Dünyanın gözü her zaman şatafatlı tahtlarda, tacını korumaya çalışan mağrur şahlarda ve oyunun kaderini tek bir hamlede değiştiren fütursuz vezirlerdedir. Tarihin sayfaları da, gazete manşetleri de hep o aristokrat adımların gürültüsüyle çalkalanır; spot ışıkları hep onların üzerine vurur. Oysa o görkemli sahnenin önünde devasa, sessiz ve asil bir ordu vardır. Adımları küçük, cüsseleri önemsiz görülen ve feda edilmeleri bir oyunun sıradan, soğuk istatistiğinden sayılanlar: Piyonlar.
Satranç tahtasının en ön safına, bir barikat gibi yan yana dizilen o sekiz küçük taş, aslında hayatın en sadık, en inatçı ve en dürüst aynasıdır. Onların hayatı, evrenin en katı kuralıyla mühürlenmiştir: Sadece ileriye yürümek. Geriye gitmek, pişman olmak, yenilgiyi sezince geçmişin güvenli konforuna sığınmak bir piyonun fıtratında yoktur. Onlar sadece birer adım, bazen de yolun başında duyulan o çocuksu cesaretle iki adım atarak yürürler meçhule. Sağlarından veya sollarından üzerlerine kurşun gibi yağan tehditlerin, fil çaprazlarının ve at çatallarının arasında, içlerindeki o gizli pusulayı takip ederek arkalarına hiç bakmadan yürürler. Toplumun görünmeyen damarları da tam olarak bu adanmışlıkla beslenir. Sabahın kör karanlığında, şehir henüz uykudayken sokakları süpüren nasırlı eller, bir fabrikanın loş ışıkları altında çarkları sessizce döndüren bedenler, evladının istikbali uğruna kendi gençliğini, hayallerini bir çırpıda feda eden anneler… Onlar hayatın sessiz piyonlarıdır. İsimleri parlak tabelalara yazılmaz, başarıları kürsülerde alkışlanmaz, adlarına anıtlar dikilmez. Ama çok iyi biliriz ki, onlar bir an olsun durursa koca bir dünya durur. O küçük, mütevazı adımların sahipleri yürüyüşlerini bıraktıkları an, arkadaki şahların fildişi kuleleri de sarayları da un ufak olur. Hayatın gerçek ritmi, piyonun o gösterişsiz, ama sarsılmaz inadında saklıdır. Fakat piyonun hikâyesini asıl epik ve sarsıcı kılan şey, sadece bir koruma kalkanı ya da feda askeri olması değildir. Onun o minik, ahşap gövdesinin bağrında, tahtanın en gizemli, en adil ve en devrimci vaadi saklıdır: Terfi hakkı.
Bir piyon için karşı taraftaki o son çizgi, yani sekizinci kare, bir varoluş mücadelesinin acıyla taçlandığı kutsal bir menzildir. Oraya ulaşmak hiç kolay değildir; piyon yol boyu omuz omuza çarpıştığı dostlarının birer birer düşüşünü izler. Kendi yalnızlığıyla, kendi sıradanlığıyla bilenir. Yolun yarısında bir yere sıkışıp kalabilir, bloke edilebilir, oyunun dışına fırlatılabilir. Ancak her şeye rağmen, tüm o menzili tırnaklarıyla kazıyarak her engele göğüs gererek sekizinci kareye ayak basan o piyon, artık oyunun başındaki o "küçük taş" değildir. O artık bir vezirdir, bir kaledir, tahtayı sarsacak bir fırtınadır. Statükonun ve ön yargıların yüzüne vurulmuş en asil, en gür tokattır o son adım. Bu, sıradan görünen hayatların içindeki en görkemli başkaldırıdır. Şartların elvermediği, kimsenin şans tanımadığı, coğrafyanın ya da talihin en arkaya ittiği topraklardan çıkıp dünyayı ve insanlığın kaderini değiştirenlerin yürüyüşüdür piyonun inadı. Onlar, sistemin kendilerine biçtiği "küçük rolü" ve sınırları kökten reddeden; sabrın, emeğin ve istikrarın gücüyle kendi taçlarını kendileri yaratan gerçek kahramanlardır.
Hayat, karmaşık labirentleriyle bize bazen kendimizi bir piyon gibi değersiz, sıkışmış, birilerinin büyük hamleleriyle feda edilmeye hazır hissettirebilir. Önümüzdeki menzil çok uzak, yolun sonu sisli ve düşmanlar çok güçlü görünebilir. Ama insan, umutsuzluğa düştüğü her an dönüp o ahşap tahtaya bakmalıdır. Satranç tarihinin en büyüleyici, en göz yaşartıcı dönüşüm hikâyesi şahlara ya da vezirlere ait değildir; çünkü onlar oyuna zaten muktedir ve güçlü başlamışlardır. Onların hikâyesinde mucize yoktur. Mucize, o küçük gövdede taşınan devasa iradededir. Tarihi, kaderi ve o kaskatı kuralları değiştirenler; her gün büyük bir inançla, sessizce sadece bir adım atanlar, o sekizinci kareye doğru inatla yürüyenlerdir. Unutmayın, o son kare, her şeye rağmen yürümekten vazgeçmeyen her piyonun hakkı ve nihai zaferidir.
Günün Bulmacası
Siyah oynar, 2 hamlede mat eder.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Fatih Öztürk
Sekizinci kareye yürümek
Fatih Hoca ile satranç köşesi
Dünyanın gözü her zaman şatafatlı tahtlarda, tacını korumaya çalışan mağrur şahlarda ve oyunun kaderini tek bir hamlede değiştiren fütursuz vezirlerdedir. Tarihin sayfaları da, gazete manşetleri de hep o aristokrat adımların gürültüsüyle çalkalanır; spot ışıkları hep onların üzerine vurur. Oysa o görkemli sahnenin önünde devasa, sessiz ve asil bir ordu vardır. Adımları küçük, cüsseleri önemsiz görülen ve feda edilmeleri bir oyunun sıradan, soğuk istatistiğinden sayılanlar: Piyonlar.
Satranç tahtasının en ön safına, bir barikat gibi yan yana dizilen o sekiz küçük taş, aslında hayatın en sadık, en inatçı ve en dürüst aynasıdır. Onların hayatı, evrenin en katı kuralıyla mühürlenmiştir: Sadece ileriye yürümek. Geriye gitmek, pişman olmak, yenilgiyi sezince geçmişin güvenli konforuna sığınmak bir piyonun fıtratında yoktur. Onlar sadece birer adım, bazen de yolun başında duyulan o çocuksu cesaretle iki adım atarak yürürler meçhule. Sağlarından veya sollarından üzerlerine kurşun gibi yağan tehditlerin, fil çaprazlarının ve at çatallarının arasında, içlerindeki o gizli pusulayı takip ederek arkalarına hiç bakmadan yürürler. Toplumun görünmeyen damarları da tam olarak bu adanmışlıkla beslenir. Sabahın kör karanlığında, şehir henüz uykudayken sokakları süpüren nasırlı eller, bir fabrikanın loş ışıkları altında çarkları sessizce döndüren bedenler, evladının istikbali uğruna kendi gençliğini, hayallerini bir çırpıda feda eden anneler… Onlar hayatın sessiz piyonlarıdır. İsimleri parlak tabelalara yazılmaz, başarıları kürsülerde alkışlanmaz, adlarına anıtlar dikilmez. Ama çok iyi biliriz ki, onlar bir an olsun durursa koca bir dünya durur. O küçük, mütevazı adımların sahipleri yürüyüşlerini bıraktıkları an, arkadaki şahların fildişi kuleleri de sarayları da un ufak olur. Hayatın gerçek ritmi, piyonun o gösterişsiz, ama sarsılmaz inadında saklıdır. Fakat piyonun hikâyesini asıl epik ve sarsıcı kılan şey, sadece bir koruma kalkanı ya da feda askeri olması değildir. Onun o minik, ahşap gövdesinin bağrında, tahtanın en gizemli, en adil ve en devrimci vaadi saklıdır: Terfi hakkı.
Bir piyon için karşı taraftaki o son çizgi, yani sekizinci kare, bir varoluş mücadelesinin acıyla taçlandığı kutsal bir menzildir. Oraya ulaşmak hiç kolay değildir; piyon yol boyu omuz omuza çarpıştığı dostlarının birer birer düşüşünü izler. Kendi yalnızlığıyla, kendi sıradanlığıyla bilenir. Yolun yarısında bir yere sıkışıp kalabilir, bloke edilebilir, oyunun dışına fırlatılabilir. Ancak her şeye rağmen, tüm o menzili tırnaklarıyla kazıyarak her engele göğüs gererek sekizinci kareye ayak basan o piyon, artık oyunun başındaki o "küçük taş" değildir. O artık bir vezirdir, bir kaledir, tahtayı sarsacak bir fırtınadır. Statükonun ve ön yargıların yüzüne vurulmuş en asil, en gür tokattır o son adım. Bu, sıradan görünen hayatların içindeki en görkemli başkaldırıdır. Şartların elvermediği, kimsenin şans tanımadığı, coğrafyanın ya da talihin en arkaya ittiği topraklardan çıkıp dünyayı ve insanlığın kaderini değiştirenlerin yürüyüşüdür piyonun inadı. Onlar, sistemin kendilerine biçtiği "küçük rolü" ve sınırları kökten reddeden; sabrın, emeğin ve istikrarın gücüyle kendi taçlarını kendileri yaratan gerçek kahramanlardır.
Hayat, karmaşık labirentleriyle bize bazen kendimizi bir piyon gibi değersiz, sıkışmış, birilerinin büyük hamleleriyle feda edilmeye hazır hissettirebilir. Önümüzdeki menzil çok uzak, yolun sonu sisli ve düşmanlar çok güçlü görünebilir. Ama insan, umutsuzluğa düştüğü her an dönüp o ahşap tahtaya bakmalıdır. Satranç tarihinin en büyüleyici, en göz yaşartıcı dönüşüm hikâyesi şahlara ya da vezirlere ait değildir; çünkü onlar oyuna zaten muktedir ve güçlü başlamışlardır. Onların hikâyesinde mucize yoktur. Mucize, o küçük gövdede taşınan devasa iradededir. Tarihi, kaderi ve o kaskatı kuralları değiştirenler; her gün büyük bir inançla, sessizce sadece bir adım atanlar, o sekizinci kareye doğru inatla yürüyenlerdir. Unutmayın, o son kare, her şeye rağmen yürümekten vazgeçmeyen her piyonun hakkı ve nihai zaferidir.
Günün Bulmacası
Siyah oynar, 2 hamlede mat eder.