Hava Durumu

İz Bırakanlar - Hasan TÜFEKÇİ

Halk Kütüphanesi Müdürü Hidayet Oktay'ın, ilçe kültür sanatına yön veren değerleri ele aldığı "İz Bırakanlar" köşesinde bugünün konuğu Hasan Tüfekçi...

Haber Giriş Tarihi: 22.10.2022 13:55
Haber Güncellenme Tarihi: 05.09.2023 13:00
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.nehir.net/
İz Bırakanlar - Hasan TÜFEKÇİ

Hasan TÜFEKÇİ

Yıllar önce kulağıma takılan isimle yıllar sonra tanışmanın huzuru içindeyim. Kırk yıl önceki gençlik yıllarımın spor hacısını günümüzün kültür sanat insanı olarak tanımak bana üç boyutlu dünyada dördüncü hatta beşinci boyutlarında var ola bileceğini gösterdi. Spor ve sanat. İki farklı bakış açısı iki farklı disiplin ama ikisi de insan bedeninin ve ruhunun eğitimi ile şekil bulan bir eylem.

Ülkemizi karate dalında başarı ile temsil eden Hasan TÜFEKÇİ hocam, sporda eğittiği ruhunun meyvelerini artık kültür sanat çalışmaları ile almaktadır. Birbirinden güzel şiirleri ile önce kulağımızın pasını almakta sonra çekilen kliplerle göze ve kulağa hitap etmektedir. Yıllar hocamızın bedeninin sertleştirirken ruhunu yumuşatıp inceltiyormuş. İşte bu sert bedenden ince ruha süzülen duygular dizelere gelip bizlere şiir olarak akmaktadır. Yüreğine kalemine sağlık hocam.

H.O. : Hasan Tüfekci kimdir ?
H.T. : 1963 Yılının Şubat Ayında Çankırı’nın Ilgaz Kayı Köyünde doğmuş, gönlünü önce Karate Sporuna, daha sonra Manavgat’a ve şimdi de edebiyatın güzelliklerine kaptırmış bir garip yolcudur Hasan TÜFEKCİ…

H.O. : Hasan Tüfekci için Manavgat ne anlatmaktadır?
H.T. : Ben burada önce kabullenilmeyi ve ailelerinin yeni üyesi gibi sevilmeyi öğrendim. İlk geldiğim yıllarda, bana o kadar çok aile kapısını açtı ki, kendimi hiçbir zaman gurbete gelmiş gibi hissetmedim. Manavgat her zaman öncelikle doğa ve tarihi güzellikleri ile anılsa da, aslında Manavgat’ı ilk anlatmaya başlarken halkının ne kadar misafir sever, gönlü bol, paylaşımcı olduğunu söylemek gerekir. Daha sonra ilginç bir şekilde Manavgat’ın ne kadar Spor Sever bir yer olduğunu görmek ise benim en büyük şansım oldu tabii ki…

H.O. : Hasan Tüfekci’yi Manavgat halkı sporcu kimliği ile tanır. Siz Manavgat sporunda iz bırakan bir isimsiniz. Sporun yanında kültür alanında da ilgilisiniz. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
H.T. : Yukarıda da söylemiştim. Spor salonumuz yokken bazen evlerini, bazen arazilerini, bazen de (belki inanmayacaksınız) ahırlarını temizleyip spor salonu olarak kullanmamıza izin verdiler.

Daha önce okuyup büyülendiğim Şair Nüzhet Erman’ın
“Denizi masmavi, dağları karken, Güzele ne hacet Antalya varken” dediği gibi
Ya da Ömer Bedrettin Uşaklı’nın “Mavi Nurdan Bir Irmak “ dizeleriyle ölümsüzleştirdiği Manavgat Irmağına bakarken kendini kültürün, edebiyatın kollarına bırakmamak mümkün değil bu güzel topraklarda.

H.O. : Hasan Tüfekci için yazmak nedir? Yazmanızın gerekçesi nedir?
H.T. : Benim için yazmak bir rahatlama, bazen bir kaçış, bazen anlatamadıklarımı kâğıda dökme çabası ama çokça o anki hissiyatımı, duygularımı ifade biçimi. Benim yaptığım sporu nedense şiddetle birlikte anmak gibi bir yanılgısı olur Karate Sporunu anlamayan insanların. Hâlbuki Karate tamamıyla disipline edilmiş bir hayat demektir. Şiddetle hiçbir alakası yoktur. Yıllar içerisinde anladım ki spor benim için nasıl bir rahatlama biçimi ise, yazmak da aynı şekilde zihnimi rahatlatıyor.

H.O. : Hasan Tüfekci siz şiir yazmaktasınız. Peki, sizce bir roman mı yoksa şiir mi yazmak zordur. İkisinin de farklı sosyolojileri vardır ama siz hangisini tercih edersiniz?
H.T. : Aynen dediğiniz gibi çok farklı sosyolojileri olan edebi dallar şiir ve roman. Ben yapım gereği fazlasıyla hızlı ve tezcanlı biriyim. Belki ileride sizlerle paylaşacağım denemelerim, romanlarım da olacak. Ama şu anda tüm önceliğimi ve ilgimi şiire veriyorum. Şiir yazmak bana göre roman yazmaktan hem daha zor, hem kolay. O nasıl oluyor der gibi bakıyorsunuz. Açıklayayım:

Şiir yazmak anlık bir duygunun veya gözlemin neticesinde ortaya çıkıyor. Bu aşamada o gözlemi ve duyguyu kâğıda dökmek çok kolay ve hızlı gelişiyor. Ama bu şiiri düzenlemeye başladığınızda asıl zor ve uzun süreç başlıyor. Her şeyi aynı anda anlatabileceğiniz o kelimeyi bulmak, az da olsa kafiyeye uydurmak işin zor kısmı.

H.O. : Hasan Tüfekci için edebiyat nedir? Edebiyatsız bir dünyada yaşamak ister miydi?
H.T. : “Evde, okulda, arkadaşlarımızdan ve daha bilge ve zeki kişilerden bir sürü şey öğrenebiliriz. Ama bildiğimiz en kıymetli şeylerin birçoğu, okuduğumuz edebiyattan gelir. İyi okursak, kendi dönemimizin ve geçmişin en yaratıcı zihinleriyle sohbet etmiş oluruz.” Demiş John Sutherland…

Ben hep okurum. Her zaman okurum. Beni tanıyan birçok arkadaşımın bile tahmin etmediği kadar çok okurum. Sanırım bu okuduklarımdan kalan her küçük birikim, her cümle, her sanatsal fikir en sonunda bir yerlerde paylaşma arzumu tetikledi. Ortaya bu şekilde şiir, şarkı sözü olarak döküldü.

Edebiyatsız bir dünya, içinden Maviyi ve Yeşili aldığınız renkleriyle bir dünyada yaşamak gibi olurdu. Renkli deseniz de güzelliğine güzellik katan en önemli iki rengi kaybolmuş bir Manavgat hayal etsenize. Yeşili ve Mavisi olmayan Manavgat ne kadar renkli olurdu. Edebiyatsız bir dünya da benim için böyle olurdu sanırım.

H. O. : Hasan Tüfekci için edebiyatın amiral gemisi nedir? (Şiir, roman, tiyatro, deneme gibi) açıklar mısınız?
H.T. : Sanırım şiir diyeceğimi tahmin ediyorsunuz. Ama ben Tiyatro diyeceğim. İçeriği ile, sahneye konma biçimi ile, içinde barındırdığı tüm edebi dalları ile tiyatro benim için daima amiral gemisi olacaktır. Sahneden, tam o anda karşınızda pür dikkat sizi izleyen izleyici kitlesi ile o kadar güzel bağ kuruluyor ki, şiir olsun, metin olsun, ne aktarmak isterseniz bunu içselleştirmeyi başaracağınızı çok iyi biliyorsunuz tiyatroda. Her fırsatta gitmeyi çok sevdiğim yerlerdir tiyatro sahneleri. İleride belki bir tiyatro metni ile karşınıza çıkabilirim. Kim bilir …?

H.O. : Eserlerini üretirken nasıl bir yol izlemektedir? Günün hangi saatlerinde yazarsınız? Bir şiiri bitirmek ne kadar zamanınızı almaktadır? Yazdıklarınızı kendiniz beğenir misiniz?
H.T. : Tamamen sistemsel, işe gidip gelir gibi izlediğim bir şiir yazma prosedürüm yok. Nerede ne zaman geleceği belli olmayan duygu paylaşımları için yanımda taşıdığım küçük not kâğıtlarım ve kalemim var sadece. Bir gün bir mekânda otururken, arka masada tartışan bir çiftin sözleri, başka bir gün gecenin üçünde haberleri izlerken karşılaştığım bir ana, baba trajedisi o anda hislerimi kâğıda dökme vesilesi olabiliyor.

Benim uyku problemim var. Geceleri çok uzun uykularım yok. Çok sık bölünen uykularla yaşamaya alıştım. Bu nedenle şiirlerimin en son hallerini genelde uzun gece saatlerinde herkes uyurken bitirmeyi daha çok tercih ediyorum.

Bazı şiirlerimi bitirmek bir saatimi, bazılarını bitirmek bir yılımı alabiliyor. Bir dörtlüğünü yazıp bıraktığım, aylarca bir daha elime almadığım şiirlerim öylece beni bekliyorlar. Zamanı gelince bakarım. Ama dediğim gibi kafede arkamda kavgaya tutuşan çiftin bende yaşattığı duyguyu kâğıda dökmem bir çay içimi kadar sürmüştü. Bazen öyle, bazen böyle işte…

Kendi yazdıklarımı tabii ki beğenirim. Zaten beğenmediğim bir şeyi de okuyucularımla, ya da izleyicilerimle paylaşmak istemem. Paylaşmam da…

H.O. : Bilim dünyası insanların yazması için en uygun zamanın saat 10 ile 12 arası olarak belirlemiş. Siz bu konuda ne dersiniz?
H.T. : Bilim dünyası bu kanıya kimlerle konuşup varmış çok merak ediyorum. Benim gibi İnsomnia (uyku bozukluğu /uyuyamama) rahatsızlığı olan kişilerle konuşsalardı vardıkları sonuçlar çok farklı olabilirdi. Saat 10 ile 12 arası diye bir genellemeye kesinlikle uymayan bir şeydir şiir yazmak.

H.O. : Hasan Tüfekci için yazmak hem bir meslek, hem de bir hobi midir, yani hem bir iş hem de bir tutkudur. Ne dersiniz?
H.T. : Benim için yazmak hiçbir zaman bir meslek olmadı. Meslek oldu diyebilmem için yazdığım eserlerin paraya dönmesi ve bana maddi gelir getirmesi gerekir. Bu aşamada hiç öyle bir niyetim olmadığına göre şimdilik sadece hobi diyebilirim. Ancak üzerinde çalıştığım çok önemli bir iki çalışmam şarkı aşamasına geçmek üzere. Belki o zaman meslek diyebilirim. Bir tutku ile yazmaya başladım. Hobi olarak sürdürüyorum. İleride paraya dönüşebilecek bir tutkum varsa, bunu bana zaman gösterecektir. Şimdilik sadece hobi…

H.O. : Hasan Tüfekci, sizce şiir yazmak mı zor yoksa o şiiri düzeltmek mi? Bir de düzeltmenin sonu var mı? Edebiyat dünyası, hızlı yaz yavaş düzenle ilkesine sahiptir. Siz nasıl yazıyorsunuz?
H. T. : Şiir yazmak kolay, düzetmek zor gerçekten. Eğer düzeltmeyi sadece duygularınızı ifade etme çabanızın bir devamı gibi yapıyorsanız biraz daha kolay oluyor. Ama iş bir de şarkı formatına uydurmak gerekliliğine dönüşürse zorlaşmaya başlıyor. Hızlı yaz yavaş düzenle ilkesi kesinlikle doğru bir ilke ve benim için de geçeri. Benim de yapabildiğim bu. Bazen çok hızlı birikmiş şiirlerim olsa da çoğunluğu düzenleme aşamasında bayağı uzun zamanımı alıyor.

H.O. : Hasan Tüfekci sizi etkileyen Türk ve Dünya yazınında ki önemli kalemler kimlerdir? Neden? Bir de Türk edebiyat tarihinde ki en önemli kimdir? Neden?
H.T. : Ömer Seyfettin, Reşat Nuri Güntekin, Sabahattin Ali, Peyami Safa ve daha niceleri. Bana sorarsanız dünya klasikleri arasına direk ilk onda başlayacak birçok yazarımız mevcut. Ama işte gelip geleceğimiz sonuç yine maalesef aynı. Kendimizi dünyaya yeterince ifade edememe… Dünya klasikleri içerisinde özellikle şunu itiraf etmeliyim ki, Rus yazarların eserleri her ne kadar çok değerli olsa da okurken içimin bayıldığı oluyor. Bitmeyen upuzun betimlemeler bir noktadan sonra okuyanı yormaya başlıyor. Ben sanırım William Shakespeare ve Dante Alighieri ‘nin eserlerini dünya klasiklerinin başına koyardım. Türk Edebiyat tarihinde ki en önemli kişiyi Ömer Seyfettin olarak söylerim. Çünkü o kadar zor ve savaş dolu yılların içerisinde yazmaya devam edip böylesine değerli edebi eserler verebilmesi ve bunu yaparken gelecek kuşaklara, çocuklara ışık tutabilmesi, onlara vatan sevgisi aşılayabilmesi ve bunları yaparken kesinlikle ahlaki değerlerinden ödün vermemesi… Daha neler neler söyleyebilirim. Saygıyı sonuna kadar hak eden bir edebiyatçıdır benim gözümde Ömer Seyfettin…

H.O. : Hasan Tüfekci, bir edebiyatçıyı güzellik mi tetikler yoksa çaresizlik mi? Bir şiir güzel bir göl kenarında mı yazılır, yoksa çaresizlik içinde mi?
H.T. : Bir edebiyatçıyı her şey tetikleyebilir. Her duygu edebiyatçının bir şeyler üretebilmesinin önünü açabilir. Manavgat da yaşayan bir şairseniz güzellikler kesinlikle ön plana çıkacaktır. Ama, nehir kenarında oturmuş, gelip geçen tekneleri görmeyen gözlerle bakan ve uzaklara giden sevdiğini, özlem dolu kalbiyle düşleyen sevgilin çektiği acıyı şiire dökmem nasıl olabilirdi? Bence Güzelliğin İçindeki Acı, Acının İçinde ki Güzellik… Manavgat tam da bundan dolayı şiir yazmak için çok ideal.

H.O. : Size Dr. Hasan Tüfekci mi yoksa yazar / şair Hasan Tüfekci mi denmesini istersiniz? Neden?
H.T. : Bana yıllar öncesinden verilmiş ve bütün sevdiklerim tarafından benimsenmiş çok değerli bir ünvanlım zaten var. Bana herkes Hasan Hocam, ya da sadece Hocam der. Bu unvanımı sporcu kimliğimden dolayı bana tevdi etmiş olmalarına rağmen yazar/şair tarafıma da çok güzel hitap ettiğini düşünüyorum. Yani kısaca bana Hasan Hoca demeye devam edin lütfen…
H.O. : Sizin şiirleriniz bestelenip şarkı sözü olmaktadır. Bir de seslendirilerek klipleştirilmektedir. Siz şiirlerinin için ülke okurlarına ne söylemek istersiniz. Ayrıca Manavgat okurlarına özel bir mesajınız var mı? Manavgat edebiyatı hakkında ne düşünüyorsunuz?
H.T. : Ben bu işe hobi olarak başlamış daha yolun başında olan biriyim. Basımı için hazırlıklarına devam ettiğim bir kitabım ve çok iddialı olduğunu düşündüğüm ülkem adına yazdığım şarkı olmak üzere hazırlıkları devam eden şiirlerim var. Kliplerim için henüz başlangıç aşamasındalar, ilerledikçe daha iyi olacaklar düşüncesi içerisinde yol alıyorum. Ülke okurlarına ve Manavgat okurlarına mesajlarımı verdiğim, yayınladığım eserlerimle vermeye daha yeni başladım. Devamı geldikçe onlarda takip ettikçe aramızda ki bu iletişim devam edecektir. Sporcu kimliğimle size söyleyecek çok birikmiş ligim var. Ama edebiyatçı yönümü keşfetmeye devam ettikçe duygularımı ve mesajlarımı sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Beni takip etmeye devam edin diyebilirim sadece.

H.O. : Sizi en çok etkileyen kitap (roman, şiir ya da araştırma) nedir ? Bir kaç kelime ile anlatırsanız sevinirim.
H.T. : Yıllar önce okuduğum Ahmet Yılmaz Boyunağa’nın Hazin Göç isimli Tarihi Romanı beni çok etkilemişti. Anadolu’da sıcacık yatağından, ana kucağından küçük yaşta çalışmak için İstanbul’a giden bir çocuk olmamın kitapta anlatılanlarla kendimi bir tutmama sebep olduğunu düşünüyorum. Hiç kimse, hiçbir sebeple yurdundan, yerinden, ocağından edilmemeli. Bunu yapmak zorunda kalan insanların yaşadığı travmayı bu kitabı okurken içimde hissetmiştim yıllar önce. İlginçtir, şimdi aynı acı duyguyu haberleri okurken de hissediyor ve çok üzülüyorum.

H. O. : Aşağıda ki isimleri size neyi çağrıştırmaktadırlar?
Orhan Veli : Cumhuriyet Döneminin en değişime açık şairi. Şiir yazarken her türlü Edebi kuralı hiçe sayması ve kendi üslubunu kabul ettirebilmesi en büyük özelliği.

Atilla İlhan : Eserlerinde bariz Fransız etkisini hissettiğim Kasketli Şair.

Nihal Atsız : Onu ve düşünce şeklini anlamak için oğluna bıraktığı vasiyet mektubunu okumanızı tavsiye ederim.

Necip Fazıl : “işte iz, geliniz, toprak post, Allah dost" bu kadar yalın, bu kadar güzel dil kullanımı.

Cengiz Aytmatov : Kırgızistan’ı O’nun eserlerinden tanımak çok güzel. Betimlemeleri tarifsiz güzellikte ve romantik.

Yaşar Kemal : İnce Memed ‘de yaptığı Çukurova tasviri ile Türkçemizi yeniden yoğuran adam. Edebiyat ile ilgilenip de adını duymadım, okumadım deme lüksünüzün olmadığı yazar.

Reşat Nuri : Okurken içime işleyen, dizilerini izlerken yazık etmişler eserlerine dediğim yazar. Bence romanları bırakalım edebi eser olarak kalsınlar.

Orhan Pamuk : Nobel…

Shakespeare : Tuhaf bir şekilde her oyunu komedi niyetiyle başlayıp, müthiş bir drama dönüşen yazar. Burada anlatmam çok uzun sürer. Size Hemingway’in O’nun büstü hakkında yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim.

Dostoyevski : Bitmeyen, bir türlü sonu gelmeyen betimlemeler… Yazarlığı ve eserleri saygı duyulası, hayatı ve karakteri uzak durulası yazar. Kumarbaz romanını herkes bir klasik olarak okusa da telif haklarını kaybetmemek için 29 günde yazdığını, eğer bitiremezse kumar borçları nedeniyle başının bir kez daha belaya gireceğini bilmediği yazar.

Dünya Klasikleri ,Türk Klasikleri Bu iki kelimenin bende çağrıştırdıklarını size tek seferde söylemeye çalışayım izninizle: Bir eserin klasik olma mertebesine erişmesi o eseri vücuda getiren yazarın yaşanmışlıklarını ve birikimlerinin tamamını kapsar. Sevebilir veya sevmeyebilirsiniz ama okumaya karar vermişseniz Saygı Duyarak okumanız gerekir. Bir esere klasik olma mertebesi öyle kolay verilmez. Buna erişebilmiş bir eser bana göre ister Türk ister Dünya Klasiği olsun, okurunun gözünde artık gerekli saygınlığa ulaşmış demektir.

Orhun Yazıtları : “ ilki (tonyukuk) 4 taraflı iki tastan oluşmakta ve ilk tasta 35, diğer tasta 27 satir yazı bulunmaktaydı.. Tonyukuk tarafından ölümünden bir sure önce 720 yılında diktirilmişti.. bu kitabede Tonyukuk'tan ileri görüşlü , devletini seven ve alayişli bir devlet adamı olarak söz edilmekteydi.. ikincisi Kül Tigin adına, kardeşi Bilge Kaan tarafından yazdırılmış olup, Orhun Yazıtları arasında en sağlamı ve en okunula biliriydi.. 730 yılında diktirilmişti ve piramit seklindeydi.. 3 tarafı Türkçe, 1 tarafı Çine’ydi.. sonuncusu 732 yılında Bilge Kaan’ın oğlu tarafından Bilge Kaan adına diktirildi.. uçucusu hakkında pek fazla bilgi yoktur.. hepsi 8. Yüzyıl’da dikilmiştir ve yazılı Türk Edebiyatımızın yenisey kitabeleriyle birlikte Göktürkçe ilk eser sayılmaktadırlar.” Bu ansiklopedik bilgileri verme sebebim şudur. Herkes İlyada ve Odessa yı az çok bilirken Orhun Yazıtlarının hakkettiği değere henüz ulaşmadığını düşünenlerdenim. Dilerim entelektüel camiada bu yazıtlar çok daha iyi bir seviyede ve daha detaylı ve tarafsız koşullarda ele alınır ve yeniden Dünya Edebiyatına kazandırılırlar.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.