Antalya Halkevi Dergisi Türk Akdeniz örnekleminde 20. yüzyılın ilk yarısında sosyokültürel açıdan Manavgat [2]
Yazının Giriş Tarihi: 01.04.2025 16:47
Yazının Güncellenme Tarihi: 01.04.2025 16:48
Önceki yazımızda döneminin kültürel ve sosyal dinamiklerini yansıtan, Antalya’nın ve özellikle Manavgat’ın geçmişine ışık tutan, bölgenin zengin kültürel dokusunu geniş kitlelere ulaştıran önemli bir kaynak olan Türk Akdeniz’le ilgili bilgiler vermiş ve Manavgat’la ilgili yazıları aktarmaya başlamıştık. Kronolojik olarak bu yazıları aktarmaya devam ediyoruz.
Türk Akdeniz’in üçüncü sayısındaki “Antalya Coğrafyası” bölümünde 1935 genel nüfus sayımına göre Antalya ilçelerinin nüfusları ve köy sayıları verilmiştir. Bu tabloda “nahiye” yerine “kamun” sözcüğünün kullanılması dikkat çekicidir. Nüfus bilgileri İstatistik Umum Müdürlüğünün 76 neşriyat sayılı kitabından Ke. Ka. tarafından özetlenmiştir. Tabloya göre Manavgat’ın nüfus durumu şöyledir (s. 17):
Yine bu sayının “Yerli Etüdler” bölümünde dönemin Sıtma Mücadele Reisi Rıza Erksan tarafından yazılan “Antalya’da Sıtma Mücadelesi” başlıklı yazıda “Antalya’dan Manavgat çayına kadar olan saha, kadim (Pamfilya) kıtasına ait olup bir çok göl ve bataklıklarla doludur. Buraların suların daimî surette getirdikleri teressübatla doldurulmakta olduğu şüphesizdir. Murtuna taraflarında bulunan Strabonun bahsettiği (Kapriya) gölünden bu gün eser kalmamıştır… Öyle anlaşılıyor ki, değil eski zamanlarda, sahilin merzegî olmasından dolayı Romalılar devrinde bile denize bitişik ovalarda iskân edilememiştir. Eski Antalya ve Belkıs gibi mühim mamure teşekkül etmiş ise de bunlarda sıhhî takyide ne kadar itina edildiği bu gün bile hayretle ve takdirle gördüğümüz su yollarından anlaşılıyor. Bu hususta edilen fedakârlık hayrete sezadır. Fakat bilinmiyen bir zaman ve tarihte vuku bulan bir zelzele neticesinde işbu kemerler yıkılmış ve şehre su gelmediği için bu azametli mamureler ahalisi hicret etmeğe mecbur olmuş ve şehir harabe halinde bırakılmış olduğu tahmin edilmektedir.” denilmektedir (Erksan, 1937, s. 22). Bu veriler, o dönemde sıtma hastalığının sebepleri sunulurken Manavgat’ın hidrografik durumu hakkında da bilgiler içermektedir.
Türk Akdeniz’in 4. sayısındaki “Antalya Coğrafyası” başlıklı bölümde “Türkakdeniz’in Antalya Kıyıları III- Antalya Feneri’nden Gazipaşa’ya Kadar” konulu bir yazı çıkmıştır. Bu sayıdaki yazı, Harita Umum Müdürlüğü Deniz Şubesi Müdürü Kaymakam Ahmet Rasim’in eserinden özetlenmiştir. Bu yazıda Side’den geniş olarak bahsedilmiştir: “Lâra’nın doğu tarafına doğru gidilirse iki büyük çayın döküldükleri yerlere rasgelinir. Bunlardan birincisi (Aksu), öbürü (Köprü çayı)dır. Bunlardan sonra (Eski Antalya) limanı gelir. Buranın eski adı, Side’dir. Side’de eski zamanlardan kalma büyük bir şehrin ve limanın harabeleri vardır. Eski dalgakıranın uzunluğu 300 metre kadardır. Bu harabeler üzerinde bugün Selimiye köyü bulunmaktadır. Antalya ile Selimiye arası 34 mildir. Sidenin tiyatrosu, yapılış bakımından, dikkate değer: Zira, Anfiteatrların hemen hepsi bir yamaca dayandığı halde buradaki anfi hiçbir yere dayanmaz; büyük kemerler ve sütunlar üzerinde durur. Bunu bu halde tutturmanın ne kadar müşkül olacağı düşünülürse, Side tiyatrosunun yapılışındaki fevkalâdelik meydana çıkar.
Eski Antalya limanından itibaren sahilde birçok eksibeler görülür. Eski Side harabelerinin bir kısmı bu eksibeler altındadır. Eski Antalya’dan 6 mil uzakta Manavgat çayının ağzı bulunur. Bu çayın, döküldüğü yerdeki genişliği 180 metre kadardır; derinliği 4 metredir. Nehrin yukarı taraflarında bu derinlik 6 metre ile yedi metre arasında değişir. Çayın çamurlu suyu, denizin millerce uzaklarına kadar yayılır. Manavgat çayının döküldüğü yerden 10 mil uzakta (Karaburun) görülür. Buraya kadar olan sahil alçak ve kumsaldır. Eski Antalya ile Karaburun arasındaki sahilde denize dökülen sulardan bazıları: Nifrit, Köprü suyu, Karpuz ırmağı, Alara çayı. Kara burundan sonra (Fuğla) burnu gelir. Bu iki burun arasındaki sahil, ufak ve yuvarlak birtakım girintiler yapar ve önlerinde birçok adacıklarla kayalıklar vardır. Bu burun civarında eskiden (Ptolemaîs) adlı mamur bir şehir bulunduğu tarihlerde yazılıdır. Bu şehrin büyük limanını örten uzun mendireği, bugün batmış kayalardan ibarettir. Fuğla burnunun doğu cihetindeki koya Erkin çayı dökülür.
Ptolemais’in 7 mil kadar batısında ve sahilin bir dirseği üzerinde yeni bir harabe vardır ve bu harabenin 1,5 mil kadar doğu kuzeyinde bir tepe civarında eski (Laertes) şehrinin harabeleri bulunur. Fuğla burnunun 12 mil kadar doğu güneyinde bulunan Alanya limanına kadar olan sahil üzerinde dikkate değer bir ârıza yoktur. Alanya körfezine girmeden önce (Kaleardi burnu) gelir. Bu burun üzerinde bir deniz feneri ve bir kale harabesi vardır.” (Kaya, 1937b, s. 11-12).
Devamı var…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Celâl Görgeç
Antalya Halkevi Dergisi Türk Akdeniz örnekleminde 20. yüzyılın ilk yarısında sosyokültürel açıdan Manavgat [2]
Önceki yazımızda döneminin kültürel ve sosyal dinamiklerini yansıtan, Antalya’nın ve özellikle Manavgat’ın geçmişine ışık tutan, bölgenin zengin kültürel dokusunu geniş kitlelere ulaştıran önemli bir kaynak olan Türk Akdeniz’le ilgili bilgiler vermiş ve Manavgat’la ilgili yazıları aktarmaya başlamıştık. Kronolojik olarak bu yazıları aktarmaya devam ediyoruz.
Türk Akdeniz’in üçüncü sayısındaki “Antalya Coğrafyası” bölümünde 1935 genel nüfus sayımına göre Antalya ilçelerinin nüfusları ve köy sayıları verilmiştir. Bu tabloda “nahiye” yerine “kamun” sözcüğünün kullanılması dikkat çekicidir. Nüfus bilgileri İstatistik Umum Müdürlüğünün 76 neşriyat sayılı kitabından Ke. Ka. tarafından özetlenmiştir. Tabloya göre Manavgat’ın nüfus durumu şöyledir (s. 17):
Yine bu sayının “Yerli Etüdler” bölümünde dönemin Sıtma Mücadele Reisi Rıza Erksan tarafından yazılan “Antalya’da Sıtma Mücadelesi” başlıklı yazıda “Antalya’dan Manavgat çayına kadar olan saha, kadim (Pamfilya) kıtasına ait olup bir çok göl ve bataklıklarla doludur. Buraların suların daimî surette getirdikleri teressübatla doldurulmakta olduğu şüphesizdir. Murtuna taraflarında bulunan Strabonun bahsettiği (Kapriya) gölünden bu gün eser kalmamıştır… Öyle anlaşılıyor ki, değil eski zamanlarda, sahilin merzegî olmasından dolayı Romalılar devrinde bile denize bitişik ovalarda iskân edilememiştir. Eski Antalya ve Belkıs gibi mühim mamure teşekkül etmiş ise de bunlarda sıhhî takyide ne kadar itina edildiği bu gün bile hayretle ve takdirle gördüğümüz su yollarından anlaşılıyor. Bu hususta edilen fedakârlık hayrete sezadır. Fakat bilinmiyen bir zaman ve tarihte vuku bulan bir zelzele neticesinde işbu kemerler yıkılmış ve şehre su gelmediği için bu azametli mamureler ahalisi hicret etmeğe mecbur olmuş ve şehir harabe halinde bırakılmış olduğu tahmin edilmektedir.” denilmektedir (Erksan, 1937, s. 22). Bu veriler, o dönemde sıtma hastalığının sebepleri sunulurken Manavgat’ın hidrografik durumu hakkında da bilgiler içermektedir.
Türk Akdeniz’in 4. sayısındaki “Antalya Coğrafyası” başlıklı bölümde “Türkakdeniz’in Antalya Kıyıları III- Antalya Feneri’nden Gazipaşa’ya Kadar” konulu bir yazı çıkmıştır. Bu sayıdaki yazı, Harita Umum Müdürlüğü Deniz Şubesi Müdürü Kaymakam Ahmet Rasim’in eserinden özetlenmiştir. Bu yazıda Side’den geniş olarak bahsedilmiştir: “Lâra’nın doğu tarafına doğru gidilirse iki büyük çayın döküldükleri yerlere rasgelinir. Bunlardan birincisi (Aksu), öbürü (Köprü çayı)dır. Bunlardan sonra (Eski Antalya) limanı gelir. Buranın eski adı, Side’dir. Side’de eski zamanlardan kalma büyük bir şehrin ve limanın harabeleri vardır. Eski dalgakıranın uzunluğu 300 metre kadardır. Bu harabeler üzerinde bugün Selimiye köyü bulunmaktadır. Antalya ile Selimiye arası 34 mildir. Sidenin tiyatrosu, yapılış bakımından, dikkate değer: Zira, Anfiteatrların hemen hepsi bir yamaca dayandığı halde buradaki anfi hiçbir yere dayanmaz; büyük kemerler ve sütunlar üzerinde durur. Bunu bu halde tutturmanın ne kadar müşkül olacağı düşünülürse, Side tiyatrosunun yapılışındaki fevkalâdelik meydana çıkar.
Eski Antalya limanından itibaren sahilde birçok eksibeler görülür. Eski Side harabelerinin bir kısmı bu eksibeler altındadır. Eski Antalya’dan 6 mil uzakta Manavgat çayının ağzı bulunur. Bu çayın, döküldüğü yerdeki genişliği 180 metre kadardır; derinliği 4 metredir. Nehrin yukarı taraflarında bu derinlik 6 metre ile yedi metre arasında değişir. Çayın çamurlu suyu, denizin millerce uzaklarına kadar yayılır. Manavgat çayının döküldüğü yerden 10 mil uzakta (Karaburun) görülür. Buraya kadar olan sahil alçak ve kumsaldır. Eski Antalya ile Karaburun arasındaki sahilde denize dökülen sulardan bazıları: Nifrit, Köprü suyu, Karpuz ırmağı, Alara çayı. Kara burundan sonra (Fuğla) burnu gelir. Bu iki burun arasındaki sahil, ufak ve yuvarlak birtakım girintiler yapar ve önlerinde birçok adacıklarla kayalıklar vardır. Bu burun civarında eskiden (Ptolemaîs) adlı mamur bir şehir bulunduğu tarihlerde yazılıdır. Bu şehrin büyük limanını örten uzun mendireği, bugün batmış kayalardan ibarettir. Fuğla burnunun doğu cihetindeki koya Erkin çayı dökülür.
Ptolemais’in 7 mil kadar batısında ve sahilin bir dirseği üzerinde yeni bir harabe vardır ve bu harabenin 1,5 mil kadar doğu kuzeyinde bir tepe civarında eski (Laertes) şehrinin harabeleri bulunur. Fuğla burnunun 12 mil kadar doğu güneyinde bulunan Alanya limanına kadar olan sahil üzerinde dikkate değer bir ârıza yoktur. Alanya körfezine girmeden önce (Kaleardi burnu) gelir. Bu burun üzerinde bir deniz feneri ve bir kale harabesi vardır.” (Kaya, 1937b, s. 11-12).
Devamı var…