Yazı Detayı
15 Temmuz 2017 - Cumartesi 09:52 Bu yazı 431 kez okundu
 
Nereden nereye
Ömer Karça
karca74@hotmail.com
 
 

 

Yüzyıllar boyunca İslam’ın bayrağını en önde taşımış bir millet olarak; dini değerlere önem veren Türk Milleti, hiçbir zaman düşmanlarına boyun eğmemiş ve her daim içinden çıkan kahramanlarının omuzunda yükselmiştir. Türk milletinin birlik ve beraberliğini yıkmak üzerinde anlaşan dış odaklar ve onların içeride yeşerttiği hainler son olarak 15 Temmuz’da harekete geçtiler. Ancak,dini duygu sömürüsü ile halkın ve devletin içine sızan hain FETÖ militanları, 249 vatan evladının şehit olduğu darbe girişiminde başarılı olamadı. 15 Temmuz’un yıldönümünde demokrasi şehitlerini anarken, 15 Temmuz’un simge kahramanı Ömer Halisdemir için Dursun Ali Erzincanlı’nın yazdığı ‘Otuz Kuş’ isimli şiiri bir kez daha okuyup anımsamak gerekir o karanlık geceyi. 15 Temmuz’u ne unutacağız ne de unutturacağız.

Yıllarca hainlerin yazılı basın organlarında yazan ve 17-25 Aralık sürecinde o grupla ilişiğini kesen Ahmet Taşgetiren, örgütün yapısını gözler önüne seren ve gelişimini anlattığı bir yazı kaleme aldı. Taşgetiren ‘Cemaat - Paralel Devlet – FETÖ’ başlıklı yazısında: “

Önce cemaatti. İyi konuşan bir vaizin öncülüğünde oluşmuş bir cemaat.

Devletin dindar toplum kesimlerine – ki bu çok çok geniş bir nüfusu oluşturuyordu- karşı ceberut uygulamalar yaptığı dönemlerde “Devlette iyi adamlar olsun”  düşüncesiyle “Adam yetiştirme” motivasyonunun tüm dini hizmet yapılarını etkilediği dönemde, bu yapı da, “insana yatırım” yaptı. Yapı, daha sonra uluslararası alana açıldığında yetişmiş insan ihtiyacı daha da büyümüş olmalı ki, “insana yatırım” belki diğer tüm dini hizmet yapılarından farklı olarak çok büyük hacme ulaştı.

Ak Parti iktidar olduğunda devlette yetişmiş insan ihtiyacını bu yapı ile telafi etmek istedi. Aslında Ak Parti kadroları ile bu yapı arasında geçmişte çok dirsek teması da bulunmuyordu.

Cemaat bir süre sonra kendisine “Cemaat” denmesini yeterli bulmamaya başladı. Kendi içlerinde “Camia” vs gibi isim arayışları oldu.

Ak Parti'nin ilk iktidar yıllarında TSK'da cuntalaşma girişimleri olduğunda Yapı'nın Yargı ve Emniyet'teki elemanları “Savaşçı” rolünde devreye girdiler.

Sonra bir şey oldu. Acaba o şeyin başlangıcı MİT'in başına Hakan Fidan'ın getirilmesi midir, başka bir şey midir, Yapı'nın iktidarla ilişkileri sarpa sarmaya başladı. Bu kırılma noktası dikkat çekiyor, çünkü “İrancı” diye suçlanan Hakan Fidan'a bu yapı yanında İsrail karşı çıkacak, sonraki dönemde de Yapı adına iktidarın sembol isimlerinin İrancılık yaptığı, Mut'a nikahı kıydırdıkları kampanyası yürütülecekti.

Bu Yapı ile Tayyip Erdoğan'ın kamuoyu gündemine çıkan ilk gerilimi, Hakan Fidan'ın “Şüpheli” sıfatıyla savcılığa çağırılmasıdır. Başbakan olarak Tayyip Bey “Bu bana karşı yapılmış bir harekettir” diyecektir. Olay çarpıcıdır: Bir savcı, Başbakan'a ulaşmak için MİT müsteşarından yola çıkmaktadır. Sonradan “PDY” diye devlet hafızasına girecek olan “Paralel devlet yapılanması”nın meşru siyasi iktidarla boğuşmaya talip olmasıdır bu.

Arkası gelecektir. 17-25 Aralık hamlesi. TIR operasyonu. Devletin bütün mahrem alanlarının dinlenmesi. Ergenekon – Balyoz davalarının “Delil üretme” yöntemlerine sahne olması vs.

Evet, “Cemaat” diye yola çıkan hareket “Devlette iyi adamlar olsun” yürüyüşünü “Paralel devlet yapılanması” haline getirmiş ve meşru devlete karşı kullanmaya başlamıştır. 

17-25 Aralık hamlesi, PDY'nin Emniyet – yargı ayağının başlattığı savaşın işaretidir.

Devlet - Siyasi iktidar, savaşı görmüştür. Ve savunmaya ya da karşı mücadeleye geçmiştir.

Evet savaş:Bu dönem Yapı'nın bütün unsurlarını savaşa sürdüğü, Devletin - Siyasi iktidarın da hem Devlet içindeki “Paralel yapı”yı görmeye, hem de Yapı'nın iltisaklı alanlarını tasfiye etmeye çalıştığı dönemdir.

Bu hiç şüphesiz kolay değildir. Ne devletteki paralel unsurları görmek kolaydır ne de onun iltisaklı alanlarını çözmek.

Yapı, bağlılar açısından “dini bir hüviyet” niteliğinde, bu, insanları sorgulamaksızın kimi davranışlara itiyor, sivil alandaki yaygın müesseseleşmelerle de, dokunduğunuzda pek çok yerden tepkinin yükseldiği bir durum ortaya çıkarıyor. Savaşı halka yansıtma boyutu.

Devletteki paralel unsurlar ise Yapı'nın kullandığı “Tedbir” yöntemi ile olağanüstü bir gizlenme imkanını elde ediyor, bu da kimin nerede yer saldığına dair bir körlük oluşturuyor. Cumhurbaşkanı'nın Yaveri, Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı kadar yakınlıklarda yer edinildiği görüldüğüne göre daha ötesini söylemeye gerek yok. Bir de devletin gözü - kulağı denecek stratejik alanların kontrol edildiğini düşündüğümüzde “Paralellik” akıl almaz boyutlara çıkıyor.

Cemaat diye yola çıkan bir yapı “Devletle savaş” noktasına geliyor.

Ve nihayet 15 Temmuz. Cinnetin, cinayetin, pörsümenin, başkalaşımın, tefessühün zirve noktası.

17 Aralık'ın hemen peşinden o yapının, yazdığım, konuştuğum tüm organlarından ayrıldım.

“Bu savaş sürdürülemez. Bu intihardır” diye diye dilimde tüy bitti. Sonunda çağımızda “Cemaat intiharı”nın en çarpıcı olanı gerçekleşti. Cemaat FETÖ oldu. Kendi insanına kurşun sıktı. Milletle vuruştu. Şimdi milletle vuruşanların akıbetini yaşıyor” dedi.

Ve işte Erzincanlı’nın o şiiri:

OTUZ KUŞ

Ben, babamın en hüzünlü yanıyım.

Ben, babamın aslan kahramanıyım

Öyle değil mi baba!

Gözlerin kıpkırmızı.

Çok mu ağladın?

Baba, o geceyi birde benden dinle.

Ama her zamanki gibi dinle,

Tebessümle.

Rüyamda kanat sesleri duydum, mevsim yazdı.

Kanat seslerinin ardından,

Muhteşem bir koku yayıldı etrafa.

Sanki biraz gül biraz leylaktı.

Sonra otuz kuş gördüm, hepsi beyazdı.

Otuz kuş, gökyüzüne şehadet diye yazdı.

Bir ses duydum, sala sesiydi.

“Hayırdır” dedim.

“Hayırdır” dediler.

Çukur Kuyu’daki gökyüzü gibiydi uçtukları yer.

Ve beni tutup gökyüzüne yükselttiler.

Kanatlarında kan vardı.

“Hayırdır” dedim.

Hadi sende uç,

Bizden hızlı uçabilirsin dediler.

Otuz kuş, beni boşluğa bıraktı Baba.

Birden uyandım.

“Hayrolur” dedim.

Meğer, gecesi vatanım için kâbus olacak bir güne uyanmışım.

Gökyüzünün yıldızlarını çalıp omuzlarına takan hain yüzler gördüm o gece.

Ruhları yoktu.

Korkar mı senin oğlun, korkmaz..

Korkmadım!

Zekai paşamı aradım.

“O makam senin namusundur Ömer.

Ben gelene kadar namusunu koru.

Gerekirse o vatan hainini vur.

Vazifenin sonunda şehadette var Ömer.

Hakkını bana helal et..”

Paşam, şehadet der demez,

Yine kulağıma kanat sesleri geldi.

Rüya değil bu kez.

Uyanıktım.

Muhteşem bir koku yayıldı odaya.

Bir şey oldu o an..

Sanki Ellerim, omuzlarım çeliktendi.

Sanki tek başıma tüm dünyayla savaşabilirdim.

Vatan hainine döndüm,

Arkasında karanlık yüzlü adamları vardı.

“Giremezsiniz!” Dedim.

Bir aslanın karşısında duran çakallar gibiydiler.

Ve saldırdılar.

Silahımı çekip baş haini alnından vurdum.

Yine kuşları gördüm baba.

Bana doğru uçuyordu.

Otuz kuş, kanat sesleri, vücuduma dokunan..

Ve kanatlarında kan.

Sala sesi, gökleri yırtan.

Muhteşem bir koku.

Gül mü? leylak mı? içime yayılan

Ve Çukur Kuyu’nun gökyüzü,

Masmavi, Bulutsuz ve sessiz.

Ve sessizlik…

İçimde huzur, Gökyüzündeyim.

Ama artık kuşlar beni tutmuyor baba.

Uçuyorum.

Ve onlardan hızlıyım.

Meğer ben, şehit olmuşum baba.

Bil ki yalnız değilim burada.

Yine ordudayım,

Şehitler ordusunda.

Baba, ne oldu biliyor musun?

Peygamber alınlarımızdan öptü.

Şehitlere dedi ki;

“Kardeşlerinizi tebrik edin,

Bunlar benim garip şehitlerimdir.

Çünkü sizler düşmanla savaşırken şehit oldunuz,

Onlar kardeş bildikleri hainlerle savaştı.

Sizlerin silahları vardı,

Ama bunlar silahsızdı.

Sizler tanklarla savaştınız,

Bunlarsa kendi tanklarının altında ezildi.

Sizler uçaklarla düşmanı bombalarken şehit oldunuz,

Ama bunlar kendi uçaklarından atılan bombalara göğüslerini siper etti.

Bunlar benim gariplerimdir.

Tebrik edin kardeşlerinizi.”

Baba, milletime söyle;

Al bayrağın dalgalandığı her yerde biz varız.

Paşama söyle;

Namusumu çiğnetmedim.

Anama, çocuklarıma, eşime, kardeşlerime söyle;

Deki Ömer size bir vatan bıraktı.

Çekinmeden, bu vatan bizim diyebilirsiniz.

Çünkü bedelini ödedim.

Baba, ben oğluma, Ertuğrul’a bu vatan için ölmeyi öğrettim.

Sende bana öğrettiğin gibi,

Vatan için yaşamayı öğret.

Bu vatan sizin baba!

Otuz kurşun yedim,

Bedelini ödedim.

Babacığım;

Hürmetle ellerinden öperim.

Ben, babamın en hüzünlü yanıyım,

Ben, babamın aslan kahramanıyım

Ben, vatanımın asil kahramanıyım…

 
Etiketler: Nereden, nereye,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı