Halk Kütüphanesi Müdürü Hidayet Oktay'ın, ilçe kültür sanatına yön veren değerleri ele aldığı "İz Bırakanlar" köşesinde bugünün konuğu Saniye Vildan Güzel...
Haber Giriş Tarihi: 19.12.2022 05:06
Haber Güncellenme Tarihi: 05.09.2023 13:05
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.nehir.net/
Saniye Vildan GÜZEL;
Vildan Hanım, ilçemizin yazar gelinlerindendir. Gerçi kendi deyimi ile bir ömürlük bir zamanı Manavgat’ta geçirmiştir. Öğretmenlik hem de Türk Dili öğretmenliği Türkçenin dil bayraktarlığıdır. İşte yazarımız kendi deyimi ile kırk beş yıllık öğretmenlik ve öğrencilik yaşantısından sonra Türk dilinden öğrendiği bilgileri Türk dili ile halkına aktarmaya başlamış. Önce şiir demiş sonra şairleri, edebiyatı araştırmış araştırmış ve dağarcığından taşanları kâğıda aktarmış kitaplaştırmış. 6 kitaba ulaşmış.
Anadolu’nun insansal varlığının mayasında olan Mevlana kültürünü kitaplarında dile getirmiş Mevlana felsefesinin öğretisinde kitaplarından elde ettiği gelirleri sokak hayvanlarına ve kanserli yurttaşlarıma adamış. İşte böylesine engin yürekli değerler yetiştirmekte edebiyat. Diline kalemine yüreğine sağlık değerli öğretmenim. Saygılarımla.
İZ BIRAKANLAR
H. O. Vildan Güzel kimdir? Kırklareli'nde doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Kırklareli ve Edirne'de gördüm. Yüksek öğrenimimi Ankara Yüksek Öğretmen Okulu ile Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Bölümü'nde tamamladım. Hazırladığım tez nedeniyle de Türkolog unvanını aldım. Tekirdağ ve İstanbul'da edebiyat öğretmenliği yaptım. Meslek yaşamımı Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde sona erdirdim. Evliyim ve bir çocuk annesiyim. Özgeçmişimi böyle özetleyebilirim; ancak, öğretmen sürekli öğrenendir. Malili Hampâté Bâ'nın bu sözünü ilke edindim, "Öğrenmek, gençlikte de yaşlılıkta da suya koşmak gibidir." Michelangelo'nun 87 yaşında iken söylediği sözü de benimsiyorum. Michelangelo, "Hâlâ öğreniyorum." demiş o yaşında; ben öğretmenim, "Öğretmenlik ömür boyu sürecek bir öğrenciliktir." demem çok doğal!
H.O. Vildan Güzel için Manavgat ne anlatmaktadır? Öncelikle, beni "İZ BIRAKANLAR" arasında saydığınız için teşekkür ederim. Evet, birçok yerde iz bıraktım, hiç mütevazı olmayacağım. Bu yaşımda beni unutmayan, üzerinde iz bıraktığım, yaşamına dokunduğum çok öğrencim oldu. Hâlâ bana ulaşıyor ve benim unuttuğum anılarımızı yazıyorlar. Bu da beni çok mutlu ediyor. Ben 1969 yılından beri Manavgatlı sayıyorum kendimi; bir ömür denilebilir. Manavgatlı bir öğretmenle evlendim ve Manavgatlı oldum. Manavgat'ı ve insanlarını çok seviyorum. Doğası büyüleyici Manavgat'ın, çevresindeki tarihsel güzellikler de... İnsanları da sevecen, iyi yürekli ve yardımsever. Yazarı, ozanı bol. Onları tanıdıkça kültürel zenginliğini de fark ediyorum. Doğup büyüdüğüm Kırklareli'de orta son sınıfa kadar yaşadım; yatılı okullarda eğitim gördüğüm için ancak tatillerde gittiğim bir kentti. Tabii hiç unutmadım; ama, Manavgat-Side yarım asırdır yaşadığım yer. Emekli olduktan sonra yılın dört ayını Side'deki evimizde geçiriyorum. Manavgatlı yazarlar arasında sayılmaktan da gurur duyuyorum.
H. O. Vildan Güzel niçin yazar? Yazmanızın gerekçesi nedir? “Yazmak neyi? Yazmak kime? Yazmak niçin? Yaşamak, nefes almak kadar bedava, Yazmak. Parsa toplamayı düşünmeden Yazabilmek.” Bedri Rahmi Eyüboğlu “Yazmak başka oluyor Azalır yalnızlığım, Bu çizgiler de olmasa Çıldırırdım.” Behçet Necatigil
Ben araştırmacı-yazarım. Özellikle şiir üzerinde çalışıyorum. Yazdığım kitapları akademik ve iddialı bir çalışma ürünü olarak görmüyorum. Onlarca yıllık birikimimle; titizlikle, dikkatle, bir amaçla ve zevkle yaptığım bir araştırma-inceleme olarak değerlendiriyorum. “Ben öğretmenlikten emekli oldum; edebiyattan değil.” Tüm yaratılmışı; insanı, hayvanı, bitkiyi, taşı, toprağı ...ne varsa yaratılmış her şeyi sevmeye çalışan biriyim. Emekli olduktan sonra gittiğim kurslarda edindiğim becerilerle cam, ahşap, kumaş boyayarak açtığım sergilerden elde ettiğim gelirle sokak hayvanları ve kanserli çocuklarla ilgili kurumlara bağış yaptım yıllarca... Ellerimle çalışmakta zorlanınca da sürüp gelen edebiyatla ilgime dayanarak yazmaya başladım. Amacım, yine aynıydı. İnsan ve hayvanlara yardım. Altı kitap yazdım; hepsinin gelirini bağışladım, bağışlıyorum.
H. O. Vildan Güzel için edebiyat nedir? Edebiyatsız bir dünyada yaşamak ister miydi? Edebiyat; duygu ve düşüncelerin, insan ve toplum yaşantısının, söz ve yazıyla, etkili biçimlerde anlatımını amaç edinen bir sanat türüdür. Müzik, en etkili sanattır; çünkü kullandığı araç evrenseldir. Bir dilden bir dile çevirme gereğini duymadan, bütün insanlığa seslenebilir. Müzikten sonra en etkili ve yaygın sanat edebiyattır. Bir toplumun özel diliyle yaratıldığı ve onu müzikten sonra en etkili ve yaygın sanat edebiyattır. Bir toplumun özel diliyle yaratıldığı ve onun duygu ve düşüncelerini ilettiği için ulusal bir kimlik taşır; ama, edebiyat yapıtları bir dilden öteki dile çevrilebilir, böylece evrensel bir niteliğe ulaşır. Müziksiz ve edebiyatsız bir dünyada yaşam düşünemiyorum.
H.O. Vildan Güzel açısından edebiyatın amiral gemisi nedir (şiir, roman, tiyatro, deneme gibi) açıklar mısınız? Bir eğitimci olarak şiirin tarihsel sürecini anlatır mısınız? Edebiyatın amiral gemisi şiirdir. Edebiyatımızın geçmişinde nesir pek az yer tutar. Şirin tarihsel sürecini anlatmak çok uzun sürer. Bir söyleşi kapsamı içinde bu sorunuzu yanıtlamak çok zor. Kısaca özetleyeyim: Türk edebiyatı, Türk diliyle, Türkçeyle oluşturulmuş edebiyat yapıtlarının tümüdür. En eski çağlarda doğmuş olması gereken sözlü ürünlerden başlayarak günümüze değin Türkçe yaratılmış bütün sözlü, yazılı sanat yapıtları Türk Edebiyatı kavramının alanına girer. Nasıl tarih yazı ile başladıysa Türk edebiyatı da Türkçenin yazılı belgelere kavuştuğu zamandan başlayacaktır. Türk edebiyatı, Türk toplumunun geçirdiği uygarlık değişimleriyle üç büyük çağa ayrılır: 1- İslamlık Öncesi Orta Asya Türk Edebiyatı 2- İslam Uygarlığı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı 3-Batı Uygarlığı Etkisinde Yenilenen Türk Edebiyatı. Kısaca şiirin gelişimini de böylece değerlendirebilirim.
H.O. Vildan Güzel eserlerini üretirken nasıl bir yol izlemektedir? Günün hangi saatlerinde yazar, günde kaç sayfa yazar? Böyle bir disiplin içinde çalışmıyorum. Araştırmacı yazar olduğum için önce bol bol okuyorum. Sonra ne zaman yeterince birikim olduğunu düşünürsem o zaman yazıyorum. Bazen sayfalar dolusu, bazen bir sayfa.
H.O. Bilim dünyası insanların yazması için en uygun zamanı sabah saat 10 ile 12 arası olarak belirlemiş; siz bu konuda ne dersiniz? Dedim ya belli bir plan çerçevesinde çalışmıyorum. Ben yaratıcı bir ozan ya da yazar değilim; yani esin perim yok! Ne zaman istersem o zaman yazıyorum. Gece gündüz fark etmiyor benim için. Zaten her fırsatta okuyorum.
H.O. Vildan Güzel için bir kitap yazmak hem bir meslek, hem de bir hobidir; yani hem bir iş hem de bir tutkudur. Ne dersiniz? Yazmak benim için hobidir artık. 15 yıl eğitim 30 yıl öğretmenlik; yani yaşamımın 45 yılı okuyup yazmakla geçti. Artık benim için alışkanlık ve tutku. Gerçi 6 kitap ürettim ve 3 tanesi Türkiye kütüphanelerine girdi. Bu tabii ki beni mutlu etti; ama ben hâlâ kitap yazmamı iş olarak düşünmüyorum. İş karşılığında bir ücret alınır, ben ücret almıyorum ve böyle bir beklentim de yok. Neden yazdığımı biliyorsunuz.
H.O. Vildan Güzel sizce kitap yazmak mı zor yoksa o kitabı düzeltmek mi? Bir de düzeltmenin sonu var mı? Edebiyat dünyası, hızlı yaz yavaş düzenle ilkesine sahiptir. Siz nasıl yazıyorsunuz? Elbette şiir ile diğer edebiyat türleri arasında önemli bir fark vardır. Siz bir ozan olarak nereden beslenmektesiniz? Kitap yazmak zor gelmiyor da düzeltmek çok zor geliyor bana. Yazım, noktalama, cümle kuruluşu yanlışları, düşünceleri belli bir uyum içinde sıralama hataları bir yana, yargılarımı da beğenmiyorum bazen ve yeniden yazmak zorunda kalıyorum çoğu kez. Bunların üstüne yayıncım da benim kitaplarımı basarken redaktör ve editöre gerek olmadığını düşünüyor. Sizden iyi redaktör ve editör olamaz diyor. Artık zorluğu siz düşünün. Tekrar vurguluyorum; ben ozan değilim. Hızlı yazıyorum, yavaş düzenliyorum; bunun da sonu zor geliyor
H.O. Vildan Güzel, sizi etkileyen Türk ve Dünya yazınındaki önemli kalemler kimlerdir? Neden? Bir de Türk edebiyat tarihindeki en önemli romancı ile şair kimdir? Neden? Avrupa’daki anlamıyla roman türü, edebiyatımızda Tanzimat Dönemi’nde görülür. Bu tür, edebiyatımıza ilkin çeviri yoluyla girmiştir; ilk örneği de Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği Telemak adlı eserdir. Eski divan nesri (inşa) tarzında ve “seci” vb. gib söz sanatlarıyla yüklü bir anlatımla çevrilen bu eser, o çağda beğenilmiştir. Çevirmen, eserini romandan çok bir ahlak kitabı gibi görmüştür. Bazı kişiler, esere siyasetname gözüyle bakmışlar, hatta eserde tasavvuf izleri dahi görmeye çalışmışlardır. Çevirini dilinin ağırlığına rağmen Yunan mitolojisinin de, Doğulu bir anlatım içinde, Türk Edebiyatı’na bu eserle girdiğini söyleyebiliriz. Daha sonra yapılan çeviriler sade bir dil, söz ve anlam sanatlarından uzak bir anlatımla, o zamanın gazete diliyle yapılır. Giderek “yeni düşüncelerin ve şimdiki ilerlemelerin köhne münşiyane tarzla anlatılamayacağı” düşüncesiyle anlatım konuşma şivesine dönüştürülür. Çeviriler yoluyla 1860-1880 arasındaki bu ilk dönemde, Batı’nın birkaç klasik yazarının belli başlı eserleri Türk okuruna tanıtılmıştır. Bu dönemde çevirmenin önemli sorunlarından biri “dil” konusudur. Yazarlar yeni dil arayışına girmişlerdir. Bu dönemdeki bir başka sorun da, romanların “ahlakı düzeltmeye, güzelleştirmeye” yardımcı olması sorunudur. Bu konuda eskiye bağlı yazarlarla, Batı’ya dönük yazarlar tartışmaktadırlar. Türk Edebiyatı’ndaki ilk yerli hikâye ve romanlarda da, çevirilerde söz konusu edilen dil ve ahlak sorunları vardır. İlk eserlerden başlayarak romancıların bir kısmı halka, bir kısmı aydın kişilere seslenmişlerdir. Halka seslenenler sade bir dille, aydınlara seslenenlerse yabancı sözcük ve dil kurallarıyla dolu bir dille yazmışlardır. Halka seslenenler Ahmet Mithat'ın, aydınlara seslenen yazarlar Namık Kemal'in yolunu izlemişlerdir.
Şairi ayırmak çok güç; kendi dalında, alanında önemli şair çok çünkü. Yunus Emre desem Pir Sultan alınır, Karacaoğlan desem Köroğlu, Fuzûlî desem Nedim, Ahmet Haşim desem Yahya Kemal, Orhan Veli desem Oktay Rifat, Nazım Hikmet desem Attilâ İlhan, Bedri Rahmi desem Cahit Külebi. Can Yücel desem Rıfat Ilgaz, Turgut Uyar desem Edip Cansever, Şükrü Erbaş desem Refik Durbaş, Hasan Hüseyin Korkmazgil desem Sabahattin Ali alınır. Yeter mi listeyi uzatmamı ister misiniz? Behçet Necatigil ve Ataol Behramoğlu ve Cahit Sıtkı Tarancı, Özdemir Asaf, Ahmed Arif' nası unuturum. Hele benim şairim dediğim Gülten Akın'ı... Şair arkadaşlarımın arasında Ayten Mutlu, Berran Yalçın, Serpil Seyhan Gürbüz, Akın Güre, Mevlüt Âsar da var. Şair öğrencim Lüsan Bıçakçı da var. DUYGUDAN ŞİİRE başlığı altında iki kitap yazdım. Usta şairlerin şiirlerinin öykülerini ve anılarını anlattım bu kitaplarda. İki yıldır Yeni Adana Gazetesi'ne İNADINA ŞİİR başlığıyla köşe yazısı yazıyorum. Kitaplarımda yer veremediğim şairleri de bu köşemde anıyor inceliyorum. Okuyanlar hem deneme hem de inceleme tadında buluyorlar yazılarımı. Yani 24 saat şiir müşterisiyim.
Roman yazarlarını da sıralayayım mı? Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir. Üç Kemal'den başladım. Reşat Nuri Halide Edip, Yakup Kadri, Sabahattin Ali, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Adalet Ağaoğlu, Necati Cumalı, Tezer Özlü, Ahmet Hamdi Tanpınar, Oktay Akbal, Oktay Anar... Dünya edebiyatında: Victor Hugo, Balzac, Dostoyevsky, Charles Dickens, Kafka, Hemingway, Jane Austen, Amin Maalouf, Paulo Coelho, Herman Hesse, Antoine De Saint Expéry... Etkilendlğim kitapların listesinin bu denli uzun olmasının nedeni, okuduğum şiir ya da nesirlerden bir tek bölüm ya da dizelerin yüzünden etkilendiğim çok olmuştu Öğretmenlik yıllarımda öğrencilerime okumaları gereken kitap listeleri verirdim. Seçtiğim kitaplar yazarlarının en usta yapıtları olurdu. Kompozisyon derslerinde okuyup okumadıklarını kontrol etmek için beni etkileyen yerlerinden sorular hazırlardım. Onlar sunum yaparken araya girer sorardım. Bazen de hepsini dinleyemediğim için her birinin seçtiği kitap için ayrı ayrı soru hazırlar ve yazılı kompozisyon sınavı yapardım. Okuduğu kitabı beğenip o yazarın külliyatından başka kitapların seçip önermemi isteyen çok öğrencim olurdu. Bir dahaki söyleşimizde uzun uzun örnekler verirsem beni anlarsınız.
H. O. Vildan Güzel bir edebiyatçıyı güzellik mi tetikler yoksa çaresizlik mi? Bir şiir güzel bir göl kenarında mı yazılır yoksa çaresizlik içinde mi? "Şimdi uzaklara gitmek lazım. Doldurup bavula ertelenmiş coşkuları, rüzgârları sırtlamak, martıların peşine düşüp, asfalt bilmez topraklara koşmak lazım.." diyor Paulo Coelho. Ne güzel demiş yazar; ertelenmiş coşkular... İnsan gerçekten çaresiz olduğunu bilip kalmalı mı oturduğu yerde yoksa sebepleri mi zorlamalı ne olursa olsun? Yanıtı güç bir soru? Aşk, acı, hüzün, gam, özlem, çaresizlik duyguları, ayrılık, ölüm, savaş, yokluk... Çaresizlik, en insan yanımız belki de. Çaresiz olduğunu bilmek, içselleştirmek, insan olduğun ile yüzleşme süreci diye düşünüyorum. Bu dünyada her duygu, çaresizlik duygusuna ulaşabilir. Her duygu da edebiyatçıyı tetikler. Şairi besler. O anki ruh hâline göre hangi duygu baskınsa onu tema edinir şair. Behçet Necatigil'e kulak verelim bir: "Doğrudur şairlerin sözleri Her şeyde bir parıltı güzellikten. Görmek başlıbaşına bir iş. Bakmak hattâ karıncaya Tabii söz gelişi, neler yok ki Ona varıncaya."
H. O. Kitaplarınız için ülke okurlarına ne söylemek istersiniz; ayrıca Manavgat okurlarına özel bir mesajınız var mı? Manavgat edebiyatı hakkında ne n? Sizin yazın dünyanızı Mevlâna felsefesi beslemektedir. Nedir Mevlâna felsefesi ile ilişkiniz? Jiddu Krishnamurti, "Bütün hayatı anlamak zorundasınız, sadece onun küçük bir parçasını değil. İşte bu yüzden okumak zorundasınız, işte bu yüzden gökyüzüne bakmak zorundasınız. İşte bu yüzden şarkı söylemek ve dans etmek, şiirler yazmak, acı çekme ve idrak edip anlamak zorundasınız. Çünkü bütün bunların hepsi hayatın ta kendisidir." diyor. Ben de böyle düşünüyorum. Manavgat edebiyatını yeni tanıyorum; genç yazar ve ozanlar umut verici. Özellikle gençlerden söz ediyorum. Eskiden beri yazanlar zaten kendilerini kanıtlamışlar. Hepsini kutluyorum. Büyük usta Çehov’un genç yazarlara bir öğüdü vardır: “Yazın, her gün yazın, yazacak bir şeyiniz yoksa olmadığını yazın.” Bir arkadaşı, Alberto Manguel’e sık sık uğrarmış, her seferinde de aynı tablo ile karşılaşırmış. Masasının başında oturup yazı yazan bir adam, bir gün sabrı taşmış. Kapıyı açmış ve dayanamayıp bağırmış. ‘Yaz Allah’ın cezası, yaz.” Ben yazmaya neden, hangi amaçla başladığımı söylemiştim. Yazmaya başladığım yıllarda hem ülkemizde hem de dünyada Mevlânâ’ya ve yapıtlarına olan ilginin artması, tasavvuf ve Mevleviliğe olan ilginin, popüler kültürün önemli ögelerinden olması, o konuya yönelmemin ana sebebidir. Ancak çalışma alanı olarak “roman”ı seçmemin nedeni, roman türünün modern Türk Edebiyatı ve dilinin kurucu ögelerinden biri olmasıdır. Zira esasen roman, klasik edebiyatımızdan kendiliğinden doğan bir tür değildir ve bu nedenle Batı düşüncesi, kültürü ve sanatıyla ilişkilerimizin izlerinin de en sağlıklı olarak sürülebileceği alanlardan biridir. Romanlar, klasik kültürümüzden nasıl uzaklaştığımızla birlikte, onunla yeniden ilişki kurmanın zorluk ve imkânlarını da gösterirler. Tasavvuf, modernlik öncesi edebiyatın ayrılmaz bir Tasavvuf, modernlik öncesi edebiyatın ayrılmaz bir parçasıdır; hattâ belki de en önemli kaynaklarından biridir. Mevlevilik ise, sanat ve kültür alanında büyük önem taşımaktadır. “Eski kültür”, “Yeni kültür” tercihlerinin yaşandığı dönemlerde, Mevleviliğin de bu tartışmanın önemli unsurlarından biri olarak yer aldığı, Mevleviliğin bu konudaki özelliğinin, Türk romancılarını ilgilendirdiği bilinmektedir. Sonuçta farklı yaklaşımlarla da olsa Mevlânâ ve Mevlevilik Türk romanına taşınmıştır. Türk romanında Mevlânâ ve Mevlevilik işlenirken sözü edilen dönemlerdeki sorunlarla, tartışmalarla bağlantı kurulmuş, ayrıca araştırmacıların kurduğu bağlantıların ötesinde başka ilgiler de vurgulanmıştır. Bu bağlamda çalışmanın konusu romanlar ve yazarlar, hem kronolojik hem de yazıldıkları dönemlerin edebiyat ve sosyal meseleleriyle olan ilgileri göz önünde bulundurularak, ele alınmıştır. Benim Mevlevilikle organik bağım yok; ancak, iyilikle, huzurla, mutlulukla dolu bir dünya yaratmak için insanların özverili, başkalarını düşünen, sevgi dolu olmaları gerektiğini en güzel hâliyle Mevlâna felsefesinde bulabiliriz. Bu yüzden bu felsefeyi önemsiyorum
H.O. Sizi en çok etkileyen kitap ( roman, şiir, tiyatro ya da araştırma) nedir? Birkaç kelime ile anlatırsanız sevinirim. Şiir, öykü, roman, deneme, makale, anı gibi edebiyat türlerini okumayı seviyorum. Önceliği şiir ve denemeye veriyorum. Neden? Onları okurken kendi yaşamımdan izler buluyorum. Denemede yazar, birçok yönünü açık eder, şeffaftır. Bazı denemeleri okurken, yazarın bu duyguları düşünceleri ne kadar da bana benziyor diye düşünüyorum. Ben de böyle yaşadım diyorum. Şiir okuduğum zaman özellikle bazı dizeler ilgimi çeker; o dizeleri belleğime yazarım. O dizeler beni çocukluğuma, gençlik çağıma götürür. Sevgilerimi, tutkularımı, hatalarımı, yıkılmalarımı, direncimi, yalnızlığımı, sığınmalarımı. Bulurum o dizelerde, tam da duyumsadığım gibi... Bir dizenin yoğunluğunda, yaşadığım zamanın özel bir anlam kazandığına inanırım. Düne bakıyorum. Yıl 1975... Eşim öğretmen, İskenderun'da amfibi yedek subay olarak asker, yaz tatilinde... Ben de Side'deyim. Tatil; bol bol kitap, dergi okumaya zaman buluyorum. FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA, aynı yıl, Varlık Dergisi'ndeki "Ta Uzaktaki Ses" şiirinde, "Dinle" diyor. "Dinle Kocaman gece kocaman sessizliği söylerken Seni düşündüğümü Dinle Dinle Kocaman deniz Kocaman maviliği kocaman kıyıları haykırırken Benim seni sevdiğimi dinle." Mektup yazıyorum eşime, "Birbirimize kilometrelerce uzak yerlerde olsak da, deniz kıyısı bize sesleniyor!" diyorum. "Ta uzaktaki sesi dinle; ben duyuyorum, sen duyuyor musun?" diyorum. Yaşamımın her aşamasında farklı kitaplardan etkilendim, Bir dönemde aşk romanları, romantik yapıtlar, bir dönemde gerçekçi kitaplar, bir dönemde hepsi. Yaşlandıkça deneme ve araştırma kitapları ve yeniden Dünya klasikleri. Yaşamımın her aşamasında farklı kitaplar etkiledi beni.
H.O. Aşağıdaki isimler size neyi çağrıştırmaktadır? ORHAN VELİ: Ben Orhan Veli şiiri, edebiyatta devrim yapma çabaları ATTİLÂ İLHAN: Ben Sana Mecburum, Elde Var Hüzün, "Ben hiç böylesini görmemiştim. Vurdun kanıma girdin, itirazım var." NİHAL ATSIZ: Türkçülük anlayışı NECİP FAZIL: Kaldırımlar- Sakarya Türküsü CENGİZ AYTMATOV: Selvi Boylum Al Yazmalım ve özellikle şu sözler: 'Sevgi neydi? Coşkun akan dere, sonbahar rüzgârıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çırpıntısı... Sonunda coşkun dere durulur, yapraklar kurur dökülür, yağmur diner güneş çıkardı. Sevgi neydi? Sevgi sahip çıkan, dost, sıcak insan eli. İnsan emeği miydi? Sevgi iyilikti, sevgi emekti.' YAŞAR KEMAL: İnce Memet-Al Gözüm Seyreyle Salih-Bugünlerde Bahar İndi Nobel ödülü alamayışı. REŞAT NURİ: Çalıkuşu - Anadolu Notları ORHAN PAMUK: Kara Kitap- Cevdet Bey ve Oğulları- Nobel ödülü alışı SHAKESPEARE: Romeo ve Jüliet-Hamlet "To be or not to be" (olmak ya da olmamak) Can Yücel'in çok tartışılan Hamlet çevirisinde " Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin."i DOSTOYEVSKİ: Suç ve Ceza- Karamazov Kardeşler DÜNYA KLASİKLERİ: Uğultulu Tepeler (Emily Bronte) Aşk ve Gurur (Jane Austen) Bülbülü Öldürmek (Harper Lee) ve Hasan Âli Yücel TÜRK KLASİKLERİ: Yaban (Yakup Kadri Karaosmanoğlu) Sinekli Bakkal ( Halide Edip Adıvar) Liste çok uzun!
ORHUN YAZITLARI: Türk tarihinin ilk alfabesi olarak kabul edilen Göktürk alfabesi ile yazılmış; Türk adının geçtiği ilk yapıtlar. "Türk, Oğuz beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti?" Kitaplarınızı sıralarsanız onları gazetede yayınlarım. Teşekkür ederim. Sizle söyleşmek zevkliydi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İz Bırakanlar - Saniye Vildan Güzel
Halk Kütüphanesi Müdürü Hidayet Oktay'ın, ilçe kültür sanatına yön veren değerleri ele aldığı "İz Bırakanlar" köşesinde bugünün konuğu Saniye Vildan Güzel...
Saniye Vildan GÜZEL;
Vildan Hanım, ilçemizin yazar gelinlerindendir. Gerçi kendi deyimi ile bir ömürlük bir zamanı Manavgat’ta geçirmiştir. Öğretmenlik hem de Türk Dili öğretmenliği Türkçenin dil bayraktarlığıdır. İşte yazarımız kendi deyimi ile kırk beş yıllık öğretmenlik ve öğrencilik yaşantısından sonra Türk dilinden öğrendiği bilgileri Türk dili ile halkına aktarmaya başlamış. Önce şiir demiş sonra şairleri, edebiyatı araştırmış araştırmış ve dağarcığından taşanları kâğıda aktarmış kitaplaştırmış. 6 kitaba ulaşmış.
Anadolu’nun insansal varlığının mayasında olan Mevlana kültürünü kitaplarında dile getirmiş Mevlana felsefesinin öğretisinde kitaplarından elde ettiği gelirleri sokak hayvanlarına ve kanserli yurttaşlarıma adamış. İşte böylesine engin yürekli değerler yetiştirmekte edebiyat. Diline kalemine yüreğine sağlık değerli öğretmenim. Saygılarımla.
İZ BIRAKANLAR
H. O. Vildan Güzel kimdir?
Kırklareli'nde doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Kırklareli ve Edirne'de gördüm. Yüksek öğrenimimi Ankara Yüksek Öğretmen Okulu ile Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Bölümü'nde tamamladım. Hazırladığım tez nedeniyle de Türkolog unvanını aldım. Tekirdağ ve İstanbul'da edebiyat öğretmenliği yaptım. Meslek yaşamımı Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde sona erdirdim. Evliyim ve bir çocuk annesiyim. Özgeçmişimi böyle özetleyebilirim; ancak, öğretmen sürekli öğrenendir. Malili Hampâté Bâ'nın bu sözünü ilke edindim, "Öğrenmek, gençlikte de yaşlılıkta da suya koşmak gibidir." Michelangelo'nun 87 yaşında iken söylediği sözü de benimsiyorum. Michelangelo, "Hâlâ öğreniyorum." demiş o yaşında; ben öğretmenim, "Öğretmenlik ömür boyu sürecek bir öğrenciliktir." demem çok doğal!
H.O. Vildan Güzel için Manavgat ne anlatmaktadır?
Öncelikle, beni "İZ BIRAKANLAR" arasında saydığınız için teşekkür ederim. Evet, birçok yerde iz bıraktım, hiç mütevazı olmayacağım. Bu yaşımda beni unutmayan, üzerinde iz bıraktığım, yaşamına dokunduğum çok öğrencim oldu. Hâlâ bana ulaşıyor ve benim unuttuğum anılarımızı yazıyorlar. Bu da beni çok mutlu ediyor. Ben 1969 yılından beri Manavgatlı sayıyorum kendimi; bir ömür denilebilir. Manavgatlı bir öğretmenle evlendim ve Manavgatlı oldum. Manavgat'ı ve insanlarını çok seviyorum. Doğası büyüleyici Manavgat'ın, çevresindeki tarihsel güzellikler de... İnsanları da sevecen, iyi yürekli ve yardımsever. Yazarı, ozanı bol. Onları tanıdıkça kültürel zenginliğini de fark ediyorum. Doğup büyüdüğüm Kırklareli'de orta son sınıfa kadar yaşadım; yatılı okullarda eğitim gördüğüm için ancak tatillerde gittiğim bir kentti. Tabii hiç unutmadım; ama, Manavgat-Side yarım asırdır yaşadığım yer. Emekli olduktan sonra yılın dört ayını Side'deki evimizde geçiriyorum. Manavgatlı yazarlar arasında sayılmaktan da gurur duyuyorum.
H. O. Vildan Güzel niçin yazar? Yazmanızın gerekçesi nedir? “Yazmak neyi? Yazmak kime?
Yazmak niçin? Yaşamak, nefes almak kadar bedava, Yazmak. Parsa toplamayı düşünmeden Yazabilmek.” Bedri Rahmi Eyüboğlu
“Yazmak başka oluyor
Azalır yalnızlığım,
Bu çizgiler de olmasa
Çıldırırdım.” Behçet Necatigil
Ben araştırmacı-yazarım. Özellikle şiir üzerinde çalışıyorum. Yazdığım kitapları akademik ve iddialı bir çalışma ürünü olarak görmüyorum. Onlarca yıllık birikimimle; titizlikle, dikkatle, bir amaçla ve zevkle yaptığım bir araştırma-inceleme olarak değerlendiriyorum. “Ben öğretmenlikten emekli oldum; edebiyattan değil.” Tüm yaratılmışı; insanı, hayvanı, bitkiyi, taşı, toprağı ...ne varsa yaratılmış her şeyi sevmeye çalışan biriyim. Emekli olduktan sonra gittiğim kurslarda edindiğim becerilerle cam, ahşap, kumaş boyayarak açtığım sergilerden elde ettiğim gelirle sokak hayvanları ve kanserli çocuklarla ilgili kurumlara bağış yaptım yıllarca... Ellerimle çalışmakta zorlanınca da sürüp gelen edebiyatla ilgime dayanarak yazmaya başladım. Amacım, yine aynıydı. İnsan ve hayvanlara yardım. Altı kitap yazdım; hepsinin gelirini bağışladım, bağışlıyorum.
H. O. Vildan Güzel için edebiyat nedir? Edebiyatsız bir dünyada yaşamak ister miydi?
Edebiyat; duygu ve düşüncelerin, insan ve toplum yaşantısının, söz ve yazıyla, etkili biçimlerde anlatımını amaç edinen bir sanat türüdür. Müzik, en etkili sanattır; çünkü kullandığı araç evrenseldir. Bir dilden bir dile çevirme gereğini duymadan, bütün insanlığa seslenebilir. Müzikten sonra en etkili ve yaygın sanat edebiyattır. Bir toplumun özel diliyle yaratıldığı ve onu müzikten sonra en etkili ve yaygın sanat edebiyattır. Bir toplumun özel diliyle yaratıldığı ve onun duygu ve düşüncelerini ilettiği için ulusal bir kimlik taşır; ama, edebiyat yapıtları bir dilden öteki dile çevrilebilir, böylece evrensel bir niteliğe ulaşır. Müziksiz ve edebiyatsız bir dünyada yaşam düşünemiyorum.
H.O. Vildan Güzel açısından edebiyatın amiral gemisi nedir (şiir, roman, tiyatro, deneme gibi) açıklar mısınız? Bir eğitimci olarak şiirin tarihsel sürecini anlatır mısınız?
Edebiyatın amiral gemisi şiirdir. Edebiyatımızın geçmişinde nesir pek az yer tutar. Şirin tarihsel sürecini anlatmak çok uzun sürer. Bir söyleşi kapsamı içinde bu sorunuzu yanıtlamak çok zor. Kısaca özetleyeyim: Türk edebiyatı, Türk diliyle, Türkçeyle oluşturulmuş edebiyat yapıtlarının tümüdür. En eski çağlarda doğmuş olması gereken sözlü ürünlerden başlayarak günümüze değin Türkçe yaratılmış bütün sözlü, yazılı sanat yapıtları Türk Edebiyatı kavramının alanına girer. Nasıl tarih yazı ile başladıysa Türk edebiyatı da Türkçenin yazılı belgelere kavuştuğu zamandan başlayacaktır. Türk edebiyatı, Türk toplumunun geçirdiği uygarlık değişimleriyle üç büyük çağa ayrılır:
1- İslamlık Öncesi Orta Asya Türk Edebiyatı
2- İslam Uygarlığı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
3-Batı Uygarlığı Etkisinde Yenilenen Türk Edebiyatı.
Kısaca şiirin gelişimini de böylece değerlendirebilirim.
H.O. Vildan Güzel eserlerini üretirken nasıl bir yol izlemektedir? Günün hangi saatlerinde yazar, günde kaç sayfa yazar?
Böyle bir disiplin içinde çalışmıyorum. Araştırmacı yazar olduğum için önce bol bol okuyorum. Sonra ne zaman yeterince birikim olduğunu düşünürsem o zaman yazıyorum. Bazen sayfalar dolusu, bazen bir sayfa.
H.O. Bilim dünyası insanların yazması için en uygun zamanı sabah saat 10 ile 12 arası olarak belirlemiş; siz bu konuda ne dersiniz?
Dedim ya belli bir plan çerçevesinde çalışmıyorum. Ben yaratıcı bir ozan ya da yazar değilim; yani esin perim yok! Ne zaman istersem o zaman yazıyorum. Gece gündüz fark etmiyor benim için. Zaten her fırsatta okuyorum.
H.O. Vildan Güzel için bir kitap yazmak hem bir meslek, hem de bir hobidir; yani hem bir iş hem de bir tutkudur. Ne dersiniz?
Yazmak benim için hobidir artık. 15 yıl eğitim 30 yıl öğretmenlik; yani yaşamımın 45 yılı okuyup yazmakla geçti. Artık benim için alışkanlık ve tutku. Gerçi 6 kitap ürettim ve 3 tanesi Türkiye kütüphanelerine girdi. Bu tabii ki beni mutlu etti; ama ben hâlâ kitap yazmamı iş olarak düşünmüyorum. İş karşılığında bir ücret alınır, ben ücret almıyorum ve böyle bir beklentim de yok. Neden yazdığımı biliyorsunuz.
H.O. Vildan Güzel sizce kitap yazmak mı zor yoksa o kitabı düzeltmek mi?
Bir de düzeltmenin sonu var mı? Edebiyat dünyası, hızlı yaz yavaş düzenle ilkesine sahiptir. Siz nasıl yazıyorsunuz? Elbette şiir ile diğer edebiyat türleri arasında önemli bir fark vardır. Siz bir ozan olarak nereden beslenmektesiniz? Kitap yazmak zor gelmiyor da düzeltmek çok zor geliyor bana. Yazım, noktalama, cümle kuruluşu yanlışları, düşünceleri belli bir uyum içinde sıralama hataları bir yana, yargılarımı da beğenmiyorum bazen ve yeniden yazmak zorunda kalıyorum çoğu kez. Bunların üstüne yayıncım da benim kitaplarımı basarken redaktör ve editöre gerek olmadığını düşünüyor. Sizden iyi redaktör ve editör olamaz diyor. Artık zorluğu siz düşünün. Tekrar vurguluyorum; ben ozan değilim. Hızlı yazıyorum, yavaş düzenliyorum; bunun da sonu zor geliyor
H.O. Vildan Güzel, sizi etkileyen Türk ve Dünya yazınındaki önemli kalemler kimlerdir? Neden? Bir de Türk edebiyat tarihindeki en önemli romancı ile şair kimdir? Neden?
Avrupa’daki anlamıyla roman türü, edebiyatımızda Tanzimat Dönemi’nde görülür. Bu tür, edebiyatımıza ilkin çeviri yoluyla girmiştir; ilk örneği de Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği Telemak adlı eserdir. Eski divan nesri (inşa) tarzında ve “seci” vb. gib söz sanatlarıyla yüklü bir anlatımla çevrilen bu eser, o çağda beğenilmiştir. Çevirmen, eserini romandan çok bir ahlak kitabı gibi görmüştür. Bazı kişiler, esere siyasetname gözüyle bakmışlar, hatta eserde tasavvuf izleri dahi görmeye çalışmışlardır. Çevirini dilinin ağırlığına rağmen Yunan mitolojisinin de, Doğulu bir anlatım içinde, Türk Edebiyatı’na bu eserle girdiğini söyleyebiliriz. Daha sonra yapılan çeviriler sade bir dil, söz ve anlam sanatlarından uzak bir anlatımla, o zamanın gazete diliyle yapılır. Giderek “yeni düşüncelerin ve şimdiki ilerlemelerin köhne münşiyane tarzla anlatılamayacağı” düşüncesiyle anlatım konuşma şivesine dönüştürülür. Çeviriler yoluyla 1860-1880 arasındaki bu ilk dönemde, Batı’nın birkaç klasik yazarının belli başlı eserleri Türk okuruna tanıtılmıştır. Bu dönemde çevirmenin önemli sorunlarından biri “dil” konusudur. Yazarlar yeni dil arayışına girmişlerdir. Bu dönemdeki bir başka sorun da, romanların “ahlakı düzeltmeye, güzelleştirmeye” yardımcı olması sorunudur. Bu konuda eskiye bağlı yazarlarla, Batı’ya dönük yazarlar tartışmaktadırlar. Türk Edebiyatı’ndaki ilk yerli hikâye ve romanlarda da, çevirilerde söz konusu edilen dil ve ahlak sorunları vardır. İlk eserlerden başlayarak romancıların bir kısmı halka, bir kısmı aydın kişilere seslenmişlerdir. Halka seslenenler sade bir dille, aydınlara seslenenlerse yabancı sözcük ve dil kurallarıyla dolu bir dille yazmışlardır. Halka seslenenler Ahmet Mithat'ın, aydınlara seslenen yazarlar Namık Kemal'in yolunu izlemişlerdir.
Şairi ayırmak çok güç; kendi dalında, alanında önemli şair çok çünkü. Yunus Emre desem Pir Sultan alınır, Karacaoğlan desem Köroğlu, Fuzûlî desem Nedim, Ahmet Haşim desem Yahya Kemal, Orhan Veli desem Oktay Rifat, Nazım Hikmet desem Attilâ İlhan, Bedri Rahmi desem Cahit Külebi. Can Yücel desem Rıfat Ilgaz, Turgut Uyar desem Edip Cansever, Şükrü Erbaş desem Refik Durbaş, Hasan Hüseyin Korkmazgil desem Sabahattin Ali alınır. Yeter mi listeyi uzatmamı ister misiniz? Behçet Necatigil ve Ataol Behramoğlu ve Cahit Sıtkı Tarancı, Özdemir Asaf, Ahmed Arif' nası unuturum. Hele benim şairim dediğim Gülten Akın'ı... Şair arkadaşlarımın arasında Ayten Mutlu, Berran Yalçın, Serpil Seyhan Gürbüz, Akın Güre, Mevlüt Âsar da var. Şair öğrencim Lüsan Bıçakçı da var. DUYGUDAN ŞİİRE başlığı altında iki kitap yazdım. Usta şairlerin şiirlerinin öykülerini ve anılarını anlattım bu kitaplarda. İki yıldır Yeni Adana Gazetesi'ne İNADINA ŞİİR başlığıyla köşe yazısı yazıyorum. Kitaplarımda yer veremediğim şairleri de bu köşemde anıyor inceliyorum. Okuyanlar hem deneme hem de inceleme tadında buluyorlar yazılarımı. Yani 24 saat şiir müşterisiyim.
Roman yazarlarını da sıralayayım mı?
Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir. Üç Kemal'den başladım. Reşat Nuri Halide Edip, Yakup Kadri, Sabahattin Ali, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Adalet Ağaoğlu, Necati Cumalı, Tezer Özlü, Ahmet Hamdi Tanpınar, Oktay Akbal, Oktay Anar... Dünya edebiyatında: Victor Hugo, Balzac, Dostoyevsky, Charles Dickens, Kafka, Hemingway, Jane Austen, Amin Maalouf, Paulo Coelho, Herman Hesse, Antoine De Saint Expéry... Etkilendlğim kitapların listesinin bu denli uzun olmasının nedeni, okuduğum şiir ya da nesirlerden bir tek bölüm ya da dizelerin yüzünden etkilendiğim çok olmuştu Öğretmenlik yıllarımda öğrencilerime okumaları gereken kitap listeleri verirdim. Seçtiğim kitaplar yazarlarının en usta yapıtları olurdu. Kompozisyon derslerinde okuyup okumadıklarını kontrol etmek için beni etkileyen yerlerinden sorular hazırlardım. Onlar sunum yaparken araya girer sorardım. Bazen de hepsini dinleyemediğim için her birinin seçtiği kitap için ayrı ayrı soru hazırlar ve yazılı kompozisyon sınavı yapardım. Okuduğu kitabı beğenip o yazarın külliyatından başka kitapların seçip önermemi isteyen çok öğrencim olurdu. Bir dahaki söyleşimizde uzun uzun örnekler verirsem beni anlarsınız.
H. O. Vildan Güzel bir edebiyatçıyı güzellik mi tetikler yoksa çaresizlik mi?
Bir şiir güzel bir göl kenarında mı yazılır yoksa çaresizlik içinde mi? "Şimdi uzaklara gitmek lazım. Doldurup bavula ertelenmiş coşkuları, rüzgârları sırtlamak, martıların peşine düşüp, asfalt bilmez topraklara koşmak lazım.." diyor Paulo Coelho. Ne güzel demiş yazar; ertelenmiş coşkular...
İnsan gerçekten çaresiz olduğunu bilip kalmalı mı oturduğu yerde yoksa sebepleri mi zorlamalı ne olursa olsun? Yanıtı güç bir soru? Aşk, acı, hüzün, gam, özlem, çaresizlik duyguları, ayrılık, ölüm, savaş, yokluk... Çaresizlik, en insan yanımız belki de. Çaresiz olduğunu bilmek, içselleştirmek, insan olduğun ile yüzleşme süreci diye düşünüyorum. Bu dünyada her duygu, çaresizlik duygusuna ulaşabilir. Her duygu da edebiyatçıyı tetikler. Şairi besler. O anki ruh hâline göre hangi duygu baskınsa onu tema edinir şair. Behçet Necatigil'e kulak verelim bir:
"Doğrudur şairlerin sözleri
Her şeyde bir parıltı güzellikten.
Görmek başlıbaşına bir iş.
Bakmak hattâ karıncaya
Tabii söz gelişi, neler yok ki
Ona varıncaya."
H. O. Kitaplarınız için ülke okurlarına ne söylemek istersiniz; ayrıca Manavgat okurlarına özel bir mesajınız var mı? Manavgat edebiyatı hakkında ne n?
Sizin yazın dünyanızı Mevlâna felsefesi beslemektedir. Nedir Mevlâna felsefesi ile ilişkiniz?
Jiddu Krishnamurti, "Bütün hayatı anlamak zorundasınız, sadece onun küçük bir parçasını değil. İşte bu yüzden okumak zorundasınız, işte bu yüzden gökyüzüne bakmak zorundasınız. İşte bu yüzden şarkı söylemek ve dans etmek, şiirler yazmak, acı çekme ve idrak edip anlamak zorundasınız. Çünkü bütün bunların hepsi hayatın ta kendisidir." diyor. Ben de böyle düşünüyorum. Manavgat edebiyatını yeni tanıyorum; genç yazar ve ozanlar umut verici. Özellikle gençlerden söz ediyorum. Eskiden beri yazanlar zaten kendilerini kanıtlamışlar. Hepsini kutluyorum. Büyük usta Çehov’un genç yazarlara bir öğüdü vardır: “Yazın, her gün yazın, yazacak bir şeyiniz yoksa olmadığını yazın.” Bir arkadaşı, Alberto Manguel’e sık sık uğrarmış, her seferinde de aynı tablo ile karşılaşırmış. Masasının başında oturup yazı yazan bir adam, bir gün sabrı taşmış. Kapıyı açmış ve dayanamayıp bağırmış. ‘Yaz Allah’ın cezası, yaz.” Ben yazmaya neden, hangi amaçla başladığımı söylemiştim. Yazmaya başladığım yıllarda hem ülkemizde hem de dünyada Mevlânâ’ya ve yapıtlarına olan ilginin artması, tasavvuf ve Mevleviliğe olan ilginin, popüler kültürün önemli ögelerinden olması, o konuya yönelmemin ana sebebidir. Ancak çalışma alanı olarak “roman”ı seçmemin nedeni, roman türünün modern Türk Edebiyatı ve dilinin kurucu ögelerinden biri olmasıdır.
Zira esasen roman, klasik edebiyatımızdan kendiliğinden doğan bir tür değildir ve bu nedenle Batı düşüncesi, kültürü ve sanatıyla ilişkilerimizin izlerinin de en sağlıklı olarak sürülebileceği alanlardan biridir. Romanlar, klasik kültürümüzden nasıl uzaklaştığımızla birlikte, onunla yeniden ilişki kurmanın zorluk ve imkânlarını da gösterirler. Tasavvuf, modernlik öncesi edebiyatın ayrılmaz bir Tasavvuf, modernlik öncesi edebiyatın ayrılmaz bir parçasıdır; hattâ belki de en önemli kaynaklarından biridir. Mevlevilik ise, sanat ve kültür alanında büyük önem taşımaktadır. “Eski kültür”, “Yeni kültür” tercihlerinin yaşandığı dönemlerde, Mevleviliğin de bu tartışmanın önemli unsurlarından biri olarak yer aldığı, Mevleviliğin bu konudaki özelliğinin, Türk romancılarını ilgilendirdiği bilinmektedir. Sonuçta farklı yaklaşımlarla da olsa Mevlânâ ve Mevlevilik Türk romanına taşınmıştır. Türk romanında Mevlânâ ve Mevlevilik işlenirken sözü edilen dönemlerdeki sorunlarla, tartışmalarla bağlantı kurulmuş, ayrıca araştırmacıların kurduğu bağlantıların ötesinde başka ilgiler de vurgulanmıştır. Bu bağlamda çalışmanın konusu romanlar ve yazarlar, hem kronolojik hem de yazıldıkları dönemlerin edebiyat ve sosyal meseleleriyle olan ilgileri göz önünde bulundurularak, ele alınmıştır. Benim Mevlevilikle organik bağım yok; ancak, iyilikle, huzurla, mutlulukla dolu bir dünya yaratmak için insanların özverili, başkalarını düşünen, sevgi dolu olmaları gerektiğini en güzel hâliyle Mevlâna felsefesinde bulabiliriz. Bu yüzden bu felsefeyi önemsiyorum
H.O. Sizi en çok etkileyen kitap ( roman, şiir, tiyatro ya da araştırma) nedir? Birkaç kelime ile anlatırsanız sevinirim.
Şiir, öykü, roman, deneme, makale, anı gibi edebiyat türlerini okumayı seviyorum. Önceliği şiir ve denemeye veriyorum. Neden? Onları okurken kendi yaşamımdan izler buluyorum. Denemede yazar, birçok yönünü açık eder, şeffaftır. Bazı denemeleri okurken, yazarın bu duyguları düşünceleri ne kadar da bana benziyor diye düşünüyorum. Ben de böyle yaşadım diyorum. Şiir okuduğum zaman özellikle bazı dizeler ilgimi çeker; o dizeleri belleğime yazarım. O dizeler beni çocukluğuma, gençlik çağıma götürür. Sevgilerimi, tutkularımı, hatalarımı, yıkılmalarımı, direncimi, yalnızlığımı, sığınmalarımı. Bulurum o dizelerde, tam da duyumsadığım gibi... Bir dizenin yoğunluğunda, yaşadığım zamanın özel bir anlam kazandığına inanırım. Düne bakıyorum. Yıl 1975... Eşim öğretmen, İskenderun'da amfibi yedek subay olarak asker, yaz tatilinde... Ben de Side'deyim. Tatil; bol bol kitap, dergi okumaya zaman buluyorum. FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA, aynı yıl, Varlık Dergisi'ndeki "Ta Uzaktaki Ses" şiirinde, "Dinle" diyor.
"Dinle
Kocaman gece kocaman sessizliği söylerken
Seni düşündüğümü
Dinle
Dinle
Kocaman deniz
Kocaman maviliği kocaman kıyıları haykırırken
Benim seni sevdiğimi dinle."
Mektup yazıyorum eşime, "Birbirimize kilometrelerce uzak yerlerde olsak da, deniz kıyısı bize sesleniyor!" diyorum. "Ta uzaktaki sesi dinle; ben duyuyorum, sen duyuyor musun?" diyorum.
Yaşamımın her aşamasında farklı kitaplardan etkilendim, Bir dönemde aşk romanları, romantik yapıtlar, bir dönemde gerçekçi kitaplar, bir dönemde hepsi. Yaşlandıkça deneme ve araştırma kitapları ve yeniden Dünya klasikleri. Yaşamımın her aşamasında farklı kitaplar etkiledi beni.
H.O. Aşağıdaki isimler size neyi çağrıştırmaktadır?
ORHAN VELİ: Ben Orhan Veli şiiri, edebiyatta devrim yapma çabaları
ATTİLÂ İLHAN: Ben Sana Mecburum, Elde Var Hüzün, "Ben hiç böylesini görmemiştim. Vurdun kanıma girdin, itirazım var."
NİHAL ATSIZ: Türkçülük anlayışı
NECİP FAZIL: Kaldırımlar- Sakarya Türküsü
CENGİZ AYTMATOV: Selvi Boylum Al Yazmalım ve özellikle şu sözler:
'Sevgi neydi? Coşkun akan dere, sonbahar rüzgârıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çırpıntısı... Sonunda coşkun dere durulur, yapraklar kurur dökülür, yağmur diner güneş çıkardı. Sevgi neydi? Sevgi sahip çıkan, dost, sıcak insan eli. İnsan emeği miydi? Sevgi iyilikti, sevgi emekti.'
YAŞAR KEMAL: İnce Memet-Al Gözüm Seyreyle Salih-Bugünlerde Bahar İndi Nobel ödülü alamayışı.
REŞAT NURİ: Çalıkuşu - Anadolu Notları
ORHAN PAMUK: Kara Kitap- Cevdet Bey ve Oğulları- Nobel ödülü alışı
SHAKESPEARE: Romeo ve Jüliet-Hamlet "To be or not to be" (olmak ya da olmamak) Can Yücel'in çok tartışılan Hamlet çevirisinde " Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin."i
DOSTOYEVSKİ: Suç ve Ceza- Karamazov Kardeşler
DÜNYA KLASİKLERİ: Uğultulu Tepeler (Emily Bronte) Aşk ve Gurur (Jane Austen) Bülbülü Öldürmek (Harper Lee) ve Hasan Âli Yücel
TÜRK KLASİKLERİ: Yaban (Yakup Kadri Karaosmanoğlu) Sinekli Bakkal ( Halide Edip Adıvar) Liste çok uzun!
ORHUN YAZITLARI: Türk tarihinin ilk alfabesi olarak kabul edilen Göktürk alfabesi ile yazılmış; Türk adının geçtiği ilk yapıtlar.
"Türk, Oğuz beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti?"
Kitaplarınızı sıralarsanız onları gazetede yayınlarım.
Teşekkür ederim. Sizle söyleşmek zevkliydi.
En Çok Okunan Haberler