Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangınının yıl dönümünde Yaşar Kemal ve Manavgat [1]
Yazının Giriş Tarihi: 27.07.2025 05:18
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.07.2025 05:22
4 yıl önce, 28 Temmuz 2021 tarihinde Manavgat’ta başlayarak yaklaşık iki hafta süren orman yangını, Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangını olarak kayıtlara geçti. 7 kişinin hayatını kaybettiği ve yaklaşık 60 bin hektarlık alanın zarar gördüğü yangın, hepimizi derinden sarstı. Orman yangınları, Akdeniz coğrafyasının acı gerçeklerinden biridir; ancak 2021 yılında Manavgat’ta yaşanan, sıradan bir yaz yangını değildi. Rüzgârın taşıdığı kıvılcımlar, nemin azalttığı direnç, insan hatalarının çoğalttığı riskler birleşti; ortaya bir doğa trajedisi çıktı. Manavgat yangını da bize doğanın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. İklim krizinin dengeyi nasıl bozduğunu hatırlattı. Yanlış şehirleşmenin, denetimsiz tarım uygulamalarının, betonun yeşili nasıl kıstırdığını hep birlikte gördük. Yangının dumanı günlerce gökyüzünü kaplarken aslında kendi sorumsuzluklarımızın dumanı da vicdanımızı sardı. Şu günlerde ülkemizin pek çok yerinden orman yangını haberleri gelmeye devam ediyor, maalesef.
⁂
Edebiyatımızın en önemli yazarlarından Yaşar Kemal’in Manavgat’a geldiğini hatta Manavgat’taki o dönemde yaşanan orman yangınlarıyla ilgili yazılar kaleme aldığını biliyor muydunuz? 1950’li yıllarda Cumhuriyet gazetesi, Yaşar Kemal’i orman yangınlarının nedenlerini araştırmak üzere röportajlar yapmak üzere görevlendirmiştir. Bu röportajlar “Yanan Ormanlarda 50 Gün” adıyla yayımlanmış, daha sonra aynı adla kitap hâline getirilmiştir.
Yaşar Kemal, bu röportajları masa başında yazmamıştır. İçel’den Bandırma’ya kadar, Türkiye’nin pek çok bölgesini gezerek bazen de yangınlara müdahale edecek kadar işin içine girerek kaleme almıştır. Y. Kemal, bir röportajında, “Karanlıkta çalılar, dallar bizi köpek gibi dalıyorlar. Dal çarpmadık, diken batmadık yerimiz kalmadı gibi. Her bir yanım sızım sızım sızlıyor… Bir çığrıltı, bir patırtı, bir cazırtı geliyor ki ormandan, olmaya gelsin. Bir cehennem gibi yanıyor ortalık. Arada bir, bazı da üst üste top patlar gibi bir şeyler patlıyor. Yanan ormanın çığlığına, uğultusuna korkunç, sağır edercesine uzun bir dev ıslığı karışıyor. Yalımlar göklere doğru süzülüyor. Göklerde dolanıyorlar. Ateş devi ormanın üstüne yatmış, dünyayı yutarcasına nefes alıyor. Bir deli nefesi. Yaklaşmanın mümkünü yok.” diyerek bu gerçeği dile getirmektedir (s. 103).
Yaşar Kemal, Manavgat’a gelir ve hiç de azımsanamayacak bir süre burada kalır. Kasım ayında ilk olarak Beşkonak’a gider, Kemal’in ifadesiyle “mor dağların başladığı yer”e. Geldiği sene, Beşkonak’ta 36 büyük yangının yaşandığı belirtiliyor. Ormancılar, köylüler büyük bir hasretle yağmurun yağmasını beklemektedir. Yağmurun yağmasıyla halk tarif edilmez bir sevinç yaşar. Yağmur yağmaya başlayıp günlerce dinmeyince Y. Kemal, Bülent adındaki İstanbullu bucak müdürünün evine sığınır. Üç günün sonunda yağmur diner ve Y. Kemal, kendi ifadesiyle, ömrünce göremeyeceği şeyleri görür, şaşılacak olaylarla karşılaşır. İbrahim Gök adında bir köylü kendine kılavuzluk eder. Y. Kemal, “Bu ormanları neden yakıyorlar?” diye sorunca kılavuz, “Bu orman yangınına akıl sır ermiyor. Kul işi değil bunlar. Kul işi olsa bir tanesi yakalanırdı şimdiye dek. Allah yakıyor ormanları... Güneş yakıyor yavrum. Allah işi... Köylü orman yakmaz. Ne desin de yaksın? Hazreti Peygamberimizin beşiği, evimizin eşiği ağaç. Ağaç yakılır mı? Alimallah adamın eli kurur. Ağaç gibi var mı kardaş, kırmızı gül de ağaçtandır. Biz ağacın kıymetini biliriz. Köylü hiç yakar mı kardaşım? Efendi biladerim... Köylü ağaca el vuramaz. Korkar. Hazreti Alimizin Düldül atının eyeri de ağaçtandı. Kâbe eşiği nurdandır emme, o da yine ağaçtandır. Ağaca kıyılır mı hiç! Ormancılarımız ağaçların başından hiç ayrılmazlar. Ağacın kılına hile gelmez köylü tarafından. Yaş kesen, baş keser. Bunu hepimiz biliriz. Her köylü bilir. Ormanı seven yurdunu sever. Öyle değil mi?” (ss. 109-111) der. Ancak Y. Kemal, Burmahan’da Gök İbrahim’in orman yakmak, orman açmak, ağaç kesmek suçundan sürekli mahkemelik olduğunu öğrenir.
Devamı var…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Celâl Görgeç
Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangınının yıl dönümünde Yaşar Kemal ve Manavgat [1]
4 yıl önce, 28 Temmuz 2021 tarihinde Manavgat’ta başlayarak yaklaşık iki hafta süren orman yangını, Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangını olarak kayıtlara geçti. 7 kişinin hayatını kaybettiği ve yaklaşık 60 bin hektarlık alanın zarar gördüğü yangın, hepimizi derinden sarstı. Orman yangınları, Akdeniz coğrafyasının acı gerçeklerinden biridir; ancak 2021 yılında Manavgat’ta yaşanan, sıradan bir yaz yangını değildi. Rüzgârın taşıdığı kıvılcımlar, nemin azalttığı direnç, insan hatalarının çoğalttığı riskler birleşti; ortaya bir doğa trajedisi çıktı. Manavgat yangını da bize doğanın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. İklim krizinin dengeyi nasıl bozduğunu hatırlattı. Yanlış şehirleşmenin, denetimsiz tarım uygulamalarının, betonun yeşili nasıl kıstırdığını hep birlikte gördük. Yangının dumanı günlerce gökyüzünü kaplarken aslında kendi sorumsuzluklarımızın dumanı da vicdanımızı sardı. Şu günlerde ülkemizin pek çok yerinden orman yangını haberleri gelmeye devam ediyor, maalesef.
⁂
Edebiyatımızın en önemli yazarlarından Yaşar Kemal’in Manavgat’a geldiğini hatta Manavgat’taki o dönemde yaşanan orman yangınlarıyla ilgili yazılar kaleme aldığını biliyor muydunuz? 1950’li yıllarda Cumhuriyet gazetesi, Yaşar Kemal’i orman yangınlarının nedenlerini araştırmak üzere röportajlar yapmak üzere görevlendirmiştir. Bu röportajlar “Yanan Ormanlarda 50 Gün” adıyla yayımlanmış, daha sonra aynı adla kitap hâline getirilmiştir.
Yaşar Kemal, bu röportajları masa başında yazmamıştır. İçel’den Bandırma’ya kadar, Türkiye’nin pek çok bölgesini gezerek bazen de yangınlara müdahale edecek kadar işin içine girerek kaleme almıştır. Y. Kemal, bir röportajında, “Karanlıkta çalılar, dallar bizi köpek gibi dalıyorlar. Dal çarpmadık, diken batmadık yerimiz kalmadı gibi. Her bir yanım sızım sızım sızlıyor… Bir çığrıltı, bir patırtı, bir cazırtı geliyor ki ormandan, olmaya gelsin. Bir cehennem gibi yanıyor ortalık. Arada bir, bazı da üst üste top patlar gibi bir şeyler patlıyor. Yanan ormanın çığlığına, uğultusuna korkunç, sağır edercesine uzun bir dev ıslığı karışıyor. Yalımlar göklere doğru süzülüyor. Göklerde dolanıyorlar. Ateş devi ormanın üstüne yatmış, dünyayı yutarcasına nefes alıyor. Bir deli nefesi. Yaklaşmanın mümkünü yok.” diyerek bu gerçeği dile getirmektedir (s. 103).
Yaşar Kemal, Manavgat’a gelir ve hiç de azımsanamayacak bir süre burada kalır. Kasım ayında ilk olarak Beşkonak’a gider, Kemal’in ifadesiyle “mor dağların başladığı yer”e. Geldiği sene, Beşkonak’ta 36 büyük yangının yaşandığı belirtiliyor. Ormancılar, köylüler büyük bir hasretle yağmurun yağmasını beklemektedir. Yağmurun yağmasıyla halk tarif edilmez bir sevinç yaşar. Yağmur yağmaya başlayıp günlerce dinmeyince Y. Kemal, Bülent adındaki İstanbullu bucak müdürünün evine sığınır. Üç günün sonunda yağmur diner ve Y. Kemal, kendi ifadesiyle, ömrünce göremeyeceği şeyleri görür, şaşılacak olaylarla karşılaşır. İbrahim Gök adında bir köylü kendine kılavuzluk eder. Y. Kemal, “Bu ormanları neden yakıyorlar?” diye sorunca kılavuz, “Bu orman yangınına akıl sır ermiyor. Kul işi değil bunlar. Kul işi olsa bir tanesi yakalanırdı şimdiye dek. Allah yakıyor ormanları... Güneş yakıyor yavrum. Allah işi... Köylü orman yakmaz. Ne desin de yaksın? Hazreti Peygamberimizin beşiği, evimizin eşiği ağaç. Ağaç yakılır mı? Alimallah adamın eli kurur. Ağaç gibi var mı kardaş, kırmızı gül de ağaçtandır. Biz ağacın kıymetini biliriz. Köylü hiç yakar mı kardaşım? Efendi biladerim... Köylü ağaca el vuramaz. Korkar. Hazreti Alimizin Düldül atının eyeri de ağaçtandı. Kâbe eşiği nurdandır emme, o da yine ağaçtandır. Ağaca kıyılır mı hiç! Ormancılarımız ağaçların başından hiç ayrılmazlar. Ağacın kılına hile gelmez köylü tarafından. Yaş kesen, baş keser. Bunu hepimiz biliriz. Her köylü bilir. Ormanı seven yurdunu sever. Öyle değil mi?” (ss. 109-111) der. Ancak Y. Kemal, Burmahan’da Gök İbrahim’in orman yakmak, orman açmak, ağaç kesmek suçundan sürekli mahkemelik olduğunu öğrenir.
Devamı var…