Yazı Detayı
16 Mart 2017 - Perşembe 12:35 Bu yazı 880 kez okundu
 
Çocuklar en büyük hazinemizdir
Hidayet Oktay
 
 

Biz anne babalar çocuklarımız için neler yapmayız ki?  En güzel elbiseler, oyuncaklar, en güzel pahalı okullar, bilgisayar, tablet, daha neler neler. Ama unutmayın çocuklarımıza para ile aldığımız şeylerin çocuklar için bir önemi yoktur. Onlar sizinle olmak isterle. Anne baba ile oturup oynamak, eğlenmek yemek içmek isterler. Evet anne babanın sorumlulukları olduğu gibi çocuklarında sorumlulukları olmalı. Onları doyumsuz yapmamalıyız. Biz büyükler eve yorgun gelebiliriz. Anlıyorum ama çocuklarımız da bütün gün sizin eve g2elip birazcık sizinle oynamayı beklerler. Onları katı kurallar içinde boğup suskunluğa umutsuzluğa itmeyelim. Eğer birazcık onlarla oynayıp zaman geçirirseniz çocuklarımız sorumluluklarını yerine getireceklerdir. Derslerine çalışırlar, ödevlerini yaparlar, hatta odalarını bile toplarlar. Yeter ki sizler akşamları yada hafta sonları onlarla biraz oynayın. Evin içinde yada dışında hiç önemli değil. Yeter ki sizinle birlikte olsun oğlunuz kızınız.

 

Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim.

Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla. Onlar konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, ‘Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!’ derdi. Annem de ‘Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturmayacaksın babanla?’ diye çıkışır, beni odama gönderirdi.

Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, ‘Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahipsin, hâlâ ne istiyorsun anlamıyorum.’ diye bağırmaya devam ederdi.

‘Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık’ derdim içimden; ama bunları yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim. Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli bir şey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım.

Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; ‘Bak, böyle uslu uslu oyna işte.’ diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu.‘Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.’ diye komşulara anlatıyordu annem halimi. Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem ‘Odanı topla!’diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum. Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum. Annem odama gelip ‘Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım.’ dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden alırsa ben ne yapacaktım? Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım, dedi ‘Çok güzel olmuş. Bu adam benim herhalde.’ dedi. Ben ‘Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.’dedim. O ‘Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.’dedi. Ben yine ‘Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.’ dedim. Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: ‘Peki neden bizi küçük çizdin?’ dedi. Heyecanla başladım anlatmaya. Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda iş yerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde ‘Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.’ diyeceğim. Ve bir de bağıracağım ‘Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar’ diye.

Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Duyduklarına inanamıyorlardı. Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi.Farkında’ Olmalı İnsan…Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.

 

Unutmayın bugün yarın derken zaman akar gider. Bir de bakmışsınız ki oğlunuzla kızınızla oynayamıyorsunuz. Ya siz yaşlanmışınızdır ya onlar büyümüştür. Zaten sizinle oynayacağı zaman dilimi ne kadar ki? Dün oynayamadınız yarına ertelediniz ama yarın henüz gelmemiştir asıl olan andır onun için anın değerini bilin ve bırakın elinizdeki işleri sonra yaparsınız (Örneğin yarın, yada onlar yatınca, okula gidince.) ama şimdi yanınızda çocuğunuz onunla oynayın,  hoplayın zıplayın hatta çıkın dışarıya gezin tozun. Bu mutluluğu kendinizden ve evlatlarınızdan esirgemeyin. Unutmayın ömür dediğin sadece andır. Anı yaşamaya bakın.

 
Etiketler: Çocuklar, en, büyük, hazinemizdir,
Yorumlar
Haber Yazılımı