Hava Durumu

Cumhuriyet’in büyük hamlesi

Yazının Giriş Tarihi: 29.10.2025 08:42
Yazının Güncellenme Tarihi: 29.10.2025 08:43

Fatih Hoca ile satranç köşesi

Cumhuriyet’in 102. yılını idrak ederken bu toprakların hangi bedellerle özgürlüğe kavuştuğunu yeniden hatırlamak, hatırlamakla kalmayıp hissetmek gerekir. Çünkü 29 Ekim, yalnızca bir takvim yaprağı dakika sıradan bir tarih değildir; bir milletin küllerinden doğuşunun, boyun eğmeyen karakterinin ve geleceğini kendi elleriyle inşa etme iradesinin adıdır. O gün, bir ulus bütün zincirlerini koparmış ve dünyaya şunu söylemiştir: “Ben varım. Ben bağımsızım. Ben kendi kaderimin sahibiyim.” Bu büyük devrimin önderi Mustafa Kemal Atatürk ise, yalnızca askerî bir komutan ya da siyasî bir lider değildir. O, düşünceyi eyleme dönüştüren, geleceği bugünden görebilen, hesap ile sezgiyi aynı potada eritmiş bir strateji ustasıdır. İşte bu özellikleriyle Atatürk’ün zihnini anlamak için satranç, en uygun benzetmelerden biridir. Satranç, yalnızca taşların hareket ettiği bir oyun değildir; insanın kararlarıyla ufuk çizdiği bir düşünme alanıdır. Akıl, öngörü, sabır, fedakârlık, cesaret ve hesap. Bu kavramların her biri, Atatürk’ün hayatının merkezinde yer almıştır.

Savaş meydanlarını bir satranç tahtası gibi düşünelim. Her birlik, her mevzi, her çekilme ve her ilerleme, kendi içinde anlam taşıyan birer hamledir. Sakarya Meydan Muharebesi’nde orduların geri çekilmesi, yüzeyden bakıldığında bir kayıpmış gibi görünür. Oysa satranç bilenler bilir ki geri çekilmek, bazen zaferin kapısını aralayan en güçlü adımdır. Bir taş feda edilir, ama oyunun bütünü kazanılır. Atatürk, Sakarya’da bunu yaptı. Düşmanın gücünü kendine çekti, zamanı olgunlaştırdı, dayandı, direndi ve sonunda saldırıya geçti. Ardından gelen Büyük Taarruz ise tarihin en onurlu zaferlerinden birine dönüşerek milletin kaderini sonsuza dek değiştirdi. Bu hamle, adeta satrançtaki o kesin, tereddütsüz “şah mat” anıydı. Ancak zaferlerin ardından Atatürk’ün en büyük hamlesi henüz başlamıştı. O hamle, devletin yönetim biçimini, toplumun düşünce yapısını ve milletin dünyaya bakışını kökten değiştiren Cumhuriyet’ti. Cumhuriyet, satranç tahtasında oyunun yalnızca taşlarını değil, kurallarını da değiştiren bir devrimdir. Artık kader tek bir kişinin eline bırakılamazdı. Bu millet kendi oyununun oyuncusu, kendi geleceğinin mimarı olmalıydı. Atatürk’ün zihninde Cumhuriyet, bir yönetim biçiminden öte bir bilinç hâliydi. Bu noktada satranç taşlarına bakmak, Cumhuriyet’in değerini anlamayı kolaylaştırır. Satrançta her taşın görevi farklıdır, fakat hiçbir taş değersiz değildir. En mütevazı görünen piyon bile doğru adımlarla ilerlediğinde vezir olabilecek güce sahiptir. İşte Atatürk’ün halkına olan inancı tam da böyleydi: Hiçbir insan değersiz değildir. Doğru eğitimle, doğru fırsatla, doğru yönlendirmeyle her insan kendi gücünü ortaya çıkarabilir. Halkın içinden bir çocuk, yarının bilim insanı, öğretmeni, komutanı, sanatçısı olabilir. Her birey, milletin bir mihenk taşıdır ve her taşın önemi vardır. Cumhuriyet’in ilanından sonra yapılan reformlar, bu inancın adım adım hayata geçirilişidir. Eğitim seferberliğiyle okullar açıldı, öğretmenler yetiştirildi, köylere, kasabalara, şehirlere ülkenin her yanında bilgi taşındı. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması, toplumun yarısının ellerindeki zincirin kırılmasıydı. Harf inkılabıyla düşüncenin yolu açıldı, öğrenme kolaylaştı, okuma-yazma milletin eliyle büyüdü. Bilim, sanat ve sporun teşvik edilmesi, toplumun ruhunu besleyen bir meşale oldu. Satranç gibi düşünmeyi öğreten oyunlar ve zekâ eğitimleri de Cumhuriyet’in hedeflediği bilinçli, düşünen, sorgulayan birey modelinin önemli parçaları hâline geldi.

Bugün bir çocuğun bir satranç masasında dikkatle taşlara bakarak düşünmesini izleyen biri, aslında Atatürk’ün hayalini görür. O çocuk kendi kararını kendi verir, hamlesini kendi belirler, hata yapar, düzeltir, öğrenir. İşte Cumhuriyet tam olarak budur: Kendi hamleni kendin yapabilme iradesi. 29 Ekim’i kutlarken yalnızca geçmişin zaferlerini değil, geleceğe olan sorumluluğumuzu da hatırlarız. Çünkü Cumhuriyet, sadece korunarak değil; yaşatılarak yücelir. Bayrak gökyüzüne yükseldiğinde, bu yalnızca bir kumaşın dalgalanması değildir. O, bağımsızlığın nefes alışıdır. İstiklal Marşı meydanlarda söylendiğinde yalnızca bir şiir okunmaz; bir milletin kalbi aynı anda çarpar.

Bugün her şehirde, her okulda, her evde, her caddede 29 Ekim coşkusu yükselirken biz Atatürk’ün bıraktığı emaneti yeniden omuzlarımızda hissederiz. Bu emanet ağırdır, ama şereflidir. Çünkü bu emanet, bir milletin namusudur. Bu emanet, “Kaderimizi kendimiz belirleriz.” sözünün ta kendisidir. Cumhuriyet, zihinle başlar, yürekle büyür, hayatta karşılığını bulur. Onu yaşatmak, yalnızca bir görev değil, bir onurdur.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Mustafa Kemal Atatürk’ün aklı, cesareti ve aydınlık yolu, bu milletin geleceğini her zaman aydınlatsın. Bu topraklarda özgürlük daim olsun. Bu gök altında umut hiç sönmesin. Bu vatan, sonsuza kadar Cumhuriyet olsun. 

Günün Bulmacası

Beyaz oynar, 3 hamlede mat.

(Wei, Yi-Klein, David)

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.