Yazı Detayı
27 Eylül 2019 - Cuma 09:31 Bu yazı 81 kez okundu
 
Zaman geçerken...
Sevinç Şahin
svnc.shn@gmail.com
 
 

Ne zaman ve nasıl bu hale geldik bilmiyorum. Bir zamanlar hayaller kurar, devrimler yapar, Niğde gazozu içer, her hafta birimizin evinde toplanır, kitaplar okurduk. Kitaplar en iyisiydi. Hayaller de öyle. Kitaplar hayallerimizi besler, hayaller de daha fazla okuma isteği uyandırırdı.

Her gün yeni sorunlar tespit eder, o sorunlara çözüm aramakla devirirdik saatleri.

Aynı zaman da okula gider, kuyruklarda bekler, annemize- babamıza yardım ederdik. Eş-dostu unutmaz, ziyaret eder, iade-i ziyaret edilirdik. Tüm bunlara yetecek zamanımız olur, bir de üstüne üstlük aşık olur, yürekten sever, şiirler yazardık.

Zaman öylesine hızlı ve fare üfürüğü gibi davranarak geçti ki, hiç bir şey hissedemedik. Zaman zaman hissedecek gibi olduk yine o tatlı uyuşturan üfürük bize hakim oldu. Ve sonuç; hayalsiz, amaçsız, devrimsiz, gazozsuz, kitapsız ve aşksız bir nesil. 

Bu nesil bizim eserimiz. Okumayan, okuduğunu anlamayan, okumadığı için de hayal etmesini bilmeyen, amaçsız, davasız bir nesil. Eş dost tanımayan, hiçbir şeye zamanı yetmeyen, mevsimlik duygularını aşkla karıştıran, sevgisiz bir nesil. 

Nasıl ya? diyorum. Nasıl mümkün oldu bütün bunlar? Hangi yanlış yele kapıldık ki şimdi buradayız?

Bizler dengelerin hızla değiştiği bir çağa şahitlik ederek bu günlere geldik, neslimiz ise o değişimin bir parçası olarak yaşıyor. Değişmek iyidir, ama içeriği önemlidir. Nasıl ve ne yönde değişmek? Her bilginin depolandığı hiçbir verinin kaybolmadığı bir çağda bizler, bizi biz yapan değerleri veremedik neslimize.

Bize " gerici" diyorlar ya bazı malum kişiler, bizim geri tarafımız işte budur; gençlerimizin, çocuklarımızın yüreklerinden nasıl tutulur bilemedik.
Zaman geçip giderken, değişen zamana inat bizler olduğumuz yerde kalmayı marifet saydık. "Bakın, ben hala aynıyım" efsanesini yarattık, sanki marifetmiş gibi gururla kasım kasım kasıldık. Sonra ne mi oldu; bizi geçip gidenlerin arkasından bakakaldık.

Mesele "aynı kalmak" değildi, mesele "çağı yakalamak" ta değildi, mesele "çağ açmak"tı. Tarih boyunca Peygamber sancağını gururla kıta kıta dolaştırırken, her konuda devrim niteliğinde oluşumlar gerçekleştiren bu millet, bu sebeple asırlarca neredeyse tüm dünya üzerindeki tek hakim güç olmuştu. 

Ama artık destan yazan değil yazılan destanları bir efsane gibi okuyan bir milletiz.
Müslüman feraset sahibidir. Geçmişten ders alır, geçmişin hatalarını basmak yaparak geleceği inşa ederken, tüm yeniliklerin, değişimlerin öncüsü olur. 

Ferasetimizi yıllar yıllar önce yitirdiğimize göre, imanımızı tartmamızın zamanı gelmiş te geçiyor demektir. Nal toplatan değil nal toplayan olmaya devam ettiğimiz sürece, başka mahallelerden göreceğimiz muamele hep aynı kalacaktır. 

Sürekli gardını almak zorunda kalarak yaşamak çok acı. Bu durum, bu mesele en büyük meselemizdir.

Tarih bilimcilerimizin, sosyoloji, psikoloji, antropoloji uzmanlarımızın bir araya gelip kırılma noktamızı tesbit ederek, bir iyileştirme stratejisi ortaya koymaları gerekmektedir. Eğer geleceği inşa eden bir millet olmak istiyorsak bunu yapmalıyız.

Bizler ve bizden öncekiler, Necip Fazıl'ın ifadesiyle "güneşi ceketinin astarı içinde kaybetmiş, marka müslümanları" yız. Üstadın gençliğe hitabesinde taslağını ortaya koyduğu "o gençliği" görmek istiyorsak, önce onların yüreklerinden tutmayı öğrenmeliyiz.

Hiçbir el, kendini yüreğinden tutan eli bırakmaz. Merhametle uzatın ellerinizi, onlar bizim hem dünyada ki hem ahiretteki geleceğimiz. Hatırlatmak istedim sadece; merhametli olunuz ki, merhamet olunasınız. 

MERHAMET ETMEYENE MERHAMET EDİLMEZ

 
Etiketler: Zaman, geçerken...,
Yorumlar
Haber Yazılımı