Antalya Halkevi Dergisi Türk Akdeniz örnekleminde 20. yüzyılın ilk yarısında sosyokültürel açıdan Manavgat [4]
Yazının Giriş Tarihi: 08.04.2025 19:33
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.04.2025 20:01
Önceki yazımızda Türk Akdeniz’in beşinci sayısıyla altıncı sayısı arasında bulunan Manavgat’la ilgili yazıları ele almıştık. Türk Akdeniz Dergisi, Mart 1938’de çıkan 7. sayısıyla ikinci yılına girmiş ve ikinci cildine başlamıştır. Bu sayıda S. Fikri Erten’in “Antalya’dan Anamur’a Doğru -II-” yazısı tamamen Manavgat’a ayrılmıştır:
“Çakış Ovasının şimal tarafını takip eden şose ile, köprünün bir buçuk saat kadar uzağında Nahiye merkezi olan (Taşağıl) köyü vardır. (1) [(1) Taşağıl kelimesi (Taş Ahır) kelimesinden galattır. 80-90 yıl önce Sarı Bekir uşaklarından Bekir Mehmet Ali Çavuş, Hacı Halil ve daha sonra Hacı Hatipler buraya çit yerine taştan bir ağıl yapmışlardı. Onun için köyün adına (Taşahır) denilmişti. Sonradan (Taşağıl) denilmeğe başlamıştır.]
Taşağıl yüksek ve çıplak dağlara arkasını vermiş bir tepe üzerindedir. Şimal tarafı kapalı ise de cenup manzarası pek lâtiftir. Cenuptaki bu geniş ova denize kadar uzanmıştır. Köyün bir saat kadar cenubunda dalgalı tepeler bulunup bu tepelerin dibinde eski iki kule vardı. Bunlardan birisi Syllon harabesinde görülen kuleye benzerdi ve karşılıklı iki kapısı vardı. Bu kule üç katlı idi; son senelerde kâmilen yıkılmıştır. İkinci kule de birinciye benzer idi ise de kapı yerine yalnız bir metre açıklığında bir deliği vardı. Bu da yok olmuştur. Burası, ihtiyar Side ile Aspendos şehirleri arasında müstahkem bir mevki olduğu ve bazı kolonlarla laht ve kireç ocakları enkazının bulunmasına bakılırsa burasının aynı zamanda ahali ile de meskûn bulunduğu anlaşılır. Bu civara bugün (Güvercinlik) denir.
Evliya Çelebi burasını şöyle tasvir eder:
“Evsafı kal’ai Güvercinlik; Teke hâkinde Karahisar nahiyesinde bir yalçın pûşte (tepe) üzre şekli murabba bir şeddadi bina sa’p ve metin kal’adır. Cirmi (büyüklüğü) 80 adımdır. Bir kat kal’ai bâlâdır. Ve cenuba nazır bir kapusu var içinde dizdar ve neferatı yoktur. Kırk elli miktarı saz örtülü Türkmen evleri vardır. Anlar dahi kışın sakin olurlar gayri zaman muattaldır. Bunu dahi temaşa edüp ve bir saat gidüp Fil Deresini at ile ubur edüp Manavgat hududu derler amma köylerinden ve kasabalarından bir ferd haber vermeyüp âcizmande kaldık, cümlesi Manavgat’ı bilmeziz deyu inkâr edüp ferdaya salarlar. Acip haramzade kavmdır ve bu dağlarda kaplan çoktur, zira gayet sarp taşı ve ormanlı dağlardır. Hatta hakir aya bu gice nereye konsak deyu serseri gezerken bir dere içre bir camusu bir kaplan saydedüp iptida ciğerin çıkarup yerken biz dahi üzerine varınca heman şikârın bırakup derenin bir mürtefi yerine çıkup bize aleri aleri bakarken fakir camus can havliyle ayağa kalkup giderken yine yakaladı, hemen kaplan ra’d vâr gürleyüp üzerimize hücum edüp gelirken heman hakirin memlûkleri bir kaç kol tüfenkleri atup kaplan bir pûşte üzre firar etti. Hakir alarkadan seyrü temaşa ederken dağlar içinde bir gürültü zâhir olup mezkûr kaplanın şikârı üzre Kastamoni katırından müfrit bir kaplanı beyabanı parça parça edüp ekletmeğe başlayınca evvelki kaplan gelüp birbirleri ile öyle cenk cidal edüp hakir bu hâli görüp şükrü yezdan eyleyüp kaplanların yanına varup derilerin yüzerken üç Türk âdemi gelüp anlar imdat edüp, filhal iki kaplan sahibi olup maazin seyrü temaşa edup vâlih hayran olduk.
Bu Manavgat kavmı kaplanlarından mel’undurlar. Elhasıl işte o Manavgat bu mahaldir der bir âdem bulmayup zâr ve sergerdân vâlihü hayran dokuz saat gezüp âher karyei Yonma Taş demekle ma’ruf bir yalçın kaya dibinde yetmiş seksen evli bir etrâki bi idrâk köyünde misafir olup renç anâ (yorgunluk meşakkatı) ile atlarımıza yem ve bizlere taam getirip anda meks edüp Yonma Taş nam kayaya bir saat çıkup seyrü temaşa ettik. Bu sahrada vaki olmuş zirvei âlâya ser çekmiş bir sivri kayadır. Ol diyar kavminin zu’mu üç bin oruk bu kayaya gelüp at gibi binerdi deyu efvahi nasta şâyi’dir, amma lâgıvdır. Lâkin vâcibüsseyr ibretnüma gûhi bâlâdır. Andan yine konağımız olan Yonma Taşa geldik. Bunlar dahi Manavgatlı değilüz deyu inkâr ettiler, amma tahkik Manavgat hudududur ve Alâiye sancağı hükmündendir. Teke hükmü bu Yonma Taşdan gerü kaldı ve bu köyden kalkup iki saat düz yerlerde korular içre ubur ederek Nehri Sarısu olkadar azim su değildir. Alâiye yaylalarından gelüp bu cisr mahallinde Akdenize mahlût olur âbı hayat sudur. Latif ve leziz mâhileri (balıkları) olur ve menbaı abı zülâli karlı dağlardan gelür ve nehrin kenarında büklükler içinde kara canavarları çok olur, acîp avgâh yerlerdir. Anı cisirden ubur ile beş saat gidüp Nehri kaimi Manavgat şimal canibinden ve Seydişehri dağlarından … bu mahallere bir saat uzaklıktaki Akdenize mahlût olur. Bu nehr gemi ile mürür edüp Kasabai Manavgat Alaiye sancağı subaşılıktır, ve yüz ellikçe kazayı âsünîdir ve nayesi kırk pare kuradır, yetmiş seksen miktarı sarı toprak örtülü evlerdir. Bir camii ve bir hamamı ve bir hanı ve yedi dükkânları var, amma haftada bir gün azim pazarı olup binden mütecaviz kolive sıra dükkânları vardır. Nehrin kenarında yirmi bin âdem cemolup haylı pazar olup kûşe kûşe sayei çınar bid (dalları sarkmış söğüt ağaçları) sernigûnlardır. Germagerm (pek kızışmış) zevk safa ederler. Andan mahsullü yine şarka üç saat düz sahralı ve mamur âbâdan kuralar ubur ederek…)”
Bu yazıda bahsedilen Güvercinlik Kalesi’nin günümüzde yalnızca harabesi bulunmaktadır ve 2024 yılına ait son görüntüleri şöyledir:
Devamı var…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Celâl Görgeç
Antalya Halkevi Dergisi Türk Akdeniz örnekleminde 20. yüzyılın ilk yarısında sosyokültürel açıdan Manavgat [4]
Önceki yazımızda Türk Akdeniz’in beşinci sayısıyla altıncı sayısı arasında bulunan Manavgat’la ilgili yazıları ele almıştık. Türk Akdeniz Dergisi, Mart 1938’de çıkan 7. sayısıyla ikinci yılına girmiş ve ikinci cildine başlamıştır. Bu sayıda S. Fikri Erten’in “Antalya’dan Anamur’a Doğru -II-” yazısı tamamen Manavgat’a ayrılmıştır:
“Çakış Ovasının şimal tarafını takip eden şose ile, köprünün bir buçuk saat kadar uzağında Nahiye merkezi olan (Taşağıl) köyü vardır. (1) [(1) Taşağıl kelimesi (Taş Ahır) kelimesinden galattır. 80-90 yıl önce Sarı Bekir uşaklarından Bekir Mehmet Ali Çavuş, Hacı Halil ve daha sonra Hacı Hatipler buraya çit yerine taştan bir ağıl yapmışlardı. Onun için köyün adına (Taşahır) denilmişti. Sonradan (Taşağıl) denilmeğe başlamıştır.]
Taşağıl yüksek ve çıplak dağlara arkasını vermiş bir tepe üzerindedir. Şimal tarafı kapalı ise de cenup manzarası pek lâtiftir. Cenuptaki bu geniş ova denize kadar uzanmıştır. Köyün bir saat kadar cenubunda dalgalı tepeler bulunup bu tepelerin dibinde eski iki kule vardı. Bunlardan birisi Syllon harabesinde görülen kuleye benzerdi ve karşılıklı iki kapısı vardı. Bu kule üç katlı idi; son senelerde kâmilen yıkılmıştır. İkinci kule de birinciye benzer idi ise de kapı yerine yalnız bir metre açıklığında bir deliği vardı. Bu da yok olmuştur. Burası, ihtiyar Side ile Aspendos şehirleri arasında müstahkem bir mevki olduğu ve bazı kolonlarla laht ve kireç ocakları enkazının bulunmasına bakılırsa burasının aynı zamanda ahali ile de meskûn bulunduğu anlaşılır. Bu civara bugün (Güvercinlik) denir.
Evliya Çelebi burasını şöyle tasvir eder:
“Evsafı kal’ai Güvercinlik; Teke hâkinde Karahisar nahiyesinde bir yalçın pûşte (tepe) üzre şekli murabba bir şeddadi bina sa’p ve metin kal’adır. Cirmi (büyüklüğü) 80 adımdır. Bir kat kal’ai bâlâdır. Ve cenuba nazır bir kapusu var içinde dizdar ve neferatı yoktur. Kırk elli miktarı saz örtülü Türkmen evleri vardır. Anlar dahi kışın sakin olurlar gayri zaman muattaldır. Bunu dahi temaşa edüp ve bir saat gidüp Fil Deresini at ile ubur edüp Manavgat hududu derler amma köylerinden ve kasabalarından bir ferd haber vermeyüp âcizmande kaldık, cümlesi Manavgat’ı bilmeziz deyu inkâr edüp ferdaya salarlar. Acip haramzade kavmdır ve bu dağlarda kaplan çoktur, zira gayet sarp taşı ve ormanlı dağlardır. Hatta hakir aya bu gice nereye konsak deyu serseri gezerken bir dere içre bir camusu bir kaplan saydedüp iptida ciğerin çıkarup yerken biz dahi üzerine varınca heman şikârın bırakup derenin bir mürtefi yerine çıkup bize aleri aleri bakarken fakir camus can havliyle ayağa kalkup giderken yine yakaladı, hemen kaplan ra’d vâr gürleyüp üzerimize hücum edüp gelirken heman hakirin memlûkleri bir kaç kol tüfenkleri atup kaplan bir pûşte üzre firar etti. Hakir alarkadan seyrü temaşa ederken dağlar içinde bir gürültü zâhir olup mezkûr kaplanın şikârı üzre Kastamoni katırından müfrit bir kaplanı beyabanı parça parça edüp ekletmeğe başlayınca evvelki kaplan gelüp birbirleri ile öyle cenk cidal edüp hakir bu hâli görüp şükrü yezdan eyleyüp kaplanların yanına varup derilerin yüzerken üç Türk âdemi gelüp anlar imdat edüp, filhal iki kaplan sahibi olup maazin seyrü temaşa edup vâlih hayran olduk.
Bu Manavgat kavmı kaplanlarından mel’undurlar. Elhasıl işte o Manavgat bu mahaldir der bir âdem bulmayup zâr ve sergerdân vâlihü hayran dokuz saat gezüp âher karyei Yonma Taş demekle ma’ruf bir yalçın kaya dibinde yetmiş seksen evli bir etrâki bi idrâk köyünde misafir olup renç anâ (yorgunluk meşakkatı) ile atlarımıza yem ve bizlere taam getirip anda meks edüp Yonma Taş nam kayaya bir saat çıkup seyrü temaşa ettik. Bu sahrada vaki olmuş zirvei âlâya ser çekmiş bir sivri kayadır. Ol diyar kavminin zu’mu üç bin oruk bu kayaya gelüp at gibi binerdi deyu efvahi nasta şâyi’dir, amma lâgıvdır. Lâkin vâcibüsseyr ibretnüma gûhi bâlâdır. Andan yine konağımız olan Yonma Taşa geldik. Bunlar dahi Manavgatlı değilüz deyu inkâr ettiler, amma tahkik Manavgat hudududur ve Alâiye sancağı hükmündendir. Teke hükmü bu Yonma Taşdan gerü kaldı ve bu köyden kalkup iki saat düz yerlerde korular içre ubur ederek Nehri Sarısu olkadar azim su değildir. Alâiye yaylalarından gelüp bu cisr mahallinde Akdenize mahlût olur âbı hayat sudur. Latif ve leziz mâhileri (balıkları) olur ve menbaı abı zülâli karlı dağlardan gelür ve nehrin kenarında büklükler içinde kara canavarları çok olur, acîp avgâh yerlerdir. Anı cisirden ubur ile beş saat gidüp Nehri kaimi Manavgat şimal canibinden ve Seydişehri dağlarından … bu mahallere bir saat uzaklıktaki Akdenize mahlût olur. Bu nehr gemi ile mürür edüp Kasabai Manavgat Alaiye sancağı subaşılıktır, ve yüz ellikçe kazayı âsünîdir ve nayesi kırk pare kuradır, yetmiş seksen miktarı sarı toprak örtülü evlerdir. Bir camii ve bir hamamı ve bir hanı ve yedi dükkânları var, amma haftada bir gün azim pazarı olup binden mütecaviz kolive sıra dükkânları vardır. Nehrin kenarında yirmi bin âdem cemolup haylı pazar olup kûşe kûşe sayei çınar bid (dalları sarkmış söğüt ağaçları) sernigûnlardır. Germagerm (pek kızışmış) zevk safa ederler. Andan mahsullü yine şarka üç saat düz sahralı ve mamur âbâdan kuralar ubur ederek…)”
Bu yazıda bahsedilen Güvercinlik Kalesi’nin günümüzde yalnızca harabesi bulunmaktadır ve 2024 yılına ait son görüntüleri şöyledir:
Devamı var…