Tarihten bugüne Filistin sorunu ve Siyonizm | 6

1. BÖLÜM | FİLİSTİN SORUNU VE SİYONİZM

1.5. ORTADOĞU’DAKİ ATEŞ ÇEMBERİ, VAADEDİLMİŞ TOPRAKLAR (ARZ-I MEV’UD) KANDIRMACASI

19. yüzyılın sonlarında Yahudi milliyetçiğini temel alan ideolojik fikir hareketi olarak doğan Siyonizmin temel gayesi, dünyadaki tüm Yahudileri Sion (Kudüs) merkezli Eretz Israel ( İsrail Diyarı)’de toplamak ve bu topraklarda egemen bir Yahudi devletinin tekrar kurulmasını sağlamaktı.
Bu nedenle, Siyonizmin temel argümanlarından biri, Sion (Kudüs) merkezli İsrail Diyarı’nın, Tanrı tarafından Yahudilere “Vaadedilmiş Topraklar (Arz-ı Mevud)” olduğu inanç ve iddiasıdır.
Yahudiler bu iddialarını muharref Tevrat (Eski Ahit)’a dayandırırlar. Buna göre, Tanrının kendilerine mülk olarak vaadettiği bu toprakları, ne pahasına olursa olsun ele geçirmenin ve burada devlet kurarak egemen olmanın Yahudilere hak olduğuna inanırlar.
Yahudi kutsal metinlerinde vaadedilmiş toprakların kesin sınırları bildirilmemekle birlikte, “Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar olan bölge” (Tekvîn, 15/8) şeklinde geçmektedir. Tevrat’ta verilen diğer bilgiler de değerlendirildiğinde bu toprakların; Filistin’de Kudüs’ü merkez aldığı, güneyde Mısır ve Suudi Arabistan’ın kuzey kısmını, doğuda Ürün ve Irak’ın tamamı ile İran’ın batı kısmını, kuzeyde, Suriye’nin tamamı ile Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmını (20 il) içine aldığı, batıda ise Akdeniz’e kadar uzandığı anlaşılmaktadır.

Tarihten bugüne Filistin sorunu ve Siyonizm | 6

Vaadedilmiş Topraklar (Arz-ı Mevud) Haritası

Arz-ı mev‘ûdla ilgili ilk ahid, Rab Yahova ile Hz. İbrâhim arasında yapılmıştır. (Tekvîn, 13/14-17). “Ve senin gurbet diyarını, bütün Ken‘an diyarını sana ve senden sonra zürriyetine ebedî mülk olarak vereceğim ve onların Allah’ı olacağım” (Tekvîn, 17/8).
Tevrat’a göre, Yahova ile sırasıyla Hz. İshak, Hz. Yakūb, Hz. Musa arasında da ahid yapılmıştır.
Tevrat’ta Hz Musa ile yapılan ahidde şöyle denilir. “Bunun için İsrâiloğulları’na söyle. Ben rabbim. Sizi Mısırlılar’ın yükleri altından çıkaracağım..., sizi kendim için bir kavim olarak alacağım ve size Allah olacağım... ve İbrâhim’e, İshak’a Ya‘kūb’a vermek için yemin ettiğim diyara sizi getireceğim ve onu size miras olarak vereceğim” (Çıkış, 6/2-8).
Arz-ı mev’ûd tabiri Kur’ân-ı Kerîm’de geçmemekle birlikte, Hz. İbrâhim ve Lût’un “bereketli kılınmış” bir diyara ulaştırıldıkları bildirilmektedir. (Enbiyâ 21/71).
Kuran’ın bildirdiğine göre, İsrâiloğullarını firavundan kurtarıp, Mısır’dan çıkarmakla vazifelendirilen Hz. Mûsâ da, “Ey kavmim! Allah’ın sizin için yazmış olduğu arz-ı mukaddese giriniz ve arkanıza dönmeyiniz; sonra hüsrana uğrayanlardan olursunuz” (Mâide 5/21) demiştir.
Bu açıklamalardan sonra belirtmek gerekir ki, bugün Yahudilerin, vaadedilmiş toprakların Tanrı tarafından yalnız Yahudi ırkına mülk olarak verildiği, bu topraklara sahip ve egemen olmanın Yahudi ırkına bahşedilmiş bir hak olduğu, bu yolda verilecek her türlü mücadelenin meşru hatta kutsal olduğu iddiaları, gerek Tevrat’la, gerekse Kuran’ın hükümleriyle örtüşmez. Şöyle ki;
Vaad İsmailoğulları İçin de Geçerlidir. Öncelikle Vaad Hz. İbrâhim’e ve zürriyetine yapıldığına göre, İshak soyundan gelen Yahudiler kadar, İsmâil neslinden gelenlerin de o topraklarda hakkı olmalıdır. Öyleyse Müslümanlar da şartlarını yerine getirirlerse Allah’ın vadettiği Mukaddes Topraklara sahip olma hakkına sahiptirler. Tarihi gerçek de böyle olmuş, fetihten itibaren bu topraklar Müslümanlara yurt olagelmiştir.
Ancak Kitâb-ı Mukaddes geleneği daha sonra, kasıtlı şekilde, Hz. İsmâil’i devre dışı bırakarak vaadin, Hz. İshak ve onun zürriyetine ait olduğunu belirtmektedir (Tekvîn, 21/12). Bu, dinin tahrifi yoluyla aldatmaya kalkışmaktır.
Vaad Ahid Şartlarının Yerine Getirilmesiyle Hak Edilecektir. Öte yandan, İsrailoğullarıyla yapılan ahidler sınırsız ve ebedi olmayıp, vaadin gerçekleşmesi şartların yerine getirilmesine bağlanmıştır. Tevrat’ın birçok yerinde arz-ı mev‘ûd için uyulması gereken kurallar ayrıntılarıyla bildirilmiştir.
“Yollarınızı ve işlerinizi ıslah edin, sizi bu yerde oturturum. Yollarınızı ve işlerinizi iyice ıslah ederseniz, bir adamla komşusu arasında tam adalet ederseniz, garibi, öksüzü ve dul kadını mağdur etmezseniz, bu yerde suçsuz kanı dökmezseniz, kendi ziyanınıza olarak başka ilâhların ardınca yürümezseniz o zaman bu yerde, ezelden ebede kadar atalarınıza vermiş olduğum diyarda sizi oturturum” (Yeremya, 7/1-7).
Ahdin şartlarına uyulmadığı, Rabbin emirleri yerine getirilmediği, O’nun kanunları reddedildiği, şeriattaki emirler tutulmadığı takdirde ise başlarına her türlü felâket gelecek, Rab Yahova onlardan nefret edip onlara karşı öfke ile yürüyecek, mülk edinmek için girdikleri diyardan koparılacaklardır (Tesniye, 28/63).
“Çünkü memlekette doğru adamlar oturacaklar ve kâmiller orada kalacaklardır. Fakat kötü adamlar memleketten atılacaklar ve hainler oradan söküleceklerdir” (Süleyman’ın Meselleri, 2/21-22).
Kuran’a göre de İsrâiloğulları bu ahidlere riayet etmeleri şartıyla vaade hak kazanacaklar, aksi takdirde bundan mahrum kalacaklardı.
“Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci seçmiştik. Allah, şöyle demişti: Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah'a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır." (Mâide 5/12).
İsrailoğulları layık oldukları sürece bu topraklara sahip olmuşlar, isyan edip, liyakatlerini kaybettiklerinde aynı yerler başka kavimlere yurt olmuştur.
İsrailoğulları Ahde Uymamışlardır. Kuran’da da bildirildiği üzere, İsrâiloğulları tarihleri boyunca Rab Yahova ile yapılan ahde sadık kalmamış, Allah’ın emirlerine boyun eğmemiş, yapılan ahidlere vefa göstermemiş, hatta Allah’ın elçilerini öldürüp fesat çıkarmışlardır.
“İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları (İsrailoğullarını) lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.” (Mâide 5/13).
“Vaktiyle Rabbi İbrahim’i bazı sözlerle sınayıp da İbrahim onları eksiksiz yerine getirince, Ben seni insanlara önder yapacağım buyurmuştu. İbrahim soyumdan da deyince Rabbi vaadim zalimleri kapsamaz buyurdu.” (Bakara 2/124)
Tevrat’ta da İsrailoğullarının ahdi her seferinde bozdukları pek çok kere vurgulanmaktadır.
Hz. Mûsâ zamanında yapılan ahid, İsrâiloğulları’nın altın buzağıya tapmalarıyla bozulmuş, çölde ahid tekrar yenilenerek arz-ı mev’ûda girilince uyulması gereken kurallar belirtilmiş, fakat İsrâiloğulları her defasında ahdi çiğneyip Rabbe isyan etmişlerdir.
Hz. Mûsâ önderliğinde Mısır’dan çıkıp Kenan’a geldiklerinde (iki kişi hariç) İsrailoğolları oraya girmenin tehlikeli olduğunu belirtmişler ve tekrar Mısır’a dönmeyi arzuladıklarını bildirmişlerdir. Bunun üzerine Rab Yahova onları mirastan mahrum edeceğini bildirmiş ve orayı onlara kırk yıl haram kılmıştır (Sayılar, 14/33-34). Bu durumdan Kuran’da şöyle bahsedilir;
“Dediler ki: "Ey Mûsâ! O (dediğin) topraklarda gayet güçlü, zorba bir millet var. Onlar oradan çıkmadıkça, biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, biz de gireriz” (Mâide 5/22).
“Allah, şöyle dedi: "O hâlde, orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Bu süre içinde yeryüzünde şaşkın şaşkın dönüp dolaşacaklar. Artık böyle yoldan çıkmış kavme üzülme” (Mâide 5/26).
İsrailoğullarının nasıl Rabbe isyan ettikleri, ahdi nasıl bozdukları, Tevrat’ta şöyle anlatılır.
Zira İsrâiloğulları “sert enseli bir kavim”dir (Çıkış, 32/9; 33/3; 34/9; Tesniye, 9/6, 13);
Mısır diyarından çıktıkları günden beri Rabbe âsi olmuşlardır (Tesniye, 9/7);
Öküz kendi sahibini, eşek de efendisinin yemliğini bildi de İsrâil Rabbini bilmedi. (İşaya, 1/2-3);
İsrâiloğulları suçlu bir millettir, haksızlığı yüklenmiş kavimdir, kötülük işleyenlerin zürriyetidir. Rabbi bırakmışlar (İşaya, 1/4),
Ahdi bozmuşlar (Tesniye, 31/16, 20; Yeremya, 11/10),
Başka ilâhların ardında gitmişlerdir (Yeremya, 11/10).
Ahde riayet etmeyen arz-ı mev‘ûddan mahrum kalacak ve lânetlenecektir (Yeremya, 11/3).
Allah Arzı Salih Kullara Vaadediyor. Kuran’da, arza belli ırk ya da kavme mensup olanların değil, sâlih kulların vâris kılınacağı ve bu ilâhî kanunun bütün mukaddes kitapların hükmü olduğu bildirilmiştir.
“Andolsun ki, zikirden (Tevrat’dan) sonra Zebur’da: Şüphesiz yeryüzüne iyi kullarım varis olacaktır diye yazdık.” (Enbiya: 21/105).
Salih kulların özellikleri, yine Kuran’da tarif edilir;
“Onlar ki, eğer kendilerine yeryüzünde yurt ve iktidar verirsek namazı kılar, zekatı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten menederler, işlerin sonu Allah’a varır.” (Hac: 22/41).
Bugün yeryüzünde zulümde sınır tanımayan, mukaddes topraklarda başkalarına hayat hakkı tanımayıp, yerlerinden yurtlarından eden siyonist Yahudilerin, Kuran’ın salih kul tanımına uymadığı aşikar.
Tüm bu izahlardan anlaşılacağı üzere, siyonist Yahudilerin vaadedilmiş topraklar üzerine serdettikleri iddialar, teolojik, tarihi ve sosyolojik, hukuksal, siyasi yönlerden tamamıyla temelsiz ve tutarsızdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nejmettin Özdemir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Nehir Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Nehir Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Nehir Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Nehir Haber değil haberi geçen ajanstır.