Bu dizeler, satrancı yalnızca bir oyun değil, bir satır arası savaşı, zekâ mücadelesi olarak gören bir padişahın kaleminden dökülmüştür. Savaşlar bazen kılıçla, bazen kelamla, bazen de sessizce, bir tahta üzerinde oynanır. Bazen tek bir hamle, orduların hareketinden daha çok şey anlatır. Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmail ile satranç tahtasında verdiği mücadele de işte böyle bir hikâyedir.
Efsaneye göre, Osmanlı tahtına geçmeden önce Yavuz, doğu seferlerinden birinde kılık değiştirerek İran topraklarına girer. Yüzünde halktan biri gibi bir ifade, omzunda sade bir aba, elinde ise zekâsı vardır. O günlerde Tebriz’de, Şah İsmail’in çevresinde "Satrançta kimse ona galip gelemez." diye konuşulmaktadır. Yavuz, bunu duyar duymaz saraya gitmeye karar verir. Kimliğini gizleyerek kendini usta bir satranççı olarak tanıtır. Saraya kabul edilir. Şah, kibirle karşısına oturur. Ve oyun başlar… Tahtada taşlar sessizce yürürken, zihinlerde fırtınalar kopmaktadır. Yavuz her hamlesinde Şah İsmail’i şaşırtır. Oyun üstüne oyun kazanır. Şah’ın kaşları çatılır, öfkesi artar. Sonunda aşağılayıcı sözlerle misafirini küçümser. Ancak karşısındakinin bir Osmanlı padişahı olduğunu bilemez. O gece, Yavuz sessizce saraydan ayrılır. Fakat ayrılmadan önce, tahtaya bir satranç takımı ve üzerine bir not bırakır. O not, satır aralarında büyük bir hakaretin ustaca gizlendiği bulmaca tarzı bir şiirdir:
“Sanma şahım herkesi sen sadıkane yâr olur
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur
Sadıkane belki ol bu âlemde dildar olur
Yâr olur ağyar olur dildar olur serdar olur”
Bu şiir yukarıdan aşağıya ve sağdan sola okunduğunda anlamı bozulmadan ilerler. Adeta bir zihinsel satranç gibi. Bu, Yavuz’un zekâsının kelimelerle yapılmış hamlesidir. Taşlar tahtada biter, ama şiir sonsuz bir hamledir.
Yavuz’un satrançta en çok kullandığı taktiklerden biri, günümüzde de büyük ustaların başvurduğu değirmen taktiğidir. Bu taktik, özellikle bir kale ile bir filin birlikte çalışarak rakibin taşlarını döne döne süpürmesi üzerine kuruludur. Kale sürekli şah çekerken aynı anda taş toplar. Rakibin eli kolu bağlanır. Bir döngüye mahkûm edilir. Bu taktik, yalnızca taş almaz; rakibin sabrını, özgüvenini ve direncini de alır.
Tarihte bu taktiği en güzel uygulayanlardan biri Bobby Fischer olmuştur. 1967’de Larry Evans’a karşı oynadığı bir oyunda, değirmeni döndürerek tahtayı temizlemişti. Yine Karpov, gençliğinde oynadığı bazı partilerde bu taktiği sessiz ve ölümcül şekilde kullandı. Fischer gibi Yavuz da rakibini şaşırtmak için önce savunur, sonra yavaşça döner, taktiği kurar ve bir anda hızla bitirir.
Değirmen sadece bir satranç taktiği değil, bir sabır ve zaman yönetimi sanatı gibidir. Hayatta da böyledir; bazen üst üste gelen küçük adımlar, büyük zaferler getirir.
Yavuz’un bu efsanevi oyunu sadece satranç değil, bir zihin mücadelesidir. Şah İsmail'in hızlı hamleleri, sabırsız tavırları onun psikolojik açığını ortaya koyar. Yavuz, bu zaafı görür ve sabırla bekler. Birkaç küçük taşı feda eder ama nihai hedefi hiç unutmaz: Sonuç. Tahtanın sonunda kalan yalnız bir şah, yalnız bir gururdur.
Ve o şiir… Tahtaya bırakılan sessiz bir mektup gibidir. Okundukça can yakar. Dizeler şahı hedef alır ama mesaj, geleceğe yazılmıştır.
“Sadıkane belki bir bendâr çıkar, Bir vefalı yar olur, ol da yârdan ar olur.”
Bu mısralar, dost görünüp düşman olanları, sadakat kisvesiyle ihanete yürüyenleri anlatır. Yavuz yalnızca şahı değil, onun çevresini de hedef alır. Her satır bir hamledir. Her kelime, bir vezir kıymetindedir.
Satranç tahtasında her taşın bir görevi, bir değeri vardır. Ama o görev ne olursa olsun, taş yerinde durdukça anlam kazanır. Piyonlar küçümsenir, ama son çizgiye vardığında vezire dönüşür. Hayatta da böyledir; sabırla ilerleyenler sonunda en büyük dönüşümü yaşar.
Yavuz’un oynadığı bu oyun, bize çok şey anlatır: Görünen hamleye değil, ardındaki niyete bak. Gürültü çıkaran değil, sessiz bekleyen kazanır ve en önemlisi: Gerçek savaş, savaş başlamadan kazanılır.
Yavuz, tahtayı terk ettiğinde arkasında ne taş ne söz bırakmıştır. Sadece bir şiir... Şah İsmail ise okudukça düşünür: Bu şiir yalnızca ona mı yazıldı, yoksa zamanın her zalimine mi?
Günün Bulmacası
Siyah oynar, 3 hamlede mat.
(Smeets, Jan-Van Wely, Loek)
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Fatih Öztürk
Sanma Şahım
Fatih Hoca ile satranç köşesi
“Sanma şahım herkesi sen sadıkane yâr olur/
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur”
Bu dizeler, satrancı yalnızca bir oyun değil, bir satır arası savaşı, zekâ mücadelesi olarak gören bir padişahın kaleminden dökülmüştür. Savaşlar bazen kılıçla, bazen kelamla, bazen de sessizce, bir tahta üzerinde oynanır. Bazen tek bir hamle, orduların hareketinden daha çok şey anlatır. Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmail ile satranç tahtasında verdiği mücadele de işte böyle bir hikâyedir.
Efsaneye göre, Osmanlı tahtına geçmeden önce Yavuz, doğu seferlerinden birinde kılık değiştirerek İran topraklarına girer. Yüzünde halktan biri gibi bir ifade, omzunda sade bir aba, elinde ise zekâsı vardır. O günlerde Tebriz’de, Şah İsmail’in çevresinde "Satrançta kimse ona galip gelemez." diye konuşulmaktadır. Yavuz, bunu duyar duymaz saraya gitmeye karar verir. Kimliğini gizleyerek kendini usta bir satranççı olarak tanıtır. Saraya kabul edilir. Şah, kibirle karşısına oturur. Ve oyun başlar… Tahtada taşlar sessizce yürürken, zihinlerde fırtınalar kopmaktadır. Yavuz her hamlesinde Şah İsmail’i şaşırtır. Oyun üstüne oyun kazanır. Şah’ın kaşları çatılır, öfkesi artar. Sonunda aşağılayıcı sözlerle misafirini küçümser. Ancak karşısındakinin bir Osmanlı padişahı olduğunu bilemez. O gece, Yavuz sessizce saraydan ayrılır. Fakat ayrılmadan önce, tahtaya bir satranç takımı ve üzerine bir not bırakır. O not, satır aralarında büyük bir hakaretin ustaca gizlendiği bulmaca tarzı bir şiirdir:
“Sanma şahım herkesi sen sadıkane yâr olur
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur
Sadıkane belki ol bu âlemde dildar olur
Yâr olur ağyar olur dildar olur serdar olur”
Bu şiir yukarıdan aşağıya ve sağdan sola okunduğunda anlamı bozulmadan ilerler. Adeta bir zihinsel satranç gibi. Bu, Yavuz’un zekâsının kelimelerle yapılmış hamlesidir. Taşlar tahtada biter, ama şiir sonsuz bir hamledir.
Yavuz’un satrançta en çok kullandığı taktiklerden biri, günümüzde de büyük ustaların başvurduğu değirmen taktiğidir. Bu taktik, özellikle bir kale ile bir filin birlikte çalışarak rakibin taşlarını döne döne süpürmesi üzerine kuruludur. Kale sürekli şah çekerken aynı anda taş toplar. Rakibin eli kolu bağlanır. Bir döngüye mahkûm edilir. Bu taktik, yalnızca taş almaz; rakibin sabrını, özgüvenini ve direncini de alır.
Tarihte bu taktiği en güzel uygulayanlardan biri Bobby Fischer olmuştur. 1967’de Larry Evans’a karşı oynadığı bir oyunda, değirmeni döndürerek tahtayı temizlemişti. Yine Karpov, gençliğinde oynadığı bazı partilerde bu taktiği sessiz ve ölümcül şekilde kullandı. Fischer gibi Yavuz da rakibini şaşırtmak için önce savunur, sonra yavaşça döner, taktiği kurar ve bir anda hızla bitirir.
Değirmen sadece bir satranç taktiği değil, bir sabır ve zaman yönetimi sanatı gibidir. Hayatta da böyledir; bazen üst üste gelen küçük adımlar, büyük zaferler getirir.
Yavuz’un bu efsanevi oyunu sadece satranç değil, bir zihin mücadelesidir. Şah İsmail'in hızlı hamleleri, sabırsız tavırları onun psikolojik açığını ortaya koyar. Yavuz, bu zaafı görür ve sabırla bekler. Birkaç küçük taşı feda eder ama nihai hedefi hiç unutmaz: Sonuç. Tahtanın sonunda kalan yalnız bir şah, yalnız bir gururdur.
Ve o şiir… Tahtaya bırakılan sessiz bir mektup gibidir. Okundukça can yakar.
Dizeler şahı hedef alır ama mesaj, geleceğe yazılmıştır.
“Sadıkane belki bir bendâr çıkar,
Bir vefalı yar olur, ol da yârdan ar olur.”
Bu mısralar, dost görünüp düşman olanları, sadakat kisvesiyle ihanete yürüyenleri anlatır. Yavuz yalnızca şahı değil, onun çevresini de hedef alır. Her satır bir hamledir. Her kelime, bir vezir kıymetindedir.
Satranç tahtasında her taşın bir görevi, bir değeri vardır. Ama o görev ne olursa olsun, taş yerinde durdukça anlam kazanır. Piyonlar küçümsenir, ama son çizgiye vardığında vezire dönüşür. Hayatta da böyledir; sabırla ilerleyenler sonunda en büyük dönüşümü yaşar.
Yavuz’un oynadığı bu oyun, bize çok şey anlatır: Görünen hamleye değil, ardındaki niyete bak. Gürültü çıkaran değil, sessiz bekleyen kazanır ve en önemlisi: Gerçek savaş, savaş başlamadan kazanılır.
Yavuz, tahtayı terk ettiğinde arkasında ne taş ne söz bırakmıştır. Sadece bir şiir... Şah İsmail ise okudukça düşünür: Bu şiir yalnızca ona mı yazıldı, yoksa zamanın her zalimine mi?
Günün Bulmacası
Siyah oynar, 3 hamlede mat.
(Smeets, Jan-Van Wely, Loek)