Hava Durumu

I. Dünya Savaşı Öncesi İtalyanların Antalya'ya bakışı ve yahut "Küçük Asya'da İtalya ve İtalyanlar -Adalia İmtiyazı" | 5

Yazının Giriş Tarihi: 04.12.2024 06:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.12.2024 07:34

Sular Şehrı̇

Denizden gelenler için Antalya, denizden elli ila seksen metre yüksekliğe sahip bir platonun üzerinde görünmektedir. Çok sayıda yaban güvercininin yuva yaptığı ve bol miktarda suyun fışkırdığı duvarda çok sayıda mağara oyulmuştur ve bu mağaralar körfeze adını veren fokurdayan şelaleler oluşturur. Körfez bu suları küçük düdenler hâlinde fışkırtır. Bir noktada kaya yüzeyinde şehri destekliyor gibi görünen bir tür oyuk vardır ve neredeyse bir fiyort görünümüne sahip olan liman burada kurulmuştur. Giriş, biri Bizans diğeri Cenevizlilere ait olduğu anlaşılan iki kule ile sınırlandırılmıştır. Bununla birlikte, yüz ila yüz elli tonluk gemiler için küçük bir limandır. Mısır ile kereste ve Suriye ile tahıl ticareti yapan yelkenli gemiler gelmektedir. Vapurlar tüm güney ve güneybatı rüzgârlarına açık bir körfezde dışarıda demirlemek zorunda kalırlar, bu nedenle bu aylarda limana demirlemek her zaman mümkün değildir. Antalya Körfezi ve kıyıdaki diğer iki ya da üç nokta Barbaros’un boğulduğunu görme onurunu tartışmaktadır (!). Bu kadar çok kaynağa rağmen Antalya içme suyundan yoksundur. Denize bakan Türk mahallesinde dar sokakların dik bir eğimi vardır, bu eğim boyunca su bolca akar, küçük tuğla oluklar her zaman onu tutmayı başaramaz ve sonra sokağı sular basar. Bu su genellikle bölge sakinleri tarafından içilir. Bu kanallar boyunca su, yemek pişirmek için kullanan falancanın bahçesinden, abdest almak için kullanılan falancanın bahçesine ya da evinin önüne geçer ve müşterilerine en ufak bir vicdan azabı çektirmeden sessizce kullanan bir ‘kahvecinin’ evinde son bulur. O hâlde, bölgenin hijyenik koşullarının arzulanan düzeyde olmamasına ve Kelt hastalıkları ile tüberkülozun yaygınlaşmasına şaşmamak gerekir. Bazı durumlarda hiçbir önlem alınmadığı için, ertesi gün ölülerin giysilerini dezenfekte etme zahmetine katlanmadan giyebilmeleri bu yaygınlığı daha da artırmaktadır. Bizans ya da Orta Çağ yapılarının üzerine yeni Türk yapılarının bindirildiği surlarla çevrili şehir, dediğim gibi, plato üzerinde yükselmektedir. Şehirden limana çok dik, tamamı çürük ve özellikle akşamları karanlıkta ya da bir el mumunun belirsiz ışığıyla inildiğinde insanın ruhunu Tanrı’ya teslim edeceği bir merdivenden başka bir ulaşım yolu yoktur. En azından şimdilik kimse, uzun yıllar unutulduktan sonra yeniden canlanmaya başlayan kentte iyileştirmeler yapmayı düşünmüyor gibi görünüyor. Şehrin izolasyonu, hâlâ Türk postasıyla karadan giden mektupların İstanbul'a ulaşması bazen on iki ila on beş gün sürüyor ve çok pahalı olan telgraf iletişimi de kar nedeniyle bazen haftalarca askıya alınıyor. Bu durum hem Hıristiyan hem de Müslüman sakinleri yeni olan her şeye karşı dirençli hâle getirmiştir. Yıllar önce zengin bir Yunanlı, Adalia’ya bir dizi tarım makinesi getirmiş, bunları halkın önünde çalıştırmış, tüm toprak sahiplerinin kullanımına sunmuş ve onları makinelerin yararlılığına ve kullanımının avantajlarına ikna ettikten sonra satmaya çalışmıştır. Ancak makineleri ücretsiz olarak özellikle de mülklerindeki tahılları hasat etmek için kullanan herkes, daha sonra bunları satın alma yükünü üstlenmeyi reddetmiştir. Bu başarısız girişimden İtalya Dışişleri Bakanlığı bülteninde tamamen teknik nitelikte değerli bir monografi yayımlayan Dr. Ricciardi de bahsetmektedir. Bu monografi, iş veya eğitim nedenleriyle yurtdışında ve özellikle Doğu’da ticaretimizin gelişmesiyle ilgilenenler tarafından gerçekten okunmayı ve incelenmeyi hak etmektedir.

Görsel 4: Adalia (Liman)

  • Not: Çeviride yazılanlara müdahale edilmemiştir. İtalyanların bakış açısını yansıtmak için çeviri olduğu gibi verilmiştir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.