İz Bırakanlar - Mustafa KOÇ

Halk Kütüphanesi Müdürü Hidayet Oktay'ın, ilçe kültür sanatına yön veren değerleri ele aldığı "İz Bırakanlar" köşesinde bugünün konuğu Mustafa Koç...

Haber Giriş Tarihi: 05.09.2023 13:00
Haber Güncellenme Tarihi: 05.09.2023 13:00
https://www.nehir.net/

Mustafa KOÇ

Bir insan doğduğu coğrafyanın özelliklerini bu kadar mı üzerinde taşır. Mustafa KOC, doğmuş olduğu Ahmetler köyünün bütün özelliklerini üzerinde taşımaktadır. Yüzyıllardır genlerinde taşıdığı Yörük kültürünü gittiği her yerde yaşatan yazarımız, Torosların dilini araştırmış, her taşında kovuğunda bir sözcük takılı olan Toros dağlarındaki yaşamı irdelemiş araştırmış didiklemiş unutulmaya yüz tutan sözcükleri, derlemiş ve günümüz insanlarına sunmuştur.

Mustafa KOÇ hocamdan gelecekte Toros dağlarının türkülerini, hikayelerini halk inanışlarını da bekliyoruz. İnananı yorum ki o koca çınar bütün bunları yaparak günüz insanlarının kullanımına sunacaktır. Teşekkürler hocam.

SÖYLEŞİ H.O: Mustafa Koç kimdir? İnsanın kendini anlatması bazen zor gelir. Ama kişisel internet sitemde kendimi tanıtırken kullandığım birkaç cümleyi sizinle de paylaşayım.

İlkokuldan yüksek okula kadar eğitimin her kademesinde görev almış bir eğitimci, eğitim gönüllüsü. 40 yıllık dershane ve özel okul çalışanı. Antalya Güneş Dershanelerinin, Güneş Kolejinin ve MK Akademi'nin kurucusu. Ama asıl önemlisi; doğaya, insanlara dost, çocukların elli yıllık arkadaşı, okuldaki miniklerin ayakkabı bağlama eğitmeni. Türkiye ve Türkçe sevdalısı, ilkokuldan üniversiteye binlerce çocuğun ve gencin öğretmeni.

Horasan'dan Anadolu'ya taşınmış Karaman Türkmenlerinden... Mevlana'nın, Hacı Bektaş Veli'nin ve Yunus Emre'nin hemşehrisi. Ayrıca 68 Kuşağından; Türkiyeli, Torosların çocuğu; Manavgatlı, Ahmetlerli; biraz da Galatasaraylı. Bir de bu toprağın bütün değerlerine bağlı ve saygılı; Atatürkçü, yurtsever bir adem oğlu. https://www.mkoc.net/kurumsal/hakkimda

H.O: Mustafa Koç için Manavgat ne anlatmaktadır? Manavgat’a bağlı bir köyde büyüdüm. Bunu sahildeki çocuklar belki bilemez ama o yıllarda dağ köyünde yaşayan bir çocuk için Manavgat çok önemliydi. Çünkü Manavgat; “Pazar” demekti, portakal demekti; kağıtlı şeker, lokum, bisküvi ya da fırın ekmeği demekti. Sonradan buraların Manavgat Şelalesi, Side ve bereketli topraklar olduğunu öğrendik. Uçsuz bucaksız pamuk tarlalarıyla büyük bir üretim üssüydü.

O yıllarda ilk kez denize girdiğimiz Side sahillerinde yazlık çardaklar vardı. Günümüzde ise turizmin bizden aldığı Manavgat, yerli yabancı milyonlarla paylaştığımız büyük bir merkez oldu. Benim için Manavgat’ın asıl zenginliği ise eğitime düşkün, okumayı seven, aydın bir kent olması. Sonradan anladım ki Manavgat sadece okuyan değil, yazan insanların da bulunduğu bir kültür kenti. Manavgat Yazarlar Grubuyla tanıştığımda bu toprakların çok sayıda şair ve yazarlar yetiştirdiğini gördüm ve gurur duydum.

H.O: Mustafa Koç için yazmak nedir? Yazmanızın gerekçesi nedir? İnsanlar kendilerini ve yaşadıkları dünyayı çeşitli yollarla anlatabilir. Bunun en bilindik yolu sanattır. Kimi insan resim yaparak, kimisi konuşarak, kimisi de müzikle kendini ifade eder. Ancak insanın kendi iç dünyasını yansıtabildiği yolların başında yazmak geliyor. Çünkü yazmak, kişinin kendini en çok özgür hissettiği bir anlatım yoludur.

Her insanın yazmak için farklı gerekçeleri olsa da ben yazmaya “öğrenmek ve öğretmek için başladım” diyebilirim. Bildiklerimiz paylaşılmak içindir. Bilginin, kendimize saklanacak bir ürün olmadığına inanırım.

Çocukluğumdan beri yazıyorum, desem yanlış olmaz. Ancak herkes yazabilir, yazmalıdır da. Hiç olmazsa tarihe tanıklık etmek, bir iz bırakmak ve yarına kalmak için de yazabilir insan. Yazar olmak için yazılmaz, iyi yazdığınız için yazar olursunuz. Öğrencilerimi daima yazmaya özendirdim. Köy sitesi www.ahmetler.com ’u açtığım zaman; sadece üniversite bitirmişleri değil ilkokul, ortaokul, lise mezunu birçok kişiyi de yazmaya teşvik etmiştim. Onlara yol gösterdim: şimdi birkaçı yazar oldu, artık çok güzel yazılar yazmaya başladılar.

Ben, söyleyecek sözü olan herkesin yazabileceğini, hatta yazması gerektiğini düşünürüm. Siz de yazın, sadece kendiniz için bile yazın. Bakın bir süre sonra daha çok yazmaya başlayacaksınız.

H.O: Mustafa Koç için edebiyat nedir, Edebiyatsız bir dünyada yaşamak ister miydi? Benim için edebiyat, duygu ve düşüncelerimizin sanatsal bir dil yardımıyla aktarılmasıdır. Her insanın hayatında bir şekilde edebiyatın yeri vardır. Başkalarının yaşam deneyimlerini, insanın iç dünyasını tanımada, hayallerimizi ve düşünce dünyamızı geliştirmede edebiyatın yeri büyük. Bu nedenle edebiyat herkese dokunur, edebiyat olmayan bir yaşam, büyük bir eksiklik olurdu.

H.O: Mustafa Koç açısından edebiyatın amiral gemisi nedir. (Şiir, roman, tiyatro, deneme gibi) açıklar mısınız? Bir eğitimci olarak Türk Edebiyatının tarihsel sürecini anlatır mısınız? Türklerin bilinen ilk yazılı eseri, Göktürklere ait Orhun Yazıtları olarak bilinir. Ancak Türkçenin yazılı edebiyatı, büyük ölçüde cumhuriyet döneminde gelişti. Bunda cumhuriyetin aydınlanma devrimiyle okur yazar sayısının hızla artmasının da büyük etkisi var. Elbette edebiyat tarihimiz yönünden cumhuriyet öncesi edebiyatımız da çok değerlidir. Özellikle oradan oraya göçerek yaşamış bir toplumda sözlü edebiyatın bugüne ulaşan etkilerini görebiliriz. Ancak cumhuriyet sonrası hızla gelişen edebiyatın, yetişen çok değerli şair ve yazarlarla bireyleri de toplumu da olumlu yönde etkilediğini söylemek gerekiyor.

Edebiyatımızın itici gücünü şiir, roman ve öykü olarak değerlendirebilirim.

H.O: Mustafa Koç eserlerini üretirken nasıl bir yol izlemektedir? Günün hangi saatlerinde yazar. Günde kaç sayfa yazar. Günlük işlerden fırsat buldukça bilgisayarın başında olurum. Artık deftere yazdığımız günler geride kaldı. Ben klavyeyle daha kolay yazabiliyorum. Sabahları ve gece vakti yazmak, yazıya odaklanma bakımından daha uygun sayılır. Yazmaya oturduğumda dikkatimi dağıtacak bir etmen olmadıkça uzun süre yazabiliyorum.

H. O: Bilim dünyası insanların yazması için en uygun zamanın sabah saat 10 ile 12 arası olarak belirlenmiş siz bu konuda ne dersiniz? İş ortamından fırsat buldukça bir oturuşta çok sayfa yazmak yerine, değişik saatlerde daha sık yazmayı tercih etmek zorundayım. Sabah saatleri, dinlenmiş bir zihin için daha uygun olsa da bizim gibi mesleği yazarlık olmayan, başka işler yapmak zorunda olanlar için o saatleri kullanmak her zaman kolay olmayabilir. Bu nedenle yazma saatlerinin özel koşullara ve kişiye göre değişebileceğini düşünüyorum.

H.O: Mustafa Koç için bir kitap yazmak hem bir meslek hem de bir hobidir, yani hem bir iş hem de bir tutkudur. Ne dersiniz? Doğru, böyle bir hobiniz olmazsa zaten sürekli yazmazsınız. Hobilerinizin peşine takıldığınızda yazmak işiniz gibi oluyor. Ben yazarken aldığım haz olmasa belki de hiç yazmazdım. Çünkü yazarak para kazanmış çok insan yok, bu işi sevmek de gerekiyor. Çetin Altan, yazarlığın her zaman karın doyurmadığını, yazı adamlarının çoğu zaman geçinmek için başka işler de yaptığını anlatırdı. Bana soruyorsanız, bugüne kadar ticari amaçlı kitap yazmadım. İlk kez bu yıllarda böyle bir çalışma içindeyim. Şimdi çocuklar için okuma ve düşünme eğitimi üzerine kitaplar yazıyorum. Bu çalışmaların toplumdan ve eğitim çevrelerinden alacağı tepkiyi ise merak ediyorum. Çünkü bu yeni bir yöntem. Seçeneksiz sorularla çocukları düşünmeye, dikkati toplamaya ve sabırlı olmaya alıştırmak istiyorum.

H. O: Mustafa Koç, sizce kitap yazmak mı zor yoksa o kitabı düzeltmek mi? Bir de düzeltmenin sonu var mı? Edebiyat dünyası; hızlı yaz, yavaş düzenle ilkesine sahiptir. Siz nasıl yazıyorsunuz? Siz bir yazar olarak nereden beslenmektesiniz? Benim için de düzeltme yapmak daha zor. Çünkü içinizde yazma tutkusu varsa zaten hızla yazıyorsunuz ve o sizi yormuyor. Tersine severek yazarken mutlu da oluyorsunuz. Ancak düzeltme yapmak öyle değil. Yazıya farklı bir açıdan bakarak ve daha dikkatli olmaya zorlanıyorsunuz. Adeta bir sorumluluk üstleniyorsunuz. Ben özellikle kendi yazılarımı düzeltirken yanlışlarımı fark edememekten korkarım. Çünkü bazen insan kendi yazısındaki yanlışı göremeyebiliyor. Ayrıca kendi yazılarınızı düzeltirken bazen bir bölümü yeniden yazmaya da kalkıyorsunuz. Yani düzeltmeye fazla takılmanın sonu yok.

H.O: Mustafa Koç, sizi etkileyen Türk ve Dünya yazınındaki önemli kalemler kimlerdir. Neden? Bir de Türk edebiyat tarihindeki en önemli romancı ile şair kimdir. Neden? Yazarlık, biraz da muhalif olmaktan ve eleştirmekten besleniyor. Bizim demokrasimizin, eleştiriye pek hoşgörüsü olmamış. Bu yüzden yöneticilerimiz böyle yazarları fazla sevmemiş. Oysa gazetecinin, yazarın işi budur: Yazar, gördüğü yanlışı eleştirecek; yönetici de bunlardan ders çıkaracak. Oysa hiç öyle olmuyor, yöneticiler her şeyi iyi bildiği için muhalif sesleri tarih boyunca susturmaya çalışmış. Burada belki biraz garip bir ironi de var. Bu ünlü yazarların birçoğu belki de bu baskılar nedeniyle unutulmaz eserler vermiş olabilir. “Memleket” hasretiyle yanıp tutuşurken yurt dışında ölen ve bir mezar kadar toprağa bile kavuşamayan, dünyaca ünlü şairimizin hayat hikayesini herkes biliyor. Başkaları da var. Dünyada milyonlarca insana Türk adını, belki de ilk kez onlar öğretmiş olabilir. Ama biz; Sabahattin Ali’yi, Uğur Mumcu’yu öldürdük, Aziz Nesin’i yakmaya kalktık. Yaşar Kemal’in, Orhan Kemal’in ve ötekilerin yaşadıkları dönemlere de bakarsak yazarlığın bu ülkede pek de “makbul” bir iş olmadığı anlaşılıyor. Buna rağmen Cumhuriyet sonrası Türk edebiyatının unutulmaz şair ve yazarları, devlet adamlarının gözünde olmasa da okurlarının gözünde “makbul” insanlar olarak eserleriyle yaşamaya devam ediyor.

Elbette Türk yazınında çok değerli şair ve yazarlar var. Bunları sıralamak çok zor olsa da unutulmazlar arasında Nazım Hikmet’le ve Yaşar Kemal’in çok özel bir yeri olduğunu düşünüyorum. Çünkü onların yazdıkları kadar yaşadıkları da etkiliyor insanı.

Dünya edebiyatında ise herkesin bildiği Rus ve Fransız klasiklerinin her okuyucu ve yazar üzerinde büyük etki yaptığını düşünüyorum. Ayrıca Kırgız Türk’ü ünlü yazar Cengiz Aytmatov’un eserlerinde kendimi ve kendi çocukluğumu bulduğumu da söylemeden geçmeyeyim. Cemile’yi, Öğretmen Duyşen’i, Toprak Ana’yı herkese öneririm.

H.O: Mustafa Koç, bir edebiyatçıyı güzellik mi tetikler yoksa çaresizlik mi? Bir şiir güzel bir göl kenarında mı yazılır yoksa çaresizlik içinde mi? Yaratıcılığın rahatı sevmediğini düşünüyorum. Bu nedenle hayatın acısını çekenlerin, daha çarpıcı eserler verdiklerine inanıyorum. Dostoyevski’nin hayatı çok çarpıcı bir örnektir. Zorlukların, çaresizliklerin içinden gelen şair ve yazarlar nedense daha unutulmaz eserler vermişler. Keşke o zorlukları çekmeselerdi demek isterim; ama onların yaratıcılığını tetikleyen eserlere bakınca sanırım istemeyerek “iyi ki çekmişler” diyen de çıkabilir.

H.O: Kitaplarınız için ülke okurlarına ne söylemek istersiniz. Ayrıca Manavgat okurlarına özel bir mesajınız var mı? Manavgat edebiyatı hakkında ne düşünüyorsunuz? Ben bu konuya biraz farklı bakyorum. Bir kitap yazayım da meşhur olayım, ya da çok para kazanayım diye bir düşüncem hiç olmadı. Yazdıklarımın çoğunu tarihe tanıklık etmek, not düşmek amacıyla yazdım. Ya da öğretmenlik hastalığı olmalı; okuyana bir ders, bir mesaj vermeyi amaçlarım. Kendimi asla bir şair olarak görmedim ama yayımlamadığım çocuk şiirlerim var, onlar da öyle, küçük de olsa bir bir mesaj verir. Şair olsaydım her halde bütün yazdıklarım didaktik şiir olurdu.

Devlette görevliyken yazdığım iki eğitim kitabını saymazsam ilk kitabım, çok tutulan bir ders kitabıydı. “Dersimiz Türkçe” farklı bir öğretim metodu denemesiydi. Belki de o, “etkinlikli” bir ders kitabının Türkiyedeki ilk örneğiydi. 1990’larda Talim Terbiye Kurulu kararıyla okullara tavsiye edilmişti. Bu kitabın, benim açımdan önemli bir yanı daha vardı: Adını bile söylemenin tabu olduğu yıllarda, Nazım Hikmet’în yazdığı bir şiirin bakanlıkça onaylanan bir ders kitabında ilk kez yayımlanmış olmasıyla çok mutlu olmuştum.

2015’te Ahmetler Kanyonuna yapılmak istenen HES projesine karşı köylülerin verdiği mücadelenin içinde ve onların sözcüsü olarak geçirdiğim 3 yılı belgesel olarak hazırladım. 320 sayfa tutan “Ahmetler’in HES Destanı”, o günlerde özellikle Ahmetlerli kadınların verdiği mücadelenin gerçek bir belgeselidir. Eğer sponsor bulursam yayımlanacak. Yayımlanmasa bile o benim en önemli eserim olarak kalacak.

Bu yılın başında Pegem Yayınları tarafından basılan “Torosların Türkçesi” kitabım 50 yılda hazırladığım bir derleme. Halk ağzında yaşayan ama çoğu unutulmak üzere olan sözcükleri bir bir toplayarak sözlük formatıyla yayımladım. Bu da benim için çok değerli ve gelecek kuşaklara not düştüğüm özel bir çalışma oldu. Kitap, Toroslardan beslenen herkesin kendisine ait bir şeyler bulacağı özgün bir belge niteliği taşıyor.

Ayrıca basılmayı bekleyen birkaç kitap yanında şu anda yazmakta olduğum kitaplarım da var. Özellikle çocukların sözel gelişimine ve düşünme becerilerinin geliştirilmesine yönelik eğitim kitaplarımı çok önemsiyorum. Yıllarını çocuklar arasında ve eğitimin içinde geçirmiş bir eğitimci olarak düşünen çocuklar yetiştirmenin önemini vurgulamaya çalışacağım.

Manavgat için çok şey söylenebilir ama uzatmadan derim ki Manavgat, bir kültür kenti oldu. Eğitimi ve kitapları çok seven insanların elbette yazarları da çok olacak. Mayıs ayındaki Manavgat Yazarlar buluşmasında gördüm ki Manavgat, yazarlarına sahip çıkıyor.

H.O: Sizin eserlerinizin ilham kaynağı nedir? Kitaplarınızı sıralarsanız onları gazetede yayınlarım. Yıllarca çeşitli gazetelerde ve dergilerde eğitim üzerine yazılar yazdım. Benim yazı kaynağım insan, doğa ve çocuk. Eğitim ve doğa üzerine basılmamış çocuk kitaplarım da var. Basılmış ve basıma hazır kitapların bazıları şunlar: 1- Ağır Öğrenen Çocukların Eğitimi 2- Liselerde Disiplin Olayları (Araştırma) 3- Dersimiz Türkçe (2. Baskı) 4- Torosların Türkçesi (Derleme) 5- Ahmetler’in HES Destanı (Belgesel) 6- Kitap Ağacı (Çocuk Kitabı) 7- Bulutlar Ağlayınca Yeryüzü Güler (Çocuk Kitabı) 8- Kanyondaki Sincap (Çocuk Kitabı) 9- Alnımızda Öğretmen mi Yazıyor (Hayat Notları) 10- Sevgi Ağacı (Çocukça Şiirler) 11- Çocuklar Düşündükçe Gelişir / Etkileşimli Düşünme Becerileri Eğitimi (1, 2, 3, 4. Sınıf ve Okul Öncesi) 12- Bildiğin Sözcük Kadar Düşünürsün (Söz Dağarcığı Geliştirmede Yeni Bir Yöntem)

H.O. Aşağıdaki isimler siz de neyi çağrıştırmaktadır. Sizi en çok etkileyen kitap (Roman, şişir, tiyatro ya da araştırma) nedir? Kitapların sonsuz dünyası adeta bir okul gibidir. Herkes gibi ben de okuduğum her kitaptan etkilenirim. Ancak Cengiz Aytmatov’un Öğretmen Duyşen kitabını aralıklarla üç kere okuduğumu söylemeliyim. Orhan Veli: Türk şiirindeki eski yapıyı kökten değiştiren öz Türkçe sözcükleri şiir diline katan Türk şairi. Dalgacı Mahmut / İşim gücüm budur benim / Gökyüzünü boyarım her sabah / Hepiniz uykudayken / Uyanır bakarsınız ki mavi. Attila İlhan: Aşkı ve devrimi yazan çok yönlü Türk aydını: “ben sana mecburum bilemezsin / adını mıh gibi aklımda tutuyorum / büyüdükçe büyüyor gözlerin / ben sana mecburum bilemezsin / içimi seninle ısıtıyorum” Nihal Atsız: Şimdilerde Türkçülük pek ortalarda görünmüyor ama o, kendi döneminin Türkçülerinden. Necip Fazıl Kısakürek: İslamcı şair ve yazar. Cengiz Aytmatov: Kırgız Türk’ü, “Öğretmen Duyşen”’in yazarı. Yaşar Kemal: Yazdıkları dünyaya yayılan ve Oscar ödülünü hak eden, dünyaca ünlü Kör Kemal. Reşat Nuri Güntekin: Anadolu Bozkırında bir Çalıkuşu Feride, Orhan Pamuk: Türkiye’nin Oscarlı romancısı. Aldığı ödülün Yaşar Kemal yerine ona verildiği bile söylendi. William Shakespeare: 500 yıldır yaşayan, gelmiş geçmiş en iyi oyun yazarı. Hamlet, Macbeth, Romeo ve Juliet. “Olmak ya da olmamak, iste bütün mesele bu!” Dostoyevski: Yaşadığı zorluklar, sıkıntılara, hastalıklar arasından çıkıp gelen Büyük Rus yazarı. Dünya Klasikleri: Düşünce dünyamızın dışarıya açılan kapısı. Türk Klasikleri: Cumhuriyetle başlayan aydınlanma ve yazı devrimiyle zenginleşen çağdaş kültür hazinemiz. Orhun Yazıtları: İlk Türk alfabesiyle taşlara yazılan 1300 yıllık imza.