Sözcükler, insan gönlünün ince işçiliğidir. Tıpkı sabırla işlenen bir nakış gibi, kimi zaman sessizce kalbe dokunur, kimi zamansa bir hançer gibi derine saplanır. Dışarıdan bakıldığında hepsi seslerden oluşur; bir araya gelir, cümleler kurar, konuşuruz. Ama hakikatte her biri bir niyetin, bir duygunun, bir hâlin taşıyıcısıdır. Sözcükler sadece anlam değil, ruh da taşır. Bu yüzden bir tek sözcük, bir ömrü değiştirebilir. Üslup, zehri bala, balı zehre dönüştürebilir. Bazen insanı incitmek için uzun cümlelere ihtiyaç yoktur. Tek bir sözcük yeterlidir. Hatta bazen sözcükler bile suskunluğun gerisinde kalır; o sessizlik öyle çok şey anlatır ki…
Yine de unutulmamalıdır: Üslup, insanın kimliğidir! O üslup en çok da sözcüklerde görünür. Bir selamın içinde gizlenen saygı, bir vedanın ardına sinmiş özlem, “affedersin”in taşıdığı içtenlik… Mesela, bir teşekkür, görülmemiş bir emeği görünür kılar. Tüm bunlar sözcüklerin dilinden çok, yüreğin dilidir aslında. İnsanların size karşı kurmuş olduğu cümleler ve sergilemiş olduğu davranışlar, sizin değil, onların kalitesini belirler. Bakın, Sadi Şirazî ne diyor: “Lafta ölçü bilmeyen edepsizlikte sınır tanımaz.”
Mevlâna’nın veciz ifadesiyle: “Sözcüklerini yükselt, sesini değil; başakları büyüten yağmurdur, gök gürültüsü değil.” Gerçek söz, yüksek sesle değil, yüksek yürekle söylenir. Aynı cümle hem incitebilir hem iyileştirebilir. Çünkü her söz, kendinden büyük bir yankı taşır. Bir çocuğa “yapamazsın” demekle “birlikte deneyelim” demek arasındaki fark sadece pedagojik değil, aynı zamanda vicdani bir derinliktir. Sözcükler insanın iç terazisidir; öfke mi ağır basar, sabır mı; kibir mi dile gelir, merhamet mi? İnsanların arasındaki yakınlık arttıkça sözün etkisi de artar. O yüzden, kimi zaman en derin yarayı en sevdiğimiz açar; kimi zaman da en güzel iyileşmeyi onun sesi getirir. Sözcüklerle sevdiklerimize ne kadar dikkatle dokunuyorsak kendimize de aynı özeni göstermemiz gerekir. Zira insanın kendiyle kurduğu iç konuşmalar bile yara da açar, merhem de sürer.
Günümüz, sözün kıymetini hızın telaşında yitirdiğimiz bir çağ oldu. Mesajlar, paylaşımlar, yorumlar… Düşünmeden söylenen her cümle, bir gönülde yankı buluyor. Çünkü sözcükler birikir; kalpte tortu, hafızada iz, ruhlarda ya yara ya da umut bırakır. Bir “özür dilerim” bazen geç gelir. Bir “seni anlıyorum” ise bir hayatı yeniden başlatabilir. Hele de dinlemeyi bilen bir yürek varsa karşıda, söz yalnız kulağa değil, ruhun en kuytusuna ulaşır.
Çocuklukta duyulan bir azar, ömür boyu suskunluk doğurabilir. Aynı şekilde, sevgiyle söylenmiş bir cümle, yıllar sonra bile insanı ayakta tutabilir. O hâlde düşünmek gerekir: Hangi sözcüklerle dokunuyoruz birbirimizin hayatına? Hangi sözcüklerle büyütüyor, hangileriyle eksiltiyoruz içimizdeki insanı?
Şunu da bilmek gerekir: Ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz de önemlidir. Zira sözcükler sadece insanı anlatmaz, insanı dönüştürür. Bugünkü yazımı Bizim Yûnus’un şu güzel dizeleriyle bitirmek isterim:
“keleci [söz] bilen kişinin
yüzünü ağ [ak] ede bir söz
sözü pişirip diyenin
işini sağ ede bir söz
*
söz ola kese savaşı
söz ola bitire başı
söz ola ağılı [zehirli] aşı
bal ile yağ ede bir söz
*
kişi bile söz demini [zamanını]
demeye sözün kemini [kötüsünü]
bu cihan cehennemini
sekiz uçmağ [cennet] ede bir söz”
Sevgiyle kalın…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Celâl Görgeç
Söz ola…
Sözcükler, insan gönlünün ince işçiliğidir. Tıpkı sabırla işlenen bir nakış gibi, kimi zaman sessizce kalbe dokunur, kimi zamansa bir hançer gibi derine saplanır. Dışarıdan bakıldığında hepsi seslerden oluşur; bir araya gelir, cümleler kurar, konuşuruz. Ama hakikatte her biri bir niyetin, bir duygunun, bir hâlin taşıyıcısıdır. Sözcükler sadece anlam değil, ruh da taşır. Bu yüzden bir tek sözcük, bir ömrü değiştirebilir. Üslup, zehri bala, balı zehre dönüştürebilir. Bazen insanı incitmek için uzun cümlelere ihtiyaç yoktur. Tek bir sözcük yeterlidir. Hatta bazen sözcükler bile suskunluğun gerisinde kalır; o sessizlik öyle çok şey anlatır ki…
Yine de unutulmamalıdır: Üslup, insanın kimliğidir! O üslup en çok da sözcüklerde görünür. Bir selamın içinde gizlenen saygı, bir vedanın ardına sinmiş özlem, “affedersin”in taşıdığı içtenlik… Mesela, bir teşekkür, görülmemiş bir emeği görünür kılar. Tüm bunlar sözcüklerin dilinden çok, yüreğin dilidir aslında. İnsanların size karşı kurmuş olduğu cümleler ve sergilemiş olduğu davranışlar, sizin değil, onların kalitesini belirler. Bakın, Sadi Şirazî ne diyor: “Lafta ölçü bilmeyen edepsizlikte sınır tanımaz.”
Mevlâna’nın veciz ifadesiyle: “Sözcüklerini yükselt, sesini değil; başakları büyüten yağmurdur, gök gürültüsü değil.” Gerçek söz, yüksek sesle değil, yüksek yürekle söylenir. Aynı cümle hem incitebilir hem iyileştirebilir. Çünkü her söz, kendinden büyük bir yankı taşır. Bir çocuğa “yapamazsın” demekle “birlikte deneyelim” demek arasındaki fark sadece pedagojik değil, aynı zamanda vicdani bir derinliktir. Sözcükler insanın iç terazisidir; öfke mi ağır basar, sabır mı; kibir mi dile gelir, merhamet mi? İnsanların arasındaki yakınlık arttıkça sözün etkisi de artar. O yüzden, kimi zaman en derin yarayı en sevdiğimiz açar; kimi zaman da en güzel iyileşmeyi onun sesi getirir. Sözcüklerle sevdiklerimize ne kadar dikkatle dokunuyorsak kendimize de aynı özeni göstermemiz gerekir. Zira insanın kendiyle kurduğu iç konuşmalar bile yara da açar, merhem de sürer.
Günümüz, sözün kıymetini hızın telaşında yitirdiğimiz bir çağ oldu. Mesajlar, paylaşımlar, yorumlar… Düşünmeden söylenen her cümle, bir gönülde yankı buluyor. Çünkü sözcükler birikir; kalpte tortu, hafızada iz, ruhlarda ya yara ya da umut bırakır. Bir “özür dilerim” bazen geç gelir. Bir “seni anlıyorum” ise bir hayatı yeniden başlatabilir. Hele de dinlemeyi bilen bir yürek varsa karşıda, söz yalnız kulağa değil, ruhun en kuytusuna ulaşır.
Çocuklukta duyulan bir azar, ömür boyu suskunluk doğurabilir. Aynı şekilde, sevgiyle söylenmiş bir cümle, yıllar sonra bile insanı ayakta tutabilir. O hâlde düşünmek gerekir: Hangi sözcüklerle dokunuyoruz birbirimizin hayatına? Hangi sözcüklerle büyütüyor, hangileriyle eksiltiyoruz içimizdeki insanı?
Şunu da bilmek gerekir: Ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz de önemlidir. Zira sözcükler sadece insanı anlatmaz, insanı dönüştürür. Bugünkü yazımı Bizim Yûnus’un şu güzel dizeleriyle bitirmek isterim:
“keleci [söz] bilen kişinin
yüzünü ağ [ak] ede bir söz
sözü pişirip diyenin
işini sağ ede bir söz
*
söz ola kese savaşı
söz ola bitire başı
söz ola ağılı [zehirli] aşı
bal ile yağ ede bir söz
*
kişi bile söz demini [zamanını]
demeye sözün kemini [kötüsünü]
bu cihan cehennemini
sekiz uçmağ [cennet] ede bir söz”
Sevgiyle kalın…