İnsan hayatı boyunca birçok şeye kıymet vermeyi öğreniyor.
Bir eşyayı özenle saklıyor, sevdiği insanları kaybetmemek için çırpınıyor, geçmişte yaşadığı anılara sıkı sıkıya tutunuyor. Ama nedense aynı insan, konu kendi ömrü olduğunda aynı hassasiyeti göstermiyor.
Saatlerini kaygıyla tüketiyor.
Bir cümlenin altında günlerce anlam arıyor.
Geçmişte olmuş bir olayı zihninde defalarca yeniden yaşayıp bugünün güzelliğini kaçırıyor.
Henüz yaşanmamış ihtimaller için üzülüyor, çoktan bitmiş şeylere hâlâ tutunuyor.
Oysa hayat, sürekli geriye dönüp bakınca kaçırılacak kadar kısa.
İnsan bazen dün hissettiği şeye bugün aynı şekilde hissetmeyebilir. Dün çok istediği bir şeyi bugün istemeyebilir. Dün vazgeçemem dediği bir düşünceden bugün uzaklaşabilir. Ve bu, tutarsızlık değil; yaşamaktır. Çünkü insan yaşayan bir varlık. Değişir, dönüşür, öğrenir. Aynı yerde donup kalmak zorunda değildir.
Ama çoğumuz kendimize bunu hak görmüyoruz.
Sanki bir kez üzülünce hep üzgün kalmak zorundaymışız gibi davranıyoruz.
Bir karar verdiysek sonsuza kadar onun içinde kalmalıymışız gibi düşünüyoruz.
Kendimizi değişmeye değil, kendi zihnimizde sıkışıp kalmaya zorluyoruz.
Halbuki ömür dediğimiz şey; sürekli ertelediğimiz, nasıl olsa var sandığımız ama her gün biraz daha eksilen bir zaman.
Belki de insanın kendine verebileceği en büyük değer;
anı kaçırmamak, geçmişe zincirlenmemek ve zihnini tüketen takıntılı düşüncelerden biraz olsun sıyrılabilmek.
Çünkü hayat, sürekli ne hissettiğini açıklamak zorunda olduğun bir sınav değil.
Bazen sadece derin bir nefes alıp değişmene izin vermektir.
Ve bazen en büyük huzur, “Bugün başka hissediyorum” diyebilmektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Cansu Er
İnsan en çok kendi ömrünü erteliyor
İnsan hayatı boyunca birçok şeye kıymet vermeyi öğreniyor.
Bir eşyayı özenle saklıyor, sevdiği insanları kaybetmemek için çırpınıyor, geçmişte yaşadığı anılara sıkı sıkıya tutunuyor. Ama nedense aynı insan, konu kendi ömrü olduğunda aynı hassasiyeti göstermiyor.
Saatlerini kaygıyla tüketiyor.
Bir cümlenin altında günlerce anlam arıyor.
Geçmişte olmuş bir olayı zihninde defalarca yeniden yaşayıp bugünün güzelliğini kaçırıyor.
Henüz yaşanmamış ihtimaller için üzülüyor, çoktan bitmiş şeylere hâlâ tutunuyor.
Oysa hayat, sürekli geriye dönüp bakınca kaçırılacak kadar kısa.
İnsan bazen dün hissettiği şeye bugün aynı şekilde hissetmeyebilir. Dün çok istediği bir şeyi bugün istemeyebilir. Dün vazgeçemem dediği bir düşünceden bugün uzaklaşabilir. Ve bu, tutarsızlık değil; yaşamaktır. Çünkü insan yaşayan bir varlık. Değişir, dönüşür, öğrenir. Aynı yerde donup kalmak zorunda değildir.
Ama çoğumuz kendimize bunu hak görmüyoruz.
Sanki bir kez üzülünce hep üzgün kalmak zorundaymışız gibi davranıyoruz.
Bir karar verdiysek sonsuza kadar onun içinde kalmalıymışız gibi düşünüyoruz.
Kendimizi değişmeye değil, kendi zihnimizde sıkışıp kalmaya zorluyoruz.
Halbuki ömür dediğimiz şey; sürekli ertelediğimiz, nasıl olsa var sandığımız ama her gün biraz daha eksilen bir zaman.
Belki de insanın kendine verebileceği en büyük değer;
anı kaçırmamak, geçmişe zincirlenmemek ve zihnini tüketen takıntılı düşüncelerden biraz olsun sıyrılabilmek.
Çünkü hayat, sürekli ne hissettiğini açıklamak zorunda olduğun bir sınav değil.
Bazen sadece derin bir nefes alıp değişmene izin vermektir.
Ve bazen en büyük huzur, “Bugün başka hissediyorum” diyebilmektir.