I. Dünya Savaşı Öncesi İtalyanların Antalya'ya bakışı ve yahut "Küçük Asya'da İtalya ve İtalyanlar -Adalia İmtiyazı" | 7
Yazının Giriş Tarihi: 11.12.2024 07:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.12.2024 10:21
“Meno Amati” ama Daha Saygın
Birkaç yıl içinde, bugün Büyük Güçlerden alınan imtiyazların noktalı çizgilerle işaretlendiği Afrika Türkiyesi haritasında, en uzak noktalarını büyük hatlarla birbirine bağlayacak ve bu hatlara, bugün özellikle bazı bölgelerde tamamen izole edilmiş olan küçük kasabaları da çok sayıda kolla bağlayacak yoğun bir demiryolu ağı işaretlenecektir. Halihazırda işletmede olan birçok hatta olduğu gibi, İtalyan işgücü yeni hatların inşasına da kesinlikle katkıda bulunacaktır, çünkü bu tür işlerde çalışan işçilerimiz her yerde becerileri, ağırbaşlılıkları ve çok çeşitli ortamlara kolaylıkla uyum sağlamalarıyla tanınmaktadır. Ancak şimdi anavatanlarının adı tüm bu çevrelerde saygınlık kazandığına göre, artık eskisi kadar terk edilmeyecekleri ve terk edilmiş hissetmeyecekleri umulmaktadır. Ayrıca, muhtemelen, onları korumak için orada burada yeni konsolosluk makamları oluşturulacaktır. Konsolosluk, görevin bir kariyer konsolosu gönderecek kadar önemli olmadığı geçmişe kıyasla daha uygun kriterlerle fahri konsolosları nasıl seçeceğini bildiğini uzun zamandan beri göstermiştir. Bu mütevazı çalışanlar aynı zamanda etkili bir nüfuz aracıdır ve şimdiye kadar bunu anlamamış olmaları büyük bir hata olmuştur. Öyle ki, birçoğu kendilerini güvende ve korunmuş hisseder hissetmez, kendilerine küçük bir mevki ediniyor, parça başı iş alıyor ve sonra yavaş yavaş küçük iş adamlarına dönüşüyorlardı. Şam’da tanıştığım ve birkaç yıl önce, hacıları Medine ve Mekke gibi kutsal şehirlere götüren ve şu anda Medine’ye kadar tamamlanmış olan Hicaz demiryolu çalışmaları için Suriye’ye giden bazı insanların durumu da böyleydi. Başka bir deyişle, kervanlara karşı yürüttükleri hırsızlık faaliyetlerinde rahatsız edilmekten hoşlanmayan ve demiryolunu haksız rekabet aracı olarak gören Bedeviler gibiydiler.
Bu mütevazı işçilerimiz, Dante’nin dilini değilse bile en azından bizim lehçelerimizi bu bölgeye bir kez daha duyuracaklar, tıpkı birkaç on yıl öncesine kadar, denizciliğin yerini buharlı gemiler aldığında Cenova’nın denizcilerinin ve Orta Çağ’da Venediklilerin duyurduğu gibi… Öyle ki, bugün bile, örneğin Lübnan’dan gelen yaşlı insanlar, özellikle de dilimizi oldukça iyi bilen dindar olanlar, Adriyatik’in diğer tarafındaki İtalyanlar gibi Venedik aksanıyla konuşurlar.
Birkaç yıl önce ve şimdi yurtdışına, özellikle de Doğu’ya seyahat etme fırsatı bulanlar, İtalya’dan ve İtalyanlardan bahsedilirken kullanılan tonlamadaki ve herhangi bir nedenle ülkenin yetkililerine başvurmak zorunda kaldıklarında karşılaştıkları tavırdaki farkı hemen fark etmekten kendilerini alamazlar. Daha da uzak bir zamanda İtalya’nın da Kızıldeniz kıyılarında büyük bir Afrika İmparatorluğu kuracağının düşünüldüğü zamanlar vardı. Donanmamızın dünya donanmaları arasında üçüncü ya da dördüncü sırada yer aldığı ve ülkemizin saygınlığı konusunda böylesine yüksek ve güçlü duygulara sahip olan merhum bir politikacının ülkemizin kaderine yön verdiği bir dönemde, bir başka devlet adamının önce parlamentoda, sonra da yurtdışındaki yetkililerimize gönderdiği bir yeni yıl genelgesiyle sonsuza dek kapandığını ilan ettiği uzun ve acı verici bir parantez olarak gördüğü bu yeni duruma daha da çok sevinmişti. Yurtdışındaki İtalyanlar bu değişen durumu kendiliğinden dudaklarından dökülen bir cümleyle özetliyorlar, çünkü farklı ülkelerde birkaç kez tekrarlandığını duydum: “Crispi zamanına geri dönülmüş gibi görünüyor!”
Aslında, başka nedenlerle de geri dönmüş görünüyoruz, çünkü bin bir şekilde ve bin bir durumda kendini gösteren kıskançlıklar uyandırdığımız kesin ve bazen ve bazı yerlerde, daha önce başka milletlerin nesnesi olduğumuz yerlerde, platonik sempatiler bulunmaktadır: güçlü ve girişimci olanların zayıf ve zararsız olanlara göstermeyi tehlikeli bulmadığı sempatiler! Böylelikle örtülü bir düşmanlığın nesnesi hâline getirildik ve en basit eylemlerimiz, en mütevazı girişimlerimiz bile endişelendiriyor ve izleniyor. Önemli değil! Bu durum, belki de diğerlerinden daha iyi bir şekilde, bir yüzyıldan daha kısa bir sürede İtalya’nın artan prestijinin açık bir kanıtıdır. Yani bir bakanın coğrafi bir ifade olarak adlandırdığı ifadenin diplomasiye doğru göründüğü zamandan bu yana bu kadar uzun bir yol kat etmiş olan İtalya’nın.
Vico Mantegazza (1914)
Not: Çeviride yazılanlara müdahale edilmemiştir. İtalyanların bakış açısını yansıtmak için çeviri olduğu gibi verilmiştir.
Yazının orijinal künyesi: Mantegazza, Vico (1914). Italia ed italiani nell’Asia Minore: la concessione di Adalia. La lettura: Rivista mensile del Corriere della Sera (1914 feb, Fascicolo 2), 132-138.
Yazının İtalyanca aslından Türkiye Türkçesine çevirisini gerçekleştiren değerli arkadaşım E. K.’ye teşekkür ederim.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Celâl Görgeç
I. Dünya Savaşı Öncesi İtalyanların Antalya'ya bakışı ve yahut "Küçük Asya'da İtalya ve İtalyanlar -Adalia İmtiyazı" | 7
“Meno Amati” ama Daha Saygın
Birkaç yıl içinde, bugün Büyük Güçlerden alınan imtiyazların noktalı çizgilerle işaretlendiği Afrika Türkiyesi haritasında, en uzak noktalarını büyük hatlarla birbirine bağlayacak ve bu hatlara, bugün özellikle bazı bölgelerde tamamen izole edilmiş olan küçük kasabaları da çok sayıda kolla bağlayacak yoğun bir demiryolu ağı işaretlenecektir. Halihazırda işletmede olan birçok hatta olduğu gibi, İtalyan işgücü yeni hatların inşasına da kesinlikle katkıda bulunacaktır, çünkü bu tür işlerde çalışan işçilerimiz her yerde becerileri, ağırbaşlılıkları ve çok çeşitli ortamlara kolaylıkla uyum sağlamalarıyla tanınmaktadır. Ancak şimdi anavatanlarının adı tüm bu çevrelerde saygınlık kazandığına göre, artık eskisi kadar terk edilmeyecekleri ve terk edilmiş hissetmeyecekleri umulmaktadır. Ayrıca, muhtemelen, onları korumak için orada burada yeni konsolosluk makamları oluşturulacaktır. Konsolosluk, görevin bir kariyer konsolosu gönderecek kadar önemli olmadığı geçmişe kıyasla daha uygun kriterlerle fahri konsolosları nasıl seçeceğini bildiğini uzun zamandan beri göstermiştir. Bu mütevazı çalışanlar aynı zamanda etkili bir nüfuz aracıdır ve şimdiye kadar bunu anlamamış olmaları büyük bir hata olmuştur. Öyle ki, birçoğu kendilerini güvende ve korunmuş hisseder hissetmez, kendilerine küçük bir mevki ediniyor, parça başı iş alıyor ve sonra yavaş yavaş küçük iş adamlarına dönüşüyorlardı. Şam’da tanıştığım ve birkaç yıl önce, hacıları Medine ve Mekke gibi kutsal şehirlere götüren ve şu anda Medine’ye kadar tamamlanmış olan Hicaz demiryolu çalışmaları için Suriye’ye giden bazı insanların durumu da böyleydi. Başka bir deyişle, kervanlara karşı yürüttükleri hırsızlık faaliyetlerinde rahatsız edilmekten hoşlanmayan ve demiryolunu haksız rekabet aracı olarak gören Bedeviler gibiydiler.
Bu mütevazı işçilerimiz, Dante’nin dilini değilse bile en azından bizim lehçelerimizi bu bölgeye bir kez daha duyuracaklar, tıpkı birkaç on yıl öncesine kadar, denizciliğin yerini buharlı gemiler aldığında Cenova’nın denizcilerinin ve Orta Çağ’da Venediklilerin duyurduğu gibi… Öyle ki, bugün bile, örneğin Lübnan’dan gelen yaşlı insanlar, özellikle de dilimizi oldukça iyi bilen dindar olanlar, Adriyatik’in diğer tarafındaki İtalyanlar gibi Venedik aksanıyla konuşurlar.
Birkaç yıl önce ve şimdi yurtdışına, özellikle de Doğu’ya seyahat etme fırsatı bulanlar, İtalya’dan ve İtalyanlardan bahsedilirken kullanılan tonlamadaki ve herhangi bir nedenle ülkenin yetkililerine başvurmak zorunda kaldıklarında karşılaştıkları tavırdaki farkı hemen fark etmekten kendilerini alamazlar. Daha da uzak bir zamanda İtalya’nın da Kızıldeniz kıyılarında büyük bir Afrika İmparatorluğu kuracağının düşünüldüğü zamanlar vardı. Donanmamızın dünya donanmaları arasında üçüncü ya da dördüncü sırada yer aldığı ve ülkemizin saygınlığı konusunda böylesine yüksek ve güçlü duygulara sahip olan merhum bir politikacının ülkemizin kaderine yön verdiği bir dönemde, bir başka devlet adamının önce parlamentoda, sonra da yurtdışındaki yetkililerimize gönderdiği bir yeni yıl genelgesiyle sonsuza dek kapandığını ilan ettiği uzun ve acı verici bir parantez olarak gördüğü bu yeni duruma daha da çok sevinmişti. Yurtdışındaki İtalyanlar bu değişen durumu kendiliğinden dudaklarından dökülen bir cümleyle özetliyorlar, çünkü farklı ülkelerde birkaç kez tekrarlandığını duydum: “Crispi zamanına geri dönülmüş gibi görünüyor!”
Aslında, başka nedenlerle de geri dönmüş görünüyoruz, çünkü bin bir şekilde ve bin bir durumda kendini gösteren kıskançlıklar uyandırdığımız kesin ve bazen ve bazı yerlerde, daha önce başka milletlerin nesnesi olduğumuz yerlerde, platonik sempatiler bulunmaktadır: güçlü ve girişimci olanların zayıf ve zararsız olanlara göstermeyi tehlikeli bulmadığı sempatiler! Böylelikle örtülü bir düşmanlığın nesnesi hâline getirildik ve en basit eylemlerimiz, en mütevazı girişimlerimiz bile endişelendiriyor ve izleniyor. Önemli değil! Bu durum, belki de diğerlerinden daha iyi bir şekilde, bir yüzyıldan daha kısa bir sürede İtalya’nın artan prestijinin açık bir kanıtıdır. Yani bir bakanın coğrafi bir ifade olarak adlandırdığı ifadenin diplomasiye doğru göründüğü zamandan bu yana bu kadar uzun bir yol kat etmiş olan İtalya’nın.
Vico Mantegazza (1914)
Yazının orijinal künyesi: Mantegazza, Vico (1914). Italia ed italiani nell’Asia Minore: la concessione di Adalia. La lettura: Rivista mensile del Corriere della Sera (1914 feb, Fascicolo 2), 132-138.
Yazının İtalyanca aslından Türkiye Türkçesine çevirisini gerçekleştiren değerli arkadaşım E. K.’ye teşekkür ederim.