
H.O: Cenk DEMİRTAŞ kimdir?
Felsefe öğretmeni, edebiyat ve tarih meraklısı doğa düşkünü ve biraz da gitar.H.O: Cenk DEMİRTAŞ için Manavgat ne anlatmaktadır? Dinginlik, güzel dostlar, doğa ve küçük oğlumun, Arda’nın doğum yeri.H.O: Cenk DEMİRTAŞ açısından felsefe ile tarih arasında nasıl bir köprü kurabilir. Bir de Türk Tarihi ile Türk felsefesi hakkında neler söylemek ister. “Tarih, sosyolojinin laboratuvarıdır.” diye bir söz vardır. Ben tarihin felsefenin de laboratuvarı olduğunu düşünüyorum. Sosyolog gibi felsefeci de kavramlarının tanımını yaparken yani onları sınırlandırıp belirlerken tek tek tarihsel olaylara bakar, tümevarım yapar. Bu nedenle tarihten kopuk bir felsefe bence ayakları yere basmayan bir felsefedir. Karl Marx’ın “Ben Hegel’i ayakları üzerine bastırdım.” Sözünü de böyle anlamak gerekir. Tarih, yani gerçeğin bizzat kendisi felsefeye kaynak oluşturur.H.O: Cenk DEMİRTAŞ siz Türk tarihi üzerinde çalışmalar yapmaktasınız ve bu konuları kaleme almaktasınız. Türk tarihinde eksik olan nedir ki siz bu konuları irdelemektesiniz? Bence, bu konudaki temel eksiklik metodoloji probleminden kaynaklanıyor. Tarih, özel olarak Türk tarihi, bir takım olayların arka arkaya geldiği karmakarışık bir çorba gibi sunulup algılanıyor. Oysa diğer bilimlerde olduğu gibi tarihte de olaylar belirli neden sonuç ilişkileri ve karşılıklı etkileşimler halinde olup biter. Bunu söylerken öncelikle tek nedenli ve indirgemeci yaklaşımlardan kaçınarak ve insan bilimlerindeki çok nedenliliği ve karmaşıklığı göz önüne alarak konuşuyorum. Elbette tarih gibi, sosyoloji, psikoloji gibi insan bilimlerinde olaylar çok nedenlidir ve bu yüzden doğa bilimlerindeki kesinlikten uzaktır. Kaldı ki doğa bilimlerinde bile teoriler hatta yasalar değişebilir niteliktedir. Ancak, bununla birlikte tarih düzensizlik içeren bir bilim değildir. Belki kesin yasalar içermez ancak yine de eğilimler ve belirli ölçülerde nedensellik içerir. Ben tek değil ama temel belirleyicinin tüm tarihte olduğu gibi Türk Tarihinde de alt yapı yani ekonomik ilişkiler, üretim biçimi olduğunu düşünüyorum. Bu gerçeğin özellikle 1980’lerden sonra ihmal edildiğini ya da bilinçli olarak göz ardı edildiğini kanaatindeyim. Türk Tarihine de bu bakış açısıyla yaklaşıyorum.H.O: Cenk DEMİRTAŞ siz kültür sanatın içinde olan bir öğretmensiniz edebiyatın yanın da müzik de var. Şiir ve müzik hakkında neler söylemek istersiniz? Öncelikle insanın sadece akıl sahibi bir varlık olmadığını aynı zamanda duygu sahibi bir varlık olduğunu hatırlayalım. Bunlardan birisi eksik olduğunda insanın “Tam” olmadığını düşünüyorum. Şiir ve müzik, genel olarak sanat insanın duygu yönünü besliyor. Bu açıdan çok önemli. Ayrıca tüm sanat dallarında olduğu gibi şiirin ve müziğin de içinde yaşadığı ekonomik ve sosyal koşullardan bağımsız olmadığını, bir ölçüde bu koşulları yansıttığı kanaatindeyim. Moğol istilasının neden olduğu kaosu bilmeden Yunus’u, çağının sınıf çatışmalarını bilmeden “Harname”yi, Lale Devrini bilmeden Nedim’i, yazıldığı koşulları anlamadan “Otuz Üç Kurşun”u hakkını vererek değerlendiremezsiniz. Aynı şekilde Blues’u anlayabilmek için için de doğduğu ekonomik ve toplumsal koşulları, Neşet Ertaş’ı anlayabilmek için bozkırın sosyal yapısını bilmek gerekir. Aynı durum Beatles, Pink Floyd, Bob Marley, Zülfü Livaneli, Grup Yorum için de geçerli.H.O: Cenk DEMİRTAŞ için edebiyat – sanat nedir. Edebiyatsız – sanatsız bir dünyada yaşamak ister miydi? Hayatın tadı tuzudur. Biraz önce söylediğim gibi insan bütününün tamamlayıcı unsurudur. Edebiyatsız, sanatsız bir dünya çölden farksız olurdu.H.O: Cenk DEMİRTAŞ açısından sanatın amiral gemisi nedir. Açıklar mısınız? Bence sanatın amiral gemisi roman ve şiirdir. Çünkü hitap ettikleri alan çok geniş. Müziği de göz ardı etmemek gerekir. Benim yaşamımda belirleyici olan öncelikle bu üç alandır.H.O: Cenk DEMİRTAŞ yazma denemelerini üretirken nasıl bir yol izlemektedir? Günün hangi saatlerinde yazar. Günde kaç sayfa yazar. Yazmak nasıl bir duygudur. Yazdıklarınızı kendiniz beğenir misin? Bu konuda Marquez gibi düşünüyorum. Belirli bir saati, zamanı yani rutini yok. Ruh halimle çok ilgili. Bazen saatlerce yazıyorum, kimi zaman da günlerce elime kalem almıyorum. Ama bir konuyu bitirmeden de ara vermemeye, en azından uzun süreli aralar vermemeye gayret ediyorum. Yazdıklarım, çoğunlukla tarih ve tarih felsefesi üzerine olduğu için kişisel düşüncelerimden daha çok tarihsel olayları yazıp onlar üzerinde değerlendirmeler yapıyorum. Yazdıklarımı da beğeniyorum ve bu konudaki çalışmalarımdan dolayı mutluyum.H. O: Bilim dünyası insanların yazması için en uygun zamanın sabah saat 10 ile 12 arası olarak belirlenmiş siz bu konuda ne dersiniz? Bilim insanlarına saygım var; bilimsel, pedagojik anlamda bu söylenen doğru olabilir. Ancak her konuda geçerli olmayabilir. Burada bireysel farkların, kişilik, yetenek, ilgi gibi faktörlerin rol oynayacağını düşünüyorum. Örneğin, bir rehber danışman öğretmen olarak ben de öğrencilerime en verimli çalışma saatlerinin sabah erken ve akşam yatmadan önceki saatler olduğunu söylüyorum. Ancak, dediğim gibi, bireysel farkları, duygu durumunu ihmal etmemek gerekiyor. Bu yüzden bir genelleme yapmak doğru olmaz diye düşünüyorum.H.O: Cenk DEMİRTAŞ için bir sanat dalı ile uğraşmak, hem bir meslek, hem de bir hobidir, yani hem bir iş hem de bir tutkudur. Ne dersiniz? Benim için sanat daha çok bir hobi. Ancak yaşamımdaki önemi en az mesleğim kadar ön planda. Bunun yanında doğada olmanın, spor yapmanın da yaşama anlam katan etkinlikler olduğunu söyleyebilirim.H. O: Cenk DEMİRTAŞ sizce kitap yazmak mı zor yoksa o kitabı düzeltmek mi? Birde düzeltmenin sonu var mı? Edebiyat dünyası, hızlı yaz yavaş düzenle ilkesine sahiptir siz nasıl yazıyorsunuz? Özellikle felsefe ve tarih üzerine yapılan yazımlarda konuyu her yönü ile anladıktan sonra değerlendirmelerde bulunmak gerekiyor. Bu yüzden kanımca konu üzerinde iyice düşünüp bütünü kavramak ve sonra yazmak gerekiyor. Bunu yaptığınızda bütünü oluşturan unsurlar arasındaki ilişkilere daha iyi görebiliyor ve konuya hakim olabiliyorsunuz. Bu noktada da daha önce sözünü ettiğim tümevarım yöntemi tümdengelim ile dengeleniyor. Gestaltçı ve Bilişselci yaklaşımlara bu konuda hak veriyorum.H.O: Cenk DEMİRTAŞ sizi etkileyen Türk ve Dünya yazınındaki önemli kalemler kimlerdir. Neden? Bir de Türk edebiyat tarihindeki en önemli romancı ile şair kimdir. Neden? Beni en çok etkileyen Türk Edebiyatçıları, Yaşar Kemal, Ahmet Arif ve Nazım Hikmet. Dünya edebiyatında ise Marquez, Amin Maalouf, Jack London’dur. Rus edebiyatının da hakkını yememek lazım. Ancak Marquez okumaya başladıktan sonra başka bir dünya ile tanıştım ve Karayiplerin havasını solumaya başladım. Maalouf da beni özellikle “Tanios Kayası” da uzak ülkelere, Lübnan Dağlarına götürdü.H.O: Cenk DEMİRTAŞ bir sanatçıyı güzellik mi tetikler yoksa çaresizlik mi? Bir şiir güzel bir göl kenarında mı yazılır yoksa çaresizlik içinde mi? Bence her ikisi de sanatçıyı besler. Sanatı sadece güzelliğe ve mutluluğa ya da sadece çaresizliğe ve mutsuzluğa bağlayamayız. Unutmayalım ki Karacaoğlan “Güzel ne güzel olmuşsun”u da, “Bir kız bana emmi dedi neyleyim”i de yazmıştır. Hem umut ve güzellik hem de çaresizlik besler sanatı.H.O: size nasıl hitap edilmesini tercih ederdiniz (Dr. Prof, Av., Hakim, Yazar/ Şair, Ressam, Müzisyen, Sanatçı… gibi)? Neden? Felsefe öğretmeni benim için yeterlidir.H.O: Manavgat edebiyatı, kültür sanatı hakkında ne düşünüyorsunuz? Tabi ki Manavgat ve edebiyat denilince ilk aklıma gelen, Ömer Bedrettin UŞAKLI ve “Mavi nurdan bir ırmak” mısraı ayrıca Manavgat’ın kültüre ve özellikle gençlerin eğitimine verdiği önemin farkındayım. Yaklaşık 35 yıllık Manavgat deneyimim bende bu kanaati oluşturdu.H.O: Sizi en çok etkileyen kitap ya da sanat objesi nedir? Birkaç kelime ile anlatırsanız sevinirim. Marquez’in “Yüzyıllık Yalnızlık” kitabı ve özellikle lise yıllarımda okuduğum, Edgar Allan Poe’nun “Annabel Lee” şiirinin bende önemli bir etkisi vardır.H.O: Aşağıdaki isimler size neyi çağrıştırmaktadırlar? Sokrates: “Sorgulanmamış bir hayat, yaşanmaya değmez.” Attila İlhan: “Mavi gözlü dilber Akdeniz.” Macit GÖKBERK: Türk aydınlanmacısı, büyük felsefe tarihçisi. Nihal Atsız: 1944 olayları ve Ruh Adam. Necip Fazıl: “Ne hasta bekler sabahı…” Cengiz Aytmatov: Cengiz Han’a Küsen Bulut ve Issık Göl buluşmaları. Yaşar Kemal: Samimiyet, Çukurova ve göçerler. Orhan Pamuk: Detaylar ve dünyaya açılan pencere. Shakespeare: İngiliz Dili ve Edebiyatı. Dostoyevski: Edebiyatta felsefe. Sofi’nin Dünyası: Çocuklar için felsefe. Dünya klasikleri: İnsanlığın ortak mirası. Türk klasikleri: Yeryüzü demetinde ülkemin renkleri. Orhun Yazıtları: Tarihe vurulan damga. DTCF: Genç Türkiye Cumhuriyeti. Bilim: Hayatta en hakiki mürşit.