Yazı Detayı
03 Haziran 2020 - Çarşamba 18:49 Bu yazı 3327 kez okundu
 
Ekonominin Temel Girdisi - OKUMA
İsmail Kılıç | Sosyal Hizmetler Müdürü
ismail.kilic@ailevecalisma.gov.tr
 
 

Bu kez alışılmışın biraz dışına çıkarak zihinlerimizde yerleşik olgularının bazılarının yerlerini değiştirip, birbirleri ile ilişkisel analizinizi yapmaya çalışmayı düşünüyorum. Bu olguların ilki ekonomi kavramı.

  

Ekonomi denildiğinde düşünce dünyamızda, geçmiş yaşantılarımız ve tecrübelerimizde, gelecek yorumlamalarımız ve hedeflerimizde, başarılarımız ve başarısızlıklarımızda kısaca şu ana dek yaşamımızın bütününe yansıyan parasal değerlerin yer aldığı bir harita beliriverir. Bunun içinde kazançlarımız, harcamalarımız, yatırımlarımız, tasarruflarımız, iştiraklerimiz, tasarımlarımız yer alır. Para başta olmak üzere maddi değere sahip bütün menkul ve gayrimenkuller dizisi canlanır aklımızda.  Evet, ekonomi temelde insanların ve toplulukların, yaşayabilmek için üretme ve bunları bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümü olarak tanımlanır. 
 
İkinci olgu ise okumak. Okuma en güncel anlamda, yaşama dönük bütün faaliyetlerin sözel, işitsel, görsel ve dokunsal duyularımızda algılamak, anlamlandırmak, düşünmek üzere kazanım amaçlı gerçekleştirdiğimiz temel faaliyettir. İnsan yaşamının dış dünya ile etkileşiminde belki temel faaliyetidir, yanı sıra temel hedefleri arasındadır. Şöyle ki, çevremize tavsiyelerimizde bile sürekli oku-okuyun deriz, ama okumayı içerik olarak çok zengin bir anlamla kullanırız. İnsanın okumayı öğrenmesi ile başlayan bir yaklaşımdan hareketle; kendini yetiştirmesi, gerçekleştirmesi, bir meslek sahibi olması, sahip olduğumuz düzeyde daha ileriye geçmesi anlamında olduğu gibi zengin bir mana yükleriz okuma faaliyetine.

 

 

Şimdi iki olgunun birbiri ile aynı bağlamda ilişkisini ele alalım. Ekonomi ve Okuma.  

İnsan doğumundan hayatı sona erinceye kadar birey olarak yaşamın bir kazanımıdır. Yaşamı boyunca sürekli dış Dünya ile etkileşim halindedir. Hem üreten hem de tüketen rolündedir. İlk yıllarda tüketen özelliği ön planda olurken genç yetişkinlik dönemiyle başlayan üretim fonksiyonu artış gösterdiği gözlenir. Belli yaşlarda denge bulurken bazen bu dengenin birbiri lehine bozulduğunu da hissederiz. Açıkçası birey doğuştan istemese de sistematik bir ekonomik döngünün içerisinde bulur kendini. Kendi kararlarını kendisi verinceye kadar ebeveynlerinin kontrolünde, kendi başına karar almaya başladığında ise özgün olarak ekonomik kararlarını kendisi vermeye başlar. Karar sorumluluğu gelişir.  

Bir çok hayatında verdiği bu tür ekonomik kararlardan memnun olmazlar belki kanaat etmezler belki de daha iyi kararlar verebileceğini düşünürler hep, ama sonuçta mevcut durumun bu süreçte verdikleri kararların bir sonucu olduğunu da görmezden gelemezler, kabullenirler.  

Sorun daha doğrusu temel amaç; yaşamımız boyunca gerek tüketici gerek üretici olarak içinde bulunduğumuz bu akışta olabildiğince doğru kararlar vererek yaşam ekonomimizin olumlu yönünün artıda olmasına zemin hazırlamaktır.  

Temel sorulardan ilki; insan en isabetli ve doğru kararları ne zaman verir veya verdiğini düşünmektedir. Herkesin bu soruya vereceği olumlu olumsuz cevapları vardır. Ancak rasyonel kararlar diye ifade edebileceğimiz birçok konuda aldığımız olumlu yorumladığımız kararlar, karar verdiğimiz konu hakkında bilgi ve fikir sahibi olduğumuz kararlar olduğunu söyleyebiliriz. Bizleri ekonomik olarak bir sonuca götüreceğini düşündüğümüz bir konuda öncelikle mevcut bilgi düzeyimizi ölçeriz, geçmiş yaşantılarımızdaki tecrübelerimizi yoklarız, daha sonra yakından uzağa çevremizdeki uyarıcılar ve fikir alabileceğimiz kişilerin görüşlerine başvururuz sonuçta oransal bir değerlendirmeyi (kar-zarar; fayda-maliyet, olumlu-olumsuz, negatif-pozitif; artı-eksi) kapsamında yaparak, her ne şekilde ifade edersek edelim bir nihayete varırız. Aldığımız kararın bir şekilde ekonomik sonuçlarına da katlanırız.  

Bu yazımızdaki ele aldığımız belki birbirine son derecece zihin haritamızda uzak olarak gördüğümüz iki olgu olan “ekonomi” ve “okuma” birbiri ile aslında çok yakın bir arkadaştır.  

Okuma faaliyetleri ile birey hayatı tanımlar, öğrenir, beceriler ve tutumlar kazanır ve bunları geliştirir. Hayat bu okuma ve öğrenme döngüsü içinde devam eder. Günümüzde görsel okuma, medya okuma, çevresel okuma, duygusal okuma hatta meydan okuma gibi kavramlarla da çeşitliliği artan okuma aktivitesi hayatın temel “EKONOMİK GİRDİ”si durumuna karşımıza çıkar. Okumak suretiyle kazanımlarımız üretim kararlarımızın karşıtı olan tüketim tercihlerimizde okumalarımız sayesinde gelişir, tüketim alışkanlıklarımızda belirleyici olur okumalarımızdır aslında.  Gerek birey gerek toplum için temel bir ekonomik girdi olarak görebileceğimiz okuma faaliyet ve okuyan insan, kendisi için doğru kararlar verirken, yakın çevresi, toplumu ve genel manada üyesi bulunduğu devleti ve milleti içinde doğru kararlar verir seviyeye ulaşır. Ekonomik hesaplamalar bilindiği üzere birey bazlı yapılır. Bireylerin üretim kapasiteleri, harcamaları, eğilimleri, tasarrufları hep birey bazlıdır. Gelişmiş toplumlarda okuma oranlarındaki yükseklik hemen göze çarpar.  

“Dünyada en çok kitap okunan ilk 10 ülke arasında 6 Asya ülkesi 4 Avrupa ülkesi bulunuyor. Haftada ortalama 10 saatin üzerinde kitap okuduğu Hindistan, en çok kitap okunan ülke olarak dikkati çekiyor.” 

 

 

Okuma alışkanlığına sahip bireyler her ortamda kendini belli ettiği varsayılır. Bilgi bakımından donanımlı kişiler için öncelik değer bilgi olmakla birlikte yaşamın bütün unsurlarıdır. Yaşama yönelik ilgi ve merak sınırsızdır. Aksine ise bir olgu hakkında ne kadar az bilgi sahibi isek o kadar bizden uzak ve bir o kadar eksik değer atfederiz, önemsemeyiz. Yaşamın içinde bütün konularda böyledir.  

Eğitimin ekonomik işlevi aslında okuma ile başlayan diğer kazanımlarla bireyi geliştiren, ekonomik bir işlev yükleyen bir süreç olarak yorumlanır. Bu süreç birbirini tetikleyen ve destekleyen bir süreçtir. Okuyan bilgi sahibi bireyler sorumluluk sahibi, iyi bir tüketici, nitelikli bir üretici olup; toplumun bütüncül ekonomik değerlerine yansıyan katma değere sahiptir.  

Ekonominin temel girdisi okumadır. Okuma sonucu bireyin kendini duygusal bakımdan iyi hissetme hali konunun başka bir yönünü oluşturur. Okuma ile sosyal yaşamda etkin bir role kavuşan bireyin entelektüel sermayesi ayrı bir tartışma konusudur. Okuma ile kaliteli ve yüksek bir yaşam refahı algısı, bireysel ve sosyal doyum, yaşamsal farkındalık, ilişkisel olarak ayrı bir konudur.  

Ülke ve toplum kalkınmasının birey odaklı olduğu varsayımı önemli bir bakış açısıdır. O nedenle her birey iyi bir eğitim almalı, düzeyine uygun sürekli bir okuma gerçekleştirmeli, okumanın pragmatik yönünü gözden uzak tutmadan sistemli bir şekilde okumaya zaman ayırmalı ve sonuçta;  

  • Hayata daha fazla anlam yükleyebilmeli, 
  • Zaman başta olmak üzere bütün ekonomik kaynakları doğru yönetebilmeli, 
  • Kendini gerçekleştirmenin yaşam boyu devam edeceği bilincine sahip olmalı, 
  • Hayatın bütün unsurlarının birbiri ile doğrudan ve  dolaylı ilişki içerisinde olduğu (senkron) farkındalığına sahip olmalı, 
  • Sınırlı kaynakların etkin verimli kullanım becerisine sahip olma, geri dönüşüm konusunda bilinç ve beceri geliştirmeli,
  • Kişisel üretim alışkanlıklarına yelken açmalıdır,  
  • Daha bir çok konuda temel beceri, tutum ve alışkanlığın gelişmesine bireysel katkı sağlama konusunda, daha çok okuma yapılmalı sonucunda hem fikir olmalıyız… 

Sonuç olarak; ekonomiye okumanın temel girdisi gözüyle bakmakta olduğu gibi, zihnimizde bir çok olgunun yaşama dair ilişkileri vardır, yeter ki bunları fark edebilelim, düşünelim ve yorum katarak hayatımıza yansıtalım. 

Ekonomimiz için; Okumaya vakit ayıralım :)

 
Etiketler: Ekonominin, Temel, Girdisi, -, OKUMA, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı