Hava Durumu

İz Bırakanlar - Hasan VAROL

Halk Kütüphanesi Müdürü Hidayet Oktay'ın, ilçe kültür sanatına yön veren değerleri ele aldığı "İz Bırakanlar" köşesinde bugünün konuğu Hasan Varol...

Haber Giriş Tarihi: 03.10.2022 03:05
Haber Güncellenme Tarihi: 05.09.2023 13:00
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.nehir.net/
İz Bırakanlar - Hasan VAROL

Hasan Varol

Torosların zor iklim şartlarında yetişen şairimiz, doğmuş olduğu coğrafyanın zorluklarını dizelere dökerek yörük kültürüne katkı sağlamaktadır. Hasan Varol, uzun yıllar Manavgat eğitim öğretimine öğretmen olarak hizmet etmiştir. İnsanlar doğdukları topraklara her zaman borçludur. Bu borçlarını ödemek için birçok etmen vardır. Eğitimci Hasan Varol, eğitim yaşantısından çekildikten sonra kültür sanat alanında hizmet ederek doğduğu topraklara olan borcunu ödemektedir. Kültür sanat ki insanların yaşam boyu çevresine verebileceği en temel olgudur. Şairimizde bu doğrultuda yazmaya üretmeye devam etmektedir. Şiirlerinin yanandı edebiyat alanındaki düz yazıları ile de Türk kültür sanatına hizmet etmeye devam etmektedir. Teşekkürler Hasan hocam.

1. Hidayet Oktay: Hasan Varol kimdir? Edebi kimliğiniz?
Hasan Varol: Ahmetler köyünde 1952’de doğdum. (Manavgat). İlkokulu köyümde, sonrası Aksu Öğretmen Okulu’nda yatılı okudum. Gönen Öğretmen Okulu’na sürüldüm, oradan mezun oldum. Ön Lisans A. Ö. F Eskişehir mezunuyum.

Kitaplarım: Ardıç Türküleri 1991, Kalbim Uçurtma 1992, Çiçek Atlasım 1994, Aşka Süt Portakal Çiçeğim 1996, Deniz 2011, İncir Kuşu Toplu Şiirler 2013, Harnuplar Pürenler Arılar 2015, Üzümün Sevinci 2017, son çalışmam Yürek Kanar Aşka Kanmışsa da içinde olan Kırlangıç Hevesi 2020 Toplu Şiirler.

2. H.O.: Manavgat eğitiminde Hasan Varol’un yeri neresidir?
H V:Manavgat, Serik köyleri ile Antalya merkezde çalıştım, emekli oldum. Bir yıl sonra Manavgat Koleji’nde okul yaşamım yeniden başladı. Beş yıl çalıştım. Sonrası mı kovdular! Devamla Manavgat’ta Özbilim, Sonuç, Başarı Birey dershanelerinde çalıştım. Eğitime katkımı bir Kızılağaçlı, bir Manavgat Kolejli, Özbilim, Sonuç, Başarı Birey Dershanesinden öğrencilerim veya velilerim değerlendirebilir. Dershane sahibi İbrahim bey, Kadir bey değerlendirebilir.

3. H.O.: Hasan Varol için yazmak ne anlama gelir, yazmanızın gerekçesi nedir?
H V : Okumanın sonunda gelen, insana yazma hevesi veren metinlerin verdiği bir hazırlayıcı, itici güç olsa gerek yazma isteği. İyi bir okur, okumaları sonucunda biraz da yazmanın sırlarını çözüyor, kendisinde yazma yeteneği varsa yavaş yavaş yazmaya başlıyor. Gerekçesi ise insan, doğa sevgisi, insanın hallerini şair gözüyle yeniden insana verebilme isteği. Belki de içine biraz umut katarak.

4. H.O.:Hasan Varol için edebiyat nedir? Hasan Varol, edebiyatsız bir dünyada yaşamak ister miydi?
H V : Bir yaşam biçimidir yazmak! Edebiyatsız mı Asla!

5. H.O.: Hasan Varol açısından edebiyatın amiral gemisi nedir? (Şiir, roman, öykü, denem, tiyatro vd)Yine bir eğitimci olarak şiirin tarihsel sürecini anlatır mısınız?
H V: Benim için“Amiral gemisi” şiir elbette. Şiirin bendeki geçmişine gelince… Çok uzaklara gitmeden çocukluk yıllarımızı anımsayalım. Aslında o yıllarda dinlediklerimiz, okuduklarımız bizi şiire hazırlamaktadır. “Eeeee e e…uyu yavrum ninni, e e e e!” Yine “Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde…” , “Masal masal maliki yıldız saydım on iki, on ikinin yarısı, tilki çakal derisi…” Bir mani: “Ey benim bahtiyarım / Gönlümün tahtı yarim / Yüzünde göz izi var / Sana kim baktı yarim” Bir duada bedduada: “Yazın ak, yüreğin pak olsun.” , “Boynuna boz ip çözüle” , “Beşikte gör, eşikte görme”,“Ovaya git sel alsın, tepeye git yel alsın” gibi. Yine bilmecelerde; “Alaca mezer / dünyayı gezer”, “Yazı yazar katip değil / Semeri var merkep değil.” Deyim ve atasölerinden: “Dokuz doğurmak”, “Bizim hanım (gelin) bizden kaçar; tutar ele, başın açar”, “Bacak kadar boyu var; türlü türlü huyu var”,Yaza çıkarttık danayı, beğenmez oldu anayı”.Türkü: Bozburun’un öte yüzü ey ha / alabula geyik izi ey ha!”

Şiiri düzyazıdan ayıran, dilde uyak, ses yinelemeleri, ölçü, ritm gibi ögeler değil, anlamdır. Düzyazı anlam üzerine kuruludur. Şiirin olmazsa olmazı olan bazı değerleri vardır ki, eskiden beri uyak, biçim, ritim gibi bunlar konuşma dilinde günlük de kullanılır. Şiirin, vazgeçilmezi olan uyak, ritmden zorunlu olmadıkça ayrılmadığını, bunlara ihtiyaç duyduğunu görürüz. Şiirde bunlardan yararlanılarak bir müzikalite sağlanmış olur. “Musiki her şeyden önce musiki” der ya hani şair. Galiba bize bunu anımsatıyor. Şiirin bunlardan yararlanmayan örnekleri de vardır elbette, ama uyak, şiirin akılda kalmasını, akıcılığını, etkili bir söylemi, içeriğe uygun bir sesi okura duyurur. Önemlidir!

Şiir her zaman çocukluğumuzdan bu yana, bizde dilimizin oluşturduğu bir birikim, çokça da folklorik ögelerden beslendiğimiz için bunlar bizi şiir yazmaya yatkın kılar ve hazırlar. Yukarıdaki örneklerde öne çıkan, içeriği çarpıcı kılan, çokça sestir. Dikkatle inceleyiniz, ses çok önemlidir. Tekerleme, mani, bilmece, deyim, atasözü gibi ürünlerle yetiştiğimiz için kulağımız buradaki sesi arar. Sanki uyak doğuştan bildiğimiz bir şeydir. Türküler için de söyleyebiliriz aynı şeyi, bir bilme, alışma, kulağın onu araması şiir kulağı yaratmıştır bizde. Bu birikim ve duyuş, işte şiirde hazır kullanılabilmektedir. Kalıplar, benzetmeler, ses yinelemeleri, ritim gibi temel ögeler şiir için geçmişimizden bize kulakla gelmiş bir besindir. “Masal masal maliki, yıldız saydım on iki…” bu akıcı söylem, bize şiir için kullanılacak bir kalıptır, sestir. “Aşkın aldı benden beni” bu söyleyiş bizim yeni söyleyeceğimize giydirdiğimiz bir elbisedir.

Şiir her zaman dilin belli yönlerinden ve olanaklarından yararlanır; dilin gücünü anlam ve sesin sınırlarını zorlar. Yetenekli yeni şairler böylece var olan beğeniden farklı yeni bir beğeni ortaya koyar. Dil üzerindeki bu çalışma önce yadırgansa da sonradan kabul görür. Garip, İkinci Yeni akımlarını böyle değerlendirmek gerek.

Şiir, günlük konuşma dilinden beslenir. Konuşma dilindeki doğal, rahat, zorlamalardan uzak bir söyleyiş, okuyan ve dinleyeni etkiler, sarsar, söylenenin daha bir içten algılanmasını duyulmasını ve anlamlandırılmasını sağlar. İnsanda karşılığı olan her alışılmamış bağdaştırmayı şiirde kullanabiliriz. Önce yadırgansa da sonradan alışma, zihinsel aramalar okunanı çağrışımlarla anlamlandırır. Yeni bir beğeni zamanla kendini kabul ettirir.

Geçmişi kısaca şöyle özetleyelim: Sait Faik der ya hani; “Yazmasam ölecektim!” Şiir, tek tek yazılır ve sonra şairince bazen bir tema bütünlüğü bazen yazılış tarihi vs bir yöntemle bir araya getirilir. Yazarken zaten anadilinizin kurallarına uyarak yazarsınız. Bazen anadilinizin sözcükleri ve kuralları yetmez sizin söylemek istediğinize, o zaman dilde sapmalar ve dilde yeni olan aranıp şairce benimsenir. “Tanrı” sözcüğü yetmemiş ki, Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya “utanrı” demiş. Yine “güvercin” yetmemiş Cemal Süreya şaire ve “üvercinka” sözcüğünü bulmuş. Bunlar dili bozmak değildir. Şiir için gerekli olanı aramak, bulmaktır. Şiir bir beğeni ile yazılır, o beğeni de zamanla değişir.

Şiir kendisidir, sözcüklerin dizimi ile bir elektrik akımı geçer dizeden ve her okur kendince bir etki, duyum alır ondan, okur dizeye çağrışım yükler, anlamlandırır. Düzyazı ise herkesin normalde aynı anlamı yakaladığı metinlerdir. Şiir ise, ayrı çağrışımlara, anlamlara götürür okuru. Bunda okurun şiir birikimi, yaşantı farklılığı da önemlidir.

Şiir için çok ötelere gitmeden söyleyelim: Yunus Emre “Türkçenin süt dişleri”dir, Tevfik Fikret, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Nazım Hikmet, Garip, İkinci Yeni şairleri günümüz şiirinin geçmişidir. Yine her ulus Dünya şiirinin mirasçısıdır. Deryadil Karacaoğlan’ı, Köroğlu, Pir Sultan Abdal’ı unutmayalım.

“Yüce dağların başında / Salkım salkım olan Bulut / Saçın çözüp benim için / Yaşın yaşın ağlar mısın” diyen bir Yunus Emre. “Güvercin dolu avlular” diyen bir Orhan Veli;“Sevsem öldürürler / Sevmesem öldüm!” diyen bir Karacaoğlan çok önemlidir Türkçemizde.

6. H.O.:Hasan Varol eserlerini üretirken nasıl bir yol izlemektedir? Günün hangi saatlerinde yazar, kaç sayfa yazar?
H.V.: Şiirin kaynağı yaşamımız ve düş dünyamızdır. Bir uyarma ile zihinde birikip oluşan bir imge bir dize halinde çıkagelir. Devamını getirir, onu yazarım, yeniden okur, sesli okur, bakarım. Yazmanın vakti saati yoktur. Öyle yazmak için oturmam. Oturup, gelsin yazarım şiiri demem, öyle yazamam. Şiir ille de şu mekan olsun demez, yolda, oturuken, yatarken, dinlenirken…O gelir ve beni yazmaya zorlar, sanki ezbere şiir okur gibi okurum, yeniden yeniden okurum ve dizeyi tekrar ederim. Sonra dil açısından, yazım kuralı açısından gözden geçiririm. Bu şiir iki dize de olabilir iki sayfa da olabilir.

7. H.O.:Bilim dünyası insanlarınca yazmak için en uygun zamanın sabah saat on ile on iki arası olarak belirlenmiş. Siz bu konuda ne dersiniz?
H V:Bir önceki yanıta bakınız..

8. H.O.:Hasan Varol için bir kitap yazmak hem bir iş hem de bir tutkudur,ne dersiniz?
H.V.: Bir yaşam biçimidir yazmak. İş ve tutku, evet!

9. H.O.:Hasan Varol, sizce kitap yazmak mı zor o kitabı düzeltmek mi? Bir de düzeltmenin sonu var mı? Edebiyat dünyası hızlı yaz yavaş düzenle (düzelt) ilkesine sahiptir. Siz nasıl yapıyorsunuz?
H.V.: Şiirin ilk dizesi önemlidir, bir istek bir ret, bir sevgi, bir bağışlama, bir eleştiri..bir sır taşır, içtendir. Düzeltirken dizenin ilk gelişini korumaya çalışırım. Sözcükler arası uyum ve çağrışım dizeden geçen elektrik yani çağrışım ararım. Samimi, içten, yaşamda bir yere iliştirilebilen bir dize insana dokunur, kendini okutur. Sözcükler seçilir. Yahya Kemal’in bir sözcük için on yıl beklediğini unutmayalım!

Editörlük, Anadilimizi ve Türkçemizi iyi bilen bir kişinin işidir.

10. H.O.: Hasan Varol, Elbette şiir ile diğer edebiyat türleri arasında önemli bir fark vardır. Siz bir ozan olarak nereden beslenmektesiniz?
H.V.: Şiir, insanı anlatır. Kaynağı yaşamdır. Konuşma dilinin sözcüklerinden beslenir.

11. H.O.:Hasan Varol, sizi etkileyen Türk ve Dünya yazınındaki önemli romancı, öykücü, şairler kimlerdir? Neden? Bir de Türk edebiyat tarihindeki en önemli romancı ile şair kimdir? Neden?
H.V.: Yunus Emre, Karacaoğlan,Yaşar Kemal, Nazım Hikmet, Pablo Neruda, Behçet Necatigil. Nedenleri yanıtsız kalsın, uzuncadır. Yer dar, zaman kısa.

12. H.O.: Hasan Varol bir edebiyatçıyı güzellik mi tetikler yoksa çaresizlik mi? Bir şiir, güzel bir göl kenarında mı yazılır yoksa çaresizlik içinde mi?
H.V. : Şairi bir insani durum “güzellik” gibi vd etkiler; yaşamda gördüğü, yaşadığı, okuduğu, içinde duyduğu…Şiiri yazmak için yer aranmaz. Yürüken, oturuken, yatarken…yazılır.

13. H.O.: Kitaplarınız için okurlarınıza neler söylemek istersiniz?
H.V.: Kitaplarım okunsun isterim. Şiirlerimi ele alan bir derleme yayımlandı: Akdenizli Bir İncir Kuşu. 160 sayfa. (Çetin Kitabevi- Manavgat) adresinden temin edilebilir. Şiirlerimin şifreleri o kitapta!

H.O: Sizi en çok etkileyen kitap (roman, şiir, tiyatro ya da araştırma) nedir? Birkaç kelime ile anlatırsanız sevinirim.
İlk yıllarıma dönüp düşününce aklıma Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’ romanı geliyor. Öğretmen okulu yıllarımdaydı. Yazarın anlattığı doğa, insanlar sanki benim çevremdeydi. Sahiciydi. Konuşma dilimizdeki sözcükler aynıydı. “Bende yazabilirim” duygusuna kapıldım. “Demek yazar olmak bu, böyle yazmak!” demiştim, kendi kendime. Yazma isteği ve cesareti vermişti bana.

H.O: Aşağıdaki isimler size neyi çağrıştırmaktadırlar?
Orhan Veli: kolay açık anlaşılır bir dil ile yazılan şiiri, birazda “sereserpe” sözcüğünü, biraz da “nasır” sözcüğünü anımsatır bana. Garip şiiri Osmanlıcadan kurtarmıştır şiirimizi.
Attila İlhan: Duvar kitabıyla tanıdığım bir yazar. Sonraları kendine özgü biçimi, imgeleri ile bilirim. Yağmur Kaçağı, Bela Çiçeği vd.
Nihal Atsız: Türkçü bir yazar, öğretmen. Bozkurtların Ölümü’nü okumuştum. Sonra unuttum.
Cengiz Aytmatov: Kırgız yazar. Öykücü romancı. Cemile, İlk öğretmen, Elveda Gülsarı aklımda, okuduklarımdan. Al Yazmalım Selvi Boylum filmini de unutmuyorum.
Yaşar Kemal: O benim için, Torosları yazan adam. Anlatım biçimi kendine özgü. Geçen yıl üçlüsünü (Orta Direk, Yer Demir Gök Bakar, Ölmez Otu) okudum. Çukurova, Toroslar insanı ve dramını iyi bir gözlem sonucu dil ile kurulan gerçeklilikte anlatmış. O Nobel’ hak eden, Türkçemiz onda ırmaklar gibi akıyor, Türkçemizin yüzü gülüyor onda.
Reşat Nuri: elbette Çalıkuşu ile akla geliyor. Dün Facebookta bir paylaşım da okudum. Atatürk, ilk yazımını bir gazeteden günlük okuyor romanın, hem de Kurtuluş Savaşı içinde ki o dehşet günlerde. Önemlidir! Hepimiz okumalıyız, o yılları, Anadolu gerçekliliğini, değişimi, öğretmenin görev aşkını unutmamalıyız. Tekrar okunası.
Shakespeare: Dünyanın herhalde en büyük yazarı. Tüm oyunlarını okumaya çalıştım. Hem Kültür Bakanlığı hem Türkiye İş Kültür yayınlarında var. Soneler sonra. Merak eden bulur.
Dostoyevski: Dünya klasiklerinden Rus yazarı. Cemal Süreya, Dostoyevski okuyalı geceleri gözüme uyku girmiyor, uykum kaçtı gibi bir söz etmişti. Evet, okuyanı değiştirir, etkiler. İki yıl önce Karamazov kardeşler’i okudum. Akıcı, sarsıcı.
Türk klasikleri: Yunus Ere, Karacaoğlan, Yaşar kemal, Sait Faik Abasıyanık,… yeter.
Orhun Yazıtları: Türklerin bilinen ilk yazılı eseri. 1889 yılında Moğolistan’da Orhun Vadisinde bulunmuş 1893’te Danimarkalı Wilhelm ile Rus Vasili metinleri çözmüş. Ben Behçet Necatigil üzerini bir inceleme okurken, şairin bu metinlerden yararlandığını okumuş büyülenmiştim.
“Çökmedikçe üstümüzde mavi gök / Göçmedikçe altımızda yağız yer” dizeleri Behçet Necatigil’in. Muharrem Ergin’in Orhun Abideleri kitabında “Türk Oğuz Beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yer delinmezse, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti?” demekte. İşte dilimiz kökümüz. Önemlidir! Behçet Necatigil’e alkış.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.