İnsan, doğduğu andan itibaren eksik bir cümle gibi başlar hayata. Ne noktası vardır ne de tam bir anlamı. Sanki biri kelimeleri özenle seçmiş, ama sonunu getirmeyi unutmuş gibidir ve biz, ömrümüzün geri kalanını o cümlenin devamını yazmaya çalışarak geçiririz.
Bazen sanırız ki eksikliğimizi tamamlayacak bir kelime vardır: Bir insan, bir başarı, bir hayal, bir aşk… Üniversite kazanıldığında bitecektir o eksiklik; iyi bir işe girildiğinde, düzgün bir ev kurulduğunda, çocuklar büyüyüp kendi yolunu bulduğunda, seven sevdiğine kavuştuğunda... Fakat her “tamam” dediğimiz anda fark ederiz ki içimizde hâlâ noktasız bir boşluk durur. Çünkü insan, tamamlanmak için yaratılmamıştır. Eksik kalmak, bu yolculuğun değişmez bir parçasıdır. Günlük hayat bu hakikati sessizce gösterir aslında. Bir sabah kahvaltı masasında çayın buharı yükselirken ansızın duyulan bir özlem hissi… Akşam eve dönerken dolmuştan bakılan gri gökyüzünde beliren garip bir hüzün… Ya da yıllardır tanıdığımız bir dostla kurulan sohbette bile araya giren, adı konulamayan bir boşluk. İşte o boşluk, tamamlanmamışlığımızın işaretidir; hayatın bize, “Sen hâlâ yazılmakta olan bir kitapsın.” deyişidir.
Söz ve müziği Nadir Göktürk’e ait olan ve Ezginin Günlüğü tarafından seslendirilen “Aşk Bitti” şarkısı; bu bitemeyişi, tamamlanamayışı anlatmaz mı aslında? Şarkıda “Aşk hiç biter mi? Hiçbir şey olmamış gibi boşlukta kaybolup gider mi?” diye sorulduktan sonra eklenir:
“Kalır, adımızla bir sokak duvarında,
Bir ağaç kabuğunda, bir takvim kenarında,
Kalır, bir çiçekte, bir defter arasında,
Bir tırnak yarasında, bir dolmuş sırasında,
Kalır, bir odada, bir yastık oyasında,
Bir mum ışığında, bir yer yatağında…
….
Kalır, dilimizde yinelenen bir şarkıda,
Bir okul çıkışında, bir çocuk bakışında,
Kalır, bir kitapta, bir masal perisinde,
Bir hasta odasında, bir gece yarısında,
Kalır, bir durakta, yırtık bir afişte,
Buruk bir gülüşte, dağılmış yürüyüşte…
….
Kalır, bir sokakta, bir genel telefonda,
Bir soru yanıtında, bir komşu suratında,
Kalır, bir pazarda, bir kahve kokusunda,
Bir tavşan niyetinde, bir çorap fiyatında,
Kalır, bir yosunda, bir deniz kıyısında,
Bir martı kanadında, bir vapur bacasında,
Aşk hiç biter mi?”
Velhasıl bu bitemeyişin çok sebebi vardır. Küçücük şeyler büyür, yüreğimizi doldurur. Kalır; buruk bir gülüşte, bir takvim kenarında, bir kahve kokusunda, bir tırnak yarasında… Ama eksik kalmak aslında bir kusur değil, bir davettir: Aramaya, öğrenmeye, değişmeye ve belki de yeniden sevmeye…
Noktası konmamış bir cümlenin en güzel yanı, her sabah yeniden yazılabilmesidir. Yeni bir kelime eklenir, bazen bir virgül, bazen uzun bir sessizlik. Belki bir yolculukla zenginleşir metin, belki bir kalp kırıklığıyla derinleşir. Bir sabah kahve kokusuyla başlayan gün, akşamüstü alınan bir haberle bambaşka bir anlama bürünür ve insan, farkında bile olmadan, o eksik metni durmadan yeniden yazar.
Eksikliğimizi kabullendiğimizde hayat daha hafif gelir. Çünkü o zaman anlarız ki eksik olmak bizi zayıf kılmaz; tam tersine, her sabah yeniden başlama ihtimali verir. Bir dost meclisinde edilen kahkaha, yağmur sonrası toprağın kokusu, hiç umulmadık bir anda gelen bir tebessüm… İşte tüm bu küçük şeyler, eksikliği unutturmasa da ona eşlik etmeyi öğretir ve belki de asıl anlam noktası konmamış bir cümlenin ihtişamındadır. Çünkü bir gün, yazı bitse bile, ardında bıraktığı eksikliğiyle bile bir bütün gibi görünür. İnsan, eksikliğiyle tamamdır; çünkü eksikliktir onu canlı, arayan, öğrenen kılan… Ve belki de umut burada yeşerir: Bugün yarım kalan cümle, yarın bambaşka bir anlam kazanabilir. Eksiklik, umudun en sadık dostudur; çünkü tamamlanmamış her hayat, yeni başlangıçlara kapı aralar. Kim bilir, belki de insanın en büyük güzelliği budur: Bitmeyen bir arayışta bile, her sabah yeniden filizlenen o sessiz umut.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Celâl Görgeç
Tamamlanmamış bir cümledir insan
İnsan, doğduğu andan itibaren eksik bir cümle gibi başlar hayata. Ne noktası vardır ne de tam bir anlamı. Sanki biri kelimeleri özenle seçmiş, ama sonunu getirmeyi unutmuş gibidir ve biz, ömrümüzün geri kalanını o cümlenin devamını yazmaya çalışarak geçiririz.
Bazen sanırız ki eksikliğimizi tamamlayacak bir kelime vardır: Bir insan, bir başarı, bir hayal, bir aşk… Üniversite kazanıldığında bitecektir o eksiklik; iyi bir işe girildiğinde, düzgün bir ev kurulduğunda, çocuklar büyüyüp kendi yolunu bulduğunda, seven sevdiğine kavuştuğunda... Fakat her “tamam” dediğimiz anda fark ederiz ki içimizde hâlâ noktasız bir boşluk durur. Çünkü insan, tamamlanmak için yaratılmamıştır. Eksik kalmak, bu yolculuğun değişmez bir parçasıdır. Günlük hayat bu hakikati sessizce gösterir aslında. Bir sabah kahvaltı masasında çayın buharı yükselirken ansızın duyulan bir özlem hissi… Akşam eve dönerken dolmuştan bakılan gri gökyüzünde beliren garip bir hüzün… Ya da yıllardır tanıdığımız bir dostla kurulan sohbette bile araya giren, adı konulamayan bir boşluk. İşte o boşluk, tamamlanmamışlığımızın işaretidir; hayatın bize, “Sen hâlâ yazılmakta olan bir kitapsın.” deyişidir.
Söz ve müziği Nadir Göktürk’e ait olan ve Ezginin Günlüğü tarafından seslendirilen “Aşk Bitti” şarkısı; bu bitemeyişi, tamamlanamayışı anlatmaz mı aslında? Şarkıda “Aşk hiç biter mi? Hiçbir şey olmamış gibi boşlukta kaybolup gider mi?” diye sorulduktan sonra eklenir:
“Kalır, adımızla bir sokak duvarında,
Bir ağaç kabuğunda, bir takvim kenarında,
Kalır, bir çiçekte, bir defter arasında,
Bir tırnak yarasında, bir dolmuş sırasında,
Kalır, bir odada, bir yastık oyasında,
Bir mum ışığında, bir yer yatağında…
….
Kalır, dilimizde yinelenen bir şarkıda,
Bir okul çıkışında, bir çocuk bakışında,
Kalır, bir kitapta, bir masal perisinde,
Bir hasta odasında, bir gece yarısında,
Kalır, bir durakta, yırtık bir afişte,
Buruk bir gülüşte, dağılmış yürüyüşte…
….
Kalır, bir sokakta, bir genel telefonda,
Bir soru yanıtında, bir komşu suratında,
Kalır, bir pazarda, bir kahve kokusunda,
Bir tavşan niyetinde, bir çorap fiyatında,
Kalır, bir yosunda, bir deniz kıyısında,
Bir martı kanadında, bir vapur bacasında,
Aşk hiç biter mi?”
Velhasıl bu bitemeyişin çok sebebi vardır. Küçücük şeyler büyür, yüreğimizi doldurur. Kalır; buruk bir gülüşte, bir takvim kenarında, bir kahve kokusunda, bir tırnak yarasında… Ama eksik kalmak aslında bir kusur değil, bir davettir: Aramaya, öğrenmeye, değişmeye ve belki de yeniden sevmeye…
Noktası konmamış bir cümlenin en güzel yanı, her sabah yeniden yazılabilmesidir. Yeni bir kelime eklenir, bazen bir virgül, bazen uzun bir sessizlik. Belki bir yolculukla zenginleşir metin, belki bir kalp kırıklığıyla derinleşir. Bir sabah kahve kokusuyla başlayan gün, akşamüstü alınan bir haberle bambaşka bir anlama bürünür ve insan, farkında bile olmadan, o eksik metni durmadan yeniden yazar.
Eksikliğimizi kabullendiğimizde hayat daha hafif gelir. Çünkü o zaman anlarız ki eksik olmak bizi zayıf kılmaz; tam tersine, her sabah yeniden başlama ihtimali verir. Bir dost meclisinde edilen kahkaha, yağmur sonrası toprağın kokusu, hiç umulmadık bir anda gelen bir tebessüm… İşte tüm bu küçük şeyler, eksikliği unutturmasa da ona eşlik etmeyi öğretir ve belki de asıl anlam noktası konmamış bir cümlenin ihtişamındadır. Çünkü bir gün, yazı bitse bile, ardında bıraktığı eksikliğiyle bile bir bütün gibi görünür. İnsan, eksikliğiyle tamamdır; çünkü eksikliktir onu canlı, arayan, öğrenen kılan… Ve belki de umut burada yeşerir: Bugün yarım kalan cümle, yarın bambaşka bir anlam kazanabilir. Eksiklik, umudun en sadık dostudur; çünkü tamamlanmamış her hayat, yeni başlangıçlara kapı aralar. Kim bilir, belki de insanın en büyük güzelliği budur: Bitmeyen bir arayışta bile, her sabah yeniden filizlenen o sessiz umut.
Yüreğinizin şarkısını söylemeniz dileğiyle, sevgiyle kalın…