Yazı Detayı
26 Temmuz 2020 - Pazar 18:37 Bu yazı 2639 kez okundu
 
Nörobilim pencereden "Hastalar Risalesi (2. Deva)"- 2
Dr. Ömer Hakan Yavaşoğlu | Nöroloji Uzmanı
nehirgazetesi@hotmail.com
 
 
Gerçek yaşam dan bir sabırlı hasta örneği bir de sabırsız hasta örneği vermek istiyorum ki hem “İkinci Deva” pekişsin hem de bu örneklerin akıbetlerinin ne olduğu  zihinlerimize iyice kazınsın… 
Zaman, İki bin dört yılının bir Ramazan Bayram gecesi… saat, gece yarısı uykunun en tatlı olduğu saatler… Hastayı, acilen göreyim diye ambulansla evimin önüne getiren şöför evin zilini kaç kez çaldı bilmiyorum… Muayene aletlerimle hemen ambulansın içine  girer girmez içeride sakalı ve saçları bembeyaz ama yaşı altmışlı yaşlarda gösteren ve ayakları tutmayan felçli ve şiddetli baş ağrısından kıvranan bir vaka ile karşılaşmıştım. Aldığım hikaye ve nörolojik muayene sonrasında zihnimde teşhisi bir kaç olasılığa kadar indirdim ama öncelik şiddetli başağrısı idi ve teşhisle alakasını kuramamıştım. Çekilen acil tomografi ve beyin MRI ların normal olması da aydınlatmamıştı zihnimi.. O gece hastaneye yatırıp sedasyon (uyutma) ve analjeziklerle vd tedavilerini düzenledim hemen (o zamanlar Safranbolu Devlet Hastanesinde çalışıyordum). 
 
İşin en ilginç yanı spinal patoloji (omurilikte tümör? kanama? ) veya beyin kanaması? ve/veya beyindeki hastalıkların olabileceğini açıkladığım altmışlı yaşlardaki bu hastanın  hadiseyi olayı çok sakin ve sükunetle karşılamasıydı . O zaman, on altı yıl olmuştu mesleğe adım atalı ama bu kadar sabırlı sessiz ve dingin bir vaka ile hiç karşılaşmamıştım. Sadece ağrı çeken yüz mimikleri  ve nörolojik muayene bulguları ciddi rahatsızlığı ele veriyordu… 
 
Ertesi gün sabah yaptığım vizitte başağrısı düzelen ancak alt tarafındaki felci biraz gerileyen ve ön tanıda omurilik (spinal tm?kanama?) hastalığı düşündüğüm vakayı, kesin tanı için ileri bir merkeze sevketmem gerektiğini anladım. O vaka üniversite hastanesinde kesin teşhis konulduktan sonra tekrar muayeneye geldiğinde teşhisimin doğrulanmış olduğundan bahtiyar olmuştum (hasta cenahında üzücü de karşılansa bu hekime olan güvenin desteklemesi açısından ve ön tanımızın onaylanması az çok mesleki gururumu okşamıştı) ve sonradan bu hasta ile dost olmuş ve hastalığına karşı bu kadar sabırlı oluşuna dair sorduğum ve merak edip aldığı cevaplar çok güzeldi ve aynen Üstad hazretlerinin sanki ikinci devasını anlatıyordu hal diliyle bu güzel adam. 
 
Üstelik spinal arteriovenöz malfarmasyon teşhisi konulan bu Eyyub Peygamber ahlaklı güzel adamın ekstradan kalp hastalıkları da vardı ve ayaklarında güçsüzlük yanında duyu kaybı, ayaklarında beslenme bozuklukları vb o kadar çok tıbbi sorununa rağmen onlarla alay edercesine şakalaşır ve hikmet ehline ve biz hekimlere ne yapılacağı konusunda danışır uygulardı yapılması gerekenleri. Dolayısıyla aslında kesin tedavisi pek olmayan bu hastalığı(çok tehlikeli bir anatomik bölgede yer alıyordu bu damar yumağı) çok yavaş ilerlemekte idi ve hala hayatta olan bu vakanın mutlu ve huzurlu ve mutmain olarak yaşaması beni hala derinden etkileyen ve hafızama kazınmış çok nadir hasta örneklerimden birisini oluşturmuştur. 
 
Ve hastanın kendi hastalığına karşı bu şekilde bakışı, hekimine güvenmesi tüm enerjisini bu hastalıkla meşgul etmemesi onun immün-sisteminin ne kadar da güçlü çalıştığını gösteriyordu. Dolayısıyla Eyyub Peygamber ahlaklı bu hastada mevcut spinal AVM denilen bu hastalık komplikasyon oluşturmadan oldukça yavaş seyirle nerdeyse pek ilerlemiyor, günlük yaşamında ciddi tehdit oluşturmuyordu. 
 
Diğer olumsuz ve sabırsız vakayı da anlatmalıyım ki size, kıyaslama imkanı bulasınız : 
Emeklilik öncesinde karşılaştığım çok genç hızlı ölüme götüren unutamayacağım bir beyin sapı serebrovasküler( tehlikeli bir beyin-damar hastalığı) hastalık örneğidir. 
İcapcı olduğum bir zaman diliminde  acile sol tarafı tutmayan ve sol kol-bacakta uyuşma şikayetleri olan otuzlu yaşların ortasında bir genç-erkek hasta getirmişlerdi. Hayli panik ve hipertansiyonu da olan vaka sol tarafındaki güçsüzlükten çok korkmuş “düzelecekmiyim doktor? “düzelecekmiyim??” diye ısrarla tekrar tekrar soruyor ve ister istemez gerilim oluşturuyordu. Zaten gerilimli  bir ortam olan acil poliklinikte onlarca hasta farklı branşta birçok dr. tarafından  muayene edilmeye çalışılırken bir yandan da doktorlar büyük bir hengame, telaş ve farklı seslerden oluşan kakafoni içinde zihinlerini sağlam tutmaya çalışıyorlardı (gerçekten o ortamlarda çalışmayan asla anlayamaz, uykusuz ve gerilimli ve çok yüksek gerilimin olduğu bu acil poliklinik yönetimi çok ustalıklı ve çok yönlü bir tecrübeleri gerektirir ki bir ucu dr., hemşire ve sağlık elamanından başlayıp bir ucu sağlık sistemine gidecek kadar kompleks sorunlar zinciyle alakalıdır). 
 
Acil çektiğimiz beyin MRI’da pons denilen beynin ana-yönetim merkezinin sağ-yarısında tıkanma teşhis etmiş bu durumun ciddiyetini en anlaşılır düzeyde hastaya ve yakınlarına anlatmaya çalışıyordum. Hasta genç olmasına rağmen refakat eden ablasına göre kısmen daha sakindi ancak telaşlı ve panik halini bırakmıyordu bir türlü ve sol tarafının hiçbir şekilde fonksiyon görmemesine rağmen izah edince hasta kısmen rahatladı ve ümidini muhafaza edebileceğine dair bazı işaretler vermişti. Oysa refakatçisi olan ablası aşırı meraklı diğer hastaları muayene ederken onların zamanlarını sürekli çalacak kadar otomatik hareketleriyle belli bir süre sonra beni hayli bezdirmeye başlamıştı. Hastayı Yoğun Bakımdan normal servise aldığımızda hasta, kısmen konuşabiliyor ama yutamadığından ve sol tarafı felçli olduğundan ve çok sık korkuyla “ne olacak? Bu halim kalkacak mıyım ben?”dediği zar zor anlaşılan (konuşma bozukluğu denilen dizartri de vardı) cümlelerini çok sık tekrar ede ede tüm görevlileri beni, hemşireleri bezdirmişti… Otuz iki yılı doldurduğum mesleki hayatımda bu kadar sabırsız ve korku dolu bir hastam hiç olmamıştı. Sabrımı çok zorlayan bu hasta için hemşirehanımlar ve beraber aynı servisi kullandığımız kardioloji servisi doktorları çözümü benden bekler olmuşlardı. Ben de artık hastayı bila-mecbur uyutmaya başladım. Bir yandan fizik tedaviye de başladık ve yaklaşık bir-iki aylık bir hastane  yatışı sonrasında az çok konuştukları anlaşılır hale gelmişti ve sol tarafı biraz hareket eder olmuştu. Artık evde bakım hizmetleri (palyatif bakım) devam etmeliydi. 
 
Kan hücrelerinde genetik olarak pıhtılaşma sistemi bozuk olan bu vakalarda çok erken yaşlarda beyin veya kalp veya böbreklerde vd organlarda genç yaşta erken tıkanmaya bağlı böyle ani hastalıklar olabilmektedir. Bizim vakamız da da böyle bir durum vardı ama erken ilk kez böyle bir hastalık sayesinde öğrenebilmişdi bu genetik durumu. Hiperkoagülibite de denilen (kan hücrelerinin artması ve dolayısıyla kan viskozitesinin/damar-tıkanma olasılığının  fazla olması) bu hastalığa karşı içsel/enfüsi durumu hazmedemediği çok aşikar idi, çünkü konuşamıyordu ancak anlaması gayet iyi idi (motor konuşması bozuk, anlama merkezi sağlamdı beyinde). Yatışının ilk gününden itibaren her vizitte şefkatle ellerini tutar, hastalığını anlatır, ne kadar sabırlı olursa onun bağışıklık sisteminin ne kadar güçlü çalışacağını (özel eğitimli SAT komandoları örneğini vererek) anlatır herşeyin buna bağlı olduğunu benim dr. olarak şifa kaynağı olmadığımı, sadece aracı olduğumu, Allah’a ait şifa esmalarının zuhur edebilmesi/işlev görebilmesinin/onlara mazhar olmasının tamamen kendisiyle alakalı olduğunu büyük bir rikkatle anlattım durdum günlerce… Hakikaten klasik verilen medikal tedaviye cevap böyle hastalarda çok hızlıdır (kendi hastalığını kolay kabul edip hazmeden ve dr.una güvenenler, bu konuyu sorduğum birçok dr. tarafından da aynı şekilde doğrulanmıştır ). 
 
Nitekim çok ümidvar ve güzel şekilde (kısmi iyileşme) taburcu ettiğimiz hastanın refakatçisi olan ablasının ruhsal durumunu ihmal etmiştik (çünkü hayatta tek varlığı kimsesi erkek kardeşi olan bu genç hastasını kaybetme korkusu onda panik bozukluğa yol açmış ve bu çok ciddi vaziyette hasta ve genç yaşda belki de yatalak kalacak kardeşine de yansımaya başlamıştı). 
 
Çok değil beş-altı ay sonra beni yine bir gece yarısı acil nöbetçi dr. hastaneye acilen bir eski  vakam  için davette bulundu (nöbetçi dr; vakanın ”ömer doktor, ömer doktor gelsin nerde ooo?” diye bağırdığını da söylemeyi, ihmal etmedi). 
 
Acile girdiğimde hakketen, aynı genç vaka ve ablasıyla karşılaşmam bir oldu. Bu sefer felç sağ tarafına vurmuştu, aslında biraz da şaşırmıştım çünkü eve taburcu durumda iken bayağı toparlamış ama bu sefer de pons’un diğer yarısı (sol tarafı) tıkanmıştı ve daha büyüktü tıkanma boyutu. Yani vakanın sadece sol değil artık sağ tarafında da daha ileri boyutta felci olmuş bu sefer de konuşma, yutma, nefes alma vd birçok hayati fonksiyonları da daha olumsuz etkilenmişti. Ablası dizlerini ellerine vuruyor “ben ne yapıcam ?? onsuz yaşayamam!!” vb birçok can yakıcı feryad ü figan içeren kelamlar ediyordu… Bu sefer artık vakanın bilinci çok daha kötüydü ve iletişime geçemiyorduk lakin, yoğun bakımda yattığı süre boyunca ablasının içsel durumu için her gün kısa kısa konuşmak zorunda kaldım (çünkü vakanın ölümü çok uzak görünmüyordu tecrübelerimize göre veya yatalak ihtimali de olabileceğinden hastanın yakınını hazırlamak gerekiyordu. Çok uzun sürmedi ve ablası herşeyi kabullendiğinde ve onun ebedi yaşama gideceğini iyice hazmettiğinden bedensel ölümünü kabullenmesi zor olmamıştı). 
 
Olumsuz ve korku ve panik haller çok hassas dengede çalışan sempatik-parasempatik sinir sisteminin çok aşırı-labil (unstabil/değişken) olmasını tetikleyip immün sistemi zayıflattığından iyileşme mekanizmalarını baskı altına alabiliyorlar. Vakamızda da mevcut hiperkoagüalibite sendromu (kan hücrelerin aşırı yapımı) zaten mevcut tıkalı pons taki diğer çok ince damar yapılarını olumsuz etkilemiş ve yeni tıkanmalara davetiye çıkarmış, anatomik olarak çok küçük (başparmak kadar) bu çok önemli “kozmik oda” o2 e dolayısıyla beslenememeye karşı çok aşırı hassas olduğundan ve hayati fonksiyonları kontrol ettiğinden vaka kısa sürede vefat etmişti. Şu anda yazarken bile sıklata girdiğim bu sabırsız hasta örneklerinin hastalıklarının çok hızla kötüleşmesi ve el HAYY (diri olan) olanın zıddını EL –MÜMİT (öldüren)’i nasıl davet ettiğini aynel yakin anlamış olduk.. Otuz altı yaşındaki bu vaka bozulmuş immün-sistem vesilesiyle belki de erken yaşda ebedi aleme intikal ederken, yetmişine merdiven dayamış; felçli ve onlarca hastalığı olan sabırlı hasta ise yine üst düzeyde çalışan şifa sıfatlarıyla sayısız gencin beyin ve kalplerini hala aydınlatmaya devam etmekte…  
Devam edecek
 
Etiketler: Nörobilim, pencereden, "Hastalar, Risalesi, (2., Deva)"-, 2,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
07 Eylül 2020
Nörobilim pencereden 'Hastalar Risalesi (6. Deva)'
3099 Okunma.
24 Ağustos 2020
Nörobilim pencereden 'Hastalar Risalesi (5. Deva)'
4073 Okunma.
16 Ağustos 2020
Nörobilim pencereden "Hastalar Risalesi (4. Deva)"
1847 Okunma.
08 Ağustos 2020
Nörobilim pencereden "Hastalar Risalesi (3. Deva)"
1378 Okunma.
20 Temmuz 2020
Nörobilim pencereden "Hastalar Risalesi (2. Deva)"- 1
1385 Okunma.
04 Temmuz 2020
Nörobilim pencereden "Hastalar Risalesi (1. Deva)"- 3
2383 Okunma.
25 Haziran 2020
Nörobilim pencereden "Hastalar Risalesi (1. Deva)"- 2
2119 Okunma.
18 Haziran 2020
Nörobilim pencereden "Hastalar Risalesi (1. Deva)"- 1
1537 Okunma.
12 Haziran 2020
İkinci Beyin ve Fatır- 1 (İnsanın sınırsız kapasitesi) 5- SON
1455 Okunma.
05 Haziran 2020
İkinci beyin ve Fatır- 1 (İnsanın sınırsız kapasitesi) 4
1451 Okunma.
30 Mayıs 2020
İkinci beyin ve Fatır- 1 (İnsanın sınırsız kapasitesi) 3
1314 Okunma.
22 Mayıs 2020
İkinci beyin ve Fatır- 1 (İnsanın sınırsız kapasitesi) 2
1595 Okunma.
15 Mayıs 2020
İkinci beyin ve Fatır- 1 (İnsanın sınırsız kapasitesi) 1
1680 Okunma.
08 Mayıs 2020
Bütünleyici/ Tamamlayıcı Tıp- 8 (son)
1581 Okunma.
03 Mayıs 2020
Bütünleyici/ Tamamlayıcı Tıp- 7
1341 Okunma.
24 Nisan 2020
Hoşgeldin Ramazan, güle güle korona...
1683 Okunma.
02 Nisan 2020
Korona'nın düşündürdükleri- 2...
4028 Okunma.
25 Mart 2020
Korona'nın düşündürdükleri- 1...
2194 Okunma.
18 Mart 2020
Bütünleyici/ Tamamlayıcı Tıp- 6
1957 Okunma.
12 Mart 2020
Bütünleyici/ Tamamlayıcı Tıp- 5
1459 Okunma.
06 Mart 2020
Bütünleyici/ Tamamlayıcı Tıp- 4
1493 Okunma.
26 Şubat 2020
Bütünleyici/ Tamamlayıcı Tıp- 3
1607 Okunma.
19 Şubat 2020
Bütünleyici/ Tamamlayıcı Tıp- 2
1695 Okunma.
12 Şubat 2020
Bütünleyici/ Tamamlayıcı Tıp- 1
1914 Okunma.
05 Şubat 2020
EGO/ NEFS, bilinç atımızdır- 11 (Son)
1748 Okunma.
29 Ocak 2020
EGO/NEFS, bilinç atımızdır- 10
1880 Okunma.
23 Ocak 2020
EGO/ NEFS, bilinç atımızdır- 9
1878 Okunma.
16 Ocak 2020
EGO/ NEFS, bilinç atımızdır- 8
2215 Okunma.
08 Ocak 2020
EGO/ NEFS, bilinç atımızdır- 7
2315 Okunma.
02 Ocak 2020
EGO/ NEFS, bilinç atımızdır- 6
2160 Okunma.
26 Aralık 2019
EGO/ NEFS, bilinç atımızdır- 5
2539 Okunma.
17 Aralık 2019
EGO/ NEFS, bilinç atımızdır- 4
2216 Okunma.
11 Aralık 2019
EGO/ NEFS, bilinç atımızdır- 3
2317 Okunma.
04 Aralık 2019
EGO/ NEFS, bilinç atımızdır- 2
2274 Okunma.
28 Kasım 2019
EGO/ NEFS, bilinç atımızdır- 1
2390 Okunma.
20 Kasım 2019
Düalite sırrı (Zıtlar prensibi)- 4
2304 Okunma.
13 Kasım 2019
Düalite sırrı (Zıtlar prensibi)- 3
2157 Okunma.
07 Kasım 2019
Düalite sırrı (Zıtlar prensibi)- 2
2824 Okunma.
30 Ekim 2019
Düalite sırrı (Zıtlar prensibi)- 1
2123 Okunma.
24 Ekim 2019
Duygular, bilinç prangalarıdır- 3
2026 Okunma.
16 Ekim 2019
Duygular, bilinç prangalarıdır- 2
2100 Okunma.
10 Ekim 2019
Duygular, bilinç prangalarıdır- 1
2232 Okunma.
04 Ekim 2019
Herşeyin Hakk’ını vermek (AN’ın kulu= "Vakt'in oğlu olmak)
2229 Okunma.
27 Eylül 2019
Akleden Kalp (Zihin/ Gönül)- 4/ son
2156 Okunma.
19 Eylül 2019
Akleden Kalp (Zihin/ Gönül)- 3
2892 Okunma.
12 Eylül 2019
Akleden Kalp (Zihin/ Gönül)- 2
3296 Okunma.
05 Eylül 2019
Akleden Kalp (Zihin/ Gönül)- 1
2680 Okunma.
31 Ağustos 2019
Bağımlılıklar’ımız / Zincirler’imiz- 3
2375 Okunma.
22 Ağustos 2019
Bağımlılıklar’ımız / Zincirler’imiz- 2
2484 Okunma.
16 Ağustos 2019
Bağımlılıklar’ımız/ Zincirler’imiz- 1
2493 Okunma.
08 Ağustos 2019
Başlarken…
3720 Okunma.
Haber Yazılımı