Hava Durumu

Açılışta kaybedenler

Yazının Giriş Tarihi: 04.11.2025 07:46
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.11.2025 07:47

Fatih Hoca ile satranç köşesi

Bazı oyunlar, daha ilk hamlede kaybedilir. Belki yanlış bir piyon sürülmüştür, belki de rakip çok daha hazırlıklıdır. Ama bazı oyunlar da daha taşlar dizilmeden kaybedilmiştir zaten. Hayatta da durum böyle değil midir? Kimimiz tahtaya beyazla başlarız; kimimiz ise siyahla, sürekli bir savunma zorunluluğuyla…

Satrançta beyaz olmak sadece ilk hamle hakkı değil, aynı zamanda psikolojik bir üstünlüktür. Beyaz, oyun kurucudur, tahtadaki akışı yönlendirendir. Siyah ise tepki verir, pozisyonunu sağlamlaştırır, bekler. İnsan ilişkilerinde, toplumda ve ekonomide de hep beyazlar ve siyahlar vardır. Kimisi dünyaya ilk hamleyi yapma hakkıyla gelir; ailesi güçlüdür, eğitimi hazırdır, çevresi koruyucudur. Kimisi ise daha doğarken savunmada başlar; taşları eksiktir, tahtası dardır, rakip çoktan gelişimini tamamlamıştır. Fakat işin ironisi şudur: Beyazın ilk hamlesi avantajdır, ama aynı zamanda ağır bir sorumluluktur. Her açılış bir seçimdir ve her seçim büyük bir risk taşır. Siyah ise bekleyendir; gözler, sabreder ve rakibin hatasını kollar. Hayatta kimi insanlar erkenden sahneye çıkar, kimi ise köşede sessizce bekler. Fakat bazen kazanan o bekleyen olur. Çünkü sabır, her stratejinin gizli silahıdır.

Bir çocuk düşünün: doğduğu evde tek bir kitap dahi yok, ama yıllar sonra bir kütüphaneyi kendi elleriyle kurar. O çocuk siyahla başlamıştır, dezavantajlıdır; ama oyunu sürdürmüştür. Başlangıcın eksikliği ve zorluğu, bazen bir içsel derinliğe dönüşür. Hayatın popüler açılış teorilerini ezberlememiş olsa bile, her taşın anlamını ve değerini sezmiştir. O sezgi ve derinlik, zamanla sağlam bir bilgiye dönüşür.

Açılışta kaybedenler, aslında oyunun sonunu daha iyi hissederler. Çünkü onlar için her hamle, bir hayatta kalma ve kendini kanıtlama mücadelesidir. Beyazın dikkatlice hesaplanmış bir planı vardır, siyahınsa keskinleşmiş bir içgüdüsü ve çoğu zaman, içgüdü, katı mantığı alt eder ve kazandırır. Satrançta “berbat bir açılış” diye bir şey vardır, ama “imkânsız bir dönüş” yoktur. Bobby Fischer’in dediği gibi, “En kötü pozisyon bile en güzel fikre gebedir.” Aynı şey hayat için de geçerlidir: Yoksulluk, yalnızlık, başarısızlık… Bunlar sadece kötü açılışlardır. Oyun henüz bitmemiştir. Bir gün tahtanın ortasında herkesin unuttuğu bir piyon yürümeye başlar. Küçük, önemsiz, yavaş, ama istikrarlı… Her adımda tahtanın ağırlığı biraz daha o yöne kayar. Sonra o piyon vezir olur. Hayatın ironisi tam burada ortaya çıkar: Başlangıçta en az şansa sahip olan, sonunda en güçlü taşa dönüşür.

Edebiyatta da durum böyledir. Balzac’ın Rastignac’ı, Dickens’ın Pip’i, Orhan Kemal’in Murtaza’sı… Hepsi hayata açılışta kaybedenler olarak başlamıştır. Ama yazar, onların hamlelerini izlerken asıl oyunun ve karakter inşasının orada başladığını bilir. Çünkü trajedi, satrancın edebiyatla kesiştiği o derin noktadır: Her kayıp, bir karakterin temel inşasıdır. Felsefede ise Kierkegaard’ın söylediği gibi, “İnsanın trajedisi, özgürlüğünü geç fark etmesidir.” Açılışta kaybedenler özgürlüğünü geç fark eder, ama fark ettiklerinde, o özgürlük beyazın hiçbir hamlesine benzemez. Psikolojide buna “öğrenilmiş dezavantajı kırmak” denir. İnsan, sürekli geriden gelmeye alıştığında bir tür keskin farkındalık geliştirir. Rakiplerinin planlarını sezebilir, hataları önceden koklar. Çünkü o, her hamlede kaybetmeyi öğrenmiştir ve bu bilgi, ironik bir şekilde ona kaybetmemeyi öğretir.

Satranç tahtasında piyonların, fillerle, vezirlerle aynı dili konuşmadığını sanırız. Oysa her taş aynı sessizlikte, aynı kurallar içinde yaşar. Oyun başladığında kimse geçmişini anlatmaz, sadece oynar. Aynı şekilde, hayat da kimseye adil davranmaz, ama her hamle eşit yankı bulur. Çünkü önemli olan taşın rütbesi değil, hamlenin doğruluğudur. İnsan da böyledir. Ne kadar geç başlarsa başlasın, doğru hamleyi yaptığı anda tahtadaki denge değişir. Sonra fark edilir ki, hayatta “mutlak kazanmak” diye bir şey yoktur aslında. Sadece devam edebilmek, denemeye cesaret edebilmek vardır. Kimileri ilk hamlede hata yapmaktan korktuğu için hiç oynamaz. Kimileri kaybedeceğini bile bile tahtaya oturur ve çoğu zaman, ikinci grup kazanır. Çünkü onlar kaybı önceden kabullenmiştir. Kaybı kabullenen, özgürleşir ve en doğru hamleyi yapabilir.

Oyun bittiğinde herkes taşları toplar, tahtayı katlar. Bir süre sonra biri fark eder: Aslında kimse gerçekten kazanmamıştır. Çünkü kazanmak geçici, oynamak kalıcıdır. Bir piyonun yolculuğu, bir insanın ömrü gibidir; uzun, yavaş ve çoğu zaman fark edilmeden geçer. Ama o yürüyüşün kendisi, başlı başına bir zaferdir. Açılışta kaybetmiş olsan da devam etmişsindir. Satrançta da hayatta da sonuç değil, anlam önemlidir. Mat olmamak, bazen mat etmekten daha derindir. Çünkü hayatta asıl ustalık, kazanmaktan çok, kaybetmeyi bile estetikle taşımaktır. İşte o an, sessizlikte bir gerçek yankılanır: Açılışta kaybetmek, bazen hayata en doğru yerden başlamaktır. Çünkü o noktada, artık sana verilmiş, pasif bir pozisyon yoktur; onu sen yaratırsın.

Günün Bulmacası

Beyaz oynar, 3 hamlede mat.

(Degraeve, Jean-Marc-Mirzoev, Azer)

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.