda bu sefer sahneye John Nelson Darby diye bir adam çıkıyor. Kendisi hitabeti çok kuvvetli olan bir vaiz. Köy köy, kasaba kasaba dolaşarak kendi kurmuş olduğu Plymouth Kardeşliği adlı tarikatla Hıristiyanlığın milyonerlik faaliyetlerini yapmıştır. Evanjelistler dünyayı 7 bölüme ayırmışlardır, onlara göre 7. ve son bölüm Kıyamet ve Mesih’in geri dönüşüdür. Darby yapmış olduğu etkileyici vaazlarla ciddi bir taraftar kitlesi oluşturmuştur. Öyle ki kendi müridi olan Scofield isimli bir adam bu hareketin incili haline getirilen Scofiled incilini yazmıştır. Yani bugünkü Evanjelistlerin aslında benimsediği İncil de bugün Hıristiyanların genelde kullandığı, inandığı İncil değil. Scofield incili o günlerde Evanjelistlerin temelini oluşturan teolojik bir metindir. Darby etrafında gelişen bu hareket, kendilerini Hıristiyan Siyonistler olarak tanımlamışlardır. Bu Darbystlerin yani Evanjelistlerin en önemli özellikleri, nasıl ki Siyonizm Filistin’de bir İsrail devleti kurmayı hedefliyorsa, Evanjelistler de en az onlar kadar, hatta onlardan daha ateşli bir şekilde o topraklarda İsrail devletinin kurulmasını arzu etmektedirler. Peki ne oldu da Evanjelizm böyle değişti, dönüştü. Hıristiyanlığın genel Evanjelik anlayışından uzaklaştı. Çünkü Avrupa’da Engizisyon uygulaması altında inim inim inleyen Yahudiler bu zulümden kurtulabilmek için bir kısmı Amerika’ya göç etmişlerdir ve oraya göç ettiklerinde de kendi Yahudi kimliklerini gizleyerek Hıristiyan kimliği altında kendilerini tanıtmış ve yaşamışlardır. İşte bu kripto Yahudiler, bir anlamda Hıristiyanlığın içerisine sızarak Evanjelistliğin değişip dönüşmesinin en büyük sebebi olmuşlardır. Yani kendi amaçları doğrultusunda Evanjelizmi değiştirenler kripto Yahudilerdir. Yani bugünkü Evanjelizmde yine Siyonist Yahudi parmağı var.

Evanjelistlerin savunduğu Mesih’in dünyaya yeniden gelmesi için bazı şartlar vardır. Nedir o şartlar, bir, Yahudilerin Filistin’e geri dönmesi ve kendilerine ait toprağı olan bir devlet kurmaları gerek. İki, Kudüs’ün başkent yapılması gerekir. Üç, Mescid-i Aksa’nın yıkılıp yerine Süleyman Mabedi’nin inşa edilmesi gerekir. Dört, tüm insanlara incilin vaaz edilmesi gerekir. Beş, türbilasyon dönemi yaşanmalıdır ki yaşanacaktır onlara göre. Nedir turbilasyon dönemi, kaos dönemidir ve onlara göre bu dönem İsa’nın ikinci kez yeryüzüne gelmesinden hemen sonra başlayacak olan 7 yıllık bir kaos dönemidir. Bu kaos döneminde bütün Yahudiler eziyet görecek, büyük bir kısmı ölecek ve hatta Yahudi olmayan diğer din mensupları da bu kaos döneminde yok olacaklardır. Yine bu 7 yıllık kaos döneminden sonra İsa üçüncü kez dünyaya gelecektir. Genel Hıristiyan anlayışına göre İsa Mesih kıyamete yakın dünyaya bir kez daha gelecektir ve Tanrı’nın krallığını kurarak bin yıl hüküm sürecek, tüm dünyadaki Hıristiyanlar bolluk ve refah içinde yaşayacaklardır. Katolikler, Ortodokslar ve bir takım Protestanlar buna inanır. Oysa Siyonist Evanjelikler İsa’nıın bir kez değil iki kez daha yeryüzüne geleceğini söylerler. İşte bu üçüncü gelişinden sonra da Armageddon savaşı yaşanacaktır. Bu savaştan sonra da Tanrısal krallık kurulacak ve bin yılın sonunda da bütün inananlar İsa ile birlikte semaya yükselecektir.

Sayılan maddelere bir bakalım, Yahudiler bir devlet kurdular mı, kurdular, Kudüs’ü başkent yaptılar mı, 1967 yılında yaptılar. 1967 yılında yapılan 6 gün savaşından sonra Doğu Kudüs2ün bir kısmı hariç Kudüs İsrail’in eline geçti ve o zaman İsrail Kudüs’ü başkent ilan etti. geriye kalan şartlar henüz gerçekleşmiş değil. İşte Evanjeliklerin dünya siyasetinde öteden beri İsrail devletinin yanında olmalarının teolojik gerekçesi bunlardır. Yani İsa’nın yeryüzüne gelişine zemin hazırlamak. İnandıkları Mesih kim, İsa. İsa gelecek ama bu şartlar gerçekleşecek ki İsa gelsin. Kabul ederiz etmeyiz dinleri bu şekilde. Siyonistler, Filistin’de Kudüs’ün başkent olması için çalışan Yahudilerdir, işte Evanjelistlerde bunun olmasını isteyen Hıristiyan Siyonistlerdir. Hatta Siyonist Yahudilerden çok daha fazla çalışırlar. Çünkü Evanjelik inanca göre Mesih’in gelmesi içim kıyametin kopması gerekir, kıyametin kopması için de Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması gerekir.

Siyonistlerle Evanjelistler özellikle Theodor Herzl’ın sahneye çıkışından sonra çok yakın ilişki içerisinde olmuşlardır. Nitekim 1. Dünya Büyük Siyonist Kongresi 1897 yılında İsviçre Basel’de toplanmıştı. Daha sonraki yapılan 2. Dünya Büyük Siyonist Kongresine katılanların tamamı Hıristiyanlardan oluşmuştur. Bakın tek bir Yahudi bile yok. Çünkü artık davulun tokmağını kim eline alıyor, Evanjelistler. Kitaplarda bu ikinci kongre şöyle isimlendirilir; 1. Hıristiyan Siyonist Kongresi. Çünkü katılanların tamamı Hıristiyanlardan oluştuğu için.

Ortadoğu siyasetini belirleyen temel etkenler arasında, o bölgede var olan yer altı, yerüstü zenginliklerine sahip olmak bir gerekçe olarak ortaya sürülebilir. Ama din burada en önemli etkendir. Ortadoğu’yu niye kan gölüne çevirdiler, niye asırlardır bu topraklarda bu mücadele sürüyor. Bu sorunun cevabını adamların dininde aramak gerekiyor. Ortadoğu’da yaşanan bir ekonomik savaş mıdır? Sadece siyasi bir savaş mıdır? Hayır din savaşıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız da diyor ya, bu hak ile batılın savaşıdır. Hak ile batıl şu anda orada çarpışıyor, bizim inancımıza göre Hak her zaman galip gelir. Çünkü Allah’a inanan, dayanan bir insanın mağlup olması mümkün değildir. Allah zaferi vaat ediyor kendine inanan kullarına.

Öteden beri Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanlarıyla Evanjelizm inancı bağdaştırılır. Aslında doğru bir birleştirmedir bu. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nde Evanjelizm hakim olmaya başlayınca önde gelen siyasetçileri, bürokratları hatta Amerika başkanlarını etki almaya çalışan bir yapı var. Yapının başını kim çekiyor, Rockefeller ailesi. Rockefeller ailesi ilginçtir dünya ekonomisinin yüzde 80’ini elinde bulunduruyor. Şu kullandığımız bilgisayarlardan tutunda cep telefonlarına kadar yediğimiz içtiğimiz şeylere kadar, seyahatlere çıkarken uçaklara ödediğimiz paralara kadar hepsinin vergisi, şuysu buysu bunların cebine gidiyor. Sahipleri de bu adamlar. Bizim kiminle mücadele ettiğimizin farkında olalım. Biz sadece burada kukla terör örgütleri ile mi mücadele ediyoruz. Hayır, onlar birer kukla. Bizim asıl mücadele ettiğimiz zihniyet bunlardır, batılı temsil eden zihniyet bunlardır.

Amerikan başkanlarını kontrol altına alıyorlar, nasıl alıyorlar, doların sahibi Amerika değil, Rockefeller ailesi. Parayı elinde bulundurduğu için Rockefeller ailesi, Siyonistler ve onlarla birlikte hareket eden Evanjelistler, başkanlar üzerinde etkili olmaya başlıyorlar. Paran varsa gücün vardır, her yerde böyledir. Böylece Amerikan başkanlarını kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya başlamışlardır. Kimi başkanlar buna gönüllü katılmışlardır, kimileri de ölmekten korktukları için veya siyasi mevkii, makamını korumak için onlarla birlikte hareket etmiştir. Kimi de koyu Evanjelist olduğu için onlarla birlikte hareket etmiştir. Evanjelist olmayan ve onlara uymayan Kenedy suikaste kurban gitmiştir ve bu olay da sonraki gelen başkanlara bir tehdit olmuştur.

İlk kez Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, dünya siyasetinde, uluslar arası arenada ilk kez bu kadar yalnız kalmışlardır. O çok güvendikleri Avrupa ülkelerinden bir tanesi bile Amerika ve İsrail’in yanında yer almamıştır. Elbette ki bu Türkiye Cumhuriyeti devletimiz için bir zaferdir. Evet, oradaki zulme engel olamadık ama bazı şeyler adım adım gidilir. Bunun farkında Amerika Birleşik Devletleri, 14 Mayıs’ta büyük elçiliğini Kudüs’e taşıyacağını belirtti, bir satranç oyunu ve herkes hamlesini yapıyor. Adım adım ilerleyen bir dünya siyaseti var, elbette ki bizde hamleleri çok iyi atacağız. Uluslar arası desteğiniz olursa iddialarını anlam kazanır. Bunu yaparken devletimiz Katolik-Protestan mücadelesini de kullanmıştır. Asırlardır devam eden Katolikler ile Protestanlar arasında süren bir savaş var. İçten içe devam eden bir savaş. Katolikler İsa Mesih’in gelmesi için bütün Yahudilerin Filistin topraklarında var olmasını, bulunmasını veyahut orada bir İsrail devletinin kurulmasını şart olarak koşmazlar. Ortodokslar da aynı şekilde. Yani İsa Mesih’in yeryüzüne tekrar gelmesi için onlara göre İsrail devletinin kurulması gerekmez. Kudüs’ün başkent yapılması da gerekmez. Buna tek gerek gören Evanjelist düşünceye sahip olan sapık insanlar. O yüzden devletimiz büyük çoğunluğu Katolik olan bu Avrupa ülkelerini belki de aradaki bu inançsal farklılığı kullanarak kendi yanına çekmeyi başarabilmiştir.

Şunu kabul edelim ki, bunu Evanjelistler de söylüyor. Biz Yahudileri kendi amaçlarımız doğrultusunda kullanıyoruz derler. İsa Mesih’in yeryüzüne gelmesi için tüm Yahudilerin Kudüs’te toplanması gerekiyor, yani işbirliğimiz baki değil, amacımız gerçekleşinceye kadar. Siyonistler de tam tersini düşünüyor. Evanjelistleri kullandıklarını düşünüyorlar. Bu işbirlikleri ilelebet devam edecek mi, elbette bir yerde kopacaktır. Biz buna inanıyoruz, yeter ki biz Müslümanlar bunların planlarının, oyunlarının farkında olalım. Her birimiz üzerimize düşen vazifeyi layıkıyla yerine getirelim. Yani dağdaki çoban, bana göre en kutsal vazifelerden biridir, peygamber mesleğidir. Vazifelerimizi yerine getirirsek bunların planları akamete uğrar. Devletimizi yöneten yöneticilerimiz, okuldaki öğretmen, baroda ki avukat, üniversitedeki bir akademisyen, bir toplum olarak hepimiz, evde ev hanımları, anneler babalar çocuklar bir bütün olarak Allah’ın bize nasip ettiği vazifeyi layıkıyla yerine getirirsek, çalışırsak, çabalarsak bunların planları akamete uğrar. Tembellik kesinlikle olmamalı bu saatten sonra. Çocuklarımızı iyi yetiştirelim, bilinçli yetiştirelim, vatansever olsunlar bunun için uğraşalım”

Kaynak: (ÖK) - Ömer Karça Editör: Büşra GÜLER
Etiketler: Oynanan, oyunun, farkına, varalım,
Yorumlar
Haber Yazılımı istanbul escort