16. Yüzyılda Manavgatlı bir şair ve müderris: Manav Seydî [1]
Yazının Giriş Tarihi: 22.02.2025 20:20
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.02.2025 20:31
Manavgat’ın çiftçi ailelerinin birinin çocuğu olarak dünyaya gelen Manav Seydî (Seyyidî)’nin kesin doğum tarihi bilinmemektedir. Babasının adı Halil olan Manav Seydî, Temmuz 1571’de (h. Safer 979) 105 yaşındayken vefat etmiştir. Bu bilgiye göre, 1466 yılında dünyaya gelmesi icap etmektedir.
Manav Seydî’ye ait en geniş bilgiyi Âşık Çelebi ve Nev‘îzâde Atâyî’den öğrenmekteyiz. 1562 yılında Manavgat kadılığı da yapan Âşık Çelebi, döneminin en önde gelen hukukçularından ve bilim insanlarından biridir. Anadolu’da biyografi geleneğinin başlatan Şakâ’ik adlı esere zeyil olarak Âşık Çelebi’nin yazdığı Tetimmetü’ş-Şakâ’iki’n-Nu’mâniyye adlı eserde o dönemin en önemli kırk kadar şahsiyetinin biyografisi yer almaktadır. Bu şahsiyetlerden birisi de Manavgatlı Manav Seydi’dir. Ancak, Âşık Çelebi’nin Manav Seydî’yle arasının oldukça kötü olduğu anlaşılmaktadır. Âşık Çelebi, “şeytan” olarak nitelendirdiği Manav Seydî hakkında “İstese birbirine karışmış su ile sütü kavga ettirebilir, yine istese ateş ile onun içine atılmış pamuk arasında dostluk inşa edebilirdi.” demiş ve onun ölümünü Allah’ın kullarına verdiği bir lütuf olarak görmüştür.
Manav Seydî; gençliğinde çiftçilikle uğraştıktan sonra keçe giyerek kaz çobanlığı, hamallık, odun ve dut satıcılığı yapmıştır. Daha sonra ilim tahsili yoluna girerek ilim ve edebiyat öğrenmek için kendini yetiştirmiştir. Sanatlı, tabiî bir Türkçe türkü olan “el-Bedî‘iyyetü’l-Manâviyye” diye bilinen kasidesi bilinen en meşhur şiiridir. Bu şiirde yer alan Zerk sözcüğünün Manavgat Zerk (Altınkaya) köyü mü olduğu yoksa “hile, ikiyüzlülük” anlamına mı geldiği kesin değildir. Kasidede diğer tüm şiirlerini, emellerini, ilk hâllerinden, son rahat günlerine kadar hayatının tüm aşamalarını özetle şu beyitlerde açıklamıştır:
“On yıl kaz, buzağı güttüm
Buğday aldım, arpa üttüm
Zerk ravza yolu tuttum
Manav Seydî derler bana
Keş getürdüm Manavgat’tan
Bekleridim anı yaddan
Dahi dururdur ol ottan
Manav Seydî derler bana
Eşeğim öne katardım
Keşiş Dağı’nda otardım
Bursa’da odun satardım
Manav Seydî derler bana”
Âşık Çelebi, Manav Seydî’nin kullandığı Türkçeyi garip bulur. “Bir kişinin bu ibarelerin manalarını anlaması için bir veya iki sene Tahıl Hanı’nda çalışması gerekir.” diyerek şu dörtlüğü örnek gösterir:
“Yumur yumur yuvalıklar
Domur domur domalıklar
Yuvarların yuvalaklar
Manav Seydî derler bana”
Manav Seydî, aynı şiirde yaşına ilişkin de bilgiler verir:
“Sekseni geçmiştir yaşım
Ağarmamıştır g*tüm başım
Boyarım ak ile rîşim
Manav Seydî derler bana”
Manav Seydî, bu sözlerinden sonra yirmi beş sene daha yaşamış ve 105 yaşında vefat etmiştir (Hekimoğlu, 2022, ss. 230-236).
Manav Seydî, aynı zamanda, Osmanlı resmî belgelerine yansıdığı kadarıyla, Bursa’dan sonra Edirne’ye, oradan da İstanbul’a gelip burada ders verebilecek kadar bilgi sahibi olan bir âlimdir. 1566’da Kasım Paşa Medresesine müderris olarak atanan Manav Seydî, 1569’da II. Selim (Sarı Selim) tarafından Fevrî’nin yerine hoca olarak Sahn-ı Seman Medresesine atanmıştır. Manav Seydî’nin adı, “Esâmî-i Müderrisîn-i Medârisi’s-Semân ‘ale’t-tertîb” içinde yer almaktadır (Alan ve Atçıl, 2018, ss. 247-252). Sahn-ı Seman, bilindiği üzere, Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan ve günümüzdeki İstanbul Üniversitesinin temeli sayılan Osmanlı döneminin en yüksek eğitim kurumudur. Âşık Çelebi’ye göre, Manav Seydî, sırayla Müderris Çivizâde’nin mülâzımı olduktan sonra yirmi akçeyle Bursa Molla Hüsrev Medresesi, yirmi beş akçeyle Edirne Beylerbeyi Medresesi, otuz akçeyle Bursa Yegân Medresesi, kırk akçeyle Edirne Halebiye Medresesi, elli akçeyle İstanbul’da Haliç’in karşı tarafındaki Kasım Paşa Medresesi, Edirne Çifte Medreselerden biri ve Seman Medreselerinden birinde müderris olmuştur (Hekimoğlu, 2022, s. 232). Nerede öldüğü ve mezarının nerede olduğu bilinmese de İstanbul’da yattığı tahmin edilmektedir.
Manav Seydî’nin “el-Bedî‘iyyetü’l-Manâviyye” diye bilinen kasidesinin tam hâli, bir sonraki yazımızda okurlara sunulacaktır.
Kaynaklar:
Alan, E. ve Atçıl, A. (2018). XVI. Yüzyıl Osmanlı Ulema Defterleri. Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi.
Hekimoğlu, M. (2022). Tetimmetü’ş-Şakâ’iki’n-Nu’mâniyye (Âşık Çelebi’nin Şakâ’ik Zeyli). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Celâl Görgeç
16. Yüzyılda Manavgatlı bir şair ve müderris: Manav Seydî [1]
Manavgat’ın çiftçi ailelerinin birinin çocuğu olarak dünyaya gelen Manav Seydî (Seyyidî)’nin kesin doğum tarihi bilinmemektedir. Babasının adı Halil olan Manav Seydî, Temmuz 1571’de (h. Safer 979) 105 yaşındayken vefat etmiştir. Bu bilgiye göre, 1466 yılında dünyaya gelmesi icap etmektedir.
Manav Seydî’ye ait en geniş bilgiyi Âşık Çelebi ve Nev‘îzâde Atâyî’den öğrenmekteyiz. 1562 yılında Manavgat kadılığı da yapan Âşık Çelebi, döneminin en önde gelen hukukçularından ve bilim insanlarından biridir. Anadolu’da biyografi geleneğinin başlatan Şakâ’ik adlı esere zeyil olarak Âşık Çelebi’nin yazdığı Tetimmetü’ş-Şakâ’iki’n-Nu’mâniyye adlı eserde o dönemin en önemli kırk kadar şahsiyetinin biyografisi yer almaktadır. Bu şahsiyetlerden birisi de Manavgatlı Manav Seydi’dir. Ancak, Âşık Çelebi’nin Manav Seydî’yle arasının oldukça kötü olduğu anlaşılmaktadır. Âşık Çelebi, “şeytan” olarak nitelendirdiği Manav Seydî hakkında “İstese birbirine karışmış su ile sütü kavga ettirebilir, yine istese ateş ile onun içine atılmış pamuk arasında dostluk inşa edebilirdi.” demiş ve onun ölümünü Allah’ın kullarına verdiği bir lütuf olarak görmüştür.
Manav Seydî; gençliğinde çiftçilikle uğraştıktan sonra keçe giyerek kaz çobanlığı, hamallık, odun ve dut satıcılığı yapmıştır. Daha sonra ilim tahsili yoluna girerek ilim ve edebiyat öğrenmek için kendini yetiştirmiştir. Sanatlı, tabiî bir Türkçe türkü olan “el-Bedî‘iyyetü’l-Manâviyye” diye bilinen kasidesi bilinen en meşhur şiiridir. Bu şiirde yer alan Zerk sözcüğünün Manavgat Zerk (Altınkaya) köyü mü olduğu yoksa “hile, ikiyüzlülük” anlamına mı geldiği kesin değildir. Kasidede diğer tüm şiirlerini, emellerini, ilk hâllerinden, son rahat günlerine kadar hayatının tüm aşamalarını özetle şu beyitlerde açıklamıştır:
“On yıl kaz, buzağı güttüm
Buğday aldım, arpa üttüm
Zerk ravza yolu tuttum
Manav Seydî derler bana
Keş getürdüm Manavgat’tan
Bekleridim anı yaddan
Dahi dururdur ol ottan
Manav Seydî derler bana
Eşeğim öne katardım
Keşiş Dağı’nda otardım
Bursa’da odun satardım
Manav Seydî derler bana”
Âşık Çelebi, Manav Seydî’nin kullandığı Türkçeyi garip bulur. “Bir kişinin bu ibarelerin manalarını anlaması için bir veya iki sene Tahıl Hanı’nda çalışması gerekir.” diyerek şu dörtlüğü örnek gösterir:
“Yumur yumur yuvalıklar
Domur domur domalıklar
Yuvarların yuvalaklar
Manav Seydî derler bana”
Manav Seydî, aynı şiirde yaşına ilişkin de bilgiler verir:
“Sekseni geçmiştir yaşım
Ağarmamıştır g*tüm başım
Boyarım ak ile rîşim
Manav Seydî derler bana”
Manav Seydî, bu sözlerinden sonra yirmi beş sene daha yaşamış ve 105 yaşında vefat etmiştir (Hekimoğlu, 2022, ss. 230-236).
Manav Seydî, aynı zamanda, Osmanlı resmî belgelerine yansıdığı kadarıyla, Bursa’dan sonra Edirne’ye, oradan da İstanbul’a gelip burada ders verebilecek kadar bilgi sahibi olan bir âlimdir. 1566’da Kasım Paşa Medresesine müderris olarak atanan Manav Seydî, 1569’da II. Selim (Sarı Selim) tarafından Fevrî’nin yerine hoca olarak Sahn-ı Seman Medresesine atanmıştır. Manav Seydî’nin adı, “Esâmî-i Müderrisîn-i Medârisi’s-Semân ‘ale’t-tertîb” içinde yer almaktadır (Alan ve Atçıl, 2018, ss. 247-252). Sahn-ı Seman, bilindiği üzere, Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan ve günümüzdeki İstanbul Üniversitesinin temeli sayılan Osmanlı döneminin en yüksek eğitim kurumudur. Âşık Çelebi’ye göre, Manav Seydî, sırayla Müderris Çivizâde’nin mülâzımı olduktan sonra yirmi akçeyle Bursa Molla Hüsrev Medresesi, yirmi beş akçeyle Edirne Beylerbeyi Medresesi, otuz akçeyle Bursa Yegân Medresesi, kırk akçeyle Edirne Halebiye Medresesi, elli akçeyle İstanbul’da Haliç’in karşı tarafındaki Kasım Paşa Medresesi, Edirne Çifte Medreselerden biri ve Seman Medreselerinden birinde müderris olmuştur (Hekimoğlu, 2022, s. 232). Nerede öldüğü ve mezarının nerede olduğu bilinmese de İstanbul’da yattığı tahmin edilmektedir.
Manav Seydî’nin “el-Bedî‘iyyetü’l-Manâviyye” diye bilinen kasidesinin tam hâli, bir sonraki yazımızda okurlara sunulacaktır.
Kaynaklar: