Künye   Giriş Sayfası yap    Nehir   Sık Kullanılanlara Ekle    Reklam

www.nehir.net
SON DAKİKA ANASAYFA GALERİ KÖŞE YAZILARI  İLETİŞİM
  

 
Arif Kaplan 
GÖZLEM 

 
Osman Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın
Nereden geldiğini unutma ki,
nereye gideceğini unutmayasın..."
Şeyh EDEBALİ, damadı Osman Gaziye Nasihatını yukarıdaki sözlerle bitiriyor. Yazıma tamamını taşımadığım nasihatin bir bölümünde ise;
"Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene acı Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez"
denmekte.

Sosyal ve kültürel alt yapısı olmayan bazı liyakatsiz insanların makam ve mevkii sahibi olduğu, tam tersine liyakat sahiplerinin dışlandığı ve yönetim kadrolarından uzak tutulduğu, "Çarpık Siyaset ve Yönetim" anlayışının egemen olduğu bir ülkede yaşıyoruz ne yazık ki...
Toplumda hiç bir şekilde itibar ve saygı görmeyenlerin, hasbelkader bir makam veya bir mevkie gelince nasıl değiştiklerine ve nasıl "itibar delisi" olduklarına şahit olmuyor muyuz çokça?
İstisnalar var elbet?
Onlar da bozmuyor ki kaideyi?
Halkın helal oylarıyla seçilip makam sahibi olan kişi, bir süre sonra işgal ettiği makamı, kendi özel eşyası gibi bir şey zannedip, kendi çevresine, eşine dostuna küplerini doldurmaları için bin bir türlü entrika çevirirken, akla hayale gelmeyecek (gereksiz) projeler üretirken, bulunduğu makamı kendini seçenlere karşı bir silah gibi kullanmaya başlıyor ne acıdır ki...
Bizim vergilerimizle karnını doyuran bazı atanmış mağrurlar da öyle... Onların görevi halkın sorunlarını dinlemek ve çözüm üretmek...
Ama bazıları var ki, halkı dinlemiyor bile... "Kendi çalıp, kendi oynayan" türden bunlar...
"Salla başı, al maaşı" da diyebilirsiniz...
Hele bir de "yiyelim, içelim, vakit dolunca kaçalım" tarzında olanlar var ki, düşman başına...
Oysa, Edebalinin dediği gibi, "Makamın yükseldikçe gönülce alçalacaksın ki..." toplum senin insan olduğunu ve bir gün makam ve mevkiini kaybettiğinde de bir "hiç" olarak ait olduğun yere geri döneceğini bilecek...
E-posta olarak gelen ve benim beğeniyle okuduğum bir küçük anektod var...
Adını "HİÇ" koymuşlar... Bazı makam sahibi mağrurlara ithaf olunur, hassaten?
Yaşlı bir adam tarlasında çalışırken tebdil-i kıyafet halkın içinde gezen hükümdar ona yaklaşır.
Selamlaşırlar, yaşlı adam yolcunun sıcaktan bunaldığını düşünerek ona ayran ikram eder. Daha sonra sohbet etmeye başlarlar. Hükümdar yaşlı adamın sözlerinden etkilenir ve ona kim olduğunu sorar. Yaşlı adam ona:
- "Hiç", der. Hükümdar merakla:
- "Ne demek bu? Senin muhakkak bir adın ve ünvanın vardır", der. Yaşlı adam gene:
- "Hiç", der. Hükümdar bu sefer kendisiyle alay edildiğini sanır ve:
-"Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ben bu ülkenin hükümdarıyım", der.
Adam karşısındakinin öfkelendiğini görünce:
-"Peki hünkarım şimdi siz bu ülkenin hükümdarısınız, bundan sonra ne olmayı planlıyorsunuz", der.
Hükümdar şaşkın bir tavırla:
-"Hiç", der. Yaşlı adam o zaman:
-"Hünkarım, işte ben sizin hükümdarlıktan sonra ulaşacağınız o mertebedeki adamım", der...
?
Kıssadan hisse; insan "ne oldum" değil, "ne olacağım" demeli?
Bir özdeyişte, "Asıl azmaz, bal kokmaz, kokarsa yağ kokar, aslı ayrandır" diyen atalarımız, kişilerin hangi makam ya da mevkiye gelirlerse gelsinler, kendi özlerini yitirmediklerine vurgu yapmış olmuyorlar mı?
Kişiler, özlerinde "hiç" ise hiç, olarak sürdürmüyorlar mı yaşamlarını?
Hatta, mektep-medrese bile kifayetsiz kalmıyor mu; "Eşeklik baki" ise serde
Mesaj kime diye sormayın?
ŞEHH EDEBALİnin damadı Osman Beye nasihatını kendisine düstur edindiğini iddia eden ancak bu nasihatin bir satırına bile uymayanlara..
Kısacası almasını bilen herkese?

Bugünkü yazıma kulaklara küpe olması dileğiyle ŞEYH EDEBALİNİN OSMANLI DEVLETİNİN KURUCUSU ve DAMADI OSMAN GAZİYE VASİYETİ ile son veriyorum. Yaşayan insanların mecburiyetten değil, zevk alarak yaşadıkları bir Manavgat hayalinin gerçekleşmesi dileğiyle sağlıcakla kalın....

Ey oğul, artık Beysin
Bundan sonra
öfke bize, uysallık sana.
Güceniklik bize, gönül almak sana.
Suçlamak bize, katlanmak sana.
Acizlik bize, hoşgörmek sana.
Anlaşmazlıklar bize, adalet sana.
Haksızlık bize, bağışlamak sana...

Ey oğul, sabretmesini bil,
vaktinden önce çiçek açmaz.
Şunu da unutma;
insanı yaşat ki devlet yaşasın.

Ey oğul, işin ağır,
işin çetin, gücün kula bağlı.
Allah yardımcın olsun...
Güçlüsün, kuvvetlisin,
akıllısın, kelamlısın
Ama; bunları nerede,
nasıl kullanacağını bilmezsen
sabah rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ve nefsin bir olup aklını yener.
Daima sabırlı, sebatlı ve
iradene sahip olasın
Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi
değildir. Bütün bilinmeyenler,
feth edilmeyenler,
görünmeyenler, ancak sen faziletli ve
ahlaklı olursan gün ışığına çıkacaktır.

Ey oğul Ananı , atanı say
Bereket büyüklerle beraberdir.
İnancını kaybedersen ,
yeşilken çöllere dönersin.
Açık sözlü ol Her sözü üstüne alma
Gördüğünü görme Bildiğini bilme
Sevildiğin yere sık gidip gelme

Ey oğul Üç kişiye acı :
Cahil arasındaki alime ,
zenginken fakir düşene,ve
hatırlı iken itibarını kaybedene.
Ey oğul unutma ki,
yüksekte yer tutanlar,
aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklıysan mücadeleden korkma ...

Twitter'da Paylaş
Bu yaziya ilk yorumu yazan siz olun



copyright © www.nehir.net
Bu sitedeki haberlerin ve resimlerin kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır
Sayfa en iyi 1024 * 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenebilir