Bazı hayatlar hızlı başlar. Öyle hızlı ilerler ki çevresindekiler aynı cümleyi kurar: “Bu çocuk farklı.” Daha yolun başında zirve görünür hale gelir, alkış erken gelir, beklenti erkenden yükselir. Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir başlangıç izlenimi oluşur. Asıl soru ise tam burada ortaya çıkar: Çok erken parlayan bir ışık, aynı güçle yanmaya devam edebilir mi? Paul Morphy bu sorunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Satranç tarihinde adı efsaneler arasına yazılmış, ancak hikâyesi yalnızca başarıyla değil, aynı zamanda eksiklik duygusuyla da anılmış bir isimdir. Morphy yalnızca kazanan bir oyuncu değildi, aynı zamanda çok erken kazanan bir oyuncuydu. Henüz genç yaşta dönemin en güçlü oyuncularını geride bırakmaya başladı. Oyunlarına bakıldığında hemen fark edilen şey akıcılıktır. Hamleler sanki kendiliğinden gelir, taşlar uyum içinde hareket eder, rakipler daha ne olduğunu anlamadan oyun biter. Bu durum yalnızca yetenekle açıklanamaz; zihinsel berraklığın nadir görülen bir örneğidir. Hikâyenin asıl dikkat çekici kısmı zirveye ulaştıktan sonra başlar. Morphy kısa sürede ulaşabileceği en yüksek noktaya ulaşmıştı. Rakip kalmamış, mücadele hissi zayıflamış, kendisini zorlayacak ortam ortadan kalkmıştı. İnsan çoğu zaman yükselmek için mücadele eder. Zirveye ulaşıldığında bu mücadele ortadan kalkarsa başarı anlamını yitirmeye başlar.
Başarı yalnızca kazanmak değildir. Başarı, devam edebilmektir. Morphy için satranç zamanla bir keşif alanı olmaktan çıktı. Öğrenecek yeni şeylerin azaldığı hissi, oyunun içindeki heyecanı da azalttı. Zorlanma ortadan kalktığında motivasyon da zayıfladı. Sonunda satrancı tamamen bıraktı. Bu durum dışarıdan bakıldığında anlaşılması zor bir tablo oluşturur. Büyük bir başarı elde etmiş birinin neden devam etmediği sorgulanır. Sorunun yönü çoğu zaman yanlıştır. İnsan yalnızca başarılı olduğu için mi bir şey yapar sorusu daha anlamlıdır.
Bir antrenör olarak bu sorunun daha küçük ölçekli hâliyle sık sık karşılaşılır. Bazı çocuklar hızlı öğrenir, konumları erken kavrar, kısa sürede öne çıkar. İlk bakışta büyük bir avantaj gibi görünür. Zaman ilerledikçe farklı bir tablo ortaya çıkar. Bu çocuklar zorlanmamaya alışır. Zorlanmayan bir zihin gelişemez. Gelişim, sınırların zorlandığı yerde başlar. Sürekli kolay kazanan bir çocuk kaybetmeyi öğrenemez, hata yapmanın doğal olduğunu içselleştiremez, mücadele etme refleksi geliştiremez. İlk gerçek zorlukla karşılaştığında sarsılır. O ana kadar kurduğu düzen bozulur. Bu noktada iki yol belirir: Mücadele etmeyi öğrenmek ya da geri çekilmek. Morphy’nin hikâyesi bu açıdan güçlü bir uyarıdır. Erken başarı doğru yönetilmediğinde gelişimi yavaşlatabilir. Konfor alanı genişledikçe risk alma isteği azalır. Sürekli kazanan bir çocuk kaybetme ihtimalinden kaçınmaya başlar. Bu durum zamanla gelişimin önünde görünmez bir engel oluşturur.
Velilerin en sık yaptığı hatalardan biri, hız ile gelişimi aynı şey olarak görmektir. Oysa hız tek başına bir değer taşımaz. Asıl önemli olan derinliktir. Bir çocuk hızlı öğrenebilir, ama önemli olan öğrendiğini ne kadar içselleştirdiğidir. Zorlandığında nasıl tepki verdiği, kaybettiğinde ne düşündüğü, süreci nasıl yönettiği gerçek gelişimi belirler. Bazı çocuklar yavaş ilerler, ancak sağlam ilerler. Hata yapar, yeniden dener, tekrar kaybeder, tekrar öğrenir. Bu süreç dışarıdan bakıldığında yavaş görünür, ancak çok daha kalıcıdır. Bazı çocuklar ise hızlı yükselir, ancak erken yorulur. Çünkü zirveye çıkmak için gereken çaba ile orada kalmak için gereken çaba aynı değildir. Veliler için en sağlıklı yaklaşım, çocuğun hızına değil sürecine odaklanmaktır. Çocuk kazandığında yalnızca sonuç konuşulmamalıdır. Oyunun nasıl kazanıldığı önemlidir. Zorlanarak mı kazanıldı, yoksa rahat bir oyun muydu? Bu sorular çocuğun farkındalığını artırır. Çocuk kaybettiğinde bu durum bir sorun olarak görülmemelidir. Kaybetmek, öğrenmenin başladığı noktadır. Önemli olan kaybın nasıl anlamlandırıldığıdır. Sürekli övgü de sürekli eleştiri kadar zararlıdır. Biri yapay bir özgüven oluşturur, diğeri özgüveni zedeler. Denge burada belirleyicidir.
Satrançta olduğu gibi hayatta da en değerli unsur dengedir. Morphy’nin hikâyesi yalnızca bir satranç hikâyesi değildir, aynı zamanda bir denge hikâyesidir. Erken başarı ile sürdürülebilir gelişim arasındaki farkı gösterir. Mücadelenin olmadığı bir başarının ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koyar. Bir çocuk için en sağlıklı yol, sürekli öğrenmeye açık olduğu yoldur. Hızın değil, gelişimin ön planda olduğu bir süreçtir. Çünkü satrançta en güçlü oyuncular, en çok kazananlar değil, en çok öğrenmeye devam edenlerdir. Hayatta da durum aynıdır. En büyük risk kaybetmek değildir. En büyük risk, hiç zorlanmamaktır.
Günün Bulmacası
Siyah oynar, 2 hamlede mat eder.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Fatih Öztürk
Kolay kazananlar neden kaybeder?
Fatih Hoca ile satranç köşesi
Bazı hayatlar hızlı başlar. Öyle hızlı ilerler ki çevresindekiler aynı cümleyi kurar: “Bu çocuk farklı.” Daha yolun başında zirve görünür hale gelir, alkış erken gelir, beklenti erkenden yükselir. Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir başlangıç izlenimi oluşur. Asıl soru ise tam burada ortaya çıkar: Çok erken parlayan bir ışık, aynı güçle yanmaya devam edebilir mi? Paul Morphy bu sorunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Satranç tarihinde adı efsaneler arasına yazılmış, ancak hikâyesi yalnızca başarıyla değil, aynı zamanda eksiklik duygusuyla da anılmış bir isimdir. Morphy yalnızca kazanan bir oyuncu değildi, aynı zamanda çok erken kazanan bir oyuncuydu. Henüz genç yaşta dönemin en güçlü oyuncularını geride bırakmaya başladı. Oyunlarına bakıldığında hemen fark edilen şey akıcılıktır. Hamleler sanki kendiliğinden gelir, taşlar uyum içinde hareket eder, rakipler daha ne olduğunu anlamadan oyun biter. Bu durum yalnızca yetenekle açıklanamaz; zihinsel berraklığın nadir görülen bir örneğidir. Hikâyenin asıl dikkat çekici kısmı zirveye ulaştıktan sonra başlar. Morphy kısa sürede ulaşabileceği en yüksek noktaya ulaşmıştı. Rakip kalmamış, mücadele hissi zayıflamış, kendisini zorlayacak ortam ortadan kalkmıştı. İnsan çoğu zaman yükselmek için mücadele eder. Zirveye ulaşıldığında bu mücadele ortadan kalkarsa başarı anlamını yitirmeye başlar.
Başarı yalnızca kazanmak değildir. Başarı, devam edebilmektir. Morphy için satranç zamanla bir keşif alanı olmaktan çıktı. Öğrenecek yeni şeylerin azaldığı hissi, oyunun içindeki heyecanı da azalttı. Zorlanma ortadan kalktığında motivasyon da zayıfladı. Sonunda satrancı tamamen bıraktı. Bu durum dışarıdan bakıldığında anlaşılması zor bir tablo oluşturur. Büyük bir başarı elde etmiş birinin neden devam etmediği sorgulanır. Sorunun yönü çoğu zaman yanlıştır. İnsan yalnızca başarılı olduğu için mi bir şey yapar sorusu daha anlamlıdır.
Bir antrenör olarak bu sorunun daha küçük ölçekli hâliyle sık sık karşılaşılır. Bazı çocuklar hızlı öğrenir, konumları erken kavrar, kısa sürede öne çıkar. İlk bakışta büyük bir avantaj gibi görünür. Zaman ilerledikçe farklı bir tablo ortaya çıkar. Bu çocuklar zorlanmamaya alışır. Zorlanmayan bir zihin gelişemez. Gelişim, sınırların zorlandığı yerde başlar. Sürekli kolay kazanan bir çocuk kaybetmeyi öğrenemez, hata yapmanın doğal olduğunu içselleştiremez, mücadele etme refleksi geliştiremez. İlk gerçek zorlukla karşılaştığında sarsılır. O ana kadar kurduğu düzen bozulur. Bu noktada iki yol belirir: Mücadele etmeyi öğrenmek ya da geri çekilmek. Morphy’nin hikâyesi bu açıdan güçlü bir uyarıdır. Erken başarı doğru yönetilmediğinde gelişimi yavaşlatabilir. Konfor alanı genişledikçe risk alma isteği azalır. Sürekli kazanan bir çocuk kaybetme ihtimalinden kaçınmaya başlar. Bu durum zamanla gelişimin önünde görünmez bir engel oluşturur.
Velilerin en sık yaptığı hatalardan biri, hız ile gelişimi aynı şey olarak görmektir. Oysa hız tek başına bir değer taşımaz. Asıl önemli olan derinliktir. Bir çocuk hızlı öğrenebilir, ama önemli olan öğrendiğini ne kadar içselleştirdiğidir. Zorlandığında nasıl tepki verdiği, kaybettiğinde ne düşündüğü, süreci nasıl yönettiği gerçek gelişimi belirler. Bazı çocuklar yavaş ilerler, ancak sağlam ilerler. Hata yapar, yeniden dener, tekrar kaybeder, tekrar öğrenir. Bu süreç dışarıdan bakıldığında yavaş görünür, ancak çok daha kalıcıdır. Bazı çocuklar ise hızlı yükselir, ancak erken yorulur. Çünkü zirveye çıkmak için gereken çaba ile orada kalmak için gereken çaba aynı değildir. Veliler için en sağlıklı yaklaşım, çocuğun hızına değil sürecine odaklanmaktır. Çocuk kazandığında yalnızca sonuç konuşulmamalıdır. Oyunun nasıl kazanıldığı önemlidir. Zorlanarak mı kazanıldı, yoksa rahat bir oyun muydu? Bu sorular çocuğun farkındalığını artırır. Çocuk kaybettiğinde bu durum bir sorun olarak görülmemelidir. Kaybetmek, öğrenmenin başladığı noktadır. Önemli olan kaybın nasıl anlamlandırıldığıdır. Sürekli övgü de sürekli eleştiri kadar zararlıdır. Biri yapay bir özgüven oluşturur, diğeri özgüveni zedeler. Denge burada belirleyicidir.
Satrançta olduğu gibi hayatta da en değerli unsur dengedir. Morphy’nin hikâyesi yalnızca bir satranç hikâyesi değildir, aynı zamanda bir denge hikâyesidir. Erken başarı ile sürdürülebilir gelişim arasındaki farkı gösterir. Mücadelenin olmadığı bir başarının ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koyar. Bir çocuk için en sağlıklı yol, sürekli öğrenmeye açık olduğu yoldur. Hızın değil, gelişimin ön planda olduğu bir süreçtir. Çünkü satrançta en güçlü oyuncular, en çok kazananlar değil, en çok öğrenmeye devam edenlerdir. Hayatta da durum aynıdır. En büyük risk kaybetmek değildir. En büyük risk, hiç zorlanmamaktır.
Günün Bulmacası
Siyah oynar, 2 hamlede mat eder.