Dünyanın en gürültülü savaşlarından biri, aslında en sessiz olanıdır. Karşılıklı oturan iki kişi, saatlerce tek bir kelime etmeden birbirinin zihnini okumaya, niyetini sezmeye ve bir sonraki adımını kestirmeye çalışır. Satranç tahtası, sadece siyah ve beyaz karelerden oluşan bir oyun alanı değil; insan psikolojisinin, stratejinin ve en önemlisi "zihin kuramı" dediğimiz o eşsiz yeteneğin en saf hâliyle sergilendiği bir laboratuvardır. Çoğu amatör oyuncu veya hayata yeni atılan bir genç, sadece kendi hamlesine odaklanır. "Ben buraya gidersem şunu yerim," diye düşünür. Oysa ustalığa giden yol, kendi taşlarından gözünü ayırıp masanın öbür tarafına geçmekten geçer. Satrançta kazanmanın sırrı, kendi ne yapmak istediğinden çok, rakibinin ne yapmak istediğini anlamaktır. İşte bu, sosyal ilişkilerimizin de temelini oluşturan empati kavramının tahta üzerindeki tezahürüdür.
Psikolojide "Zihin Kuramı" (Theory of Mind), bir başkasının inançlarını, arzularını ve niyetlerini anlama yeteneği olarak tanımlanır. Bir çocuk yaklaşık dört yaşına geldiğinde başkalarının kendisinden farklı düşünebileceğini kavramaya başlar. Satrançta ise bu yetenek en keskin hâlini alır. Rakibiniz bir piyonu feda ettiğinde bu sadece bir hata mıdır yoksa sizi bir tuzağa çekmek için atılmış bir olta mı? Bunu anlamak için kendi planınızı bir kenara bırakıp rakibinizin gözlüklerini takmanız gerekir. Hayat da tıpkı bu 64 kare gibi, sürekli bir etkileşim hâlidir. Bir tartışma sırasında sadece kendi argümanlarımızı (taşlarımızı) ileri sürdüğümüzde, genellikle bir "pat" durumuna veya yıkıcı bir mat girişimiyle sonuçlanan bir iletişimsizliğe sürükleniriz. Oysa tıpkı usta bir satranç oyuncusu gibi, "Karşımdaki neden böyle hissediyor? Onu bu hamleyi yapmaya iten korku veya beklenti nedir?" diye sorduğumuzda oyunun (ve ilişkinin) seyri değişir.
Satrançta empati kurmak, rakibi sevmek demek değildir. Onu tüm çıplaklığıyla anlamak demektir. Rakibin zayıflıklarını, hırslarını ve oyun karakterini sezmek, size hayatta da büyük bir avantaj sağlar. Sosyal hayatta "sessiz empati", birinin sadece söylediklerine değil, söylemediklerine de odaklanmaktır. Bir arkadaşınızın yüzündeki küçük bir seğirme, bir iş ortağınızın teklifinize verdiği o anlık tereddüt, aslında tahtadaki sinsi bir at hamlesi gibidir. Eğer sadece kendi hedefimize kilitlenmişsek bu sinyalleri asla göremeyiz. Bir çocuk için satranç, "Bencillikten bizliğe" gidişin ilk durağıdır. 7 yaşındaki bir oyuncu, rakibinin de bir planı olduğunu anladığı an, sadece bir oyun kazanmaz; sosyal bir zekânın kapısını aralar. 60 yaşındaki bir yetişkin için ise bu, yılların getirdiği önyargıları kırıp, hâlâ "karşı tarafın perspektifinden" bakabilme esnekliğini korumaktır.
Bazen oyun sıkıştığında usta oyuncular antrenmanlarda tahtayı ters çevirip rakibin taşlarıyla kendi konumlarına bakarlar. Bu muazzam bir farkındalık yaratır. "Vay canına, meğer ne kadar zor durumdaymışım!" ya da "Rakibimin ne kadar büyük bir şansı varmış!" dedirtir. Günlük hayatta da bu yöntemi uygulamalıyız. Eşimizle, çocuğumuzla ya da yöneticimizle bir kriz yaşadığımızda zihnimizdeki tahtayı ters çevirmeliyiz. Onun koltuğuna oturmalı, onun sorumlulukları, kaygıları ve kısıtlı hamle imkânlarıyla kendimize bakmalıyız. Bu, pasif bir kabulleniş değil, aksine durumu kontrol altına alabilmek için gerekli olan en üst düzey stratejik hamledir.
Satrançta amaç rakibi mat etmektir, evet. Ancak hayat bir oyunsa buradaki zafer birilerini devirmek değil, uyum içinde bir oyun kurabilmektir. Empati, satrançta bizi galibiyete götüren en güçlü silahken hayatta bizi yalnızlıktan kurtaran, köprüler kurmamızı sağlayan en insani bağdır. Bir dahaki sefere bir çatışmanın ortasında kaldığınızda veya bir karar vermeniz gerektiğinde masanın öbür tarafına geçmeyi deneyin. Rakibinizin (ya da muhatabınızın) gözüyle tahtaya bakın. Göreceğiniz şey sadece birkaç taşın yer değişimi değil, insan ruhunun karmaşık ve bir o kadar da anlamlı haritası olacaktır.
Unutmayalım ki; en iyi hamle, karşı tarafın ne yapacağını bildiğinizde değil, onu neden yaptığını anladığınızda gelir.
Günün Bulmacası
Beyaz oynar, 2 hamlede mat eder.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Fatih Öztürk
Rakibin gözüyle tahtaya bakmak
Fatih Hoca ile satranç köşesi
Dünyanın en gürültülü savaşlarından biri, aslında en sessiz olanıdır. Karşılıklı oturan iki kişi, saatlerce tek bir kelime etmeden birbirinin zihnini okumaya, niyetini sezmeye ve bir sonraki adımını kestirmeye çalışır. Satranç tahtası, sadece siyah ve beyaz karelerden oluşan bir oyun alanı değil; insan psikolojisinin, stratejinin ve en önemlisi "zihin kuramı" dediğimiz o eşsiz yeteneğin en saf hâliyle sergilendiği bir laboratuvardır. Çoğu amatör oyuncu veya hayata yeni atılan bir genç, sadece kendi hamlesine odaklanır. "Ben buraya gidersem şunu yerim," diye düşünür. Oysa ustalığa giden yol, kendi taşlarından gözünü ayırıp masanın öbür tarafına geçmekten geçer. Satrançta kazanmanın sırrı, kendi ne yapmak istediğinden çok, rakibinin ne yapmak istediğini anlamaktır. İşte bu, sosyal ilişkilerimizin de temelini oluşturan empati kavramının tahta üzerindeki tezahürüdür.
Psikolojide "Zihin Kuramı" (Theory of Mind), bir başkasının inançlarını, arzularını ve niyetlerini anlama yeteneği olarak tanımlanır. Bir çocuk yaklaşık dört yaşına geldiğinde başkalarının kendisinden farklı düşünebileceğini kavramaya başlar. Satrançta ise bu yetenek en keskin hâlini alır. Rakibiniz bir piyonu feda ettiğinde bu sadece bir hata mıdır yoksa sizi bir tuzağa çekmek için atılmış bir olta mı? Bunu anlamak için kendi planınızı bir kenara bırakıp rakibinizin gözlüklerini takmanız gerekir. Hayat da tıpkı bu 64 kare gibi, sürekli bir etkileşim hâlidir. Bir tartışma sırasında sadece kendi argümanlarımızı (taşlarımızı) ileri sürdüğümüzde, genellikle bir "pat" durumuna veya yıkıcı bir mat girişimiyle sonuçlanan bir iletişimsizliğe sürükleniriz. Oysa tıpkı usta bir satranç oyuncusu gibi, "Karşımdaki neden böyle hissediyor? Onu bu hamleyi yapmaya iten korku veya beklenti nedir?" diye sorduğumuzda oyunun (ve ilişkinin) seyri değişir.
Satrançta empati kurmak, rakibi sevmek demek değildir. Onu tüm çıplaklığıyla anlamak demektir. Rakibin zayıflıklarını, hırslarını ve oyun karakterini sezmek, size hayatta da büyük bir avantaj sağlar. Sosyal hayatta "sessiz empati", birinin sadece söylediklerine değil, söylemediklerine de odaklanmaktır. Bir arkadaşınızın yüzündeki küçük bir seğirme, bir iş ortağınızın teklifinize verdiği o anlık tereddüt, aslında tahtadaki sinsi bir at hamlesi gibidir. Eğer sadece kendi hedefimize kilitlenmişsek bu sinyalleri asla göremeyiz. Bir çocuk için satranç, "Bencillikten bizliğe" gidişin ilk durağıdır. 7 yaşındaki bir oyuncu, rakibinin de bir planı olduğunu anladığı an, sadece bir oyun kazanmaz; sosyal bir zekânın kapısını aralar. 60 yaşındaki bir yetişkin için ise bu, yılların getirdiği önyargıları kırıp, hâlâ "karşı tarafın perspektifinden" bakabilme esnekliğini korumaktır.
Bazen oyun sıkıştığında usta oyuncular antrenmanlarda tahtayı ters çevirip rakibin taşlarıyla kendi konumlarına bakarlar. Bu muazzam bir farkındalık yaratır. "Vay canına, meğer ne kadar zor durumdaymışım!" ya da "Rakibimin ne kadar büyük bir şansı varmış!" dedirtir. Günlük hayatta da bu yöntemi uygulamalıyız. Eşimizle, çocuğumuzla ya da yöneticimizle bir kriz yaşadığımızda zihnimizdeki tahtayı ters çevirmeliyiz. Onun koltuğuna oturmalı, onun sorumlulukları, kaygıları ve kısıtlı hamle imkânlarıyla kendimize bakmalıyız. Bu, pasif bir kabulleniş değil, aksine durumu kontrol altına alabilmek için gerekli olan en üst düzey stratejik hamledir.
Satrançta amaç rakibi mat etmektir, evet. Ancak hayat bir oyunsa buradaki zafer birilerini devirmek değil, uyum içinde bir oyun kurabilmektir. Empati, satrançta bizi galibiyete götüren en güçlü silahken hayatta bizi yalnızlıktan kurtaran, köprüler kurmamızı sağlayan en insani bağdır. Bir dahaki sefere bir çatışmanın ortasında kaldığınızda veya bir karar vermeniz gerektiğinde masanın öbür tarafına geçmeyi deneyin. Rakibinizin (ya da muhatabınızın) gözüyle tahtaya bakın. Göreceğiniz şey sadece birkaç taşın yer değişimi değil, insan ruhunun karmaşık ve bir o kadar da anlamlı haritası olacaktır.
Unutmayalım ki; en iyi hamle, karşı tarafın ne yapacağını bildiğinizde değil, onu neden yaptığını anladığınızda gelir.
Günün Bulmacası
Beyaz oynar, 2 hamlede mat eder.