Seçim sonuçlarını etkileyen bir diğer önemli husus da adayların profilleri ve seçim vaadleriydi.
TATAR
2018-2020 yılları arasında Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanlığı görevini yürüten TATAR, 22 Mayıs 2019'dan 23 Ekim 2020'ye kadar Başbakanlık görevini üstlendi. 18 Ekim 2020 tarihinde yapılan seçimde Ulusal Birlik Partisinin adayı olarak cumhurbaşkanı seçildi. 19 Ekim 2025 tarihinde yapılan son seçime bağımsız aday olarak katılan TATAR aldığı % 35,81 oyla, rakibi ERHÜRMAN’ın gerisinde kalarak seçimi kaybetti.
Ersin TATAR başbakanlığından bu yana, özellikle dış politikada Türkiye’yle yakın ilişkiler kurmuş, Kıbrıs sorunu konusunda Türk tezlerini benimseyen bir politika yürütmüştür. Son dönemde Türkiye’nin federasyon görüşmelerine kapıyı kapatarak, adada iki devletli çözümün konuşulması gerektiği yönündeki politikası üzerine, TATAR seçim kampanyası sürecinde, federasyona ve bu yöndeki görüşmelere karşı ve iki devletli çözümden yana olduğunu özellikle vurguladı ve bu yönüyle statükonun savunucusu oldu.
Güvenlik kaygılarını ve Türkiye’ye olan ihtiyacı ön plana çıkaran TATAR, seçim sürecinde Türkiye’ye olan yakın duruşu nedeniyle “Türkiye’nin adayı” olarak nitelendirildi.
ERHÜRMAN
Cumhuriyetçi Türk Partisi liderliğini yapan ERHÜRMAN, 2 Şubat 2018 ile 22 Mayıs 2019 tarihleri arasında Başbakanlık görevini yürüttü. 2008-2010 yılları arasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat döneminde çözüm için yürütülen müzakerelerde görev alan ERHÜRMAN, 19 Ekim 2025'teki seçimde oyların % 62,76'sını alarak Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı seçildi.
ERHÜRMAN, seçim kampanyası sürecinde, statükoyu reddettiğini vurguladı ve değişim vaadetti. Kıbrıs'ın federal bir model altında yeniden birleştirilmesine destek verdiğini ve bu yönde görüşmeler yapacağını ifade eden ERHÜRMAN, bu yolla ambargo ve izolasyonun kalkmasını, ekonomik sorunların çözümünü, refah artışını ve AB’ye uzanacak bir yolu vaadetti.
SEÇİM
İşte iki adayın vaadleriyle, güvenlik mi ve refah mı ikilemi arasına sıkışmış bu seçimde seçmen, genç nüfusun refah umudu yönlü tercihiyle Talat yerine ERHÜRMAN’ı Cumhurbaşkanlığına getirdi.
Zafer konuşmasında tüm Kıbrıslı Türklerin Cumhurbaşkanı olacağını söyleyen ERHÜRMAN’ın, Türkiye ile istişarelerin devam edeceğini ve Türkiye’nin onayı olmadan bir federasyona girilmeyeceğini belirtmesini ise henüz işin başında Türkiye ile karşı karşıya gelmeme ve gerginliğe yol açmama çabası olarak yorumlamak gerekir.
SEÇİM SÜRECİNDE KKTC’DE TÜRKİYE ALGISI
Kıbrıs’ı beka meselesi olarak gören Türkiye, gerek kendi gerek adadaki Türklerin güvenliği, ayrıca Kıbrıs’a yaptığı mali yardımlar nedeniyle KKTC’deki seçimlerle yakından ilgileniyor. Seçim dönemlerinde Türkiye’den kişi ve heyetlerin KKTC’ye giderek temaslarda bulunduğu biliniyor. Esasen bu durum Kıbrıslı seçmen tarafından genel itibarla hoş karşılanmıyor. Bağımsız bir devlet olarak yapılacak seçimlerde kendi kararlarını özgürce vermeleri gerektiğini dillendiren seçmen kesimi, Türkiye’nin KKTC’de siyasete ve seçmen iradesine müdahalesini doğru bulmuyor. Bu durum seçmen nezdinde Türkiye’ye karşı olumsuz bir algı oluşturuyor.
Nitekim son seçimde bu durumu dikkate alan Türkiye, seçim sürecinde adaya nispeten müdahil olmaktan uzak durdu. Türkiye’nin bu tutumunun TATAR’ın seçimi kaybetmesinde etkisi olduğu öngörülebilir.
KIBRIS’TA NE DEĞİŞİR?
Peki, seçim sürecinde federasyona destek veren ERHÜRMAN’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye’nin iki devletli çözüm tezine aykırı şekilde bir federasyon adımı atılabilir mi?
Bunun olamayacağını baştan söylemek yanlış olmaz. Zira;
· KKTC’de dış politika zorunlu ve geleneksel olarak Türkiye’nin tezleri doğrultusunda şekillenmiş olup, bunun kişilerle değişmesi ihtimali yoktur. Geçmişte de KKTC’de federasyon yanlısı Cumhurbaşkanları olmuş, ancak görüşmelerde Türkiye’nin tezleri dışında bir politika izlenmesi mümkün olmamıştır
· Türkiye’nin adada garantör devlet olması nedeniyle Rumlarla yapılan her türlü görüşme Türkiye’den yetkili ve uzmanların katılımıyla gerçekleşir ve bu durum değişmez.
· Ayrıca federasyona dönük bir adım atılması halinde, bunun meclisin onayına sunulması zorunludur. Son dönemde Türkiye’nin federasyon görüşmelerine kapıyı kapatarak, adada iki devletli çözümün konuşulması gerektiği yönündeki politikası üzerine, 14 Ekim 2025 tarihinde (seçimden 5 gün önce) Türkiye’nin yaklaşımıyla aynı yöndeki karar KKTC Cumhuriyet Meclisinde kabul edildi. Böylece meclis bu konudaki tavrını net bir şekilde ortaya koymuş oldu.
· Netice itibariyle, ERHÜRMAN döneminde bir tarz değişikliği ile Rumlarla bir diyalog kurulabilir, görüşmeler de yapılabilir. Ancak KKTC adına, Türkiye’nin tezlerine muhalif resmi bir adım atılacağını beklemek ve ummak yersizdir.
TÜRKİYE ADIM ATMALI
Tüm bunlarla birlikte, tamamen güvenlik endişelerine odaklanmak ve ada halkının sosyal, ekonomik taleplerini görmezden gelmek de doğru değildir. KKTC üzerindeki yıllardır süren ambargo ve izolasyonun kaldırılması, doğrudan uçuşları açılması, gemilerin limanlara yanaşması, doğrudan ticaretin başlaması bu yolla ekonominin canlanması sağlanmalıdır. Bu ise ancak KKTC’nin tanınmasıyla mümkün olacaktır.
Esasen 1983’te KKTC’nin ilanı sonrasında, Türk hükümetlerinin Kıbrıs’ta bağımsız bir Türk devleti konusunda kararlı bir duruş sergilememeleri, adeta ne yapacaklarını bilemez şekilde ikircikli tavırları bugüne kadar Türk ve İslam dünyasından hiçbir devletin KKTC’yi tanımamış olmasının en önemli nedenlerinden birisidir. Geçmişte Pakistan ve Bangladeş’in KKTC’yi tanıma isteğini Türkiye’ye ilettiği ancak, zamanın hükümetinin “bekleyin” diyerek bu isteği geri çevirdiği bilinmektedir.
Federasyon arzusunu sonlandırmanın en doğal yolu, federasyona olan ihtiyacı ortadan kaldırmaktır.
Bunun için asıl iş şimdi başlamalıdır. Türkiye, Türk devletleri teşkilatı, İslam işbirliği teşkilatı ve üyesi olduğu başkaca örgütlerdeki etkinliğini kullanarak, öncelikle Türk devletleri ve İslam devletlerinin KKTC’yi tanıması yönünde olağanüstü bir diplomatik atak başlatmalıdır.
Türkiye kendisini ve KKTC’yi statükoya ve çözümsüzlüğe mahkum etmemelidir. Türkiye kendi hinterlandında sahip olduğu etki ve gücüyle, Kıbrıs sorununu kökten çözme kudretine sahiptir. Yeter ki irade koysun.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nejmettin Özdemir
Kıbrısta federasyon olur mu? -3-
ADAY PROFİLLERİ ve SEÇİM VAADLERİ
Seçim sonuçlarını etkileyen bir diğer önemli husus da adayların profilleri ve seçim vaadleriydi.
TATAR
2018-2020 yılları arasında Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanlığı görevini yürüten TATAR, 22 Mayıs 2019'dan 23 Ekim 2020'ye kadar Başbakanlık görevini üstlendi. 18 Ekim 2020 tarihinde yapılan seçimde Ulusal Birlik Partisinin adayı olarak cumhurbaşkanı seçildi. 19 Ekim 2025 tarihinde yapılan son seçime bağımsız aday olarak katılan TATAR aldığı % 35,81 oyla, rakibi ERHÜRMAN’ın gerisinde kalarak seçimi kaybetti.
Ersin TATAR başbakanlığından bu yana, özellikle dış politikada Türkiye’yle yakın ilişkiler kurmuş, Kıbrıs sorunu konusunda Türk tezlerini benimseyen bir politika yürütmüştür. Son dönemde Türkiye’nin federasyon görüşmelerine kapıyı kapatarak, adada iki devletli çözümün konuşulması gerektiği yönündeki politikası üzerine, TATAR seçim kampanyası sürecinde, federasyona ve bu yöndeki görüşmelere karşı ve iki devletli çözümden yana olduğunu özellikle vurguladı ve bu yönüyle statükonun savunucusu oldu.
Güvenlik kaygılarını ve Türkiye’ye olan ihtiyacı ön plana çıkaran TATAR, seçim sürecinde Türkiye’ye olan yakın duruşu nedeniyle “Türkiye’nin adayı” olarak nitelendirildi.
ERHÜRMAN
Cumhuriyetçi Türk Partisi liderliğini yapan ERHÜRMAN, 2 Şubat 2018 ile 22 Mayıs 2019 tarihleri arasında Başbakanlık görevini yürüttü. 2008-2010 yılları arasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat döneminde çözüm için yürütülen müzakerelerde görev alan ERHÜRMAN, 19 Ekim 2025'teki seçimde oyların % 62,76'sını alarak Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı seçildi.
ERHÜRMAN, seçim kampanyası sürecinde, statükoyu reddettiğini vurguladı ve değişim vaadetti. Kıbrıs'ın federal bir model altında yeniden birleştirilmesine destek verdiğini ve bu yönde görüşmeler yapacağını ifade eden ERHÜRMAN, bu yolla ambargo ve izolasyonun kalkmasını, ekonomik sorunların çözümünü, refah artışını ve AB’ye uzanacak bir yolu vaadetti.
SEÇİM
İşte iki adayın vaadleriyle, güvenlik mi ve refah mı ikilemi arasına sıkışmış bu seçimde seçmen, genç nüfusun refah umudu yönlü tercihiyle Talat yerine ERHÜRMAN’ı Cumhurbaşkanlığına getirdi.
Zafer konuşmasında tüm Kıbrıslı Türklerin Cumhurbaşkanı olacağını söyleyen ERHÜRMAN’ın, Türkiye ile istişarelerin devam edeceğini ve Türkiye’nin onayı olmadan bir federasyona girilmeyeceğini belirtmesini ise henüz işin başında Türkiye ile karşı karşıya gelmeme ve gerginliğe yol açmama çabası olarak yorumlamak gerekir.
SEÇİM SÜRECİNDE KKTC’DE TÜRKİYE ALGISI
Kıbrıs’ı beka meselesi olarak gören Türkiye, gerek kendi gerek adadaki Türklerin güvenliği, ayrıca Kıbrıs’a yaptığı mali yardımlar nedeniyle KKTC’deki seçimlerle yakından ilgileniyor. Seçim dönemlerinde Türkiye’den kişi ve heyetlerin KKTC’ye giderek temaslarda bulunduğu biliniyor. Esasen bu durum Kıbrıslı seçmen tarafından genel itibarla hoş karşılanmıyor. Bağımsız bir devlet olarak yapılacak seçimlerde kendi kararlarını özgürce vermeleri gerektiğini dillendiren seçmen kesimi, Türkiye’nin KKTC’de siyasete ve seçmen iradesine müdahalesini doğru bulmuyor. Bu durum seçmen nezdinde Türkiye’ye karşı olumsuz bir algı oluşturuyor.
Nitekim son seçimde bu durumu dikkate alan Türkiye, seçim sürecinde adaya nispeten müdahil olmaktan uzak durdu. Türkiye’nin bu tutumunun TATAR’ın seçimi kaybetmesinde etkisi olduğu öngörülebilir.
KIBRIS’TA NE DEĞİŞİR?
Peki, seçim sürecinde federasyona destek veren ERHÜRMAN’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye’nin iki devletli çözüm tezine aykırı şekilde bir federasyon adımı atılabilir mi?
Bunun olamayacağını baştan söylemek yanlış olmaz. Zira;
· KKTC’de dış politika zorunlu ve geleneksel olarak Türkiye’nin tezleri doğrultusunda şekillenmiş olup, bunun kişilerle değişmesi ihtimali yoktur. Geçmişte de KKTC’de federasyon yanlısı Cumhurbaşkanları olmuş, ancak görüşmelerde Türkiye’nin tezleri dışında bir politika izlenmesi mümkün olmamıştır
· Türkiye’nin adada garantör devlet olması nedeniyle Rumlarla yapılan her türlü görüşme Türkiye’den yetkili ve uzmanların katılımıyla gerçekleşir ve bu durum değişmez.
· Ayrıca federasyona dönük bir adım atılması halinde, bunun meclisin onayına sunulması zorunludur. Son dönemde Türkiye’nin federasyon görüşmelerine kapıyı kapatarak, adada iki devletli çözümün konuşulması gerektiği yönündeki politikası üzerine, 14 Ekim 2025 tarihinde (seçimden 5 gün önce) Türkiye’nin yaklaşımıyla aynı yöndeki karar KKTC Cumhuriyet Meclisinde kabul edildi. Böylece meclis bu konudaki tavrını net bir şekilde ortaya koymuş oldu.
· Netice itibariyle, ERHÜRMAN döneminde bir tarz değişikliği ile Rumlarla bir diyalog kurulabilir, görüşmeler de yapılabilir. Ancak KKTC adına, Türkiye’nin tezlerine muhalif resmi bir adım atılacağını beklemek ve ummak yersizdir.
TÜRKİYE ADIM ATMALI
Tüm bunlarla birlikte, tamamen güvenlik endişelerine odaklanmak ve ada halkının sosyal, ekonomik taleplerini görmezden gelmek de doğru değildir. KKTC üzerindeki yıllardır süren ambargo ve izolasyonun kaldırılması, doğrudan uçuşları açılması, gemilerin limanlara yanaşması, doğrudan ticaretin başlaması bu yolla ekonominin canlanması sağlanmalıdır. Bu ise ancak KKTC’nin tanınmasıyla mümkün olacaktır.
Esasen 1983’te KKTC’nin ilanı sonrasında, Türk hükümetlerinin Kıbrıs’ta bağımsız bir Türk devleti konusunda kararlı bir duruş sergilememeleri, adeta ne yapacaklarını bilemez şekilde ikircikli tavırları bugüne kadar Türk ve İslam dünyasından hiçbir devletin KKTC’yi tanımamış olmasının en önemli nedenlerinden birisidir. Geçmişte Pakistan ve Bangladeş’in KKTC’yi tanıma isteğini Türkiye’ye ilettiği ancak, zamanın hükümetinin “bekleyin” diyerek bu isteği geri çevirdiği bilinmektedir.
Federasyon arzusunu sonlandırmanın en doğal yolu, federasyona olan ihtiyacı ortadan kaldırmaktır.
Bunun için asıl iş şimdi başlamalıdır. Türkiye, Türk devletleri teşkilatı, İslam işbirliği teşkilatı ve üyesi olduğu başkaca örgütlerdeki etkinliğini kullanarak, öncelikle Türk devletleri ve İslam devletlerinin KKTC’yi tanıması yönünde olağanüstü bir diplomatik atak başlatmalıdır.
Türkiye kendisini ve KKTC’yi statükoya ve çözümsüzlüğe mahkum etmemelidir. Türkiye kendi hinterlandında sahip olduğu etki ve gücüyle, Kıbrıs sorununu kökten çözme kudretine sahiptir. Yeter ki irade koysun.