Hava Durumu

Satranç tahtasının görünmeyen eli

Yazının Giriş Tarihi: 30.08.2025 18:57
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.08.2025 19:03

Fatih Hoca ile satranç köşesi

Bazı insanlar vardır; onlar satrancın yalnızca taşlarla değil, insanlarla da oynandığını bilir. Onlar için tahta, yalnızca 64 kareden ibaret değildir. Hayatın tüm karanlık ve aydınlık köşeleri o tahtanın uzantısıdır. Kim hangi karede duruyor, kim hangi hamleyi yapmaya cesaret ediyor, kim aslında bir piyon gibi ilerlerken kendini vezir sanıyor? Hepsi onların gözünde çoktan çözümlenmiş bir denklem gibidir. Onun bakışı satranç saatinden hızlıdır. Hamle yapılmadan birkaç hamle sonrasını görür, kelime söylenmeden altındaki niyeti duyar, gülüşten arkadaki hüznü okur. Karşısındaki kişi henüz “oyuna başladığını” sanırken o çoktan “oyunun sonunu” yazmıştır. Bu yüzden yanındaki insanlar ya güven duyar ya da korku.

Satranç ustasının en büyük gücü, oyunu taşlarla değil, sabırla oynamasıdır. Sabır, onun en değerli taşıdır. Diğerleri hızla ilerlemek ister, sonuç peşinde koşar; fakat o bilir ki aceleyle yapılan her hamle, rakibin ekmeğine yağ sürmektir. O bekler, susar, izler. Sustuğu her an aslında konuşmaktadır, izlediği her detayla tahtanın gizli dengelerini yeniden kurmaktadır. Bilir ki hayat, bir açılış kadar düzenli, bir orta oyun kadar karmaşık, bir oyunsonu kadar kaçınılmazdır. Açılışta yapılan küçük bir hata, orta oyunda büyük bedeller doğurur. İşte bu yüzden, o asla ilk bakışta anlaşılmaz hamleler yapar. Çoğu kişi bu hamleleri zayıflık sanır, ama zaman geçtikçe o hamlelerin ardında saklı olan uzun planlar ortaya çıkar. Onun oyunu “bugün” için değildir; yarınların gölgesinde atılmış taşlardır. En yakınındakiler dahi çoğu zaman onun niyetini çözemez. Çünkü o yalnızca satrancı değil, insan ruhunu da çalışmıştır. İnsan, zaaflarıyla bir piyon kadar öngörülebilir, tutkularıyla bir at kadar dengesiz, arzularıyla bir vezir kadar tehlikelidir. O ise bütün bu parçaları bir tablo gibi görür; tek tek değil, bütün olarak okur. En kritik anda konuşur. Bir kelimesi, uzun hamlelerin özeti gibidir. Çoğu zaman az söyler, ama söylediği tek cümle, koskoca bir oyunu çevirir. Onun yanında büyüyenler fark etmeden öğrenir: “hayatta asıl mesele taş almak değil, doğru anda doğru taşı feda etmektir.” Çünkü bazı kayıplar, aslında en büyük kazanımların kapısını aralar. Onun için güç, gösterişli hamlelerde değil, gizli dengelerde saklıdır. Bir piyonun yavaş ilerleyişinde, bir filin çapraz sabrında, bir atın beklenmedik sıçrayışında… Gücü en iyi o bilir; çünkü gücü saklamayı, zamanı geldiğinde açığa çıkarmayı bilir.

Gerçek kudret, oyunu kazanmakta değil, oyunu anlamaktadır. Kazananın adı unutulur, ama oyunun inceliklerini görenin öğrettiği dersler kalır. Bu yüzden onun adını bilmeyebilirsiniz; ama ondan öğrendiğiniz bir bakış açısı, hayat boyu yolunuzu aydınlatır. Bazen hiç hamle yapmaz, sadece seyreder. Çünkü bilir ki bazı oyunlar, rakibin kendi kendini yenmesiyle biter. O an geldiğinde tek bir hamle bile yapmadan zaferi elde eder. Bu, onun en büyük maharetidir: sabrın görünmez gücünü keşfetmiş olması. O, hayatın en sert derslerini tahtada değil, insanda öğrenmiştir. İhaneti, bir vezir kaybı kadar ağır; sadakati, bir piyon fedası kadar değerlidir. Kaybetmeyi öğrenmiştir çünkü bilir ki kayıplar, insanı ustalaştırır. “Kaybetmek, insanın hamleleriyle yüzleşmesidir.” der gibidir bakışları ve bu yüzleşme olmadan, hiçbir zafer gerçek değildir. Oyun onun için sadece siyah ve beyaz karelerden ibaret değildir. Asıl mesele, siyahın içindeki beyazı, beyazın içindeki siyahı görmektir. Çünkü bilir ki hayat, tek renkten değil, zıtların uyumundan doğar. Zaferin içinde mağlubiyet tohumu, mağlubiyetin içinde zafer kıvılcımı vardır. Onun yanında oturan biri şunu fark eder: İnsanların çoğu hayatı “bir oyun” zanneder, oysa o hayatı “sonsuz bir oyun” olarak görür. Tahta değişir, rakipler değişir, taşlar kaybolur, ama oyun hep sürer. Asıl mesele, her oyundan öğrenebilmektir. Belki de bu yüzden onun sessizliği bile öğreticidir. Çünkü sessizlik, onun en keskin hamlesidir. İnsanlar konuştukça sırlarını açık eder; o sustukça derinleşir. Sessizliğiyle bir oyunu başlatır, yine sessizliğiyle bitirir.

Çoğu kişi onunla satranç oynamak ister, ama farkına varmadan kendi hayat oyununu onun karşısında açığa vurur. Taşları hareket ettiren eller aslında kendi sırlarını da ele verir. O, bu sırları tek tek toplar ve doğru yerde doğru şekilde kullanır. Gücü, elindeki taşlardan değil, karşısındakinin zaaflarını bilmesinden gelir. Oyun sürer, hamleler yapılır, ama hangi hamlenin neye yol açacağını en baştan bilen odur. Birisi kazanır, birisi kaybeder; o ise sadece izler. Fakat bilinir ki kazanan da kaybeden de onun öngördüğü çizgilerden çıkamaz. Hayatta bazen öyle anlar olur ki, her şey çökmüş görünür. İşte o anlarda devreye girer. Çünkü bilir: “En karanlık an, yeni bir oyunun başlangıcıdır.” Bir taş daha var edilmedikçe oyun bitmez, bir hamle daha yapılmadıkça kader yazılmaz ve o, bu son hamleyi en kritik anda yapmayı bekler.

Kısacası, onun oyunu hiç bitmez. Tahtanın başından kalksa bile, insanların hamleleri sürer. Fakat herkesin bilmediği bir şey vardır: Görünmeyen bir el, hâlâ satrancı yönetmektedir.

Günün Bulmacası

Beyaz oynar, 3 hamlede mat.

(Lenderman, Aleksandr-Robson, Ray)

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.