Birkaç gün önce Türk Dil Kurumu, 2024 yılının kelimesini "kalabalık yalnızlık" olarak açıkladı. Ankara Üniversitesi iş birliğiyle, Değerlendirme Kurulu tarafından belirlenen 7 kelime/kavram Türk Dil Kurumu internet sitesinde halk oylamasına sunulmuş; oylamaya değer bulunan sözcükler, "kalabalık yalnızlık", "merhamet", "yabancılaşma", "algoritma", "yozlaşma", "yapay zekâ" ve "dijital yorgunluk" olarak belirlenmişti. Günümüz dünyasında kalabalıklar içinde yalnız hissetmek, pek çok insan için sıradan bir gerçek hâline geldi. Sokaklarda, toplu taşımada, kafelerde bir araya gelen binlerce insan, birbirine neredeyse hiç dokunmadan, görmeden, hatta fark etmeden yaşamını sürdürüyor. Görünürde bir aradayız, ama aslında derin bir sessizliğin içinde kaybolmuş durumdayız. Sokaklar, kafeler, okullar ve meydanlar insanlarla dolup taşarken bireyin iç dünyasında hissettiği boşluk ve iletişim eksikliği giderek artmakta. Bu, modern çağın bize dayattığı "kalabalık yalnızlık" gerçeğinden başka bir şey değil. Sokaklarda, kafelerde ya da alışveriş merkezlerinde etrafınıza bir bakın. İnsanlar, cep telefonlarına gömülmüş bir şekilde yanındaki kişiden çok, uzaktaki birine bağlı. Sokaklar kalabalık, mekânlar tıklım tıklım, ama aynı zamanda derin bir sessizlik hâkim. Çünkü çoğu insan yalnızca varlığıyla orada, ruhuyla değil. Bu durumun oluşmasında tek etmen teknoloji olmasa da teknolojinin büyük bir etkisi olduğu aşikâr. Teknoloji, iletişimde devrim yaratmış olabilir; ama bu devrim, samimiyeti ve anlamlı bağları beraberinde getirmedi. Sosyal medyada yüzlerce "arkadaş"ımız olabilir, her gün sayısız mesaj alıp gönderebiliriz. Yine de bu sanal kalabalık, gerçek bir dostluğun yerini tutar mı? Bir "beğeni" ya da bir "yorum", insanın gerçekten kalabalık bir çevresi olduğunu gösterir mi? Herkesin birbirini gördüğü, ama kimsenin birbirini gerçekten anlamadığı bu ortamlar, bireyleri daha da soyutlanmış bir hâle getiriyor. Sanki toplantılar, yemekler ve hatta aile buluşmaları bile ekranlara sıkışmış durumda. Dijital dünyanın cazibesi, fiziksel ve duygusal bağları yavaşça eritiyor. İnsanlar, teknolojinin ve hızlı tempolu hayatın sunduğu imkânlarla birbirine daha yakın görünüyor olsa da bu yakınlık çoğu zaman yüzeysel bir bağın ötesine geçemiyor. Bu, modern insanın en büyük çelişkilerinden biridir: kalabalıklaştıkça yalnızlaşmak. Unutulmamalıdır ki, insanı insan yapan karşılıklı anlam ve bağ kurma yetisidir. İnsan, doğası gereği sosyal bir varlık olduğundan anlamlı bağlar kurma ve bu bağlar aracılığıyla kendini gerçekleştirme ihtiyacı duyar. Öyle eksildik ki yaşarken bize dokunan her şeyi eksiltiyoruz... Yalnızlığımızla çoğalıp kalabalıklığımızla eksiliyoruz ve öylesine kalabalık ki yalnızlığımız, ne yana dönsek kendimize çarpıyoruz... İnsanların sadece kalabalıkta birer yüz olmadığını, her birinin bir hikâyesi ve duygusu olduğunu hatırlamak gerek. Belki de bugün hepimiz şu soruyu kendimize sormalıyız: "Kalabalıklar içinde yalnız mıyız, yoksa gerçekten bir arada mı?" Bu sorunun cevabı, modern hayatın bize biçtiği yalnızlığı aşmanın anahtarı olabilir. Bir an durup yanınızdakine bakın ve gerçekten cevabını merak ederek "Nasılsın?" deyin. Çünkü insan, ancak bir başkasıyla bağ kurduğunda tam anlamıyla "var" olur. Sevgiyle kalın...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Celâl Görgeç
“Kalabalık Yalnızlık”
Birkaç gün önce Türk Dil Kurumu, 2024 yılının kelimesini "kalabalık yalnızlık" olarak açıkladı. Ankara Üniversitesi iş birliğiyle, Değerlendirme Kurulu tarafından belirlenen 7 kelime/kavram Türk Dil Kurumu internet sitesinde halk oylamasına sunulmuş; oylamaya değer bulunan sözcükler, "kalabalık yalnızlık", "merhamet", "yabancılaşma", "algoritma", "yozlaşma", "yapay zekâ" ve "dijital yorgunluk" olarak belirlenmişti.
Günümüz dünyasında kalabalıklar içinde yalnız hissetmek, pek çok insan için sıradan bir gerçek hâline geldi. Sokaklarda, toplu taşımada, kafelerde bir araya gelen binlerce insan, birbirine neredeyse hiç dokunmadan, görmeden, hatta fark etmeden yaşamını sürdürüyor. Görünürde bir aradayız, ama aslında derin bir sessizliğin içinde kaybolmuş durumdayız. Sokaklar, kafeler, okullar ve meydanlar insanlarla dolup taşarken bireyin iç dünyasında hissettiği boşluk ve iletişim eksikliği giderek artmakta. Bu, modern çağın bize dayattığı "kalabalık yalnızlık" gerçeğinden başka bir şey değil.
Sokaklarda, kafelerde ya da alışveriş merkezlerinde etrafınıza bir bakın. İnsanlar, cep telefonlarına gömülmüş bir şekilde yanındaki kişiden çok, uzaktaki birine bağlı. Sokaklar kalabalık, mekânlar tıklım tıklım, ama aynı zamanda derin bir sessizlik hâkim. Çünkü çoğu insan yalnızca varlığıyla orada, ruhuyla değil. Bu durumun oluşmasında tek etmen teknoloji olmasa da teknolojinin büyük bir etkisi olduğu aşikâr. Teknoloji, iletişimde devrim yaratmış olabilir; ama bu devrim, samimiyeti ve anlamlı bağları beraberinde getirmedi. Sosyal medyada yüzlerce "arkadaş"ımız olabilir, her gün sayısız mesaj alıp gönderebiliriz. Yine de bu sanal kalabalık, gerçek bir dostluğun yerini tutar mı? Bir "beğeni" ya da bir "yorum", insanın gerçekten kalabalık bir çevresi olduğunu gösterir mi? Herkesin birbirini gördüğü, ama kimsenin birbirini gerçekten anlamadığı bu ortamlar, bireyleri daha da soyutlanmış bir hâle getiriyor. Sanki toplantılar, yemekler ve hatta aile buluşmaları bile ekranlara sıkışmış durumda. Dijital dünyanın cazibesi, fiziksel ve duygusal bağları yavaşça eritiyor. İnsanlar, teknolojinin ve hızlı tempolu hayatın sunduğu imkânlarla birbirine daha yakın görünüyor olsa da bu yakınlık çoğu zaman yüzeysel bir bağın ötesine geçemiyor. Bu, modern insanın en büyük çelişkilerinden biridir: kalabalıklaştıkça yalnızlaşmak.
Unutulmamalıdır ki, insanı insan yapan karşılıklı anlam ve bağ kurma yetisidir. İnsan, doğası gereği sosyal bir varlık olduğundan anlamlı bağlar kurma ve bu bağlar aracılığıyla kendini gerçekleştirme ihtiyacı duyar. Öyle eksildik ki yaşarken bize dokunan her şeyi eksiltiyoruz... Yalnızlığımızla çoğalıp kalabalıklığımızla eksiliyoruz ve öylesine kalabalık ki yalnızlığımız, ne yana dönsek kendimize çarpıyoruz... İnsanların sadece kalabalıkta birer yüz olmadığını, her birinin bir hikâyesi ve duygusu olduğunu hatırlamak gerek. Belki de bugün hepimiz şu soruyu kendimize sormalıyız: "Kalabalıklar içinde yalnız mıyız, yoksa gerçekten bir arada mı?" Bu sorunun cevabı, modern hayatın bize biçtiği yalnızlığı aşmanın anahtarı olabilir. Bir an durup yanınızdakine bakın ve gerçekten cevabını merak ederek "Nasılsın?" deyin. Çünkü insan, ancak bir başkasıyla bağ kurduğunda tam anlamıyla "var" olur.
Sevgiyle kalın...