Halk Kütüphanesi Müdürü Hidayet Oktay'ın, ilçe kültür sanatına yön veren değerleri ele aldığı "İz Bırakanlar" köşesinde bugünün konuğu Fatma Sarı...
Haber Giriş Tarihi: 26.02.2023 17:52
Haber Güncellenme Tarihi: 05.09.2023 13:01
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.nehir.net/
Fatma SARI; ilçemizin yetiştirdiği tarihçilerden olan Fatma Hanım, mesleğinin yanına yazarlığı da ekleyerek özelde ilçemiz genelde ülkemiz kültür sanatına katkıda bulunmaktadır. Mesleğinin yanında kişisel gelişim kitapları ile kendisini geliştiren tarih öğretmenimiz çocuk edebiyatı ile kişisel gelişim kitaplarında eserler vermektedir. Uzun yıllar ilçemizdeki özel okullarda gençlere yol gösteren yazarımız kitapları ile de halkımıza yol göstermeye devam etmektedir. Kalemine yüreğine sağlık Fatma Hocam.
H.O: Fatma SARI kimdir? F.S: Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Okul yıllarım da dahil 10 yıldır eğitim sektöründe çocuklara yol ve yöntem göstererek, rehberlik ederek hayatımda yol alıyorum. Lise yıllarımdan beri kişisel gelişim, kuantum gibi alanlara ilgim fazlaydı. O yıllarımda bile ‘Genç Beyin’ gibi kişisel gelişim dergilerini, kişisel gelişim kitaplarını alır okurdum. En iyi yatırım insanın kendi ruhuna yaptığı yatırımdır. Bunun için kendi gelişimime hizmet eden her alanda etkin olmak, bilgi, deneyim ve tecrübelerimi çocukların dışında tüm insanlığa aktarma yolunda meşale tutan biriyim.
H.O: Fatma SARI için Manavgat ne anlatmaktadır? F.S: Manavgat bana çocukluğumu, gençliğimi, ruh halimi, bazen Manavgat ırmağı gibi debisi yüksek duygularımı, Akdeniz iklimi gibi ılımlı ve sevecen yapımı, bazen suretinde binlerce yıllık izleri barındıran Apollo tapınağı gibi acı-tatlı hatıralarımı, toprağının verimliliği gibi insanlara tüm bildiklerimi sunmaya çalışan kişiliğimi anlatıyor. Beni bana anlatan, kimliğimin oluştuğu yerdir Manavgat.
H.O: Fatma SARI için yazmak nedir? Yazmanızın gerekçesi nedir? F.S: Yazmak, ruhumun özüne ulaşmak için bulduğum en güzel yolumdur. Yazmamdaki amaç insanların en iyi versiyonlarına ulaşmalarına katkı sağlamaktır. Kendimde işe yarayan bilgi ve deneyimlerimi insanlığa aktarmak, onlarında hayatlarında farkındalık kazanmalarına katkı sağlamaktır. Çünkü hayat bir yolculuktur. Bu yolculukta belli duraklar vardır. Bu duraklarda ilerlemek için trenle mi yolculuk yapacağız, uçağı mı kullanacağız, yaya mı kalacağız bunun kararı insana ait olan bir seçimdir. En güzel kararı insan kendisini tanıyarak verir. İşte benim de tüm yazmamdaki amaç insanın kendini tanımasına hizmet etmektir.
H.O: Fatma SARI siz kişisel gelişim kitapları ve çocuk edebiyatında ürünler vermektesiniz. Sizi hangisi daha çok yormaktadır. Her iki dalında farklı sosyolojileri vardır ama siz hangisini tercih edersiniz? F.S: Çocuklar kısmı beni biraz düşündürmüştü açıkçası. Sonra dedim ki benim işim zaten çocuklarla ve gençlerle neden onlara yönelik adımlar atmıyorsun, o şekilde çocuk dünyasına yöneldim. Toplumumuzu sosyolojik açıdan değerlendirdiğimizde her şeyi konuşamayan, en önemli konuşulması gereken konuların örtbas edildiği ve çocuktur, bir şeyden anlamaz mantığıyla hareket edilen bir coğrafyada yaşıyoruz. Daha düne kadar kız çocuklarını okula gönder kampanyalarıyla büyüyen bir toplumuz. Ama farkında olmadığımız bir şey var çocukta olsan yetişkinde olsan duygularımız, hislerimiz. O çocuklar her şeyi anlıyor. Ama çevrelerinde uygun bir rol model eksikliği varsa kendileri için nasıl adım atacaklarını bilmiyorlar. Bu nedenle işe çocuklardan başlamanın en doğru tercih olduğunu düşünen bir yazarım.
H.O: Fatma SARI için edebiyat nedir. Edebiyatsız bir dünyada yaşamak ister miydi? F.S: Bir insandan başka bir insana yapılan kalp yolculuğuna edebiyat denir. Asıl olan kalp yolculuğu olduğu için dil sadece onun tercümanlığını yapar. Bunun için benim hayatımda her edebi eser bir kalp yolculuğuna işaret eder. İnsan kendini başka metinlerin ışığında var edebiliyor. Bir nevi insanın kendini var etme sanatı da denilebilir. Edebiyatsız bir dünyada yaşamak istemezdim. ‘Kitapsız yaşamak kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır.’ diye bir atasözümüz vardı. Edebiyatsız bir dünyada yaşamamam gerektiğinin en güzel özeti bu atasözü bence.
H.O: Fatma SARI açısından edebiyatın amiral gemisi nedir. Açıklar mısınız? F.S: Edebiyat insanı merkeze alarak birçok durumu ve yaşamdaki çatışmayı dil vasıtası ile aktarmaktadır. Bunu yaparken de kullandığı araç şiir, roman, tiyatro, deneme olur adına ne derseniz. Edebiyatı edebiyat yapan iki temel özellik vardır. 1= Dil-üslup 2=Estetik-Güzellik Bu özelliklerin ikisi de okuyucuya ve yazara göre değişir. Bu özelliklerin canlandırmalarla aktarılmasından kaynaklı, geçmiş uygarlıklarda da gördüğümüz gibi edebiyatın amiral gemisi benim için tiyatrodur. H.O: Fatma SARI eserlerini üretirken nasıl bir yol izlemektedir? Günün hangi saatlerinde yazar. Günde kaç sayfa yazar. Yazmak nasıl bir duygudur. Yazdıklarınızı kendiniz beğenir misin? F.S: Yanımda her daim not defterim ve kalemim vardır. Çünkü yaşadığımız her duygu durumu insana ilham kaynağıdır. Doğamız, içinde bulunduğumuz çevremiz, yaşadığımız olaylar her an her şeyden aklıma bir şey gelip yazabilirim. O anda yaşadığım duyguyu kaçırmak istemediğim için kendimce bulduğum bir yöntem. O anda aklıma gelen bir başlık bile olsa yazarım eve gelince uygun olduğum zaman diliminde o başlık üzerinden yazmaya çalışırım. Ruh halime göre değişmekle birlikte genelde gece yazarım. Her gün mutlaka yazmaya çalışırım veya notumu alırım. Bu bazen bir sayfa olur, bazen 10 sayfa, bazen daha fazla... Yazdıklarımı genelde beğenirim. Tabi insanız mükemmeli arıyoruz. Ama kime göre, neye göre mükemmel. Eleştirdiğim noktalar olur. Daha iyisini nasıl yaparım diye düşürüm her daim. Motivasyonumu bozmak istemediğim için de ‘Aferin kız Fatoş’ diyerek de kendimi pohpohlamayı ihmal etmem. :)
H.O: Bilim dünyası insanların yazması için en uygun zamanın sabah saat 10 ile 12 arası olarak belirlemiş siz bu konuda ne dersiniz? F.S: Bu bilgiyi kendi hayatımda deneyimledim. Evet çok da güzel fikirler çıktı. Ancak yazmak eylemi için şu saatler iyidir gibi bir kalıbın olmasını çok uygun bulmuyorum. Hissettiğimiz her an, her saat, her saniye yazabiliriz bence.
H.O: Fatma SARI için bir kitap yazmak hem bir meslek hem de bir hobidir, yani hem bir iş hem de bir tutkudur. Ne dersiniz? F.S: Evet yazarlık süreklilik ve disiplin isteyen kuralları olan bir sanat dalı ve meslektir. Kesinlikle bir tutkudur. Yazmak da bir amacın varsa ve bu doğrultuda bir şeyler üretiyorsan hobi olarak yapılan bir eyleme dönüşüyor. İnsan hobilerini eğlence olarak yaptığı için bu çoğu zaman iş olmaktan çıkıp eğlenceli bir çalışma sistemi haline geliyor.
H.O: Fatma SARI sizce kitap yazmak mı zor yoksa o kitabı düzeltmek mi? Bir de düzeltmenin sonu var mı? Edebiyat dünyası, hızlı yaz yavaş düzenle ilkesine sahiptir siz nasıl yazıyorsunuz? F.S: Tabii ki düzenlemek daha zor. Ama bi sonu yok bence. Eleştirel varlıklarız ve okudukça insan çok fazla hata bulabiliyor. Hızlı yaz yavaş düzenle mantığı kesinlikle emin adımlarla ilerlemek için gereklidir.
H. O: Sizi etkileyen Türk ve Dünya yazınındaki önemli kalemler kimlerdir. Neden? Birde Türk edebiyat tarihinde ki en önemli romancı ile şair kimdir. Neden? F.S: Ben Dünya ve Türk edebiyatında birçok kişiden etkilendim. Ancak dünya yazınında beni en çok etkileyen kitap Beyaz Zambaklar Ülkesinde Grigory Petrov’un insanlık için bıraktığı en önemli miras. Kurgusal bir romandan ziyade ders verici, öğretici bir eser. Atatürk’ün okulların müfredatında okutulmasını istediği bir eser olarak da etkin bir yapısı var bence. Bataklık ve kayalıklar ülkesi olarak adlandırılan Finlandiya’nın tüm halkının birleşerek ülkeyi kalkındırmasından bahsediyor. Yani insanların, toplumların kısa sürede nasıl çağ atlayarak uygarlık düzeyine erişileceğini anlatıyor. Türk yazınındaki beni etkileyen önemli kalem ise Yaşar Kemal’in İnce Memed’i ve Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sıdır.
H.O: Fatma SARI bir edebiyatçıyı güzellik mi tetikler yoksa çaresizlik mi? Bir şiir güzel bir göl kenarında mı yazılır yoksa çaresizlik içinde mi? F.S: Her ikisi de tetikler. Yalnız insan çaresizlikler içinde daha fazla üretme isteği hisseder. Çünkü konfor bizi çürütür. İnsan beyni konforu sevmez bunun için de sürekli arıza çıkarır. Arıza çıkarsın ki bir şeyleri düzeltmeye çare arasın. Aramak bize haz verir. Çaresizlik için de insan hep bir şeyleri arar. Bu da insana canlılık katar. Canlılık bir mücadeledir. İnsan arıza içerisinde canlı kalmak için daha güzel çözümler bulur, daha güzel şeyler yazar.
H.O: Size Dr. Fatma SARI mı yoksa yazar Fatma Sarı’mı denmesini istersiniz? Neden? F.S: Unvanlar kişiliğimizin süsüdür. Tabi ki bizi tanımlayan kelimelerdir. Ancak şunu unutmamak gerekir, Unvanlar geçicidir, kişiliğimiz kalıcı. İnsanlar unvanımızı değil kişiliğimizi hatırlayacaktır. Tabi ki Dr. Denilmesi de yazar denilmesi de çok güzel bir duygu. İnsanlarda nasıl iz bıraktıysam ona göre hitap şekillerini oluşturacaklardır. Eğer bir unvan kullanılacaksa benim için ikisi de uygun.
H.O: Fatma SARI kitaplarınız için ülke okurlarına ne söylemek istersiniz? Ayrıca Manavgat okurlarına özel bir mesajınız var mı? Manavgat edebiyatı hakkında ne düşünüyorsunuz? F.S: Ülke okurlarımıza mesajım her daim okumamız gerektiğidir. OKUYUN! Kur’an’ın ilk emri ‘Oku’! İlahi sistem bile bizi okumaya yöneltiyor. Hayat sürekli deney yapmak ve deneyim yaşamak için çok kısa. Her deneyimi yaşayamazsın. Benim için her kitap bir deneyimdir. İyi veya kötü. İnsan birtakım deneyimlerden ders alarak ilerlemelidir. Bunun için okumalı, anlamalı ve analiz etmelidir. Öğrenci olmayan öğretmen olamaz. Hayat sahnesi zaten hep bir öğrenci öğretmen ilişkisine dayalıdır. Manavgat’ta edebiyatın çok iyi ilerlediğini ve ilginin her geçen gün daha da arttığını bilmek çok onur verici bir durum. Daha iyi bir Manavgat için neler mümkün? Diyorum.
H.O: Aşağıdaki isimler size neyi çağrıştırmaktadırlar? Orhan VELİ: ‘Anlatamıyorum’ isimli şiiri gelir direk aklıma. Anlatmak eyleminin ne kadar önemli olduğuna dair vurgu yapısını sorgulatır bana. Attila İLHAN: ‘Mahur Beste’ gelir aklıma. O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız. Müjgan eski dilde kirpik demek. İlhan’ın kedisinin adı da müjgan. Hem kirpiklerimle hem kedim müjganla ağlaşırız diyerek ustalığını en güzel söz sanatıyla ifade ediyor. Nihal ATSIZ: ‘Geri Gelen Mektup’ isimli şiir ve o şiirin hikayesini hatırlarım. Bir de tabii ki memleket sevdasını. Çok da güzel bestelenmiştir. Fırsatınız varsa dinlemenizi öneririm. Kısaca hikayesine bakarsak Atsız’ın yegâne sevdası memleket sevdasıdır. Bundan dolayı gönül işlerine çok vakit ayıramamıştır. Atandığı okulda bir meslektaşı ilgisini çekene kadar Atsız, bu eksikliği fark edememiştir. O kadının yeşil gözleri onu etkisi altına alabilmeyi başarmıştır. O ana dek hiçbir kadına ilgisi kaymamışken bu kadına yüreği akmaya başlar. Kendisine her ne kadar karşı koymaya kalkarsa kalksın bu ilgiyi üzerinden atamayan Atsız, en sonunda meslektaşına açılmaya karar verir. Bir şiir kaleme alır ve gizlice o yeşil gözlü hanımın dolabına koyar. Hanımsa mektubu bulduğu anda kimden geldiğini anlar ve zarfı açmaya bile yeltenmeden Atsız’a geri verir. Daha sonralar çıkardığı şiir kitabında Atsız, sözü geçen şiire “Geri Gelen Mektup” adını koyar ve yayınlar. Necip FAZIL: Lise dönemlerimin en sevdiğim şiirlerinden ‘Kaldırımlar’ adlı şiirini çağrıştırır. Cengiz AYTMATOV: Cemile adlı romanındaki ‘insan her şeyi anlatamaz, zaten kelimelerde her şeyi anlatmaya yetmez, sözleri çağrışır kulaklarımda. Yaşar KEMAL: Etkilendiğim en önemli yazardır. ‘İnsan düşleri öldüğü gün, ölür. Sözleri hayal kurmanın önemini belirtir ve insan hayalleri kadar vardır. Benim de felsefem budur. Şu an hayallerimin hayatını yaşıyorum. Reşat Nuri: Çalıkuşu romanı gelir. Orhan PAMUK: Nobel ödüllü yazar ve Kırmızı Saçlı Kadın gelir aklıma. Shakespeare: Rönesans Döneminin en önemli eserleriyle hafızalarımıza kazınmıştır. Hamlet olsun, Romeo ve Jüliet olsun Dostoyevski: İnsanın iç dünyasını ve anlam arayışını başarılı bir şekilde edebiyata aktarmıştır. Suç ve Ceza hafızamda yer edinen en önemli eseridir. Dünya Klasikleri: Klasik eserler eşsizdir ve kendi türünde emsalleri bulunmayan eserlerdir. Victor Hugo-Notre Dame'ın Kamburu, Tolstoy-Savaş ve Barış, John Steinbeck-Gazap Üzümleri, Gabriel Garcia Marquez-Yüzyıllık Yalnızlık en beğendiklerim. Orhun Yazıtları: Türk Tarihimizin bilinen en eski yazıtları olarak bilmekteydik ancak son gelişmelerle İkinci Göktürk Devletinin kurucusu İlteriş Kağana ait bir anıt bulunmuş ve en eski yazıt olma özelliğini kaybetmiştir. Türk milletinin diğer kavimlerle yaptıkları savaşları ve mücadeleleri anlatır. Türk Milletinin bekası için birtakım uyarılar verir. Türk askeri geleneğini, hükümdarlık anlayışını, devlet düzenini anlatır. Hitabet niteliğinde yazılan metinlerden oluşur. Dünyada her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır. Kıymetli insan Hidayet Oktay hocama canı gönülden destekleri için minnettarlığımı sunarım. Hepimizin yolculuğu aydınlık olsun. İyi ki tanıdım sizi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İz Bırakanlar - Fatma Sarı
Halk Kütüphanesi Müdürü Hidayet Oktay'ın, ilçe kültür sanatına yön veren değerleri ele aldığı "İz Bırakanlar" köşesinde bugünün konuğu Fatma Sarı...
Fatma SARI; ilçemizin yetiştirdiği tarihçilerden olan Fatma Hanım, mesleğinin yanına yazarlığı da ekleyerek özelde ilçemiz genelde ülkemiz kültür sanatına katkıda bulunmaktadır. Mesleğinin yanında kişisel gelişim kitapları ile kendisini geliştiren tarih öğretmenimiz çocuk edebiyatı ile kişisel gelişim kitaplarında eserler vermektedir. Uzun yıllar ilçemizdeki özel okullarda gençlere yol gösteren yazarımız kitapları ile de halkımıza yol göstermeye devam etmektedir. Kalemine yüreğine sağlık Fatma Hocam.
H.O: Fatma SARI kimdir?
F.S: Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Okul yıllarım da dahil 10 yıldır eğitim sektöründe çocuklara yol ve yöntem göstererek, rehberlik ederek hayatımda yol alıyorum. Lise yıllarımdan beri kişisel gelişim, kuantum gibi alanlara ilgim fazlaydı. O yıllarımda bile ‘Genç Beyin’ gibi kişisel gelişim dergilerini, kişisel gelişim kitaplarını alır okurdum. En iyi yatırım insanın kendi ruhuna yaptığı yatırımdır. Bunun için kendi gelişimime hizmet eden her alanda etkin olmak, bilgi, deneyim ve tecrübelerimi çocukların dışında tüm insanlığa aktarma yolunda meşale tutan biriyim.
H.O: Fatma SARI için Manavgat ne anlatmaktadır?
F.S: Manavgat bana çocukluğumu, gençliğimi, ruh halimi, bazen Manavgat ırmağı gibi debisi yüksek duygularımı, Akdeniz iklimi gibi ılımlı ve sevecen yapımı, bazen suretinde binlerce yıllık izleri barındıran Apollo tapınağı gibi acı-tatlı hatıralarımı, toprağının verimliliği gibi insanlara tüm bildiklerimi sunmaya çalışan kişiliğimi anlatıyor. Beni bana anlatan, kimliğimin oluştuğu yerdir Manavgat.
H.O: Fatma SARI için yazmak nedir? Yazmanızın gerekçesi nedir?
F.S: Yazmak, ruhumun özüne ulaşmak için bulduğum en güzel yolumdur. Yazmamdaki amaç insanların en iyi versiyonlarına ulaşmalarına katkı sağlamaktır. Kendimde işe yarayan bilgi ve deneyimlerimi insanlığa aktarmak, onlarında hayatlarında farkındalık kazanmalarına katkı sağlamaktır. Çünkü hayat bir yolculuktur. Bu yolculukta belli duraklar vardır. Bu duraklarda ilerlemek için trenle mi yolculuk yapacağız, uçağı mı kullanacağız, yaya mı kalacağız bunun kararı insana ait olan bir seçimdir. En güzel kararı insan kendisini tanıyarak verir. İşte benim de tüm yazmamdaki amaç insanın kendini tanımasına hizmet etmektir.
H.O: Fatma SARI siz kişisel gelişim kitapları ve çocuk edebiyatında ürünler vermektesiniz. Sizi hangisi daha çok yormaktadır. Her iki dalında farklı sosyolojileri vardır ama siz hangisini tercih edersiniz?
F.S: Çocuklar kısmı beni biraz düşündürmüştü açıkçası. Sonra dedim ki benim işim zaten çocuklarla ve gençlerle neden onlara yönelik adımlar atmıyorsun, o şekilde çocuk dünyasına yöneldim. Toplumumuzu sosyolojik açıdan değerlendirdiğimizde her şeyi konuşamayan, en önemli konuşulması gereken konuların örtbas edildiği ve çocuktur, bir şeyden anlamaz mantığıyla hareket edilen bir coğrafyada yaşıyoruz. Daha düne kadar kız çocuklarını okula gönder kampanyalarıyla büyüyen bir toplumuz. Ama farkında olmadığımız bir şey var çocukta olsan yetişkinde olsan duygularımız, hislerimiz. O çocuklar her şeyi anlıyor. Ama çevrelerinde uygun bir rol model eksikliği varsa kendileri için nasıl adım atacaklarını bilmiyorlar. Bu nedenle işe çocuklardan başlamanın en doğru tercih olduğunu düşünen bir yazarım.
H.O: Fatma SARI için edebiyat nedir. Edebiyatsız bir dünyada yaşamak ister miydi?
F.S: Bir insandan başka bir insana yapılan kalp yolculuğuna edebiyat denir. Asıl olan kalp yolculuğu olduğu için dil sadece onun tercümanlığını yapar. Bunun için benim hayatımda her edebi eser bir kalp yolculuğuna işaret eder. İnsan kendini başka metinlerin ışığında var edebiliyor. Bir nevi insanın kendini var etme sanatı da denilebilir.
Edebiyatsız bir dünyada yaşamak istemezdim. ‘Kitapsız yaşamak kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır.’ diye bir atasözümüz vardı. Edebiyatsız bir dünyada yaşamamam gerektiğinin en güzel özeti bu atasözü bence.
H.O: Fatma SARI açısından edebiyatın amiral gemisi nedir. Açıklar mısınız?
F.S: Edebiyat insanı merkeze alarak birçok durumu ve yaşamdaki çatışmayı dil vasıtası ile aktarmaktadır. Bunu yaparken de kullandığı araç şiir, roman, tiyatro, deneme olur adına ne derseniz. Edebiyatı edebiyat yapan iki temel özellik vardır.
1= Dil-üslup
2=Estetik-Güzellik
Bu özelliklerin ikisi de okuyucuya ve yazara göre değişir. Bu özelliklerin canlandırmalarla aktarılmasından kaynaklı, geçmiş uygarlıklarda da gördüğümüz gibi edebiyatın amiral gemisi benim için tiyatrodur.
H.O: Fatma SARI eserlerini üretirken nasıl bir yol izlemektedir? Günün hangi saatlerinde yazar. Günde kaç sayfa yazar. Yazmak nasıl bir duygudur. Yazdıklarınızı kendiniz beğenir misin?
F.S: Yanımda her daim not defterim ve kalemim vardır. Çünkü yaşadığımız her duygu durumu insana ilham kaynağıdır. Doğamız, içinde bulunduğumuz çevremiz, yaşadığımız olaylar her an her şeyden aklıma bir şey gelip yazabilirim. O anda yaşadığım duyguyu kaçırmak istemediğim için kendimce bulduğum bir yöntem. O anda aklıma gelen bir başlık bile olsa yazarım eve gelince uygun olduğum zaman diliminde o başlık üzerinden yazmaya çalışırım.
Ruh halime göre değişmekle birlikte genelde gece yazarım.
Her gün mutlaka yazmaya çalışırım veya notumu alırım. Bu bazen bir sayfa olur, bazen 10 sayfa, bazen daha fazla...
Yazdıklarımı genelde beğenirim. Tabi insanız mükemmeli arıyoruz. Ama kime göre, neye göre mükemmel. Eleştirdiğim noktalar olur. Daha iyisini nasıl yaparım diye düşürüm her daim. Motivasyonumu bozmak istemediğim için de ‘Aferin kız Fatoş’ diyerek de kendimi pohpohlamayı ihmal etmem. :)
H.O: Bilim dünyası insanların yazması için en uygun zamanın sabah saat 10 ile 12 arası olarak belirlemiş siz bu konuda ne dersiniz?
F.S: Bu bilgiyi kendi hayatımda deneyimledim. Evet çok da güzel fikirler çıktı. Ancak yazmak eylemi için şu saatler iyidir gibi bir kalıbın olmasını çok uygun bulmuyorum. Hissettiğimiz her an, her saat, her saniye yazabiliriz bence.
H.O: Fatma SARI için bir kitap yazmak hem bir meslek hem de bir hobidir, yani hem bir iş hem de bir tutkudur. Ne dersiniz?
F.S: Evet yazarlık süreklilik ve disiplin isteyen kuralları olan bir sanat dalı ve meslektir. Kesinlikle bir tutkudur. Yazmak da bir amacın varsa ve bu doğrultuda bir şeyler üretiyorsan hobi olarak yapılan bir eyleme dönüşüyor. İnsan hobilerini eğlence olarak yaptığı için bu çoğu zaman iş olmaktan çıkıp eğlenceli bir çalışma sistemi haline geliyor.
H.O: Fatma SARI sizce kitap yazmak mı zor yoksa o kitabı düzeltmek mi? Bir de düzeltmenin sonu var mı? Edebiyat dünyası, hızlı yaz yavaş düzenle ilkesine sahiptir siz nasıl yazıyorsunuz?
F.S: Tabii ki düzenlemek daha zor. Ama bi sonu yok bence. Eleştirel varlıklarız ve okudukça insan çok fazla hata bulabiliyor. Hızlı yaz yavaş düzenle mantığı kesinlikle emin adımlarla ilerlemek için gereklidir.
H. O: Sizi etkileyen Türk ve Dünya yazınındaki önemli kalemler kimlerdir. Neden? Birde Türk edebiyat tarihinde ki en önemli romancı ile şair kimdir. Neden?
F.S: Ben Dünya ve Türk edebiyatında birçok kişiden etkilendim. Ancak dünya yazınında beni en çok etkileyen kitap Beyaz Zambaklar Ülkesinde Grigory Petrov’un insanlık için bıraktığı en önemli miras. Kurgusal bir romandan ziyade ders verici, öğretici bir eser. Atatürk’ün okulların müfredatında okutulmasını istediği bir eser olarak da etkin bir yapısı var bence. Bataklık ve kayalıklar ülkesi olarak adlandırılan Finlandiya’nın tüm halkının birleşerek ülkeyi kalkındırmasından bahsediyor. Yani insanların, toplumların kısa sürede nasıl çağ atlayarak uygarlık düzeyine erişileceğini anlatıyor. Türk yazınındaki beni etkileyen önemli kalem ise Yaşar Kemal’in İnce Memed’i ve Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sıdır.
H.O: Fatma SARI bir edebiyatçıyı güzellik mi tetikler yoksa çaresizlik mi? Bir şiir güzel bir göl kenarında mı yazılır yoksa çaresizlik içinde mi?
F.S: Her ikisi de tetikler. Yalnız insan çaresizlikler içinde daha fazla üretme isteği hisseder. Çünkü konfor bizi çürütür. İnsan beyni konforu sevmez bunun için de sürekli arıza çıkarır. Arıza çıkarsın ki bir şeyleri düzeltmeye çare arasın. Aramak bize haz verir. Çaresizlik için de insan hep bir şeyleri arar. Bu da insana canlılık katar. Canlılık bir mücadeledir. İnsan arıza içerisinde canlı kalmak için daha güzel çözümler bulur, daha güzel şeyler yazar.
H.O: Size Dr. Fatma SARI mı yoksa yazar Fatma Sarı’mı denmesini istersiniz? Neden?
F.S: Unvanlar kişiliğimizin süsüdür. Tabi ki bizi tanımlayan kelimelerdir. Ancak şunu unutmamak gerekir, Unvanlar geçicidir, kişiliğimiz kalıcı. İnsanlar unvanımızı değil kişiliğimizi hatırlayacaktır. Tabi ki Dr. Denilmesi de yazar denilmesi de çok güzel bir duygu. İnsanlarda nasıl iz bıraktıysam ona göre hitap şekillerini oluşturacaklardır. Eğer bir unvan kullanılacaksa benim için ikisi de uygun.
H.O: Fatma SARI kitaplarınız için ülke okurlarına ne söylemek istersiniz? Ayrıca Manavgat okurlarına özel bir mesajınız var mı? Manavgat edebiyatı hakkında ne düşünüyorsunuz?
F.S: Ülke okurlarımıza mesajım her daim okumamız gerektiğidir. OKUYUN! Kur’an’ın ilk emri ‘Oku’! İlahi sistem bile bizi okumaya yöneltiyor. Hayat sürekli deney yapmak ve deneyim yaşamak için çok kısa. Her deneyimi yaşayamazsın. Benim için her kitap bir deneyimdir. İyi veya kötü. İnsan birtakım deneyimlerden ders alarak ilerlemelidir. Bunun için okumalı, anlamalı ve analiz etmelidir. Öğrenci olmayan öğretmen olamaz. Hayat sahnesi zaten hep bir öğrenci öğretmen ilişkisine dayalıdır.
Manavgat’ta edebiyatın çok iyi ilerlediğini ve ilginin her geçen gün daha da arttığını bilmek çok onur verici bir durum. Daha iyi bir Manavgat için neler mümkün? Diyorum.
H.O: Aşağıdaki isimler size neyi çağrıştırmaktadırlar?
Orhan VELİ: ‘Anlatamıyorum’ isimli şiiri gelir direk aklıma. Anlatmak eyleminin ne kadar önemli olduğuna dair vurgu yapısını sorgulatır bana.
Attila İLHAN: ‘Mahur Beste’ gelir aklıma. O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız. Müjgan eski dilde kirpik demek. İlhan’ın kedisinin adı da müjgan. Hem kirpiklerimle hem kedim müjganla ağlaşırız diyerek ustalığını en güzel söz sanatıyla ifade ediyor.
Nihal ATSIZ: ‘Geri Gelen Mektup’ isimli şiir ve o şiirin hikayesini hatırlarım. Bir de tabii ki memleket sevdasını. Çok da güzel bestelenmiştir. Fırsatınız varsa dinlemenizi öneririm. Kısaca hikayesine bakarsak Atsız’ın yegâne sevdası memleket sevdasıdır. Bundan dolayı gönül işlerine çok vakit ayıramamıştır. Atandığı okulda bir meslektaşı ilgisini çekene kadar Atsız, bu eksikliği fark edememiştir. O kadının yeşil gözleri onu etkisi altına alabilmeyi başarmıştır. O ana dek hiçbir kadına ilgisi kaymamışken bu kadına yüreği akmaya başlar. Kendisine her ne kadar karşı koymaya kalkarsa kalksın bu ilgiyi üzerinden atamayan Atsız, en sonunda meslektaşına açılmaya karar verir. Bir şiir kaleme alır ve gizlice o yeşil gözlü hanımın dolabına koyar. Hanımsa mektubu bulduğu anda kimden geldiğini anlar ve zarfı açmaya bile yeltenmeden Atsız’a geri verir. Daha sonralar çıkardığı şiir kitabında Atsız, sözü geçen şiire “Geri Gelen Mektup” adını koyar ve yayınlar.
Necip FAZIL: Lise dönemlerimin en sevdiğim şiirlerinden ‘Kaldırımlar’ adlı şiirini çağrıştırır.
Cengiz AYTMATOV: Cemile adlı romanındaki ‘insan her şeyi anlatamaz, zaten kelimelerde her şeyi anlatmaya yetmez, sözleri çağrışır kulaklarımda.
Yaşar KEMAL: Etkilendiğim en önemli yazardır. ‘İnsan düşleri öldüğü gün, ölür. Sözleri hayal kurmanın önemini belirtir ve insan hayalleri kadar vardır. Benim de felsefem budur. Şu an hayallerimin hayatını yaşıyorum.
Reşat Nuri: Çalıkuşu romanı gelir.
Orhan PAMUK: Nobel ödüllü yazar ve Kırmızı Saçlı Kadın gelir aklıma.
Shakespeare: Rönesans Döneminin en önemli eserleriyle hafızalarımıza kazınmıştır. Hamlet olsun, Romeo ve Jüliet olsun
Dostoyevski: İnsanın iç dünyasını ve anlam arayışını başarılı bir şekilde edebiyata aktarmıştır. Suç ve Ceza hafızamda yer edinen en önemli eseridir.
Dünya Klasikleri: Klasik eserler eşsizdir ve kendi türünde emsalleri bulunmayan eserlerdir. Victor Hugo-Notre Dame'ın Kamburu, Tolstoy-Savaş ve Barış, John Steinbeck-Gazap Üzümleri, Gabriel Garcia Marquez-Yüzyıllık Yalnızlık en beğendiklerim.
Orhun Yazıtları: Türk Tarihimizin bilinen en eski yazıtları olarak bilmekteydik ancak son gelişmelerle İkinci Göktürk Devletinin kurucusu İlteriş Kağana ait bir anıt bulunmuş ve en eski yazıt olma özelliğini kaybetmiştir. Türk milletinin diğer kavimlerle yaptıkları savaşları ve mücadeleleri anlatır. Türk Milletinin bekası için birtakım uyarılar verir. Türk askeri geleneğini, hükümdarlık anlayışını, devlet düzenini anlatır. Hitabet niteliğinde yazılan metinlerden oluşur.
Dünyada her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır. Kıymetli insan Hidayet Oktay hocama canı gönülden destekleri için minnettarlığımı sunarım. Hepimizin yolculuğu aydınlık olsun. İyi ki tanıdım sizi.
En Çok Okunan Haberler