Hava Durumu

Camdan kaleler

Yazının Giriş Tarihi: 22.06.2025 09:09
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.06.2025 09:16

Fatih Hoca ile satranç köşesi

Lise yıllarında tanıdığım bir öğrenci vardı. Adı Baran’dı. Sessizdi, içine kapanıktı, ama taşları eline aldığında bambaşka biri olurdu. Satranç tahtasının başına geçtiğinde gözlüğünü usulca siler, tahtaya uzun uzun bakar, sonra içinden bir şeyler mırıldanırdı. Ona göre her maç bir hikâyeydi. Vezir annesi, at en yakın dostuydu. Şah ise bazen kendisiydi; korunması gereken, yalnız bir figür.

Baran, bir gün, çok önemli bir turnuvada vezirini yanlışlıkla açıkta bıraktı. Kaybetti. Maç bitince, gözleri dolu dolu tahtaya bakıyordu. Yanına yaklaştım ve “Baran, bu sadece bir maç.” dedim. Başını kaldırmadan, sessizce fısıldadı: “Hayır hocam… Bu, annemin bana öğrettiği sabırdı ve ben sabırsızca saldırdım.” O an anladım. Bu çocuk sadece bir taşı değil, bir anlamı kaybetmişti. Duygularını taşlara yüklemiş, taşlar gidince içi boş kalmıştı. Satranç onun için sadece bir oyun değil, bir anlatım biçimiydi. Bir tür içsel tiyatro sahnesi… Bir başka turnuvada yenilmek üzere olan bir oyuncunun tahtaya boş boş baktığını görmüştüm. Rakibinin son hamlesiyle kaçınılmaz bir mat geliyordu, ama o hamle yapmadı. Süreyi son saniyeye kadar kullandı. Belki farkındaydı, belki de sadece ayrılmak istemiyordu. O tahtada kalmak, pes etmekten daha anlamlıydı. İşte o an bir şey daha fark ettim: Satrançta sadece taşlar değil, bazen ruh da sıkışır.

Tahtada sıkışan vezir değil; içimizdeki geçmiş hatalar, pişmanlıklar ve gelecek kaygılarıdır. Eller bir hamle yapmak ister, ama kalp başka bir şey söyler. Taşlar hareket etse bile, oyuncu yerinden kımıldayamaz. O an bir pozisyondan değil, kendi içinden çıkamaz. Stratejik olarak “ruhun sıkışması”, çoğu zaman oyun içinde çıkış yolu bulunamayan çaresizliğin egemen olduğu anları tarif eder. Ancak burada sözünü ettiğim ruh, teknik bir terim değil; oyuncunun duygusal dünyasıdır. Bir oyuncunun üstünken yaptığı tek bir hata yüzünden avantajını kaybetmesi… Kazanmaya yaklaşırken artan gerginlik…Yenilmek üzereyken tahtaya bakıp hayatındaki başka başarısızlıkları hatırlaması… İşte bütün bunlar, ruhun tahtada sıkıştığı anlardır. Bu psikolojik gerilim, en büyük ustaları bile etkileyebilir. Örneğin Garry Kasparov’un 1997’de Deep Blue’ya karşı oynadığı o meşhur ikinci maçta, bilgisayarın “insan gibi” hamle yapması, Kasparov’u öylesine sarstı ki sonraki oyunlarda duygusal kontrolünü yitirdi. Teknik olarak oyunu sürdürüyor olsa da ruhu çoktan o şaşkınlık anına saplanıp kalmıştı.

Satranç tahtasını bazen bir camdan kale gibi düşünebiliriz. İçinde ruhumuz yaşar. Hayallerimiz, inançlarımız, korkularımız… Her taş bu kalede bir pencere açar, ama cam kaledir bu; dışa karşı savunmasız, içe karşı kırılgandır. Bir hamleyle her şey çatlayabilir. Yanlış bir hesap, duygusal bir refleks… ve camda ilk çatlak belirir. Duygular dışarı sızar, ruh içeride sıkışır. Tahta artık bir savaş alanı değil, bir aynaya dönüşür. Kendimizi izleriz. Hatalarımızı, arzularımızı, sustuklarımızı ve kaçtıklarımızı…

Eğer bir gün taşlara bakıp içinden bir şeylerin eksildiğini hissedersen… Bil ki bu, senin tahtayla ne kadar derin bir bağ kurduğunun göstergesidir. Duygusallık bir zayıflık değil, bir insanlık izidir. Ama o izden yola çıkarak yeniden toparlanmak, yeniden oynamak, işte asıl ustalık budur. Satranç soğukkanlılığın oyunu olarak bilinir. Ancak bazen en iyi hamleleri duygular engeller. Kimi zaman bir taşı kaybetmenin getirdiği öfke, kimi zaman eski bir yenilginin gölgesi… Taşları hareket ettiren aslında ellerimiz değil, içimizdeki sessiz fırtınalardır. Bu yüzden satranç sadece kazanmak için değil, özgürleşmek için de oynanır. Bazen o son hamle, sadece rakibi değil, kendi içindeki sıkışmış ruhu da serbest bırakır.

Camdan kaleler kırılgandır ama ışığı da geçirir. Ruhun sıkıştığı anlarda cam çatlayabilir, ama belki de o çatlak, yeni bir ışığın girmesi içindir. Satranç tahtası bize sadece stratejiyi değil, sabrı, kabullenmeyi ve en önemlisi kendimizi tanımayı öğretir. Kaybettiğimizde değil, hissettiğimizde oyuna gerçekten dâhil oluruz.

Belki de bu yüzden, bazı oyunlar hiç unutulmaz…

Günün Bulmacası

Siyah oynar, 3 hamlede mat.

(Kuzubov, Yuriy-Solak, Dragan)

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.