Bazı satranç oyunları vardır, yüzeyde oynanırken altında başka bir hikâye daha akar. Bir hamle tahtada basit bir taş değişimi gibi görünürken aslında başka bir planın anahtarıdır. Oyun içinde bir başka oyun başlar orada. Rakibin dikkatini bir köşeye çekerken başka bir köşede pusuda bekleyen niyeti gizlemek gerekir. İşte tam da bu yüzden, satranç sadece taşların değil, niyetlerin de savaşıdır. Tıpkı hayat gibi…
Hayatta da görünenle yetinirsen kaybedersin. Çünkü çoğu zaman yürüdüğün yolun altından başka yollar geçer. Gülümseyen bir yüzün ardında saklanan bir hesap olabilir, bir teklifin içinde gizlenmiş başka bir amaç, bir dostluk maskesiyle gizlenen bir kıskançlık... Oyun içindeki oyunları göremeyen, kendi oyununda bile figüran olur.
Satrançta bir "tuzak kurmak" sanatı vardır. Feda edilen bir taşın ardından gelen beklenmedik bir mat… İşte orası oyunun kırıldığı yerdir. Rakip oyunu okurken sen oyunun arkasındaki oyunu kurmuşsundur. Bu, sadece taş dizilimiyle değil, zamanlama, sabır ve bazen de soğukkanlı blöf ile yapılır. Tahtanın başında oturanlar sadece 64 kareyi değil, aynı zamanda bir psikolojik savaşı da yönetir. Her hamle, bir düşünceyi, bir duyguyu ya da bir stratejiyi barındırır.
Hayatta da böyledir. Kimileri olayların görünen yüzüne aldanır, kimileri ise suyun altındaki akıntıyı okur. Bazen biri başarısız gibi görünür, ama aslında kendine zaman kazandırıyordur. Bazen sessizlik bir pes ediş değil, sadece fırtınadan önceki sükûnettir ve bazen geri çekilmek, ilerlemekten daha akıllıcadır.
Büyük ustaların maçlarına baktığınızda, özellikle de klasik oyunlara, hep şunu fark edersiniz: ilk 20 hamle sadece açılış değildir, bir karakter savaşıdır. Kim baskın olacak, kim kimin planını çözecek, kim kimin niyetini açığa çıkaracak… İşte burada oyunun içindeki oyun devreye girer. Açık oynayan değil, saklayarak hamle yapan kazanır. Yani sadece oynayan değil, okuyan kazanır.
Hayatta da insanlar bazen doğrudan değil dolaylı oynar. Bir kişi size gülümserken arkanızdan başka bir plan işleyebilir. Bir teklifin, bir iş ortaklığının, bir yardımın, hatta bir özrün bile içinde gizli bir oyun olabilir. Kimi zaman insanlar sizi test eder, sınar, yönlendirir. Farkında olmadan bir oyunun parçası olursunuz. Bu yüzden uyanık olmak hem oyunu hem oyuncuları tanımak gerekir.
Bir örnek: 1985 yılında Garry Kasparov ile Anatoly Karpov arasında oynanan dünya şampiyonası maçlarında sadece taşlar değil, düşünce sistemleri, ideolojiler, karakterler savaştı. Karpov, sabır, denge ve konumsal oyunla rakibini boğmak isterken Kasparov, dinamizm, sürprizler ve taktik çılgınlıkla cevap verdi. Her maç, sadece hamlelerin değil, kimliklerin çarpışmasıydı. Oyun içinde oyun buydu: tahtada hamle yaparken rakibin zihninde de iz bırakmak.
Hayatta da önemli olan sadece hamle yapmak değil, nasıl bir iz bıraktığındır. Oyunları sadece kazanmak değil, nasıl kazandığın önemlidir. Yoksa bazen her şeyi kazanırsın, ama kendini kaybedersin. Oyunun içindeki asıl oyun da budur: karakterinle oynamak. Zekâ kadar ahlak, hız kadar sabır, hırs kadar vicdan gerekir. Yoksa kazanırsın, ama kimse seni alkışlamaz.
Bazı insanlar vardır, oyunu değil, sadece hamleleri görür. Taşın nereye gittiğini anlar, ama niçin gittiğini anlayamaz. Bu da onları sıradan yapar. Ama bazıları vardır ki, tahtadaki her hamlenin ardındaki düşünceyi sezer. Rakibinin gözünden, nefes alışından, bekleyişinden niyet okur. İşte bu ustalıktır. Bu, sadece satrancı değil, hayatı da ustaca yaşamanın sırrıdır. Çünkü hayat da bir satranç tahtasıdır. Herkesin kendi taşı, kendi açılışı, kendi stili vardır; ama herkes aynı oyunu oynamaz. Kimi sadece günü kurtarmaya oynar, kimi uzun vadeli bir vizyonla strateji kurar. Kimi sadece hayatta kalmak ister, kimi iz bırakmak… Ve çoğu zaman gerçek oyun, görünenin arkasında gizlidir. Gerçek planlar perde arkasında kurulur. Kazananlar ise perdeyi aralayabilenlerdir.
Sonuç mu?
Hayatta ve satrançta, sadece oynama. Oyunu oku. Sadece hamle yapma. Niyet kur. Her şey göründüğü gibi değildir. Kimi zaman bir taş verirsin, bir oyun kazanırsın. Kimi zaman bir gülüşe inanırsın, bir hayal kaybedersin. O yüzden dikkat et, her oyun tek değildir. Her hamle birden fazla anlama gelir ve asıl mesele, bu oyunların içindeki oyunu çözmektir.
Tahtaya her oturduğunda, kendine şu soruyu sor: Bu hamlenin arkasında başka bir oyun var mı?
Çünkü unutma…
Gerçek ustalık, oyunun içindeki oyunu oynamaktır.
Günün Bulmacası
Siyah oynar, 3 hamlede mat.
(Rozum, Ivan-Hovhannisyan, Robert)
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Fatih Öztürk
Oyun içinde oyun
Fatih Hoca ile satranç köşesi
Bazı satranç oyunları vardır, yüzeyde oynanırken altında başka bir hikâye daha akar. Bir hamle tahtada basit bir taş değişimi gibi görünürken aslında başka bir planın anahtarıdır. Oyun içinde bir başka oyun başlar orada. Rakibin dikkatini bir köşeye çekerken başka bir köşede pusuda bekleyen niyeti gizlemek gerekir. İşte tam da bu yüzden, satranç sadece taşların değil, niyetlerin de savaşıdır. Tıpkı hayat gibi…
Hayatta da görünenle yetinirsen kaybedersin. Çünkü çoğu zaman yürüdüğün yolun altından başka yollar geçer. Gülümseyen bir yüzün ardında saklanan bir hesap olabilir, bir teklifin içinde gizlenmiş başka bir amaç, bir dostluk maskesiyle gizlenen bir kıskançlık... Oyun içindeki oyunları göremeyen, kendi oyununda bile figüran olur.
Satrançta bir "tuzak kurmak" sanatı vardır. Feda edilen bir taşın ardından gelen beklenmedik bir mat… İşte orası oyunun kırıldığı yerdir. Rakip oyunu okurken sen oyunun arkasındaki oyunu kurmuşsundur. Bu, sadece taş dizilimiyle değil, zamanlama, sabır ve bazen de soğukkanlı blöf ile yapılır. Tahtanın başında oturanlar sadece 64 kareyi değil, aynı zamanda bir psikolojik savaşı da yönetir. Her hamle, bir düşünceyi, bir duyguyu ya da bir stratejiyi barındırır.
Hayatta da böyledir. Kimileri olayların görünen yüzüne aldanır, kimileri ise suyun altındaki akıntıyı okur. Bazen biri başarısız gibi görünür, ama aslında kendine zaman kazandırıyordur. Bazen sessizlik bir pes ediş değil, sadece fırtınadan önceki sükûnettir ve bazen geri çekilmek, ilerlemekten daha akıllıcadır.
Büyük ustaların maçlarına baktığınızda, özellikle de klasik oyunlara, hep şunu fark edersiniz: ilk 20 hamle sadece açılış değildir, bir karakter savaşıdır. Kim baskın olacak, kim kimin planını çözecek, kim kimin niyetini açığa çıkaracak… İşte burada oyunun içindeki oyun devreye girer. Açık oynayan değil, saklayarak hamle yapan kazanır. Yani sadece oynayan değil, okuyan kazanır.
Hayatta da insanlar bazen doğrudan değil dolaylı oynar. Bir kişi size gülümserken arkanızdan başka bir plan işleyebilir. Bir teklifin, bir iş ortaklığının, bir yardımın, hatta bir özrün bile içinde gizli bir oyun olabilir. Kimi zaman insanlar sizi test eder, sınar, yönlendirir. Farkında olmadan bir oyunun parçası olursunuz. Bu yüzden uyanık olmak hem oyunu hem oyuncuları tanımak gerekir.
Bir örnek: 1985 yılında Garry Kasparov ile Anatoly Karpov arasında oynanan dünya şampiyonası maçlarında sadece taşlar değil, düşünce sistemleri, ideolojiler, karakterler savaştı. Karpov, sabır, denge ve konumsal oyunla rakibini boğmak isterken Kasparov, dinamizm, sürprizler ve taktik çılgınlıkla cevap verdi. Her maç, sadece hamlelerin değil, kimliklerin çarpışmasıydı. Oyun içinde oyun buydu: tahtada hamle yaparken rakibin zihninde de iz bırakmak.
Hayatta da önemli olan sadece hamle yapmak değil, nasıl bir iz bıraktığındır. Oyunları sadece kazanmak değil, nasıl kazandığın önemlidir. Yoksa bazen her şeyi kazanırsın, ama kendini kaybedersin. Oyunun içindeki asıl oyun da budur: karakterinle oynamak. Zekâ kadar ahlak, hız kadar sabır, hırs kadar vicdan gerekir. Yoksa kazanırsın, ama kimse seni alkışlamaz.
Bazı insanlar vardır, oyunu değil, sadece hamleleri görür. Taşın nereye gittiğini anlar, ama niçin gittiğini anlayamaz. Bu da onları sıradan yapar. Ama bazıları vardır ki, tahtadaki her hamlenin ardındaki düşünceyi sezer. Rakibinin gözünden, nefes alışından, bekleyişinden niyet okur. İşte bu ustalıktır. Bu, sadece satrancı değil, hayatı da ustaca yaşamanın sırrıdır. Çünkü hayat da bir satranç tahtasıdır. Herkesin kendi taşı, kendi açılışı, kendi stili vardır; ama herkes aynı oyunu oynamaz. Kimi sadece günü kurtarmaya oynar, kimi uzun vadeli bir vizyonla strateji kurar. Kimi sadece hayatta kalmak ister, kimi iz bırakmak… Ve çoğu zaman gerçek oyun, görünenin arkasında gizlidir. Gerçek planlar perde arkasında kurulur. Kazananlar ise perdeyi aralayabilenlerdir.
Sonuç mu?
Hayatta ve satrançta, sadece oynama. Oyunu oku. Sadece hamle yapma. Niyet kur. Her şey göründüğü gibi değildir. Kimi zaman bir taş verirsin, bir oyun kazanırsın. Kimi zaman bir gülüşe inanırsın, bir hayal kaybedersin. O yüzden dikkat et, her oyun tek değildir. Her hamle birden fazla anlama gelir ve asıl mesele, bu oyunların içindeki oyunu çözmektir.
Tahtaya her oturduğunda, kendine şu soruyu sor: Bu hamlenin arkasında başka bir oyun var mı?
Çünkü unutma…
Gerçek ustalık, oyunun içindeki oyunu oynamaktır.
Günün Bulmacası
Siyah oynar, 3 hamlede mat.
(Rozum, Ivan-Hovhannisyan, Robert)