Hava Durumu

Yitirerek var olmak

Yazının Giriş Tarihi: 02.07.2025 08:23
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.07.2025 08:33

Fatih Hoca ile satranç köşesi

Bazen 64 karenin ortasında titreşen tek bir fikir vardır: feda etmek.  Hem de gözünün içine baka baka kaybetmeyi kabul ederek. Feda, satranç tahtasının gizli kalp atışıdır; korkunun üzerinde, mantığın ötesinde atan bir nabız. Taşlar tek tek dizilirken, rakibin savunması henüz sarsılmamışken, birdenbire o çılgın hamle gelir, kendi taşını ateşe atar, tahtayı bir anlığına sessizliğe boğar ve ardından epik bir hikâye başlar. İşte bu, fedadır: hesap defterinde kâr-zarar kalemlerinin sustuğu, cesaretin kalemi eline aldığı andır. Bir hamle... Yalnızca bir hamle… Tahtada küçücük bir taşın sessizce öne atılması… Dışarıdan bakıldığında basit, sıradan bir hareket gibi görünür. Oysa içten içe bir fırtına kopar. Zihin hesap yapmayı bırakır, kalp çarpmaya başlar; çünkü bu hamle bir fedadır.

Feda, satrançta sadece taş kaybetmek değil; korkularını, egonu, güvende hissetme içgüdünü bir kenara bırakmaktır. Feda, satrancın en insani, en kırılgan, ama bir o kadar da cesur yanıdır. Satrançta her taşın değeri vardır. Piyon bir, at ve fil üç, kale beş, vezir dokuz… Bu sayılar yıllardır öğretilir; ama tahtada öyle anlar gelir ki bir taşın değeri, onun sayısıyla değil, o anda yaratacağı anlamla ölçülür. Feda bu yüzden sıradan değil; tam aksine olağanüstü bir düşünce biçimidir. Çünkü insanın doğasına aykırıdır: sahip olduğu bir şeyi bile isteye terk etmek. Ama işte tam da bu yüzden fedalar, tahtanın en yüce hareketleridir. Sadece rakibin planını değil, kendi içindeki sınırları da bozar. “Kaybederim” korkusunu aşmak, gerçek zaferin ilk adımıdır.

Genç Paul Morphy 1858 yılında Paris Operasında 64 karelik sahnede hayatının en unutulmaz oyunlarından birini oynarken müziğin değil, zekânın melodisini sergiledi. Bir fili, sonra kaleyi bilinçli biçimde gözden çıkardı. İzleyenler bunun delilik mi yoksa dâhilik mi olduğunu anlayamadan, birkaç hamle sonra mat geldi. O taşları feda etmek, onun rakibin düşüncesini parçalamasıydı. Morphy bize gösterdi ki bazen görkemli bir kazanım, kaybedilen taşların gölgesinde doğar. Mikhail Tal 1960 Dünya Şampiyonluğunda sadece oynayan değil, düşünen değil, hisseden bir oyuncuydu. Tahta onun için bir savaş alanı değil, bir sahneydi. Vezirini gözünü kırpmadan feda ettiğinde herkes şaşkınlıktan donakaldı; ama Tal içten içe gülümsüyordu. Çünkü onun için satranç, hesap değil hayal gücüydü. Feda, onun için bir matematik problemi değil, bir şiirin dizesiydi. Garry Kasparov’un Topalov’a karşı oynadığı oyun, adeta bir başyapıttı. Veziri, fili ve kaleyi üst üste feda ettiğinde kimse ne olduğunu anlayamadı. Satranç tahtası bir sanat eserine dönüştü. Sonunda ortaya çıkan mat, sadece rakibini değil, tüm satranç dünyasını büyüledi. Kasparov gösterdi ki bazen en güçlü strateji, tüm gücü geride bırakma cesaretidir.

Hayat da bir oyun değil mi zaten? Her gün karşımıza çıkan seçimler, tıpkı tahtadaki hamleler gibi. Bir sevgiden, bir alışkanlıktan, bir güvenceden vazgeçmek… İşte bu da bir feda... Tıpkı satrançta olduğu gibi, hayatta da bazı şeylerden vazgeçmeden ileriye gidemezsin. Hayat, sürekli kazanmanın değil; gerektiğinde kaybetmeyi bilmenin oyunu. Çünkü kaybetmeden büyüyemezsin ve bazen en büyük güç, vazgeçtiğin şeylerde saklıdır. Fedayı sadece oyun tahtasında değil, ruhun tahtasında da öğrenmeliyiz. Hayatta da vazgeçmeyi bilmeden sevemez, büyüyemez, öğrenemezsin. Feda, bazen bir özürdür. Bazen bir suskunluk. Bazen kendinden bir parçayı bırakmaktır, daha büyük bir anlam için. Çünkü feda, satrançta sadece bir taşın kaybı değildir; bir idealdir, bir inançtır, bir sezgidir. Bazen matematikle açıklanamaz; sadece hissedilir. Hayatta da öyledir. Her şey hesap kitapla ilerlemez. Bazı adımlar vardır ki mantıksız gibi görünür, ama ruhunun derinliklerinde çağlayan bir nehrin akışına uyar. O adımı attığında korkarsın, ürkersin, ama bir şey sana doğru yolda olduğunu fısıldar. Satranç tahtasında olduğu gibi, yaşamda da en değerli kazançlar, çoğu zaman bir şeylerden vazgeçmenin ardından gelir. Bazen bir kelimeyi yutmak, bir hayalden geri çekilmek, bir alışkanlığı bırakmak zorunda kalırsın. İşte o an, aslında en büyük fedanı yaparsın. Kibirden, gururdan, beklentiden, korkudan… Kendi içindeki en büyük taşı, veziri, egonu feda edersin. Çünkü bilirsin asıl zafer, dışarıdan görünmeyen, içsel tahtada kazanılan savaştır. Feda etmek zayıflık değildir; tam tersine, en yüce bilinç hâlidir. Herkes saldırabilir, herkes koruyabilir; ama çok az insan, bir taşı isteyerek bırakma cesaretine sahiptir ve daha da azı, o fedanın ardında doğacak anlamı öngörebilir.

Feda, bir kayıptan çok, kendini yeniden yazma sanatıdır. Bir hamleyle terk edilen şey, çoğu zaman özgürlüğe açılan bir kapının anahtarıdır ve en önemlisi fedayı anlayan insan, sadece satrançta değil, hayatta da ustalaşmaya başlar: Bazen en büyük varoluş, en cesur yitirişle başlar.

Günün Bulmacası

Siyah oynar, 3 hamlede mat.

(Huerga Leache, Mikel-Narciso Dublan, Marc)

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.