Hava Durumu

Satranç oyununun kısa geçmişi

Yazının Giriş Tarihi: 06.12.2024 09:32
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.12.2024 04:30

Fatih Hoca ile Satranç Köşesi

Merhaba satranç severler, ben Fatih Öztürk. I. Kademe Satranç Antrenörü ve FIDE Ulusal Satranç Eğitmeniyim. Nehir gazetesi satranç köşesinde yazılarımla beraber sizlerleyim.

Yazıma satranç oyununun kısa geçmişiyle başlamak istiyorum.

Satranç oyununun tarihçesine bakıldığında bu oyun, ilk defa MS 6. yüzyılda Hindistan’da ortaya çıkmıştır. Sonraki yıllarda hızlıca İran ve Arap yarımadasına yayılmış ve 1886 yılından itibaren resmîleşen bir oyun hâline gelmiştir. Satrancın nasıl ortaya çıktığıyla ilgili pek çok hikâye olsa da en yaygın kabul göreni sizlerle paylaşmak isterim: Bundan yaklaşık 1400 yıl evvel Hindistan’da savaşmayı çok seven bir kral varmış. Bu kralın en büyük zevki savaş stratejilerini komutanlarına denetmekmiş. Hâl böyle olunca savaşlar yıllarca sürer karşılıklı olarak halklar büyük zarar görürmüş. Bir süre sonra barış olsa da kral huyundan vazgeçemez ve sebepsiz yere bir başka komşusuna savaş açarmış. Yıllarca süren bu savaşlar elbette halkı perişan eder ve içten içe isyanlara sürüklermiş, ama yapacakları da bir şey yokmuş. Çünkü krala karşı gelmek öldürülmek veya iyi ihtimalle zindanda çürümek anlamına gelirmiş. Bunalmış halk isyan edememenin çaresizliği içerisinde Hindistan’ın en bilgili kişisi olan “Yüce Bilgin”e gitmiş. Yüce Bilgin’in evinin içerisinde yüzlerce kitap bulunmaktaymış. Halk derdini ona anlatmış ve bir şekilde kralı savaşmamaya ikna etmesini istemiş. Yüce Bilgin düşüncelere dalmış, çünkü kralı mantıklı bu davranışa ikna etmenin zorluğunu biliyormuş. Yüce Bilgin binlerce kitap okumuş, ama kral belki ancak 1-2 kitap… Kral doğal olarak cahil bir insanmış. Eski dönemlerde krallık yönetimlerinin sıkıntısıymış bu. Kral olmak için özel bir şey yapmanız gerekmiyormuş. Sadece kralın oğlu olmak yeterliymiş. Ne seçim olur ne halk oy kullanırmış!
Yüce Bilgin “Benin eve kapanıp düşünmem lazım” demiş. Halk heyecanla kapıda beklemeye başlamış. Bir, iki, üç, dört gün derken bir hafta geçmiş ve Yüce Bilgin evinden çıkmış. Halk heyecan içerisindeyken Bilgin “Beni krala götürün.” demiş. Krala Yüce Bilgin’in geldiğine dair haber verilmiş. Kral sevinmiş, çünkü ne kadar cahil olsa da Yüce Bilgin’i takdir edermiş. Onu tahtında güzel bir şekilde karşılamış.

  • Hoş geldin Bilgin. Bu ziyaretinin sebebi nedir?
  • Değerli kralım, size bir hediye getirdim!
  • Çok sevindim. Eminim ki güzel bir şey düşünmüşsündür. Nedir o?

Yüce Bilgin akıllı bir insanmış ve sorunları barışçıl şekilde halledecek kadar da hümanistmiş. Krala bir kutu vermiş. Kutunun içinden değişik şekilli taşlar çıkmış. Kral doğal olarak bu taşların ne olduğunu anlayamamış. Yüce Bilgin anlatmaya başlamış:

  • Kralım siz savaşmayı çok seviyorsunuz. Bu sebeple size aynı gün içerisinde defalarca savaşma imkânı verecek bir oyun getirdim. Bu ufak taşlar askerleriniz. İki tane atlı birliğiniz ve iki tane de filli askeriniz var. Yine aynı şekilde iki tane savaş arabanız var (kale). Eh siz de oyunda şahsınız, yanınızda baş yardımcınız vezir olacak. Bu gördüğünüz tahta üzerinde karşıdaki düşmanla savaşacaksınız!

Kral hemen oyunla ilgilenmiş. Taşların nasıl hareket ettiğini öğrenmiş. Oyunu öyle sevmiş ki bir daha komşularıyla savaşmamış, çünkü satranç tahtasında savaşmak hem masrafsız hem de daha eğlenceliymiş. Hindistan halkı böylece büyük bir beladan kurtulmuş. Öte yandan kral bu oyunu öyle beğenmiş ki Yüce Bilgin’e “Dile benden ne dilersen.” demiş.
Parada pulda gözü olmayan Yüce Bilgin “Kralım sizden çok fazla şey istemem, buğday verseniz yeter. Bakın bu satranç tahtası 64 kare. Birinci kareye bir buğday ikincisine 2, üçüncü kareye 4, dördüncü kareye 8 ve sonra hep böyle iki misli olacak şekilde her kareyi doldurmaya yetecek kadar buğday yeter.” demiş. Bunu duyan kral kızmış ve “Yüce Bilgin ben sana altın, elmas, toprak, malikane verebilirdim. Sen sadece buğday mı istiyorsun, hayret.” demiş. Ne var ki toplam buğday hesaplanınca 570 milyar ton buğday gerektiği bulunmuş. Bu kadar buğday yaklaşık 1000 yılda ancak üretilirmiş. Bu hesabı duyan kral, Yüce Bilgin’i zekasından dolayı yine tebrik etmiş.

İşte satrancın bulunuş hikâyesi böyledir. Belki böyledir, belki de değildir! Aradan 1400 yıl geçmiş ve hâlâ sevilerek oynanan bir oyun olarak kalmış.

Barış ve sevgi ile kalın…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.