Manavgat’a ilişkin ilk akademik çalışmalardan “Manavgat’ın Monografyası” (1944)
Yazının Giriş Tarihi: 19.07.2025 20:37
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.07.2025 20:47
Manavgat’a ilişkin akademik çalışmaların geçmişi, ülkemizde akademinin gelişimine koşut olarak başlamaktadır. Bugünkü yazımda İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya bölümünde hazırlanan bir mezuniyet tezinden bahsedeceğim. Nezihe Kadıgil tarafından 1943-1944 eğitim-öğretim yılında hazırlanan bu tez, “Manavgat’ın Monografyası” başlığını taşımaktadır. 42 sayfalık bu tezde, Manavgat’ın fiziki, beşerî ve iktisadi durumu ele alınmıştır. Manavgat hakkındaki ilk akademik çalışmalardan biri (belki de ilki) olan bu çalışma, aynı zamanda Manavgat’ın coğrafyasını müstakil olarak ele alan ilk çalışmadır.
Çalışmanın giriş bölümünde Manavgat’ın yeri ve komşuları, çevrili olduğu dağlar hakkında bilgi verilmiştir. Ardından iklimsel özellikleri ele alınmıştır. Akarsular anlatılırken Köprüçayı’ndan açılan kanalla yaklaşık 10.000 dönümlük pirinç arazisinin sulandığı ve kereste naklinin yapıldığı aktarılır. Manavgat ırmağı havzasında yer alan ormanlardan kereste nakli yapıldığı belirtilir. Bu durum günümüzden farklılık arz etmektedir. Ulan (Ulualan) gölünün henüz o yıllarda kurumadığı anlaşılmaktadır. Çeltikçi, Ilıca ve Sorgun’da bataklık araziler olduğu belirtilmektedir. Narenciye, kestane ve muz üretiminin o dönemde de Manavgat’ta yapıldığı görülmektedir.
Manavgat’ın bulunduğu mevkide tesisi ve iskânı üzerinde Manavgat ırmağının rolünün çok mühim olduğunun belirtildiği çalışmada ırmağın batı kısmının Manavgat olarak anıldığı ve doğu kısmının ise Düşenbih (Düşenbe) olarak adlandırıldığı belirtilmektedir: “Irmak kasabayı Manavgat ve Düşenbih olmak üzere ikiye ayırdığı gibi ırmağın doğu ve batısında hayat tarzı seviyesi kültür ve mesken tipleri bakımından büyük farklar göze çarpar. Doğu kısım Antalya ile daimî münasebet temin edemiyerek her bakımdan geri kalmıştır.” (s. 14). Yazar, Manavgat’ın tarih itibarıyla çok zengin bir bölge olduğunu belirterek, “Antalya’nın ilk tesisi ve bugün eski Antalya- yahut Selimiye köyü namile tanılan yerdedir.” demektedir. Bölge, Romalılar ve Arapların istilasına da uğramıştır.
Yazar, Manavgat’ın idari durumunu şöyle belirtir: “Manavgat’ın merkez, Taşağıl ve Beşkonak olmak üzere üç nahiye ve 79 köyü vardır. Merkeze bağlı köylerin adedi en fazladır (53). Ondan sonra Taşağıl nahiyesi gelir (16). Beşkonak’a ait köylerin adedi ise en azdır (10).” (s. 17). Ardından Manavgat’ın nüfus durumunu özetleyerek şu bilgileri verir: “1927senesinde yapılan ilk sayıma göre kaza merkezinin nüfusu 655, köylerinin 17171 olarak tespit edilmiş olup her ikisinin mecmuu 17826 kişidir. Bunun 9506’sı kadın, 8320’si erkektir. 1935 senesinde yapılan ikinci sayımda ise yine yalnız kaza merkezinin nüfusu 9281 köylerinin 19463 olarak kaydedilmiş olup her ikisinin tutarı 20391 kişidir. Bunun 10515’i kadın, 9876’sı erkektir. Her iki sayım arasında 2565 kişilik bir artma görülmektedir.” Yazarın verdiği bilgilere göre, o dönemlerde, nüfus yoğunluğu en fazla olan köy Düzağaç, en az olanlar ise Namaras ve Sülek’tir. 1940’lı yıllarda II. Dünya Savaşı tedbirlerine bağlı olarak nüfus artış hızı, tüm Türkiye’de olduğu gibi, Manavgat’ta da azalmıştır (s. 18). O dönemde nüfusun çoğunluğu çiftçidir, Giritli muhacirler ise daha çok dokumacılıkla yaşamlarını sürdürmektedir.
Yazar, Manavgat’ta Yürük (Yörük) ve Tahtacıların olduğunu belirtirken Tahtacıların Türk olmalarına rağmen Müslüman olmadığını ve Sünni Türkler tarafından “çıra söndüren” olarak adlandırıldıklarını iddia etmiştir. Yazara göre Manavgat’ta şu Yörük toplulukları bulunmaktadır: Honamlı- Adıgüzelli, Honamlı- Ötkünlü, Honamlı- Karaevli, Honamlı- Çavuşlu (Çoşlu), Honamlı- Hacı Celilli, Çolaklı, Bozahmetli. Köyü ile anılan aşiretler şöyledir: Kızılağaç, Saraçlı, Hacı İsalı. Elbette Manavgat’ta anılanlardan çok daha fazla Yörük topluluğu bulunmaktadır.
Yazar, Manavgat’ta o dönem, en yaygın hastalığın sıtma olduğunu belirterek doktor ve sıhhiye memurunun mevcut olduğunu ifade eder (ss. 27-28).
Kadıgil, tarımla ilgili olarak ise, “İklimin şartları ve toprak hususiyetleri itibarıyla Manavgat ziraata çok müsait bir saha arz eder. Tütün iyi cins yetiştiği halde kaçakçılık ve suiistimal yüzünden men edilmiştir. Manavgat’ta tabii muhitin cömertliği dolayısıyla her türlü meyve yetişir.” demektedir (ss. 29-35).
Kısacası, yazar çalışmasının çoğunluğunu istatistiki verilere dayalı olarak (genellikle) objektif bir gözle hazırlamıştır. Yanlış ve eksik bilgilere rağmen, döneminin panoramasını göstermesi bakımından oldukça kıymetlidir. Kadıgil, bütün güzelliklerine rağmen Manavgat’ın istenilen gelişmişlik ve refah seviyesine ulaşamadığını, bunların gerçekleşebilmesi zamana muhtaç olunduğunu da belirtir. Son söz olarak şunları söyler: “Maamafih Manavgat Cümhuriyet Hükûmeti zamanında eski halile mukayese edilmiyecek bir hal almış bulunmaktadır. Fakat gönül arzu eder ki, Manavgat şirin Antalya’ya daha lâyik bir kaza halini alsın.”
Bu mezuniyet tezinin sahibi Nezihe Kadıgil’le ilgili çok fazla bilgimiz olmasa da mezuniyetinin ardından Antalya’da coğrafya öğretmenliği yaptığını bilmekteyiz. Aşağıdaki 23.10.1947 tarihli fotoğrafta Antalya Orta Mektep 2. sınıf öğrencileri, coğrafya öğretmeni Nezihe Kadıgil ile birlikte Antalya Lisesi bahçesinde görünmektedir.
* Yazımda ele aldığım tezden Mehmet Akif Özdemir sayesinde haberdar oldum. Tezi benimle paylaşma inceliğini gösterdi. Kendisine Manavgat’ım ve şahsım adına minnettarım. Kendisinin de memleketimiz için güzel çalışmalar yapacağına inanıyorum.
Manavgat’a dair akademik birikimin hem nitelik hem de nicelik olarak artması temennisiyle…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Celâl Görgeç
Manavgat’a ilişkin ilk akademik çalışmalardan “Manavgat’ın Monografyası” (1944)
Manavgat’a ilişkin akademik çalışmaların geçmişi, ülkemizde akademinin gelişimine koşut olarak başlamaktadır. Bugünkü yazımda İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya bölümünde hazırlanan bir mezuniyet tezinden bahsedeceğim. Nezihe Kadıgil tarafından 1943-1944 eğitim-öğretim yılında hazırlanan bu tez, “Manavgat’ın Monografyası” başlığını taşımaktadır. 42 sayfalık bu tezde, Manavgat’ın fiziki, beşerî ve iktisadi durumu ele alınmıştır. Manavgat hakkındaki ilk akademik çalışmalardan biri (belki de ilki) olan bu çalışma, aynı zamanda Manavgat’ın coğrafyasını müstakil olarak ele alan ilk çalışmadır.
Çalışmanın giriş bölümünde Manavgat’ın yeri ve komşuları, çevrili olduğu dağlar hakkında bilgi verilmiştir. Ardından iklimsel özellikleri ele alınmıştır. Akarsular anlatılırken Köprüçayı’ndan açılan kanalla yaklaşık 10.000 dönümlük pirinç arazisinin sulandığı ve kereste naklinin yapıldığı aktarılır. Manavgat ırmağı havzasında yer alan ormanlardan kereste nakli yapıldığı belirtilir. Bu durum günümüzden farklılık arz etmektedir. Ulan (Ulualan) gölünün henüz o yıllarda kurumadığı anlaşılmaktadır. Çeltikçi, Ilıca ve Sorgun’da bataklık araziler olduğu belirtilmektedir. Narenciye, kestane ve muz üretiminin o dönemde de Manavgat’ta yapıldığı görülmektedir.
Manavgat’ın bulunduğu mevkide tesisi ve iskânı üzerinde Manavgat ırmağının rolünün çok mühim olduğunun belirtildiği çalışmada ırmağın batı kısmının Manavgat olarak anıldığı ve doğu kısmının ise Düşenbih (Düşenbe) olarak adlandırıldığı belirtilmektedir: “Irmak kasabayı Manavgat ve Düşenbih olmak üzere ikiye ayırdığı gibi ırmağın doğu ve batısında hayat tarzı seviyesi kültür ve mesken tipleri bakımından büyük farklar göze çarpar. Doğu kısım Antalya ile daimî münasebet temin edemiyerek her bakımdan geri kalmıştır.” (s. 14). Yazar, Manavgat’ın tarih itibarıyla çok zengin bir bölge olduğunu belirterek, “Antalya’nın ilk tesisi ve bugün eski Antalya- yahut Selimiye köyü namile tanılan yerdedir.” demektedir. Bölge, Romalılar ve Arapların istilasına da uğramıştır.
Yazar, Manavgat’ın idari durumunu şöyle belirtir: “Manavgat’ın merkez, Taşağıl ve Beşkonak olmak üzere üç nahiye ve 79 köyü vardır. Merkeze bağlı köylerin adedi en fazladır (53). Ondan sonra Taşağıl nahiyesi gelir (16). Beşkonak’a ait köylerin adedi ise en azdır (10).” (s. 17). Ardından Manavgat’ın nüfus durumunu özetleyerek şu bilgileri verir: “1927senesinde yapılan ilk sayıma göre kaza merkezinin nüfusu 655, köylerinin 17171 olarak tespit edilmiş olup her ikisinin mecmuu 17826 kişidir. Bunun 9506’sı kadın, 8320’si erkektir. 1935 senesinde yapılan ikinci sayımda ise yine yalnız kaza merkezinin nüfusu 9281 köylerinin 19463 olarak kaydedilmiş olup her ikisinin tutarı 20391 kişidir. Bunun 10515’i kadın, 9876’sı erkektir. Her iki sayım arasında 2565 kişilik bir artma görülmektedir.” Yazarın verdiği bilgilere göre, o dönemlerde, nüfus yoğunluğu en fazla olan köy Düzağaç, en az olanlar ise Namaras ve Sülek’tir. 1940’lı yıllarda II. Dünya Savaşı tedbirlerine bağlı olarak nüfus artış hızı, tüm Türkiye’de olduğu gibi, Manavgat’ta da azalmıştır (s. 18). O dönemde nüfusun çoğunluğu çiftçidir, Giritli muhacirler ise daha çok dokumacılıkla yaşamlarını sürdürmektedir.
Yazar, Manavgat’ta Yürük (Yörük) ve Tahtacıların olduğunu belirtirken Tahtacıların Türk olmalarına rağmen Müslüman olmadığını ve Sünni Türkler tarafından “çıra söndüren” olarak adlandırıldıklarını iddia etmiştir. Yazara göre Manavgat’ta şu Yörük toplulukları bulunmaktadır: Honamlı- Adıgüzelli, Honamlı- Ötkünlü, Honamlı- Karaevli, Honamlı- Çavuşlu (Çoşlu), Honamlı- Hacı Celilli, Çolaklı, Bozahmetli. Köyü ile anılan aşiretler şöyledir: Kızılağaç, Saraçlı, Hacı İsalı. Elbette Manavgat’ta anılanlardan çok daha fazla Yörük topluluğu bulunmaktadır.
Yazar, Manavgat’ta o dönem, en yaygın hastalığın sıtma olduğunu belirterek doktor ve sıhhiye memurunun mevcut olduğunu ifade eder (ss. 27-28).
Kadıgil, tarımla ilgili olarak ise, “İklimin şartları ve toprak hususiyetleri itibarıyla Manavgat ziraata çok müsait bir saha arz eder. Tütün iyi cins yetiştiği halde kaçakçılık ve suiistimal yüzünden men edilmiştir. Manavgat’ta tabii muhitin cömertliği dolayısıyla her türlü meyve yetişir.” demektedir (ss. 29-35).
Kısacası, yazar çalışmasının çoğunluğunu istatistiki verilere dayalı olarak (genellikle) objektif bir gözle hazırlamıştır. Yanlış ve eksik bilgilere rağmen, döneminin panoramasını göstermesi bakımından oldukça kıymetlidir. Kadıgil, bütün güzelliklerine rağmen Manavgat’ın istenilen gelişmişlik ve refah seviyesine ulaşamadığını, bunların gerçekleşebilmesi zamana muhtaç olunduğunu da belirtir. Son söz olarak şunları söyler: “Maamafih Manavgat Cümhuriyet Hükûmeti zamanında eski halile mukayese edilmiyecek bir hal almış bulunmaktadır. Fakat gönül arzu eder ki, Manavgat şirin Antalya’ya daha lâyik bir kaza halini alsın.”
Bu mezuniyet tezinin sahibi Nezihe Kadıgil’le ilgili çok fazla bilgimiz olmasa da mezuniyetinin ardından Antalya’da coğrafya öğretmenliği yaptığını bilmekteyiz. Aşağıdaki 23.10.1947 tarihli fotoğrafta Antalya Orta Mektep 2. sınıf öğrencileri, coğrafya öğretmeni Nezihe Kadıgil ile birlikte Antalya Lisesi bahçesinde görünmektedir.
* Yazımda ele aldığım tezden Mehmet Akif Özdemir sayesinde haberdar oldum. Tezi benimle paylaşma inceliğini gösterdi. Kendisine Manavgat’ım ve şahsım adına minnettarım. Kendisinin de memleketimiz için güzel çalışmalar yapacağına inanıyorum.
Manavgat’a dair akademik birikimin hem nitelik hem de nicelik olarak artması temennisiyle…