Ölümlü dünyada her birimiz gelecek kaygısı ile yaşayıp gideriz. Gelecekte şu olacağım, bu olacağım diye hayaller kurarız. Bir de bu hayallerimizi görsellerle süsleriz. Bütün bunların hiçbir anlamı yok. Bir şey olacağım diye uğraşmayın bir şeyler yapın, bir şeyler yaptığınız sürece mutlaka bir şey olursunuz. Ama ne olacağınızı siz bile bilemeyebilirsiniz. Siz yapmış olduğunuz iyi eylemlerden vazgeçmeyin. Bırakın toplum sizi ayıplasın, hor görsün. Bu iyi eylemlerin sonunda sizi sonsuz huzur bekliyordur unutmayın.
“Sultan Murat, gördüğü bir rüya üzerine, molla kıyafeti giyerek sadrazamı Siyavuş Paşa ile beraber İstanbul’un mahallelerinden birine gider. Bu mahallenin sokaklardan birinde yerde yatan bir ceset görürler. Cesedin kim olduğunu sorduklarında, mahalle sakinleri tiksintili bir yüzle onun bir sarhoş olduğunu söylerler. Ölenin aslında bir nalıncı ustası olduğunu, ama parasını içkiye, fuhuşa, kumara harcadığını söylerler. Onu camide cemaat arasında da gören yoktur. Kısacası, mahallelinin hiç de hoşlanmadığı bir adamdır bu ölü. Sadrazam bu sözler üzerine geri dönmek ister. Ama Sultan der ki; ‘Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Şöyle veya böyle bu bizim insanımızdır. Na’şını kaldırmalıyız.’ Sultan ile sadrazam Fatih Camii’nin yolunu tutarlar. Naaşı beraberce yıkadıktan sonra, Sultan sadrazamı naaşın başında bırakıp, adamın mahallesine geri döner. Nalıncının evini sorup-soruşturarak bulur. Nalıncının yaşlı hanımı kapıyı açar. Sultan’ın soruları üzerine kocasını anlatmaya başlar. Onun başkaları içmesin diye satın aldığı içkileri evde helaya döktüğünü, eve getirdiği kötü yola düşmüş kadınları hanımıyla başbaşa bırakıp gittiğini, kendinin de onlara dinî sohbetler yaptığını, ara sıra kapattığı kumarhanelerde de o gün günaha girilmediğini, müttaki imamları olan uzak mescitlere gidip namaz kıldığından söz eder. Komşularının ona kötü gözle bakacağı konusunda kendisini uyarmasına rağmen, nalıncının buna aldırış etmediğini de ekler. Son olarak aralarında geçen şöyle bir olayı anlatır; Bir gün nalıncı evinin bahçesine kendi mezarını kazar, hanımı onu kimin yıkayacağını, kefenleyeceğini sorar. Nalıncı gülerek cevap verir; ‘Allah büyüktür hatun. Hem padişahın işi ne?’der. Gerçekten de Sultan, 1592 yılında vefat eden Nalıncı Baba adındaki Allah dostunun cenaze namazını kendisi kıldırmış ve evinin bahçesine gömdürmüş. Oraya bir de türbe yaptırmış.”
Anadolu’nun her tarafı türbelerle, yatırlarla doludur. Böylesine varsıl kültürün üzerinde oturan bizler nasıl oluyor da maneviyattan, bilimden, gelenekten, görenekten, saygıdan uzaklaşabiliyoruz. İşte bütün bunlar gelecek yolunda bir şeyler yapmadığımız için olmakta. Bizler içinde yaşadığımız anda iyi eylemlerle yaşamazsak her geçen günümüz biraz daha kararmaktadır. Geleceğimizi aydınlatmak sadece bizim elimizde. Bir başkası ne derse desin önemli değil. Sizler bildiğiniz, inandığınız doğrular çerçevesinde yaşamaya devam edin. Unutmayın evrensel dünyada doğrular farklılıklar gösterebilir ama bu farklılıklar süzüle süzüle evrensel doğruyu doğurmaktadır. İşte bizim doğrumuz, bu evrensel doğru olmalıdır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hidayet Oktay
Bir şey olacağım diye uğraşmayın bir şeyler yapın
Ölümlü dünyada her birimiz gelecek kaygısı ile yaşayıp gideriz. Gelecekte şu olacağım, bu olacağım diye hayaller kurarız. Bir de bu hayallerimizi görsellerle süsleriz. Bütün bunların hiçbir anlamı yok. Bir şey olacağım diye uğraşmayın bir şeyler yapın, bir şeyler yaptığınız sürece mutlaka bir şey olursunuz. Ama ne olacağınızı siz bile bilemeyebilirsiniz.
Siz yapmış olduğunuz iyi eylemlerden vazgeçmeyin. Bırakın toplum sizi ayıplasın, hor görsün. Bu iyi eylemlerin sonunda sizi sonsuz huzur bekliyordur unutmayın.
“Sultan Murat, gördüğü bir rüya üzerine, molla kıyafeti giyerek sadrazamı Siyavuş Paşa ile beraber İstanbul’un mahallelerinden birine gider. Bu mahallenin sokaklardan birinde yerde yatan bir ceset görürler. Cesedin kim olduğunu sorduklarında, mahalle sakinleri tiksintili bir yüzle onun bir sarhoş olduğunu söylerler. Ölenin aslında bir nalıncı ustası olduğunu, ama parasını içkiye, fuhuşa, kumara harcadığını söylerler. Onu camide cemaat arasında da gören yoktur. Kısacası, mahallelinin hiç de hoşlanmadığı bir adamdır bu ölü.
Sadrazam bu sözler üzerine geri dönmek ister. Ama Sultan der ki; ‘Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Şöyle veya böyle bu bizim insanımızdır. Na’şını kaldırmalıyız.’
Sultan ile sadrazam Fatih Camii’nin yolunu tutarlar. Naaşı beraberce yıkadıktan sonra, Sultan sadrazamı naaşın başında bırakıp, adamın mahallesine geri döner. Nalıncının evini sorup-soruşturarak bulur.
Nalıncının yaşlı hanımı kapıyı açar. Sultan’ın soruları üzerine kocasını anlatmaya başlar. Onun başkaları içmesin diye satın aldığı içkileri evde helaya döktüğünü, eve getirdiği kötü yola düşmüş kadınları hanımıyla başbaşa bırakıp gittiğini, kendinin de onlara dinî sohbetler yaptığını, ara sıra kapattığı kumarhanelerde de o gün günaha girilmediğini, müttaki imamları olan uzak mescitlere gidip namaz kıldığından söz eder. Komşularının ona kötü gözle bakacağı konusunda kendisini uyarmasına rağmen, nalıncının buna aldırış etmediğini de ekler. Son olarak aralarında geçen şöyle bir olayı anlatır; Bir gün nalıncı evinin bahçesine kendi mezarını kazar, hanımı onu kimin yıkayacağını, kefenleyeceğini sorar. Nalıncı gülerek cevap verir; ‘Allah büyüktür hatun. Hem padişahın işi ne?’der.
Gerçekten de Sultan, 1592 yılında vefat eden Nalıncı Baba adındaki Allah dostunun cenaze namazını kendisi kıldırmış ve evinin bahçesine gömdürmüş. Oraya bir de türbe yaptırmış.”
Anadolu’nun her tarafı türbelerle, yatırlarla doludur. Böylesine varsıl kültürün üzerinde oturan bizler nasıl oluyor da maneviyattan, bilimden, gelenekten, görenekten, saygıdan uzaklaşabiliyoruz. İşte bütün bunlar gelecek yolunda bir şeyler yapmadığımız için olmakta. Bizler içinde yaşadığımız anda iyi eylemlerle yaşamazsak her geçen günümüz biraz daha kararmaktadır. Geleceğimizi aydınlatmak sadece bizim elimizde. Bir başkası ne derse desin önemli değil. Sizler bildiğiniz, inandığınız doğrular çerçevesinde yaşamaya devam edin. Unutmayın evrensel dünyada doğrular farklılıklar gösterebilir ama bu farklılıklar süzüle süzüle evrensel doğruyu doğurmaktadır. İşte bizim doğrumuz, bu evrensel doğru olmalıdır.