Hava Durumu

İçimizdeki Pahom

Yazının Giriş Tarihi: 12.08.2025 15:40
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.08.2025 15:44

Fatih Hoca ile satranç köşesi

Tolstoy’un İnsana Ne Kadar Toprak Lazım hikâyesi, insanın hırsının sınırını çarpıcı bir şekilde gösterir. Hikâyenin başkahramanı Pahom, yoksul bir köylüdür ve “Biraz daha toprağım olsa, hiçbir şeyden şikâyet etmezdim” diye düşünür. Günün birinde, çok uzaklardaki bir kavim ona tuhaf bir teklif yapar: Güneşin doğuşundan batışına kadar yürüyerek işaretlediği tüm arazi onun olacaktır. Tek şart, gün batmadan başladığı yere dönmesidir.

Pahom sabah erkenden yola çıkar. Önce makul bir alan çizmeyi düşünür, fakat yürüdükçe gözünü daha uzaklarda kalan verimli tarlalar, yeşil çayırlar, ormanlar alır. “Biraz daha ilerlesem, daha çok toprağım olur” der. Zaman hızla geçer. Güneş alçalırken Pahom, başlangıç noktasına yetişmek için tüm gücüyle koşmaya başlar. Nefesi kesilir, ayakları kanar ama tam gün batarken hedefe varır… ve oracıkta yorgunluktan ölür. Onu gömmek için iki metre uzunluğunda bir mezar kazılır. Tolstoy, hikâyeyi şu cümleyle bitirir: “İnsana lazım olan toprak, onu gömecek kadar olandır.”

Bu hikâyeyi ilk kez ortaokul yıllarımda okudum. Aslında okumamın sebebi de bizzat açgözlülüğüm olmuştu. Sınıfımızda yapılan kitap okuma yarışmasında önde gitmek için kütüphaneden sayfa sayısı çok olan bir kitap seçmiştim. Maksadım, puanı artırmaktı. Fakat kitabı bitirince hiçbir şey anlamadığımı fark ettim. Öğretmenim de bunu görmüş olmalı ki, “Fatih bazen hızlı koşan, hedefe varamaz” diyerek bana Tolstoy’un bu hikâyesini verdi. Pahom’un toprağı, benim de sayfa sayılarım gibiydi; çoktu ama anlamsızdı.

Pahom’un toprağı işaretlemek için attığı adımlar, satrançta taş peşinde koşan oyuncunun yaptığı hamlelere çok benzer. Önce mantıklı görünen hamleler yapılır, ama sonra “Bir taş daha alayım, biraz daha ilerleyeyim” duygusu ağır basar. Tıpkı Pahom gibi oyuncu da fark etmeden hem zamanını hem de konum güvenliğini tüketir. Tahtanın ortasında şahı savunmasız kalır, rakip tehditlerini artırır ve oyun, taş üstünlüğüne rağmen kaybedilir.

Satrançta açgözlülük, anlık kazanç uğruna konumun bütünlüğünü feda etmektir. Bu bazen rakibin bıraktığı bir piyonu almak, bazen de riskli görünen bir taşı kovalamak şeklinde ortaya çıkar. Kısa vadede avantaj gibi görünse de uzun vadede stratejik felaketlere yol açar. Zehirli piyon tuzakları bunun en bilinen örneklerindendir. Oyuncu bedava gibi görünen piyonu alır, ancak o sırada rakibin taşları hızla gelişir ve saldırı başlar. Kâğıt üzerinde bir piyon öndedir ama tahtada kaybeden konuma düşmüştür.

Daha dramatik örneklerden biri 2008 Wijk aan Zee turnuvasında yaşandı. Ünlü büyükusta Levon Aronian, Veselin Topalov’a karşı oynarken, konumu sağlamken açgözlülükle bir piyon aldı. Bu hamle, şah kanadındaki savunmasını zayıflattı. Topalov fırsatı değerlendirdi, ağır taşları merkeze yığdı ve birkaç hamle içinde oyunu bitirdi. Oyun sonrası Aronian, “O piyon, bana altın gibi görünüyordu ama meğer el bombasıymış” diye espri yaptı.

Bu tür hataların psikolojik yönü derindir. Satranç oyuncusu bir taş kazandığında beyninde küçük bir “ödül sinyali” oluşur. Bu, tıpkı alışverişte indirime denk gelmek gibidir; insan fırsatı kaçırmak istemez. Ama o taş gerçekten güvenli mi, yoksa rakibin tuzağı mı? Bunu anlamadan yapılan hamleler, Pahom’un “Biraz daha ilerleyeyim” demesine benzer.

Hayatta da durum farklı değil. İş dünyasında şirketler, daha fazla pazar payı için gereksiz riskler alır, sonunda elindekini de kaybeder. Sporda, önde giden takımlar “Bir gol daha atalım” hırsıyla savunmayı unutur ve son dakikalarda maçı verir. İnsan ilişkilerinde, daha fazla ilgi, daha fazla onay istemek, var olan huzuru bozar. Fazla istemek bazen hiç sahip olamamaktır.

Bu yüzden hem satrançta hem hayatta sormamız gereken kritik bir soru var: “Bu kazanç bana neye mal olacak?” Bir taş almak, gelişimimizi geciktiriyor mu? Bir iş fırsatı, sağlığımızı ya da huzurumuzu mu tehdit ediyor? Bir insanla daha yakın olmak, başka birini incitiyor mu?

Tolstoy’un Pahom’u bize, sahip olduklarımızın değerini anlamayı öğütler. Satranç tahtasında en iyi hamle, bazen hiçbir şey almadan, sadece konumumuzu sağlamlaştırmaktır. Hayatta da en iyi tercih, bazen hiçbir şey eklemeden mevcut huzuru korumaktır. Gerçek zafer, elde ettiklerimiz değil, kaybetmediklerimizle ölçülür.

Bir gün yine satranç oynarken, rakibim bana açıkta duran bir vezir bıraktı. Heyecanla veziri aldım, ama o sırada fark etmedim: hamle, rakibin bana karşı kurduğu mat ağının son halkasıydı. Bir sonraki iki hamlede şahım mat oldu (Legal Matı). O an anladım ki, bazen oyunda “hediye” gibi görünen şey, aslında rakibin sana attığı oltadır. Hayatta da böyle değil mi? Her parlayan altın değildir, her fırsat da gerçek kazanç getirmez.

Belki de en doğrusu, Pahom’un hikâyesinden çıkardığımız dersi unutmamaktır: Ne satrançta ne hayatta, fazlanın peşinden koşarken elimizdekinden olmayalım. Çünkü günün sonunda, hepimizin ihtiyacı olan şey, bizi gömecek kadar topraktır.

Günün Bulmacası

Siyah oynar, 3 hamlede mat.

(Karjakin, Sergey-Anand, Viswanathan)

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.