Antalya Halkevi Dergisi Türk Akdeniz örnekleminde 20. yüzyılın ilk yarısında sosyokültürel açıdan Manavgat [8]
Yazının Giriş Tarihi: 23.04.2025 10:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.04.2025 12:55
Önceki yazımızda Türk Akdeniz’in 9. sayısının “Antalya Tarihine Ait Vesikalar” bölümünde Müze Direktörü S. Fikri Erten’in “Antalya’dan Anamur’a Doğru” yazı serisinin IV. bölümünün ilk yarısı verilmişti. Erten, yazının devamında Side hakkında tafsilatlı bilgiler vermiştir:
“Eski adı (Side) olan (Eski Antalya) 1328 rumiğ tarihinde Liva Encümenininin kararile [Selimiye] ismini almıştır. Ve bugün bu adla anılmakta ise de Eski Antalya adı henüz unutulmamıştır. Eski Antalya isminin ne zaman konulduğu malûm değildir. Maamafih bu ad ile tesmiye edilmesinde hiçbir tarihiğ sebep düşünülmediği gibi [Selimiye] isminin de [Andiya]ya [Yavuz] ismi verilmesi gibi, sünuhattan olduğu muhakkaktır. Köy ve kasaba isimlerini değiştirmek icabettiğinde biraz da tarihiğ bir sebep nazarı itibare alınırsa daha iyi olacağını zannederim.
Side kalesine, doğu tarafında Hıristiyanlık devrinde açılmış ufak bir kapıdan girer girmez ufak ufak bina harabeleri başlar. Binaların inşa tarzında, hepsinin Bizans devrine ait olduğu görülmektedir.
Side'nin mevkii: Asırlarca pek parlak bir hayat geçirmiş ve ahalisi çok zengin ve faal bulunduğu tarihte nam bırakmış olan bu şehrin bidayeti teessüsü, sekiz yüz metre kadar cenuba uzanmış bir yarımada üzerindedir. İşbu yarımada Antalya'nın 32 mil doğusunda ve Alanya'nın 32 mil batısındadır. Burası Faselis [Tekirova]ya 640 sitad yâni 2118 kilometre kadar uzakta tahmin edilebilir. Side'nin bulunduğu arazinin tabiatı asliyesi sert beraciya suhurudur. Ne şehirde ve ne de yakınında akar bir su yoksa da hemen deniz seviyesine müsavi ve eskidenberi malûm ve suyu tatlı ufak bir menbaı vardır. 1885 milâdiğ yılında buralarda tetkikatta bulunmuş olan [Lanckoronski], işbu suyun bazı kere deniz suyu ile karışarak tuzlu olduğunu yazıyor ki, pek doğrudur. Bu sudan hâlen istifade edilmektedir. Bundan başka kendinden kaynama birçok tatlı su kuyuları da vardır.
Side'nin parlak devirlerinde mevcut sular beyenilmemiş olmalıdır ki, birçok zahmet ve masarif ihtiyarile, dere tepe bakılmıyarak altı saat mesafede bulunan [Homa]dan görülen lüzum üzerine birçok yerlerde yüksek kemerler inşasile daha sıhhiğ bir su getirilmiş olduğu bugün bile birçok yerlerindeki inşaattan anlaşılıyor. Gerek burada ve gerek Balkız'da gördüğümüz cesim kemerleri, o zamanlarda mevcut sular tahlil edilerek daha iyi sular aramak suretile umumiğ sıhhata fevkalâde riayet edildiğini anlatmaktadır. Kalenin kuzeyinde ve asıl kale kapısının solunda mükemmel ve nakışlı Nimfeon harabesi halen harap bir halde ise de Balkız'da görülen Nimfeondan daha muazzam ve daha kıymetlidir.
Su buradan şehre ithal ile şehrin her tarafıma akıtılmış ve bir kısmı güney tarafında ve deniz kenarındaki caddenin mebdeinde görülen bazilikaya kadar götürülmüş olduğu görülmektedir. Bununla beraber bu su yolları dahi tarihin zaptına geçemeyen bir zamanda şiddetli bir zelzele sonucunda kâmilen harap olmuş bugün yalnız enkazı kalmıştır.” (Erten, 1938c, ss. 8-10).
Ağustos 1938’de çıkan 2. cilt, 10. sayıda Müze Direktörü S. Fikri Erten’in “Antalya’dan Anamur’a Doğru” yazı serisinin V. bölümü de Manavgat’a ayrılmıştır. Bu sayıda özellikle Side tarihine yer verildiği görülmektedir.
“Side şehrinin müessesleri siyaseten ve ticareten ehemmiyeti haiz bir mevki seçmişlerdir. Çünki gemilerle geniş mikyasta Akdeniz ticaretini temin etmek için güzel bir limana sahiptirler ve karadan içeriye doğru Toroslara kadar açık bir kara ticaret lebinin başlangıcıdır. Ayni zamanda yarım ada olmak dolayısile kumlu araziyi takiben surlar inşası ile şehri takviye etmek te kolay olmuştur.
Side tahkimatını ikiye ayırmak mümkündür: Biri eski tahkimat diğeri sonradan yapılan tahkimat. En eski tahkimattan bir iz, bir eser kalmamış gibidir. Eski tahkimat bilâhara yapılan tahkimattan daha geniş bir sahayı işgal ettiği ve birçok zaman sonra tiyatrodan itibaren her iki tarafa doğru yapılan tahkimatta eski kale taşlarını kullandıkları görülüyor.
Sur, şehri çepçevre ihata etmekte ve deniz tarafından sahili takiben geçmektedir. Cenup kısmında pek metin inşaatta bulunulmuş ve şark kısmında karadan kumluk arazi üzerinden cenup şarkiden şimal garbiye doğru uzanmıştır. Deniz tarafından yapılan surlar denize muttasıldır ve ancak bazı yerlerinde deniz ile sur arasında bir adam geçebilecek derecede dar bir mesafe bırakılmıştır. Sahilden çekilen esas surlar heman kâmilen yıkılmış ise de kara cihetinde olanların ekserisi halâ eski yüksekliklerini muhafaza edebilmektedir.”
Devamı var…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Celâl Görgeç
Antalya Halkevi Dergisi Türk Akdeniz örnekleminde 20. yüzyılın ilk yarısında sosyokültürel açıdan Manavgat [8]
Önceki yazımızda Türk Akdeniz’in 9. sayısının “Antalya Tarihine Ait Vesikalar” bölümünde Müze Direktörü S. Fikri Erten’in “Antalya’dan Anamur’a Doğru” yazı serisinin IV. bölümünün ilk yarısı verilmişti. Erten, yazının devamında Side hakkında tafsilatlı bilgiler vermiştir:
“Eski adı (Side) olan (Eski Antalya) 1328 rumiğ tarihinde Liva Encümenininin kararile [Selimiye] ismini almıştır. Ve bugün bu adla anılmakta ise de Eski Antalya adı henüz unutulmamıştır. Eski Antalya isminin ne zaman konulduğu malûm değildir. Maamafih bu ad ile tesmiye edilmesinde hiçbir tarihiğ sebep düşünülmediği gibi [Selimiye] isminin de [Andiya]ya [Yavuz] ismi verilmesi gibi, sünuhattan olduğu muhakkaktır. Köy ve kasaba isimlerini değiştirmek icabettiğinde biraz da tarihiğ bir sebep nazarı itibare alınırsa daha iyi olacağını zannederim.
Side kalesine, doğu tarafında Hıristiyanlık devrinde açılmış ufak bir kapıdan girer girmez ufak ufak bina harabeleri başlar. Binaların inşa tarzında, hepsinin Bizans devrine ait olduğu görülmektedir.
Side'nin mevkii: Asırlarca pek parlak bir hayat geçirmiş ve ahalisi çok zengin ve faal bulunduğu tarihte nam bırakmış olan bu şehrin bidayeti teessüsü, sekiz yüz metre kadar cenuba uzanmış bir yarımada üzerindedir. İşbu yarımada Antalya'nın 32 mil doğusunda ve Alanya'nın 32 mil batısındadır. Burası Faselis [Tekirova]ya 640 sitad yâni 2118 kilometre kadar uzakta tahmin edilebilir. Side'nin bulunduğu arazinin tabiatı asliyesi sert beraciya suhurudur. Ne şehirde ve ne de yakınında akar bir su yoksa da hemen deniz seviyesine müsavi ve eskidenberi malûm ve suyu tatlı ufak bir menbaı vardır. 1885 milâdiğ yılında buralarda tetkikatta bulunmuş olan [Lanckoronski], işbu suyun bazı kere deniz suyu ile karışarak tuzlu olduğunu yazıyor ki, pek doğrudur. Bu sudan hâlen istifade edilmektedir. Bundan başka kendinden kaynama birçok tatlı su kuyuları da vardır.
Side'nin parlak devirlerinde mevcut sular beyenilmemiş olmalıdır ki, birçok zahmet ve masarif ihtiyarile, dere tepe bakılmıyarak altı saat mesafede bulunan [Homa]dan görülen lüzum üzerine birçok yerlerde yüksek kemerler inşasile daha sıhhiğ bir su getirilmiş olduğu bugün bile birçok yerlerindeki inşaattan anlaşılıyor. Gerek burada ve gerek Balkız'da gördüğümüz cesim kemerleri, o zamanlarda mevcut sular tahlil edilerek daha iyi sular aramak suretile umumiğ sıhhata fevkalâde riayet edildiğini anlatmaktadır. Kalenin kuzeyinde ve asıl kale kapısının solunda mükemmel ve nakışlı Nimfeon harabesi halen harap bir halde ise de Balkız'da görülen Nimfeondan daha muazzam ve daha kıymetlidir.
Su buradan şehre ithal ile şehrin her tarafıma akıtılmış ve bir kısmı güney tarafında ve deniz kenarındaki caddenin mebdeinde görülen bazilikaya kadar götürülmüş olduğu görülmektedir. Bununla beraber bu su yolları dahi tarihin zaptına geçemeyen bir zamanda şiddetli bir zelzele sonucunda kâmilen harap olmuş bugün yalnız enkazı kalmıştır.” (Erten, 1938c, ss. 8-10).
Ağustos 1938’de çıkan 2. cilt, 10. sayıda Müze Direktörü S. Fikri Erten’in “Antalya’dan Anamur’a Doğru” yazı serisinin V. bölümü de Manavgat’a ayrılmıştır. Bu sayıda özellikle Side tarihine yer verildiği görülmektedir.
“Side şehrinin müessesleri siyaseten ve ticareten ehemmiyeti haiz bir mevki seçmişlerdir. Çünki gemilerle geniş mikyasta Akdeniz ticaretini temin etmek için güzel bir limana sahiptirler ve karadan içeriye doğru Toroslara kadar açık bir kara ticaret lebinin başlangıcıdır. Ayni zamanda yarım ada olmak dolayısile kumlu araziyi takiben surlar inşası ile şehri takviye etmek te kolay olmuştur.
Side tahkimatını ikiye ayırmak mümkündür: Biri eski tahkimat diğeri sonradan yapılan tahkimat. En eski tahkimattan bir iz, bir eser kalmamış gibidir. Eski tahkimat bilâhara yapılan tahkimattan daha geniş bir sahayı işgal ettiği ve birçok zaman sonra tiyatrodan itibaren her iki tarafa doğru yapılan tahkimatta eski kale taşlarını kullandıkları görülüyor.
Sur, şehri çepçevre ihata etmekte ve deniz tarafından sahili takiben geçmektedir. Cenup kısmında pek metin inşaatta bulunulmuş ve şark kısmında karadan kumluk arazi üzerinden cenup şarkiden şimal garbiye doğru uzanmıştır. Deniz tarafından yapılan surlar denize muttasıldır ve ancak bazı yerlerinde deniz ile sur arasında bir adam geçebilecek derecede dar bir mesafe bırakılmıştır. Sahilden çekilen esas surlar heman kâmilen yıkılmış ise de kara cihetinde olanların ekserisi halâ eski yüksekliklerini muhafaza edebilmektedir.”
Devamı var…