Butimar, eski efsanelerde adı geçen, güzel sesli, narin yapılı ve nadir görülen bir kuştur. İran ve Anadolu mitolojilerinde zaman zaman karşımıza çıkan bu kuş, yalnızca dış güzelliğiyle değil, sembolik anlamıyla da dikkat çeker. Butimar, “üzüntü sahibi” anlamına gelir. Efsaneye göre, Butimar, denizin kıyısında yaşar, her sabah dalgaların sesini dinler, gün batımında suyun üzerine vuran ışıklarla avunur. O denli bağlıdır ki denize, ondan bir an bile uzaklaşamaz. Ancak ne zaman susasa, suyun kenarına gelse, içini korku kaplar ve “Ya bu deniz bir gün kurursa?” der. Bu korku, o kadar büyüktür ki, denizin kıyısında yaşamasına rağmen bir yudum su içemez. Susuzluktan ölecek hâle gelse bile bu endişesi onu durdurur. Butimar hakkında pek çok farklı efsane anlatılmaktadır.
Anlatılanlara göre, kadim zamanların en parlak şehirlerinden biri olan Rey, büyük dağların gölgesinde kurulmuştu. Gökyüzünün dilsiz olduğu bir çağda, insanlar her sırrı doğadan öğrenir, yıldızların hareketinden alın yazısını okurlardı. O dönemde, kuşların bilge olduğuna inanılır, özellikle biri, diğerlerinden çok daha farklı bir yer tutardı. Butimar, Mazenderan’ın sisli ormanlarında yaşardı. Tüyleri geceyle gündüz arasında gidip gelen gölgeler gibiydi; gri ile mavi arasında, tan yeri rengiyle yıkanmış bir sessizlik. Geceleri deniz kıyısına iner, gün doğmadan önce suya en yakın kayaya konar ve yalnızca bakardı. Koca denize, sonsuzluğa, dalgaların kıyıya vururken anlattığı o eski, unutulmuş dualara… Ancak efsane o ki, Butimar bir lanete uğramıştı. Rivayete göre, bir zamanlar göklerin sırlarını taşıyan bir meleğin yardımcısıydı, ancak ilahi bir bilgiyi koruması gerekirken onu bir insana fısıldamış, bu yüzden yeryüzüne indirilip “sonsuz bir sevgi ile, sonsuz bir korkunun” arasında bırakılmıştı. Ceza olarak sevdiği denize dokunmak yasaklanmıştı. İşte bu yüzden, Butimar denizi her şeyden çok sever, ama bir damla içmeye cesaret edemezdi. Çünkü inanırdı ki, suya dokunduğu an ya deniz kuruyacak ya da kendisi yok olacaktı.
Butimar, yüzyıllar boyunca her sabah kıyıda durdu, susadı, ama içmedi. İnsanlar onun bu hâline hayranlıkla bakar, “Sevgi, işte budur.” derdi. Bazılarıysa bu davranışı akılsızlık olarak görür, “Korkaklık da bir tür küfürdür.” diye fısıldardı. Derken bir gün, büyük bir kuraklık geldi. Nehirler çekildi, kuyular kurudu, insanlar açlıkla sınandı ve o yıl, rüyasında yaşlı bir bilge, Rey halkına şöyle dedi: “Butimar denizden içmeden yeryüzünün bereketi geri gelmeyecek.”
Bu söz üzerine halk Butimar’ı bulmak için günlerce aradı. Sonunda o tanıdık kayanın üzerinde, gözlerini denize dikmiş hâlde buldular onu. Dualar ettiler, şarkılar söylediler, yalvardılar, ama Butimar başını çevirmedi. Yalnızca suskun kaldı. Ta ki, bir çocuk yaklaşıp elini uzattı ona. “Butimar” dedi usulca, “Korktuğun şey, seninle değil, yeryüzüyle ilgilidir. Deniz senden değil, sensiz olmaktan korkar.” O an, Butimar gözlerini yumdu. Bir anlık bir kararla, yüzyılların korkusunu yenip denize eğildi. Sadece bir damla… Ne deniz kurudu ne dünya değişti, ama gökyüzünden bir yıldız kaydı ve o yıl yağmurlar durmadan yağdı. O günden sonra Butimar bir daha görülmedi, ama Mazenderan halkı der ki: “Ne zaman bir kuş, sessizce suya bakarsa bilin ki o Butimar’ın torunudur ve onun içinde hâlâ sevgi ile korku aynı bedende taşınır.”
Butimar’ın hikâyesi, insanın iç çelişkilerini, tutkuları karşısındaki korkularını ve kararsızlıklarını simgelemektedir. Sevdiğine yaklaşamayan, ona zarar verme ihtimalinden ürkerek geride kalan insanın mitolojik yansıması gibidir. Bu durum, sevgi ve korkunun insan kalbinde nasıl yer değiştirebildiğini anlatır. Butimar’ın denizin suyunu içmemesi, sevdiği şeyi koruma içgüdüsüyle açıklanabilir. Ancak bu fedakârlık, zamanla kendine zarar veren bir çelişkiye dönüşür.
Kim bilir, belki pek çoğumuz bu çelişkiyi yaşıyoruz. Bir şeye/ kimseye hasret yaşayıp ona ulaşmaktan korkarak… Kimi zaman da “Mumu da eriten bağrına bastığı ip değil miydi zaten?” sorusunu sormaktan geri durmayarak…
Sevgiyle kalın…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Celâl Görgeç
Hasret ve vurgunluğun timsali Butimar Kuşu
Butimar, eski efsanelerde adı geçen, güzel sesli, narin yapılı ve nadir görülen bir kuştur. İran ve Anadolu mitolojilerinde zaman zaman karşımıza çıkan bu kuş, yalnızca dış güzelliğiyle değil, sembolik anlamıyla da dikkat çeker. Butimar, “üzüntü sahibi” anlamına gelir. Efsaneye göre, Butimar, denizin kıyısında yaşar, her sabah dalgaların sesini dinler, gün batımında suyun üzerine vuran ışıklarla avunur. O denli bağlıdır ki denize, ondan bir an bile uzaklaşamaz. Ancak ne zaman susasa, suyun kenarına gelse, içini korku kaplar ve “Ya bu deniz bir gün kurursa?” der. Bu korku, o kadar büyüktür ki, denizin kıyısında yaşamasına rağmen bir yudum su içemez. Susuzluktan ölecek hâle gelse bile bu endişesi onu durdurur. Butimar hakkında pek çok farklı efsane anlatılmaktadır.
Anlatılanlara göre, kadim zamanların en parlak şehirlerinden biri olan Rey, büyük dağların gölgesinde kurulmuştu. Gökyüzünün dilsiz olduğu bir çağda, insanlar her sırrı doğadan öğrenir, yıldızların hareketinden alın yazısını okurlardı. O dönemde, kuşların bilge olduğuna inanılır, özellikle biri, diğerlerinden çok daha farklı bir yer tutardı. Butimar, Mazenderan’ın sisli ormanlarında yaşardı. Tüyleri geceyle gündüz arasında gidip gelen gölgeler gibiydi; gri ile mavi arasında, tan yeri rengiyle yıkanmış bir sessizlik. Geceleri deniz kıyısına iner, gün doğmadan önce suya en yakın kayaya konar ve yalnızca bakardı. Koca denize, sonsuzluğa, dalgaların kıyıya vururken anlattığı o eski, unutulmuş dualara… Ancak efsane o ki, Butimar bir lanete uğramıştı. Rivayete göre, bir zamanlar göklerin sırlarını taşıyan bir meleğin yardımcısıydı, ancak ilahi bir bilgiyi koruması gerekirken onu bir insana fısıldamış, bu yüzden yeryüzüne indirilip “sonsuz bir sevgi ile, sonsuz bir korkunun” arasında bırakılmıştı. Ceza olarak sevdiği denize dokunmak yasaklanmıştı. İşte bu yüzden, Butimar denizi her şeyden çok sever, ama bir damla içmeye cesaret edemezdi. Çünkü inanırdı ki, suya dokunduğu an ya deniz kuruyacak ya da kendisi yok olacaktı.
Butimar, yüzyıllar boyunca her sabah kıyıda durdu, susadı, ama içmedi. İnsanlar onun bu hâline hayranlıkla bakar, “Sevgi, işte budur.” derdi. Bazılarıysa bu davranışı akılsızlık olarak görür, “Korkaklık da bir tür küfürdür.” diye fısıldardı. Derken bir gün, büyük bir kuraklık geldi. Nehirler çekildi, kuyular kurudu, insanlar açlıkla sınandı ve o yıl, rüyasında yaşlı bir bilge, Rey halkına şöyle dedi: “Butimar denizden içmeden yeryüzünün bereketi geri gelmeyecek.”
Bu söz üzerine halk Butimar’ı bulmak için günlerce aradı. Sonunda o tanıdık kayanın üzerinde, gözlerini denize dikmiş hâlde buldular onu. Dualar ettiler, şarkılar söylediler, yalvardılar, ama Butimar başını çevirmedi. Yalnızca suskun kaldı. Ta ki, bir çocuk yaklaşıp elini uzattı ona. “Butimar” dedi usulca, “Korktuğun şey, seninle değil, yeryüzüyle ilgilidir. Deniz senden değil, sensiz olmaktan korkar.” O an, Butimar gözlerini yumdu. Bir anlık bir kararla, yüzyılların korkusunu yenip denize eğildi. Sadece bir damla… Ne deniz kurudu ne dünya değişti, ama gökyüzünden bir yıldız kaydı ve o yıl yağmurlar durmadan yağdı. O günden sonra Butimar bir daha görülmedi, ama Mazenderan halkı der ki: “Ne zaman bir kuş, sessizce suya bakarsa bilin ki o Butimar’ın torunudur ve onun içinde hâlâ sevgi ile korku aynı bedende taşınır.”
Butimar’ın hikâyesi, insanın iç çelişkilerini, tutkuları karşısındaki korkularını ve kararsızlıklarını simgelemektedir. Sevdiğine yaklaşamayan, ona zarar verme ihtimalinden ürkerek geride kalan insanın mitolojik yansıması gibidir. Bu durum, sevgi ve korkunun insan kalbinde nasıl yer değiştirebildiğini anlatır. Butimar’ın denizin suyunu içmemesi, sevdiği şeyi koruma içgüdüsüyle açıklanabilir. Ancak bu fedakârlık, zamanla kendine zarar veren bir çelişkiye dönüşür.
Kim bilir, belki pek çoğumuz bu çelişkiyi yaşıyoruz. Bir şeye/ kimseye hasret yaşayıp ona ulaşmaktan korkarak… Kimi zaman da “Mumu da eriten bağrına bastığı ip değil miydi zaten?” sorusunu sormaktan geri durmayarak…
Sevgiyle kalın…