Manavgat Kudüs Platformu tarafından düzenlenen etkinlik Selime Hatun Merkez Camiinden Cumhuriyet Meydanı'na yapılan yürüyüşün ardından Kur'an-ı Kerim okunması ve dua ile devam etti. Etkinlik Manavgat İHH temsilcisi Furkan Sarıkaya'nın yaptığı basın açıklaması ile sona erdi. Basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
"Vicdan Sahibi Değerli Manavgatlılar!
Bugün, dünyada eşine az rastlanır bir ittifakla toprakları gasp, halkı yok edilen Filistinli kardeşlerimize destek olmak, yaşanan soykırıma isyan etmek üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bu soylu eylem ve yapılan insanlık yoklamasında “ben de varım” diyerek, kardeşlerine, insanlığa ve tarihe karşı sorumluluğunu yerine getiren her birinize duyarlılığınızdan dolayı teşekkür ediyoruz.
Değerli Filistin dostları!
Bugün, soykırımcı İsrail rejimini yaptıklarını anlamak için sapkın bir anlayışın ürünü olan Siyonist ideolojinin tarihini bilmek gerekir. 1897 yılında temeli atılan Siyonist işgal devletinin uzun vadeli hedefi Arz-ı Mevud olarak ifade edilen tüm coğrafyayı işgal etmektir. 1917 Balfur Deklarasyonu ile resmen başlayan işgal ve katliam, 1948 yılında kurulan Siyonist terör rejimi ile sistematik bir hale dönüşmüştür. Yahudiler, İsrail'in kuruluş sürecinde Filistin topraklarının % 5,6’sına sahipken BM tarafından 1948 yılında Filistin topraklarının % 56'sı gasp edilerek Siyonist çeteye verilmiştir. Bugün İsrail, İslam dünyasının kalbine saplanmış gayrimeşru bir işgal yönetimidir. Siyonist apartheid rejim adeta mutlak kötülüğün merkezi olarak insanlığın başına gelmiş en büyük felaketlerden birisidir. Yüz yıldır belirli aralıklarla devam eden vahşi katliam ve işgal eylemleri nedeniyle sabıkası soykırımlarla dolu olan İsrail, özellikle bir yıldan beri Filistin’de soykırım suçunu en vahşi şekilde işlemektedir. 365 gündür kesintisiz devam eden saldırılar sonucu on binlerce çocuk, kadın, yaşlı, hasta ve engelli ve yüzlerce gazeteci, sağlık çalışanı, insani yardım çalışanı katledildi. İsrail'in terörü karşısında BM ve AB gibi uluslararası örgütler engelleyici bir rol üstlenmedikleri gibi, İsrail'i koruyup kollamaktadırlar. AB’ne üye ülkeler İsrail’e silah ve para desteğinde bulunurken; BM Güvenlik Konseyi, İsrail terör örgütünün dokunulmazlığını tescilleyen bir rol üstlenmiştir. Uluslararası ilişkilerde “İsrail istisnacılığı” olarak tanımlanan bu tavır, uluslararası mekanizmaları, hukuku, insan hakları sözleşmelerini işlevsizleştirmiş, uluslararası sistemin ana aktörü olan emperyalist batı ülkeleri bu Siyonist soykırımın ortağı olmuşlardır. Öte yandan katil İsrail’i en çok cesaretlendiren durum ise İslam ülkelerinin bu vahşete karşı birlik içinde caydırıcı bir tepki göstermemeleridir. İslam işbirliği teşkilatı üyesi ülke yöneticileri, halklarının beklentilerine uygun önemli bir adım atmamış, sessiz ve seyirci kalarak bu vahşetin büyümesinde pay sahibi olmuşlardır. İşte bu durumda Batılı ülkeler yönetimlerinin işbirlikçi tavırları ve diğer ülkelerin duyarsız yönetimlerine rağmen uyanan küresel vicdan ise insanlığın umudu olmuştur. Artık herkes anlamaktadır ki İsrail sorunu dünyanın kayıtsız kalamayacağı insani ve vicdani bir sorundur. Yüz yıldır yaşananlar göstermiştir ki İsrail uluslararası hukuk mekanizmalarında yargılanıp ceza almadığı ve yalnızlaştırılmadığı sürece sorun gerçek anlamda çözülmeyecektir. 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonu, toprakları işgal edilmiş, soykırıma maruz kalırken yalnız bırakılmış Filistin halkının insani çırpınışını temsil etmektedir. Şehit Ahmet Yasin’in şahsında “Dirensek de öldürüyorlar, direnmesek de; biz direnmeyi seçtik” diyen Filistin halkının meşru temsilcisi HAMAS, işgal, soykırım ve katliamlara karşı direnişe öncülük etmektedir. Arz-ı mevud safsatasıyla, saldırgan tutumunu Gazze, Batı Şeria ve tüm Filistin’den sonra Lübnan’a da taşımıştır. Siyonist rejimin bu azgın tutumu bölge halkları için açık bir tehdittir. Kıbrıs’a ve Türkiye’ye doğru sıçrayacağı açık olan bu cüretkâr tehdidin tüm dünyayı kaosa sürükleyebileceği görülmelidir. Azgınlıkta sınır tanımayan bu sapkın zihniyetin dünyayı ve insanlığı sürüklediği yer düşünüldüğünde uluslararası örgütlerin, devletlerin, kurumların ve fert fert her birimizin insani ve hayati sorumluluklarının olduğu unutulmamalıdır. Vicdanlı halkların gördüğü bu durum karşısında yönetimlerin de aklını başını toplayarak harekete geçmeleri gerekmektedir. Birleşmiş Milletlerde veto yetkisini kullanarak İsrail’i koruma altına alan güvenlik konseyi üyelerinin daha önce de örneği yaşanan şekilde genel kurul tarafından baypas edilerek duruma müdahale edilmesi vicdanlı halkların çağrısıdır. İslam İşbirliği Teşkilatı, adının hakkını verecek bir uyanışla somut ve caydırıcı tedbirleri hayata geçirmek zorundadır. Filistin’e abluka uygulayan Ürdün ve Mısır gibi ülkeler ablukayı daha fazla geciktirmeden derhal kaldırmalı, bütün İslam ülkeleri İsrail ile ticari ilişkilerini kesmelidir. Türkiye’de, bu zulüm ve tehdit karşısında tereddütlü davranan siyaset ve bürokrasinin tüm aktörleri, millî ve insani hassasiyetleriyle tanınan milletimizin beklentilerini karşılayacak somut politikalar izlenmelidir. İsrail'in devlet değil terör örgütü olduğu gerçeğinden hareketle, Siyonist çeteyi devlet olarak tanıma kararı iptal edilmelidir. Başta çifte vatandaş statüsünde İsrail ile bağlantısı olan kişiler olmak üzere, bu soykırımcı terör çetesiyle en ufak iltisaklı olan yerli ve yabancı aktörler, milli güvenliği tehdit eden unsurlar olarak tanımlanmalı ve etkisiz kılınmalıdır. Bu bağlamda TBMM Genel Kurulunda görüşülmeyi bekleyen kanun teklifi ivedilikle gündeme alınarak oy birliği ile kabul edilmelidir. Soykırım suçunu işleyen Siyonist yöneticilerin yargılanması yönündeki suç duyurularının işleme konulabilmesi için Adalet Bakanlığı derhal izin vermelidir. Ayşenur Ezgi Eygi’’yi katleden Siyonist teröristlere karşı başlatılan soruşturma ivedilikle sonuçlandırılarak katillerin yargılanması sağlanmalıdır. Bu çeteye destek veren ABD ve Batı bloğuna hizmet sunan başta Kürecik olmak üzere tüm askerî üsler kapatılmalıdır. Bakü-Ceyhan Boru Hattı üzerinden soykırıma enerji desteği kesilmelidir. Sanatçısından akademisyenine, gazetecisinden iş adamına, gencinden yaşlısına kadar her vicdan sahibi vatansever kardeşimiz, topyekûn bir mücadele şuuruyla kenetlenerek ortak cephe oluşturmalı; İsrail ve yardakçılarına karşı katı bir boykot ve direniş sürdürmek üzere teşkilatlanmalıdır. Katillere göz kırpan, mesaj ve moral veren kaypak yaklaşımlar sergileyenlere karşı ortak tepki gösterilmelidir. İktidar ve muhalefetiyle belediyeler dâhil tüm kamu kurum ve kuruluşlarında Siyonizm’e destek veren ürünlere karşı boykot uygulanmalıdır. İsrail’e yönelik yaptırım kararını delen iş adamları soykırıma destek olma suçundan yargılanmalı bu yönde caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Üniversiteler Arası Kurul ve Yükseköğretim Kurulu tarafından akademik çalışmalarda index değeri arttırılarak muteber hale getirilen; bilimsel, akademik ve entelektüel müktesebatımızı bedelsiz bir şekilde Siyonist yapıların hizmetine sunan anlayıştan vazgeçilmeli; küresel Siyonist akademik işgalin sona erdirilmesi için derhal harekete geçirilmelidir. Her geçen gün stratejik önemi artan dijital sektörler başta olmak üzere, gıda, tıp, teknoloji ve savunma sektörlerinden başlanarak, her alanda Siyonist terör tehdidine karşı yerli ve millî adımlar atılmalıdır. Kültür, sanat ve sporun barış içinde bir dünyada anlamlı olabileceği gerçeğinden hareketle; sahneden, kürsüden, tribünden yükselen “soykırıma isyan” çağrısına herkes destek vermelidir. Özellikle kültür sanat camiası bir avuç Siyonist uşağının oluşturduğu mahalle baskısından kurtularak vicdanların sesine kulak verilmelidir.
Değerli Filistin dostları! Vicdan sahibi değerli Manavgatlılar!
İnsanlık tarihi iyilerle kötülerin mücadelesinden ibarettir. Bizler tüm insanlığın can, mal, akıl, nesil ve inanç emniyetlerinin sağlandığı adil bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyor ve bu uğurda mücadele ediyoruz. Bugün bu inancımızın ve duruşumuzun gereğini yaparak bir arya geldik, adımlarımızı yeryüzünü cehenneme çeviren kötülerin ittifakına karşı isyan etmek için attık. Bu kararlı tutumumuzu, Siyonist İsrail yaptıkların bedelini ödeyinceye kadar devam ettireceğiz. İnsanlığa karşı sorumluluğumuzun gereğini yapacak, mazlumların sesi, çığlığı olacak; Siyonist düzen ve onun işbirlikçilerine karşı direnişimize devam edeceğiz. Kahrolsun küresel emperyalizm! Yaşasın zulme karşı direnişimiz!
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Manavgat'tan soykırıma isyan, Filistin'e destek
Manavgat Kudüs Platformu tarafından düzenlenen etkinlik Selime Hatun Merkez Camiinden Cumhuriyet Meydanı'na yapılan yürüyüşün ardından Kur'an-ı Kerim okunması ve dua ile devam etti. Etkinlik Manavgat İHH temsilcisi Furkan Sarıkaya'nın yaptığı basın açıklaması ile sona erdi. Basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
"Vicdan Sahibi Değerli Manavgatlılar!
Bugün, dünyada eşine az rastlanır bir ittifakla toprakları gasp, halkı yok edilen Filistinli kardeşlerimize destek olmak, yaşanan soykırıma isyan etmek üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz.
Bu soylu eylem ve yapılan insanlık yoklamasında “ben de varım” diyerek, kardeşlerine, insanlığa ve tarihe karşı sorumluluğunu yerine getiren her birinize duyarlılığınızdan dolayı teşekkür ediyoruz.
Değerli Filistin dostları!
Bugün, soykırımcı İsrail rejimini yaptıklarını anlamak için sapkın bir anlayışın ürünü olan Siyonist ideolojinin tarihini bilmek gerekir. 1897 yılında temeli atılan Siyonist işgal devletinin uzun vadeli hedefi Arz-ı Mevud olarak ifade edilen tüm coğrafyayı işgal etmektir. 1917 Balfur Deklarasyonu ile resmen başlayan işgal ve katliam, 1948 yılında kurulan Siyonist terör rejimi ile sistematik bir hale dönüşmüştür. Yahudiler, İsrail'in kuruluş sürecinde Filistin topraklarının % 5,6’sına sahipken BM tarafından 1948 yılında Filistin topraklarının % 56'sı gasp edilerek Siyonist çeteye verilmiştir. Bugün İsrail, İslam dünyasının kalbine saplanmış gayrimeşru bir işgal yönetimidir.
Siyonist apartheid rejim adeta mutlak kötülüğün merkezi olarak insanlığın başına gelmiş en büyük felaketlerden birisidir. Yüz yıldır belirli aralıklarla devam eden vahşi katliam ve işgal eylemleri nedeniyle sabıkası soykırımlarla dolu olan İsrail, özellikle bir yıldan beri Filistin’de soykırım suçunu en vahşi şekilde işlemektedir. 365 gündür kesintisiz devam eden saldırılar sonucu on binlerce çocuk, kadın, yaşlı, hasta ve engelli ve yüzlerce gazeteci, sağlık çalışanı, insani yardım çalışanı katledildi.
İsrail'in terörü karşısında BM ve AB gibi uluslararası örgütler engelleyici bir rol üstlenmedikleri gibi, İsrail'i koruyup kollamaktadırlar. AB’ne üye ülkeler İsrail’e silah ve para desteğinde bulunurken; BM Güvenlik Konseyi, İsrail terör örgütünün dokunulmazlığını tescilleyen bir rol üstlenmiştir. Uluslararası ilişkilerde “İsrail istisnacılığı” olarak tanımlanan bu tavır, uluslararası mekanizmaları, hukuku, insan hakları sözleşmelerini işlevsizleştirmiş, uluslararası sistemin ana aktörü olan emperyalist batı ülkeleri bu Siyonist soykırımın ortağı olmuşlardır.
Öte yandan katil İsrail’i en çok cesaretlendiren durum ise İslam ülkelerinin bu vahşete karşı birlik içinde caydırıcı bir tepki göstermemeleridir. İslam işbirliği teşkilatı üyesi ülke yöneticileri, halklarının beklentilerine uygun önemli bir adım atmamış, sessiz ve seyirci kalarak bu vahşetin büyümesinde pay sahibi olmuşlardır.
İşte bu durumda Batılı ülkeler yönetimlerinin işbirlikçi tavırları ve diğer ülkelerin duyarsız yönetimlerine rağmen uyanan küresel vicdan ise insanlığın umudu olmuştur.
Artık herkes anlamaktadır ki İsrail sorunu dünyanın kayıtsız kalamayacağı insani ve vicdani bir sorundur. Yüz yıldır yaşananlar göstermiştir ki İsrail uluslararası hukuk mekanizmalarında yargılanıp ceza almadığı ve yalnızlaştırılmadığı sürece sorun gerçek anlamda çözülmeyecektir.
7 Ekim Aksa Tufanı operasyonu, toprakları işgal edilmiş, soykırıma maruz kalırken yalnız bırakılmış Filistin halkının insani çırpınışını temsil etmektedir. Şehit Ahmet Yasin’in şahsında “Dirensek de öldürüyorlar, direnmesek de; biz direnmeyi seçtik” diyen Filistin halkının meşru temsilcisi HAMAS, işgal, soykırım ve katliamlara karşı direnişe öncülük etmektedir.
Arz-ı mevud safsatasıyla, saldırgan tutumunu Gazze, Batı Şeria ve tüm Filistin’den sonra Lübnan’a da taşımıştır. Siyonist rejimin bu azgın tutumu bölge halkları için açık bir tehdittir. Kıbrıs’a ve Türkiye’ye doğru sıçrayacağı açık olan bu cüretkâr tehdidin tüm dünyayı kaosa sürükleyebileceği görülmelidir.
Azgınlıkta sınır tanımayan bu sapkın zihniyetin dünyayı ve insanlığı sürüklediği yer düşünüldüğünde uluslararası örgütlerin, devletlerin, kurumların ve fert fert her birimizin insani ve hayati sorumluluklarının olduğu unutulmamalıdır.
Vicdanlı halkların gördüğü bu durum karşısında yönetimlerin de aklını başını toplayarak harekete geçmeleri gerekmektedir. Birleşmiş Milletlerde veto yetkisini kullanarak İsrail’i koruma altına alan güvenlik konseyi üyelerinin daha önce de örneği yaşanan şekilde genel kurul tarafından baypas edilerek duruma müdahale edilmesi vicdanlı halkların çağrısıdır.
İslam İşbirliği Teşkilatı, adının hakkını verecek bir uyanışla somut ve caydırıcı tedbirleri hayata geçirmek zorundadır. Filistin’e abluka uygulayan Ürdün ve Mısır gibi ülkeler ablukayı daha fazla geciktirmeden derhal kaldırmalı, bütün İslam ülkeleri İsrail ile ticari ilişkilerini kesmelidir.
Türkiye’de, bu zulüm ve tehdit karşısında tereddütlü davranan siyaset ve bürokrasinin tüm aktörleri, millî ve insani hassasiyetleriyle tanınan milletimizin beklentilerini karşılayacak somut politikalar izlenmelidir.
İsrail'in devlet değil terör örgütü olduğu gerçeğinden hareketle, Siyonist çeteyi devlet olarak tanıma kararı iptal edilmelidir.
Başta çifte vatandaş statüsünde İsrail ile bağlantısı olan kişiler olmak üzere, bu soykırımcı terör çetesiyle en ufak iltisaklı olan yerli ve yabancı aktörler, milli güvenliği tehdit eden unsurlar olarak tanımlanmalı ve etkisiz kılınmalıdır. Bu bağlamda TBMM Genel Kurulunda görüşülmeyi bekleyen kanun teklifi ivedilikle gündeme alınarak oy birliği ile kabul edilmelidir.
Soykırım suçunu işleyen Siyonist yöneticilerin yargılanması yönündeki suç duyurularının işleme konulabilmesi için Adalet Bakanlığı derhal izin vermelidir. Ayşenur Ezgi Eygi’’yi katleden Siyonist teröristlere karşı başlatılan soruşturma ivedilikle sonuçlandırılarak katillerin yargılanması sağlanmalıdır.
Bu çeteye destek veren ABD ve Batı bloğuna hizmet sunan başta Kürecik olmak üzere tüm askerî üsler kapatılmalıdır.
Bakü-Ceyhan Boru Hattı üzerinden soykırıma enerji desteği kesilmelidir.
Sanatçısından akademisyenine, gazetecisinden iş adamına, gencinden yaşlısına kadar her vicdan sahibi vatansever kardeşimiz, topyekûn bir mücadele şuuruyla kenetlenerek ortak cephe oluşturmalı; İsrail ve yardakçılarına karşı katı bir boykot ve direniş sürdürmek üzere teşkilatlanmalıdır. Katillere göz kırpan, mesaj ve moral veren kaypak yaklaşımlar sergileyenlere karşı ortak tepki gösterilmelidir.
İktidar ve muhalefetiyle belediyeler dâhil tüm kamu kurum ve kuruluşlarında Siyonizm’e destek veren ürünlere karşı boykot uygulanmalıdır.
İsrail’e yönelik yaptırım kararını delen iş adamları soykırıma destek olma suçundan yargılanmalı bu yönde caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.
Üniversiteler Arası Kurul ve Yükseköğretim Kurulu tarafından akademik çalışmalarda index değeri arttırılarak muteber hale getirilen; bilimsel, akademik ve entelektüel müktesebatımızı bedelsiz bir şekilde Siyonist yapıların hizmetine sunan anlayıştan vazgeçilmeli; küresel Siyonist akademik işgalin sona erdirilmesi için derhal harekete geçirilmelidir.
Her geçen gün stratejik önemi artan dijital sektörler başta olmak üzere, gıda, tıp, teknoloji ve savunma sektörlerinden başlanarak, her alanda Siyonist terör tehdidine karşı yerli ve millî adımlar atılmalıdır.
Kültür, sanat ve sporun barış içinde bir dünyada anlamlı olabileceği gerçeğinden hareketle; sahneden, kürsüden, tribünden yükselen “soykırıma isyan” çağrısına herkes destek vermelidir. Özellikle kültür sanat camiası bir avuç Siyonist uşağının oluşturduğu mahalle baskısından kurtularak vicdanların sesine kulak verilmelidir.
Değerli Filistin dostları!
Vicdan sahibi değerli Manavgatlılar!
İnsanlık tarihi iyilerle kötülerin mücadelesinden ibarettir. Bizler tüm insanlığın can, mal, akıl, nesil ve inanç emniyetlerinin sağlandığı adil bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyor ve bu uğurda mücadele ediyoruz.
Bugün bu inancımızın ve duruşumuzun gereğini yaparak bir arya geldik, adımlarımızı yeryüzünü cehenneme çeviren kötülerin ittifakına karşı isyan etmek için attık. Bu kararlı tutumumuzu, Siyonist İsrail yaptıkların bedelini ödeyinceye kadar devam ettireceğiz. İnsanlığa karşı sorumluluğumuzun gereğini yapacak, mazlumların sesi, çığlığı olacak; Siyonist düzen ve onun işbirlikçilerine karşı direnişimize devam edeceğiz.
Kahrolsun küresel emperyalizm!
Yaşasın zulme karşı direnişimiz!
Haber Merkezi