Hava Durumu

Antalya Halkevi Dergisi Türk Akdeniz örnekleminde 20. yüzyılın ilk yarısında sosyokültürel açıdan Manavgat [10]

Yazının Giriş Tarihi: 30.04.2025 04:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.04.2025 04:04

Önceki yazımızda S. Fikri Erten’in özellikle Side tarihi üzerine kaleme aldığı ayrıntılı bilgileri okuyucularımıza aktarmıştık. Erten’in titizlikle derlediği ve dönemin koşulları içinde önemli bir başvuru kaynağı niteliği taşıyan bu bilgiler, Side’nin tarihî ve kültürel dokusunu daha derinlikli biçimde anlamamıza önemli katkılar sunmuştur. Bu bölümde ise Erten’in Side hakkında anlattıklarına kaldığımız yerden devam edeceğiz. Böylece hem Erten’in tarih yazımındaki yöntemini hem de Side’nin zengin geçmişine dair ortaya koyduğu özgün perspektifi daha iyi değerlendirme fırsatı bulacağız.

 “Vaktile binlerce insanın saadet ve ıztıraplarını görmüş, tatmış olan bu caddeler bir zaman Side halkının zevklerine olan düşkünlüğü vâzıhan gösteriyor. Bin bir diyardan getirilen yorgun ve sefil esir kafilelerinin bu caddelerden perişan yürüyüşlerini hayalen seyredebilirsiniz. Side’nin en büyük mermer inşaatı ve en cesim binalar bu garp caddesinin başlangıcında görülür. Burada hamamlara mücavir dört göşeli ve bir kubbe üzerine kurulmuş diğer bir bina vardır ki burası bazilikadır. Bu havalideki inşaatın muhtelif zamanlarda birbirini müteakik ve birbiri içinde icra edildiği görülüyor. İnşa tarzı Milâttan iki asır önceki bir zamana aittir. Bu dilsiz fakat ölmemiş ihtişam ve azametin insanların hayret ve takdirini celbetmektedir.

Side tiyatrosu, Belkıs ve Murtunada gördüğümüz tiyatrolardan büyüktür. Bu genişlik bu nevi tiyatroların haddi azamiğsi olup 15 bin kişinin istiabına kâfidir. Tiyatronun nısıf kutru 51,35 ve irtikaı 21,67 metredir. Oturmağa mahsus kademelerin adedi elli birdir. Tiyatro düz bir yerde yapılmış ve sahne kısmı dahile doğru yıkılmıştır. Tiyatro iç içe üç kemer üzerine alınmış ve iç tarafı ile dış kemerlerin nihayetine kadar 21,20 metre mesafe vardır. Vilayetimizde bundan büyük tiyatro mevcut değildir.

Roma devrinin mahsulü olan bu azameli binaya ara sıra uğrayan bir seyyah hayran hayran bakmakla iktifa ederek geçiyor. Binlerce esirin hayatı bahasına yapılan bu muazzam eserlerin, saltanatların yerlerinde şimdi derin bir sükût, lâhutığ bir sükûnet hükümferma oluyor. Bu sükûtu yalnız bazı kuşların cıvıldısı bozmaktadır. Kim bilir ne zamandan beri insan görmiyen dağ serçeleri pek nadir olarak buradan geçen bir meraklıdan ürkerek dikenli ağaçların nefti gölgelerine doğru kaçıyor. Harap olan duvarların çatlaklarından koca siyah kertenkeleler başları uzatıp çekiyorlar. Kim bilir görünmez köşe bucaklarda ne kadar yılanlar zehirlerini saçıyor ve kızgın havanın ateşli alevini emiyor.

Tiyatronun yanında cephesi birçok dorik tarzında beyaz mermer sütunlarla tezyin edilmiş jimnazyom görülüyor. Bu binalar için hiçbir fedakârlığın esirgenmediğini söylüyor. Gerek tiyatro gerek jimnazyom insan eli ile tahrip edilemiyecek cesamet ve metanette yapılmış ise de vakalarım tesirile, asırların geçişiyle değil, daha kati ve daha müessir surette mukavemete kabil olmıyan ve tarihin zabtına geçemiyen büyük bir zelzele neticesinde Side’nin lâyemut zannedilen bu binaları da yıkılmış ve yerinden oynamıştır. Sütunlar yuvarlanmış ve ekserisi kırılmış, ebniye duvarları çatlamış ve zaman geçtikçe onlarda yere serilmiştir. Eski insanların say ve gayretini, iktidar ve sebatını görmek ve anlamak için Side harabisini ziyaret etmek kifayet eder. Osmanlılara değil Selçukilere bile ait hiçbir eser bulunmamasına bakılırsa daha eski zamanlarda şehrin büsbütün terkedildiği ve o eski debdebeler hatıratının bugün sünmüş bitmiş olduğu binlerce sene taşıdığı (Side) ismini de kaybettiği görülüyor.

Meydanda kalıp kırılan heykellerin, nakışlı taş ve kitabelerin haddi hesabı yoktur; kırılan âsârın hep Roma devrine ait olduğu anlaşılıyor. Yunan zamanına ait heykellerin Keyhusrev devrinde kırıldığı tahmin edilebilir.

Milâttan 450 yıl önce Anadolu’yu istilâ eden İran ordusu, yalnız fatih değil, ayni zamanda din inkılâpçısı idi. Bunlar tek ve görünmez bir mabud tanıyorlardı. Ne mabed, ne heykel hiç bir şey yapmazlardı. Yunanîlerin yaptıkları mermer ve tahta mabudlarını kırıp tahrip etmek onlar için şerefli bir vazife idi.

İkinci bir tahrip, Hristiyanlığın ilk zamanlarında başlıyarak birkaç yüz sene devam etmişti. Bilhassa sekizinci asır ile dokuzuncunun bir kısmı zarfında bunlar aleyhinde mütedavil olan efkâr, Asya’da Iconoclastes denilen put kırıcı Hristiyanlardan mutaassıp bir fırka tarafından pek çok san'at eserlerinin tahrip edildiği tarihlerde yazılıdır. Diyebiliriz ki, Bizans devri, eski medeniyenin en tahripkâr bir devridir. Putperestliğe ait binalara ve heykellere birahmana olan tecavüzatım ileri gittiği tarih milâdının ikinci asrında ve bunu müteakip Hristiyan dininin imparatorluğun resmiğ dini olarak ilânımdan ve eski dine ait binaların yıkılmasına ve sütun, heykel vesaire gibi mimariğ aksamının yeni inşaatta kullanılmasına müsait olduğundan tahribat daha geniş mikyasta devam etmiştir.

Muhitülmaarifin verdiği malûmata nazaran: Roma imperatörü birinci Kostantin, Hristiyanlığı kabul ederek 313 tarihinde Milanda neşreylediği bir emirnamede İsa dinini Romanın resmiğ dini olarak ilân ile “Veseniyete” nihayet verdi. Ulûm veseniye, sanatı itibardan düştü. Milan emirnamesi Yunan ve Roma sanatını bitirdi. Abidatı tahribe ve yıkmağa başladılar. Orta zaman Roma beldesi ilk zaman Roma beldesinin ankazile yenilendi. Eski heykel yarı kabartma oymalar; bütün bu asâr, hane ve mesken inşasına harcandı. Eski binalar taş ocakları gibi işlendi. Beşinci asrı milâdide papa bulunan beşinci Nikola (1447) Kolize harabesinden 2600 öküz arabası tıraverte denilen bir nevi sert bina taşı çıkartdı.”

Devamı var…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.