Hava Durumu

İlle dostun bir tek gülü…

Yazının Giriş Tarihi: 06.07.2025 06:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.07.2025 06:43

Tarih, yalnızca kralların, paşaların ya da fetihlerin değil; dostlukların, ihanetlerin ve inancın da hikâyesidir. Bu hikâyeler bazen bir ağıtta dile gelir, bazen bir deyişte yankılanır; ama en çok da bir menkıbenin suskunluğunda konuşur insanın hakikati. İşte Pir Sultan Abdal’ın gül ile yaralanış öyküsü, tam da böyle bir hakikatin izini sürer.

Rivayet olunur ki, 16. yüzyıl Anadolu’sunda yaşayan ve Yedi Ulu Ozan’dan biri sayılan Pir Sultan Abdal’ın bir talibi vardır: Hızır. Bu talip, bir gün pirinden izin alarak İstanbul’a gitmek ister. Maksadı büyük adam olmak, ilim tahsil etmektir. Pir Sultan, onun bu dileğine izin verir; fakat bir cümlesiyle geleceğin acı gölgesini de düşürür talibinin yoluna: “Gidip okur, paşa olursun... Hatta gelir beni asarsın.”

Söz, büyüktür. Zira her söz, sahibinin kalbinden kopup gelen bir bilgeliği taşır. Zaman geçer. Hızır gerçekten paşa olur. Okur, yükselir, makam kazanır. Dönüp Sivas’a vali tayin edilir. Fakat ne gariptir ki, bu makam halkına hizmetin değil, zulmün aracı olur. Bir zamanların talibi, gönül gözünü kaybetmiş, kendi pirine bile tahammül edemez hâle gelmiştir. Günü gelir, Pir Sultan’dan içinde “şah” sözcüğü geçmeyen üç deyiş söylemesini ister. Pir Sultan’ın söylediği üç deyişte de “şah” geçer. Bu cesaret Hınzır Paşa'nın gözünü döndürür. Piri için idam fermanı çıkarır ve o gün gelir... Pir Sultan, can korkusu taşımadan darağacına yürür. Hınzır Paşa son bir emir verir: “Herkes Pir Sultan’ı taşlasın, taş atmayan da idam edilecek, böyle bilinsin.” İşte o anda uğruna dar ağacına gittiği halk, Pir Sultan’ı taşlamaya başlar. Taşlar Pir Sultan’a kadar gelmekte, ama ona değmeden yere düşmektedir. Ta ki… Pir Sultan’ın can yoldaşı, musahibi Ali Baba, taş atmasa da can korkusundan Pir Sultan’a bir gül atar. Atılan taşlar Pir Sultan’a değmese de can yoldaşının attığı bir tek gül, Pir Sultan’a ulaşır, onu yaralar ve al kanlar akar Pir’in bedeninden. Can dostunun bu hareketinden incinen Pir’in dudaklarından şu nefes dökülür:

“Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz,

Hak'tan emrolmazsa ırahmet yağmaz,

Şu ellerin taşı hiç bana değmez,

İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.”

Dosttan gelen gül, düşmandan gelen taştan daha ağır gelmiştir Pir Sultan’a. Bu “asılan masuma herkes taş atarken dostunun gül atması” anlatısı, yalnız Pir Sultan’a da ait değildir. Mesela, Mansur’a bütün halk taş atarken sabretmiş, ama dostu can korkusundan ona gül atınca ah eylemiştir (Gölpınarlı & Boratav, 2010, s. 41). Zaman değişse de hakikat aynı kalmıştır: Taş yaralamaz; dostun gülü kanatır.

[İleri okumalar için ⟶ Gölpınarlı, A. & Boratav, P. N. (2010). Pir Sultan Abdal. İstanbul: Derin Yayınları.]

Tarihe gömülen bu suskun çığlıklar bize bir şey söyler: Asıl acı, düşmandan gelen değil; dostun gülüne gizlenmiş olan acıdır. Zira gülün adı zarafetle anılsa da yeri geldi mi hançerden daha keskindir. Bu anlatı, zamanın ötesinden bugüne sarkar. Çünkü insan değişir, çağ değişir; ama dostun yarası hep aynı yerden kanar. Gündelik hayatta, belki de en çok, dost bildiklerimizin sözleriyle yaralanıyoruz. Bazen en ağır darbeyi bir selamın, bir tebessümün içindeki ihmal vuruyor bize. Bazen de dostun bir gülümseyişi bütün yaralarımızı sarıyor.

Dostça kalın, dostlukla kalın…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.