Yazı Detayı
05 Şubat 2020 - Çarşamba 10:56 Bu yazı 3074 kez okundu
 
Ülkemizdeki sosyal hizmetlerin tarihi gelişimine bakış- 3
İsmail Kılıç | Sosyal Hizmetler Müdürü
ismail.kilic@ailevecalisma.gov.tr
 
 
Uluslararası Sosyal Hizmet Uzmanları Federasyonu yaptığı tanıma göre sosyal hizmet; insanların daha iyi yaşam koşullarına ve refaha kavuşmaları için güçlendirilmelerini ve özgürleştirilmelerini sağlamaya çalışan bir meslektir. Sosyal hizmet, sistem kuramına dayanır ve insanların kendi çevreleriyle etkileşim süreçlerine müdahale ederek sosyal adaleti artırmaya çalışır. Sosyal hizmette insanları güçlendirmek, bireylerin, ailelerin, grupların, kuruluşların ve toplulukların, kişisel, kişiler arası, sosyoekonomik, .siyasi âlândaki güç ve etkilerini, onların koşullarını iyileştirerek arttırmalarına yardımcı olma sürecidir. 
Birçok devlette olduğu gibi, Türkiye'de de sosyal hizmet alanı, her dönemin ekonomik, sosyal, kültürel ve politik gelişmelerinden etkilenmiştir. Türkiye'de sosyal hizmetin Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki uygulamalardan etkilendiğini de belirtmek gerekir.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi Kurumsal anlamda, özellikle yetim ve öksüz çocukları çalışma alanı içine alan sosyal hizmet, ilk olarak 19. yy. sonlarından itibaren Osmanlı İmparatorluğu döneminde devlet eliyle yürütülmeye başlanmıştır. Aslında bu hizmetin günümüzdeki anlamıyla tamamen hak temelli bir uygulama olduğu iddia edilemez. Osmanlı İmparatorluğu döneminde (Taşkesen, 2017: 57-66) Fatih İmareti Vakfiyesi, Sıbyân Mektepleri (geniş bilgi için bkz., Türkmen, 2015: 4-10) gibi kurumlar sosyal hizmetle ilişkilendirilebilecek  yapılanmalardır. Ayrıca 1863 yılında kurulan Darüşşafaka (Şişman, 2017: 6), babası ölmüş ve ekonomik durumu iyi olmayan çocuklara eğitim vermek için devlet eliyle kurulmuş bir yapıdır. 1896 yılında dilencilere, yoksullara ve kimsesizlere hizmet vermek için açılan Darülaceze (bkz., Çetinkaya ve Çavuşoğlu, 2010: 13-30) ve Sultan II. Abdülhamid zamanında yetim çocuklara meslek edindirme, yoksul çocuklara barınma hizmeti sunma gibi amaçlarla kurulan Darülhayr-i Ali4 de Osmanlı İmparatorluğu zamanında gerçekleştirilen sosyal hizmet uygulamaları şeklinde kabul edilebilir. 
Daha sonra 1914 yılında Balkan Savaşları sonrasında yetim ve öksüz kalan çocuklara barınma ve koruma hizmeti verilmesi gayesiyle Darüleytam, 1917 yılında kurulan Himaye-i Etfal, ilk ulusal girişimler arasında yer almıştır (Sarıkaya, 2007: 321-338). 1921 yılında, daha önce İstanbul'da Himaye-i Etfal adı ile fonksiyon üstelenen kurum, Himaye-i Etfal Cemiyeti adı ile Ankara'da da kurulmuştur (Selcik ve Güzel, 2016: 466). Himaye-i Etfal Cemiyeti daha sonra bir kamu kurumuna dönüştürülerek Çocuk Esirgeme Kurumu adını almıştır.
Cumhuriyet Döneminde ise; 1961 Anayasası'na Kadar Olan Dönem Hükümeti tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi aracılığıyla kabul edilen Teşkilatı Esasiye Kanunu'nda sosyal hizmet alanıyla doğrudan veya dolayalı olarak ilişkilendirebileceğimiz bir düzenleme bulunmamaktadır. 1941 yılında kabul edilen Asker Ailelerinden Muhtaç Olanlara Yardım Hakkında Kanun ile 1949 yılında çıkartılan Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkında Kanun vb. yasal düzenlemeler sosyal hizmet alanındaki önemli mevzuat çalışmalarıdır. 1950 yılı sonrası dönemde Türkiye'de sosyal hizmet uygulamalarına yönelik gerçekleştirilen çalışmalar, özellikle 1961 Anayasası'nın kabulünün etkisiyle 1960'lı yıllarda büyük bir ivme kazanmıştır. 1950'li yılların sonundan itibaren sosyal hizmet alanına ilişkin profesyonel anlamda meslek elemanları yetiştirilmeye başlanmıştır. 24.10.1945 tarihinde resmen kurulan evrensel nitelikte bir örgüt olan Birleşmiş Milletler 'in teşvikiyle Türkiye'de sosyal hizmet alanında çalışmalar yürütülmüş ve teorik nitelikte mevzuata katkı anlamında, 1959 yılında 7533 sayılı Sosyal Hizmetler Enstitüsü Kurulmasına Dair Kanun kabul edilmiştir (Selcik ve Güzel, 2016: 466-467).
Cumhuriyet Dönemi: 1961 Anayasası'nın başlangıç bölümünde yer alan “İnsan hak ve hürriyetlerini, milli dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukuki ve sosyal temelleriyle kurmak için” ifadesi ile 2. maddede yer alan “Türkiye Cumhuriyeti, sosyal bir hukuk devletidir” cümlesi, devletin sosyal refah hizmetlerine ve 3. Bölümde yer alan Ailenin Korunması, İktisadi ve Sosyal Hayatın Düzeni, Çalışma İle İlgili Hükümler devletin sosyal refah hizmetlerine verdiği önemi açıkça göstermektedir. 1961 Anayasası'nın 48. maddesinde ise “Herkes; sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Bu hakkı sağlamak için sosyal sigortalar ve sosyal yardım teşkilatı kurmak ve kurdurmak Devletin ödevlerindendir” şeklindeki düzenleme, sosyal yardımlara ilişkin sorumluluğun devlete verildiğini göstermektedir. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1963-1967) ile İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planının (1968-1972) hayata geçirilmesi için öngörülen çalışmalar doğrultusunda, özellikle çocuk refahı alanında önemli kararlar alınmış ve uygulamaya konulmuştur. Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü 1983 yılına kadar hizmet verdikten sonra 2828 sayılı kanunla birlikte Çocuk Esirgeme Kurumu ile birleştirilerek Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu olarak hizmet vermeye başlamıştır.
1982 Anayasası Dönemi 1961 Anayasası'nda olduğu gibi, 1982 Anayasası'nda da insanların iyilik halini artırmak ve sosyal adaleti sağlamak amacını güden hizmetler anayasal bir hak olarak tanımlanmıştır. 2828 sayılı kanunun 3. maddesinde “Sosyal Hizmetler; kişi ve ailelerin kendi bünye ve çevre şartlarından doğan veya kontrolleri dışında oluşan maddi, manevi ve sosyal yoksunluklarının giderilmesine ve ihtiyaçlarının karşılanmasına, sosyal sorunlarının önlenmesi ve çözümlenmesine yardımcı olunmasını ve hayat standartlarının iyileştirilmesi ve yükseltilmesini amaçlayan sistemli ve programlı hizmetler bütünü” şeklinde tanımlanmıştır. 
Türkiye'deki sosyal hizmet uygulamalarını, 1986 yılında Başbakanlığa bağlı olarak kurulan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, Aile Araştırma Kurumu (1989), Kadının Statüsü ve Sorunları Başkanlığı (1990) ve Özürlüler (Engelliler) İdaresi Başkanlığı (1997) gibi kurumların kurulması takip etmiştir. 
Zamanla alanda sosyal refah hizmetlerinin tek bir çatı altında toplanması gerektiği fikri gündeme getirilmiş ve 2011 yılında çıkarılan 633 Nolu Kanun Hükmünde Kararname ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) kurulmuştur. Bakanlığın kurulması ile birlikte kamusal alanda sosyal hizmet uygulaması gerçekleştiren tüm kurum/kuruluşlar genel müdürlük veya daire başkanlığı olarak tek bir çatı altında toplanmıştır (Selcik ve Güzel, 2016: 466- 468). ASPB Kuruluş Kanunun 2. maddesinde çocuklar, kadınlar, engelliler, yaşlılar ve şehit yakınları ve gaziler ASPB'nın görev alanına dâhil edilmiştir (Selcik ve Güzel, 2016: 467).
Ana hizmet alanlarından çocuklara yönelik Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü,  Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü kapatılarak bakanlığa bağlı bir genel müdürlük oluşturulmuş, yine Aile ve Sosyal Araştırmalar Kurumu'nun görevleri ise kurulan Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü yerine getirmeye başlamıştır. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü'ne dönüştürülmüştür. Özürlüler (Engelliler) ve Yaşlılar Daire Başkanlıkları birleştirilerek, Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Yeni oluşturulan Şehit Yakınları ve Gaziler Dairesi Başkanlığı ASPB'na bağlanmıştır. Böylece ASPB'nın merkez teşkilatının beş hizmet birimi doğrudan sosyal hizmet ve sosyal yardımlarla ilgili genel müdürlük düzeyinde yapılandırılmıştır. 
Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (Kararname No 1)'nin 65. Maddesinin (a) fıkrasında “Sosyal hizmetler ve yardımlara ilişkin ulusal düzeyde politika ve stratejilerin geliştirmesi amacıyla gerekli çalışmalar yapmak, uygulamak, uygulanmasını izlemek ve ortaya çıkan yeni hizmet modellerine göre güncelleyerek geliştirmek,” … olarak Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının sosyal hizmetler görev alanında kapsamlı bir şekilde yer aldığı görülmektedir.  
Ülkemizde sunulan sosyal hizmetin daha çok sosyal yardım karakterli olduğunu da söyleyebiliriz. Bu durum da Güney Avrupa Refah Modeline benzetilmektedir. Çünkü bu model sadece yoksul, kimsesiz ve yardıma muhtaç kişilere yönelik gerçekleştirilen sosyal hizmet uygulamaları “hak temelli” bir anlayıştan uzak olmakta ve “ihtiyaç” bazlı olarak verilmektedir. Türkiye'de geleneksel aile yapısının güçlü bir şekilde devam etmesi nedeniyle sosyal hizmet uygulamalarında aile, akraba, arkadaş ve komşu gibi yardım mekanizmalarının sorumluluk alması da sıkça tespit edilebilmektedir (Selcik ve Güzel, 2016: 466-468). 
Özet olarak; sosyal yardım ve sosyal hizmetlerin sunumunda modern yaklaşımların ve politikaların Türkiye'de tartışılmaya başlanmasının yeni olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır. Türkiye'de batılı anlamda sosyal hizmetler, 1960'lı yıllardan sonra gelişmeye başlamıştır. Sosyal hizmetlerin kamusal sunumu konusunda 1980'li yıllarda Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü'nün kurulmasıyla yeterli olmayan bir kurumsallaşma başlamış ve 1 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile nihai bir fonksiyona erişmiştir; bu yasa ile devlete düşen görevler kapsamlı bir şekilde ortaya konulmuştur. Sosyal hizmetlerin son yıllardaki devlet bütçesinden ayrılan kaynak olarak bakıldığında ise, 2001 yılından bu yana bu alanda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak; sosyal yardım bütçesi 21 kat artarak, 2 milyar liradan 43 milyar liralara ulaştığı, toplamda ise 239 milyar liralık topluma farklı hizmet modelleri ile vatandaşlara sosyal yardım ulaştığı görülmektedir. Bilhassa 2006 yılından bu yana engelli evde bakım hizmeti olarak bilinen hizmet modelinde 513 bin yaşlı ve engelli vatandaşımıza da ailesi yanında evde bakım desteği verildiği bilinmektedir. Bu sayı Manavgat ilçemize yorumlandığında 2019 yılı sonu itibariyle 1225 olarak sunulduğu; yine ülkemiz genelinde 122 bin çocuğumuza sosyal ekonomik destekten faydalanmasını sağlandığı ilçemizde ise bu hizmetin 64 çocuğumuza sunulduğu görülmektedir. 
Sosyal hizmetler alanındaki çalışmalar sosyal devlet ilkesi gereği yine devletimizin birey ve toplumun talepleri dikkate alınarak toplumun bütün kesimlerine dönük hizmet türleri bakımından da çeşitlenerek ve giderek artan verimlilik ve kalite anlayışı içerisinde artan bir ivmede devam edeceği öngörülmektedir. 
 
Yazının hazırlanmasında yararlanılan kaynaklar, 
Reçber, B. (2019). Sosyal Hizmetin Gelişiminde Türkiye'nin Konumu: Teorik Bir Analiz. Toplum ve Sosyal Hizmet, 30(2), 715-738. 
Taşgın, Ş., N., Özel H.(2011). Türkiye'de Sosyal Hizmetlerin Dönüşümü. Toplum ve Hizmet, 22 (2), 175-190. 
 
Etiketler: Ülkemizdeki, sosyal, hizmetlerin, tarihi, gelişimine, bakış-, 3,
Yorumlar
Haber Yazılımı