Satranç eğitiminde en sık duyduğumuz cümlelerden biri şudur: “Hocam görmedim.” Oysa taşlar gözünün önündedir, tehdit açıktır, hatta çoğu zaman çözüm de oradadır. Ama yine de görülmez. İşte satrancın en öğretici tarafı tam burada başlar. Çünkü satrançta mesele bakmak değil, görmektir. Ve görmek doğuştan gelen bir yetenek değil, zamanla gelişen bir beceridir.
Çocuklar satranca ilk başladıklarında tahtaya bakarlar, ama oyunu göremezler. Onlar için at bir şekildir, kale bir köşe taşıdır, piyon ise küçük bir askerdir. Oyunu kurallar üzerinden algılarlar. Fil çapraz gider, vezir her yere gider, şah korunmalıdır. Bu aşamada satranç, kuralları olan bir masa oyunudur. Taşların nasıl hareket ettiğini öğrenmek yeterli sanılır, ama zamanla anlaşılır ki satranç sadece taşların nasıl gittiğiyle ilgili değil, taşların neden gittiğiyle ilgilidir. Bir süre sonra çocuk, rakibin hamle yapmadığını, bir şey yapmak istediğini fark eder. Artık taşın kendisine değil, taşın niyetine bakmaya başlar. Bir at sadece ilerlemez, bir kareyi hedef alır. Bir vezir sadece uzun gitmez, bir zayıflığı arar. Bu noktada ‘tehdit’ kavramı ortaya çıkar. Tahtada artık sadece taşlar değil, planlar vardır. Oyun bir monolog olmaktan çıkar, bir diyaloğa dönüşür. Tam bu aşamada, belli bir seviyeye ulaşmış öğrencilerle birlikte satranç eğitiminde yeni bir kapı açılır. Çünkü tehdit görmek ile sistemli görmek aynı şey değildir. İşte bu noktada onlara öğrettiğim basit, ama etkili bir düşünme yöntemi devreye girer: ŞAT.
ŞAT: Şah çekiş, Alış ve Tehdit.
Bu teknik, çocuğun zihnini rastgele hamle aramaktan çıkarıp düzenli düşünmeye yönlendirir. Tahtaya bakan bir öğrenci artık önce şu üç soruyu sorar: Şah çekebiliyor muyum? Bir şey alabiliyor muyum? Bir tehdit oluşturabiliyor muyum? Bu sorular, satrançta bilinçli görmenin ilk adımıdır. Çünkü ŞAT, bir hamle ezberi değil, bir bakış disiplinidir. Tahtayı karmaşık bir bütün olarak anlamaya çalışmak yerine somut fırsatları fark etmeyi öğretir. Bir şah çekiş ihtimali rakibin konumundaki zayıflığı ortaya çıkarır. Bir alış, imkânı korunmayan taşı gösterir. Bir tehdit ise gelecekte oluşabilecek baskının habercisidir. Bu teknik sayesinde çocuk ilk kez oyunun içinde aktif bir rol almaya başlar. Artık sadece rakibin hamlelerine tepki veren bir oyuncu değildir. Tahtada imkân arayan bir zihne dönüşür. Daha da önemlisi, düşünmesi sadeleşir. Özellikle turnuva ortamında zaman azaldığında ŞAT, zihnin dağılmasını engelleyen bir rehber hâline gelir. Zamanla çocuk sadece korunmayı değil, fırsat aramayı da öğrenir. Çünkü satranç mükemmel hamlelerin değil, hataların oyunudur. Rakip hata yapabilir ve bu hata fark edildiğinde oyunun yönü değişir, ama asıl gelişim bundan sonra başlar.
Tehditleri ve fırsatları görmek yeterli değildir. Gerçek derinlik, çoğu kişinin fark etmediği bir şeyi görmeye başladığında ortaya çıkar: boşlukları. Boşluk, taş olmayan yerlerdir, ama oyunun en güçlü noktaları çoğu zaman bu taşsız alanlardır. Zayıf bir kare, kontrol edilmeyen bir hat, savunulmayan bir merkez noktası… Çocuk bir gün en önemli şeyin bazen orada olmayan bir şey olabileceğini fark eder. Bu noktada ŞAT da evrilir. Artık sadece “Ben ne yapabilirim?” sorusu sorulmaz. Aynı sistem rakip için de düşünülmeye başlanır. Rakip şah çekebilir mi? Bir şey alabilir mi? Bir tehdit oluşturabilir mi? Böylece çocuk yalnızca hamle aramaz, konumu okumaya başlar. Zamanla hamle yapmadan önce durmayı öğrenir. Taşlara değil, ilişkilerine bakar. Tehditleri, fırsatları ve boşlukları birlikte değerlendirir. Bu noktada satranç eğitimi bir oyun öğretimi olmaktan çıkar, bir bakış eğitimi hâline gelir.
Hayatta da çoğu insan sadece görüneni algılar. Birazı tehditleri fark eder. Daha azı fırsatları yakalar. Ama çok azı boşlukları anlayabilir. Satranç çocuklara bu görme katmanlarını adım adım öğretir. İlk başta somut olanla başlayan süreç zamanla soyuta ulaşır. ŞAT ile başlayan bu sistemli düşünme disiplini, çocuğun zihninde kalıcı bir refleks oluşturur. Her analiz, her kaçırılan fırsat ve her yenilgi sonrası yapılan değerlendirme zihni biraz daha derin görmeye iter. Sonunda çocuk tahtaya baktığında taşları değil, oyunu görür. Çünkü satranç bakmayı değil, görmeyi öğretir. Ve görmek, öğrenilebilen bir beceridir.
Günün Bulmacası
Beyaz oynar, 2 hamlede mat eder.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Fatih Öztürk
Şah çekiş, alış ve tehdit (ŞAT)
Fatih Hoca ile satranç köşesi
Satranç eğitiminde en sık duyduğumuz cümlelerden biri şudur: “Hocam görmedim.” Oysa taşlar gözünün önündedir, tehdit açıktır, hatta çoğu zaman çözüm de oradadır. Ama yine de görülmez. İşte satrancın en öğretici tarafı tam burada başlar. Çünkü satrançta mesele bakmak değil, görmektir. Ve görmek doğuştan gelen bir yetenek değil, zamanla gelişen bir beceridir.
Çocuklar satranca ilk başladıklarında tahtaya bakarlar, ama oyunu göremezler. Onlar için at bir şekildir, kale bir köşe taşıdır, piyon ise küçük bir askerdir. Oyunu kurallar üzerinden algılarlar. Fil çapraz gider, vezir her yere gider, şah korunmalıdır. Bu aşamada satranç, kuralları olan bir masa oyunudur. Taşların nasıl hareket ettiğini öğrenmek yeterli sanılır, ama zamanla anlaşılır ki satranç sadece taşların nasıl gittiğiyle ilgili değil, taşların neden gittiğiyle ilgilidir. Bir süre sonra çocuk, rakibin hamle yapmadığını, bir şey yapmak istediğini fark eder. Artık taşın kendisine değil, taşın niyetine bakmaya başlar. Bir at sadece ilerlemez, bir kareyi hedef alır. Bir vezir sadece uzun gitmez, bir zayıflığı arar. Bu noktada ‘tehdit’ kavramı ortaya çıkar. Tahtada artık sadece taşlar değil, planlar vardır. Oyun bir monolog olmaktan çıkar, bir diyaloğa dönüşür. Tam bu aşamada, belli bir seviyeye ulaşmış öğrencilerle birlikte satranç eğitiminde yeni bir kapı açılır. Çünkü tehdit görmek ile sistemli görmek aynı şey değildir. İşte bu noktada onlara öğrettiğim basit, ama etkili bir düşünme yöntemi devreye girer: ŞAT.
ŞAT: Şah çekiş, Alış ve Tehdit.
Bu teknik, çocuğun zihnini rastgele hamle aramaktan çıkarıp düzenli düşünmeye yönlendirir. Tahtaya bakan bir öğrenci artık önce şu üç soruyu sorar: Şah çekebiliyor muyum? Bir şey alabiliyor muyum? Bir tehdit oluşturabiliyor muyum? Bu sorular, satrançta bilinçli görmenin ilk adımıdır. Çünkü ŞAT, bir hamle ezberi değil, bir bakış disiplinidir. Tahtayı karmaşık bir bütün olarak anlamaya çalışmak yerine somut fırsatları fark etmeyi öğretir. Bir şah çekiş ihtimali rakibin konumundaki zayıflığı ortaya çıkarır. Bir alış, imkânı korunmayan taşı gösterir. Bir tehdit ise gelecekte oluşabilecek baskının habercisidir. Bu teknik sayesinde çocuk ilk kez oyunun içinde aktif bir rol almaya başlar. Artık sadece rakibin hamlelerine tepki veren bir oyuncu değildir. Tahtada imkân arayan bir zihne dönüşür. Daha da önemlisi, düşünmesi sadeleşir. Özellikle turnuva ortamında zaman azaldığında ŞAT, zihnin dağılmasını engelleyen bir rehber hâline gelir. Zamanla çocuk sadece korunmayı değil, fırsat aramayı da öğrenir. Çünkü satranç mükemmel hamlelerin değil, hataların oyunudur. Rakip hata yapabilir ve bu hata fark edildiğinde oyunun yönü değişir, ama asıl gelişim bundan sonra başlar.
Tehditleri ve fırsatları görmek yeterli değildir. Gerçek derinlik, çoğu kişinin fark etmediği bir şeyi görmeye başladığında ortaya çıkar: boşlukları. Boşluk, taş olmayan yerlerdir, ama oyunun en güçlü noktaları çoğu zaman bu taşsız alanlardır. Zayıf bir kare, kontrol edilmeyen bir hat, savunulmayan bir merkez noktası… Çocuk bir gün en önemli şeyin bazen orada olmayan bir şey olabileceğini fark eder. Bu noktada ŞAT da evrilir. Artık sadece “Ben ne yapabilirim?” sorusu sorulmaz. Aynı sistem rakip için de düşünülmeye başlanır. Rakip şah çekebilir mi? Bir şey alabilir mi? Bir tehdit oluşturabilir mi? Böylece çocuk yalnızca hamle aramaz, konumu okumaya başlar. Zamanla hamle yapmadan önce durmayı öğrenir. Taşlara değil, ilişkilerine bakar. Tehditleri, fırsatları ve boşlukları birlikte değerlendirir. Bu noktada satranç eğitimi bir oyun öğretimi olmaktan çıkar, bir bakış eğitimi hâline gelir.
Hayatta da çoğu insan sadece görüneni algılar. Birazı tehditleri fark eder. Daha azı fırsatları yakalar. Ama çok azı boşlukları anlayabilir. Satranç çocuklara bu görme katmanlarını adım adım öğretir. İlk başta somut olanla başlayan süreç zamanla soyuta ulaşır. ŞAT ile başlayan bu sistemli düşünme disiplini, çocuğun zihninde kalıcı bir refleks oluşturur. Her analiz, her kaçırılan fırsat ve her yenilgi sonrası yapılan değerlendirme zihni biraz daha derin görmeye iter. Sonunda çocuk tahtaya baktığında taşları değil, oyunu görür. Çünkü satranç bakmayı değil, görmeyi öğretir. Ve görmek, öğrenilebilen bir beceridir.
Günün Bulmacası
Beyaz oynar, 2 hamlede mat eder.