Yakın geçmişte iş hayatını derinden sarsan pandemi sürecinde “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” yaklaşımı genel anlamda kabul görmüştür. Tarihsel süreç içerisinde sadece değişim ve değişime dirençten oluşan çalışma hayatında değişimin, her defasında daha fazla ve artan bir ivmeyle geldiği de görülür.
Yönetim ve üretim sistemlerinin birincil amacı pazardan daha çok pay almak ve daha çok kazanmak olduğu bir gerçektir. Bu amacın gerçekleşebilmesi için de bütün sistemlerin ana öznesi olan çalışanların daha çok üretken olması ile karar süreçlerine katılımının maksimum seviyede olması yönündeki arayışların giderek arttığı gözlenmektedir. Bu kapsamda daha çok, odağında insan olan yaklaşımların ön plana çıktığına tanıklık edilmektedir.
Özellikle pandemi sürecinde radikal olarak da tanımlanabilecek insan odaklı bir çok çalışma modelinin cesaretle uygulandığına şahit olunmuştur. Daha çok, deniz aşırı ülkelerde uygulandığına tanıklık ettiğimiz uzaktan çalışma veya esnek çalışma gibi değişik uygulamalar pandemi sürecinde yaygınlaşarak küresel anlamda bir çalışma modeli haline geldiği gözlenmiştir. Daha açık bir ifade ile uzaktan çalışma ile ofis veya saha çalışması, birlikte bütünsel çalışma olarak adlandırılan yeni nesil çalışma modellerinin iş hayatına girdiği görülmektedir.
Çalışma hayatında en çok tercih edilen yeni nesil çalışma sistematiği olarak ta gösterilen hibrit çalışma modeli, hem ofisten hem de uzaktan çalışmanın bir arada uygulandığı bir çalışma yöntemidir. Bu modelin sağladığı en büyük avantaj ise çalışanlara saha veya ofisin yanında aynı zamanda evden veya başka bir ortamdan uzaktan çalışabilme imkanı sağlaması şeklinde özetlenebilir.
İş hayatının temel parametresi olan verimlilik kavramını ölçülebilir kılınmasında amacın kayıpların ortadan kaldırılması veya minimize edilmesi olduğunun altı özellikle çizilmektedir. Günümüzde verimlilik artışını sağlamadaki etkisi tartışılmaz olan yeni nesil yönetim ve üretim yaklaşımlarından, Endüstri 4.0 ve dijital dönüşüm, otomasyon ve yapay zeka gibi teknolojik yeniliklerin çalışma hayatındaki tüm ezberleri bozduğuna şahit oluyoruz.
Geleneksel çalışma yöntemlerinin yerine nesnelerin interneti ve konuşan fabrikalar gibi dijital uygulamalar ile veri analizine dayalı yapay zekanın etkin kullanıldığı robotlar ve otomasyon süreçlerinin yer alacağı, yeni ve farklı bir geleceğin bizi beklediği görülmektedir. Aynı zamanda büyük bir değişimin habercisi olacağı öngörülen yeni dönemde gelecek ile ilgili beklentilerin giderek arttığı da gözlenmektedir.
Özellikle gelecekle ilgili kaygı taşımayan, geleneksel çalışma modellerini uygulayan ve kendilerini doğal bir yapının olağan akışında başarılı gören işletmeleri farklı bir geleceğin beklediğini söylemek hayalin ötesinde bir gerçekliktir. Bu bağlamda anılan özellikteki işletmelerin gelecekte var olmaları için bir an evvel yeni nesil çalışma sistemlerine adapte olmak için gerekli alt yapıyı oluşturmaları gerektiğini hatırlatmak faydalı olacaktır.
“Yönetme sorumluluğu aldığım kurumda sektörel anlamdaki değişim ve dönüşüm faaliyetlerinin izlenmesi ve adaptasyonu için dijital ofis adı altında yeni bir yapılanma gerçekleştirildi. Gelecek yolculuğunda hata yapmadan ilerlemek isteyen yönetim anlayışına sahip olmanın avantajı ile dijital ofis faaliyetleri kapsamında, üniversitelerde görev yapan akademisyen hocalarımızın gözetiminde yeni ve farklı bir çalışma dönemi başlatılmıştır. Bu kapsamda küresel anlamda ilk sayılabilecek bir uygulama olarak, lokomotiflerde kullanılan ağır dizel motorun sanal ortamda dijital ikizi oluşturulmuş ve bu ürüne ait kritik her ekipmanın kullanım ömrünün tespiti ile arıza yapma riskini belirlemek amacı ile reel anlamda testler gerçekleştirilmiştir.
Ayrıca, Ar-Ge kapsamında yeni nesil ana hat elektrikli lokomotif tasarımı başta olmak üzere bir çok ürünün dijital ortamda prototip seviyesinde görsel uygulamaları başarı ile gerçekleştirilmiştir. Kurumda uygulanan dijital dönüşüm çalışmaları bağlamında, kurum çalışanları Ar-GE kapsamında kendi bilgi ve becerileri ile Dizel Elektrik Manevra lokomotiflerinin tasarımı ile üretimini gerçekleştirmişlerdir. Sektörde bir başarı hikayesi olarak gösterilen bu çalışmalar, dizel elektrikli manevra lokomotif ihtiyaçlarının karşılanmasında ülkemizin dışa bağımlılığını ortadan kaldırdığı gibi bu lokomotiflerde teknolojik olarak tanımlanan tüm yeniliklerin kullanılması da sağlanmıştır.”
Yukarıda anlatılan örneklerden de görüleceği gibi gelecekle ilgili büyük resmi doğru okuyarak gerekliliklerini yerine getirmenin, kurumların gelecekle ilgili tepkisel refleksleri ile vizyoner bakış ve duruşlarını da göstermesi açısından önemli kabul edilmektedir.
Sonuç olarak, geleceğe giden yolları, hızla değişen teknoloji ve buna bağlı yeni nesil yönetim ve üretim dinamiklerinin şekillendireceği çok açıktır. İş hayatının karşı karşıya olduğu bu dijital dönem aynı zamanda yeni fırsatların da kapısını aralamaktadır. Böyle bir ortamda çalışanların, öğrenmeye dayalı olarak sürekli kendilerini geliştirmeleri ile bilgi ve becerilerini artırmaları hayati derecede önemlidir. Geleceğin çalışma ortamı, değişimi yönetebilecek bilgi ve beceri sahibi bireyler için yeni ve katma değeri yüksek fırsatlar sunacaktır.
Son söz;
“Dünle birlikte gitti, cancağızım ne varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” Hz Mevlana
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hayri Avcı
Değişimin dinamikleri…
Yakın geçmişte iş hayatını derinden sarsan pandemi sürecinde “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” yaklaşımı genel anlamda kabul görmüştür. Tarihsel süreç içerisinde sadece değişim ve değişime dirençten oluşan çalışma hayatında değişimin, her defasında daha fazla ve artan bir ivmeyle geldiği de görülür.
Yönetim ve üretim sistemlerinin birincil amacı pazardan daha çok pay almak ve daha çok kazanmak olduğu bir gerçektir. Bu amacın gerçekleşebilmesi için de bütün sistemlerin ana öznesi olan çalışanların daha çok üretken olması ile karar süreçlerine katılımının maksimum seviyede olması yönündeki arayışların giderek arttığı gözlenmektedir. Bu kapsamda daha çok, odağında insan olan yaklaşımların ön plana çıktığına tanıklık edilmektedir.
Özellikle pandemi sürecinde radikal olarak da tanımlanabilecek insan odaklı bir çok çalışma modelinin cesaretle uygulandığına şahit olunmuştur. Daha çok, deniz aşırı ülkelerde uygulandığına tanıklık ettiğimiz uzaktan çalışma veya esnek çalışma gibi değişik uygulamalar pandemi sürecinde yaygınlaşarak küresel anlamda bir çalışma modeli haline geldiği gözlenmiştir. Daha açık bir ifade ile uzaktan çalışma ile ofis veya saha çalışması, birlikte bütünsel çalışma olarak adlandırılan yeni nesil çalışma modellerinin iş hayatına girdiği görülmektedir.
Çalışma hayatında en çok tercih edilen yeni nesil çalışma sistematiği olarak ta gösterilen hibrit çalışma modeli, hem ofisten hem de uzaktan çalışmanın bir arada uygulandığı bir çalışma yöntemidir. Bu modelin sağladığı en büyük avantaj ise çalışanlara saha veya ofisin yanında aynı zamanda evden veya başka bir ortamdan uzaktan çalışabilme imkanı sağlaması şeklinde özetlenebilir.
İş hayatının temel parametresi olan verimlilik kavramını ölçülebilir kılınmasında amacın kayıpların ortadan kaldırılması veya minimize edilmesi olduğunun altı özellikle çizilmektedir. Günümüzde verimlilik artışını sağlamadaki etkisi tartışılmaz olan yeni nesil yönetim ve üretim yaklaşımlarından, Endüstri 4.0 ve dijital dönüşüm, otomasyon ve yapay zeka gibi teknolojik yeniliklerin çalışma hayatındaki tüm ezberleri bozduğuna şahit oluyoruz.
Geleneksel çalışma yöntemlerinin yerine nesnelerin interneti ve konuşan fabrikalar gibi dijital uygulamalar ile veri analizine dayalı yapay zekanın etkin kullanıldığı robotlar ve otomasyon süreçlerinin yer alacağı, yeni ve farklı bir geleceğin bizi beklediği görülmektedir. Aynı zamanda büyük bir değişimin habercisi olacağı öngörülen yeni dönemde gelecek ile ilgili beklentilerin giderek arttığı da gözlenmektedir.
Özellikle gelecekle ilgili kaygı taşımayan, geleneksel çalışma modellerini uygulayan ve kendilerini doğal bir yapının olağan akışında başarılı gören işletmeleri farklı bir geleceğin beklediğini söylemek hayalin ötesinde bir gerçekliktir. Bu bağlamda anılan özellikteki işletmelerin gelecekte var olmaları için bir an evvel yeni nesil çalışma sistemlerine adapte olmak için gerekli alt yapıyı oluşturmaları gerektiğini hatırlatmak faydalı olacaktır.
“Yönetme sorumluluğu aldığım kurumda sektörel anlamdaki değişim ve dönüşüm faaliyetlerinin izlenmesi ve adaptasyonu için dijital ofis adı altında yeni bir yapılanma gerçekleştirildi. Gelecek yolculuğunda hata yapmadan ilerlemek isteyen yönetim anlayışına sahip olmanın avantajı ile dijital ofis faaliyetleri kapsamında, üniversitelerde görev yapan akademisyen hocalarımızın gözetiminde yeni ve farklı bir çalışma dönemi başlatılmıştır. Bu kapsamda küresel anlamda ilk sayılabilecek bir uygulama olarak, lokomotiflerde kullanılan ağır dizel motorun sanal ortamda dijital ikizi oluşturulmuş ve bu ürüne ait kritik her ekipmanın kullanım ömrünün tespiti ile arıza yapma riskini belirlemek amacı ile reel anlamda testler gerçekleştirilmiştir.
Ayrıca, Ar-Ge kapsamında yeni nesil ana hat elektrikli lokomotif tasarımı başta olmak üzere bir çok ürünün dijital ortamda prototip seviyesinde görsel uygulamaları başarı ile gerçekleştirilmiştir. Kurumda uygulanan dijital dönüşüm çalışmaları bağlamında, kurum çalışanları Ar-GE kapsamında kendi bilgi ve becerileri ile Dizel Elektrik Manevra lokomotiflerinin tasarımı ile üretimini gerçekleştirmişlerdir. Sektörde bir başarı hikayesi olarak gösterilen bu çalışmalar, dizel elektrikli manevra lokomotif ihtiyaçlarının karşılanmasında ülkemizin dışa bağımlılığını ortadan kaldırdığı gibi bu lokomotiflerde teknolojik olarak tanımlanan tüm yeniliklerin kullanılması da sağlanmıştır.”
Yukarıda anlatılan örneklerden de görüleceği gibi gelecekle ilgili büyük resmi doğru okuyarak gerekliliklerini yerine getirmenin, kurumların gelecekle ilgili tepkisel refleksleri ile vizyoner bakış ve duruşlarını da göstermesi açısından önemli kabul edilmektedir.
Sonuç olarak, geleceğe giden yolları, hızla değişen teknoloji ve buna bağlı yeni nesil yönetim ve üretim dinamiklerinin şekillendireceği çok açıktır. İş hayatının karşı karşıya olduğu bu dijital dönem aynı zamanda yeni fırsatların da kapısını aralamaktadır. Böyle bir ortamda çalışanların, öğrenmeye dayalı olarak sürekli kendilerini geliştirmeleri ile bilgi ve becerilerini artırmaları hayati derecede önemlidir. Geleceğin çalışma ortamı, değişimi yönetebilecek bilgi ve beceri sahibi bireyler için yeni ve katma değeri yüksek fırsatlar sunacaktır.
Son söz;