Çocuklar umutla büyürler. Çok çabuk umutlanırlar, çok çabuk bu umutlarını kaybederler. Bu hayal kırıklıkları, ulaşılamayan umutlar onları hep bir adım ileriye taşırlar. Büyük umutların kırıklığı da büyük olur. Minicik bir yürek çoğu zaman bilemez hayal kırıklığının büyüklüğünü. Gerçekleşmeyince hayalleri içine kapanır, bir bilinmez gizem kutusu olur çıkarlar. Çünkü yaşamda hayal ettiği, olmasını umduğu ‘şeyler’ olmuyordur. Yaşadıkları yaşayacaklarının göstergesi olmuştur. Her geçen gün hayalleri, umutları biraz daha gerçekçi olmaya başlamıştır. İşte o zaman büyümeye başladığının ayırtına varacaktır çocuklarımız. Ama yine de onları hayalleri, umutları, güzellikleri ile yaşatalım.
Dünyanın en temiz insanlarıdır çocuklar. Hayalleri, düşleri, yaşamları temizdir. Henüz kirli dünyanın açmazları ile karşılaşmadığı için kirlenmemiştir yürekleri, beyinleri, elleri tertemizdir. Aman kirletmeyelim. En azından kirlenmesini geciktirelim. Unutmayın para ile alınabilen her şey ucuzdur. Bırakın onlar düşlerini yaşasınlar.
“Küçük çocuk, deniz kenarında gördüğü yassı bir taşın güzelliğine hayran olmuştu. Mutlaka bir mücevherdi bulduğu. Şekli de bir insan kalbi gibiydi. Üstelik de pırıl pırıl parlamaktaydı. Çocuk, taşı avuçlayıp evine koştu. Ve onu büyük bir heyecanla babasına uzattı. Adam, yavrusunun soğuktan morarmış avucundaki taşın, birbirine sürtüldüğünde kıvılcım çıkartan bir çakmak taşı olduğunu hemen anladı. Fakat bunu ona söyleyemedi. Küçük çocuk, rüyalarını süsleyen bisiklete kavuşmak için elindeki taşı satmak istiyor ve o paranın bir bölümüyle, bir de top alacağına inanıyordu. Fakat babası buna yanaşmıyordu. Çocuk, işin kendisine düştüğünü anladığında, tatil de simit sattığı çarşıya gitti. Kuyumcu vitrinleri, göz kamaştıran ışıkların aydınlattığı altın kolyelerle doluydu. Bir de, elindeki taşın çok daha küçük olanlarıyla süslenen pahalı yüzüklerle. Çocuk, en gösterişli mağazayı gözüne kestirdikten sonra, bir süre vitrin önünde bekledi. İçeride, dükkân sahibi olduğu anlaşılan bir adam vardı. Müşteri olarak da, kürk mantolu bir hanım. Küçük çocuk, biraz sonra içeri girdi. Ve cebinden çıkardığı taşı dükkân sahibine uzatarak; “Bu pırlantayı deniz kenarında buldum efendim!. Eğer isterseniz size satarım.” Adam, taşa uzaktan bir göz attıktan sonra; “O sadece basit bir çakmak taşı, Bütün sahil o taşlarla doludur.” Kendisine ve bulduğu taşa inanan çocuk; “Hayır! İsterseniz ıslatın. Ne kadar parladığını göreceksiniz” diyebildi. Dükkân sahibi, zengin müşterisini kaçırmaktan korkuyor ve çocuğu kolundan tutup atmayı planlıyordu. Kadın, onun niyetini sezmişti. Çocuğun taşına yakından bakıp; “Tam istediğim şey!.. Onu bana satar mısın?” diyerek çocuğun uzattığı taşı aldı. Küçük çocuk, taşının gerçek değerini bilen, taştan anlayan biriyle karşılaşmış olmaktan son derece mutluydu. Kadının cebine doldurduğu paralar ise, aklını başından almıştı. Defalarca teşekkür ettikten sonra, koşarak uzaklaştı. Kadın, elindeki taşı kuyumcuya vererek ona bir zincir takmasını istedi. Belli ki mücevher gibi taşıyacaktı. Dükkân sahibi, yapmış olduğu ikazı anlamadığı için, kadının aldandığını düşünüyordu. Bu yüzden de; “Söylemiştim ama tekrar edeyim!. Satın aldığınız şey basit bir çakmak taşıdır”. Kadın, önce pırlanta kolyesine, daha sonra da yüzüğüne bakarak; “Zannetmiyorum!. O taş bence bunlardan çok değerlidir. Çünkü bu taş küçük bir çocuğun ümidini taşıyor” diyerek ne kadar mutlu olduğunu gösterdi.”(*)
Ne olur bir çocuğun düşlerini yaşamasına izin verin. Parayı her yerde kazanabilirsiniz ama bir çocuğun düşlerini, umutlarını yaşamasına olanak tanımayı her zaman yakalayamazsınız. Varsa böyle fırsatınız izin verin yaşasın o çocuk umutlarını, hayallerini. Belki bir miktar para kaybedebilirsiniz ama gelecekte o kaybettiğiniz paradan çok daha fazlasını kazanacaksınız. Çünkü bir çocuğun umutlarını yaşattınız. Sizden büyük kimse yoktur o çocuğun gözünde. Bu bile yeter arif kimseye. (*)Hayatın İçinden Öyküleri - Cüneyd Suavi
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hidayet Oktay
Umutlar çocuklarda temizdir
Çocuklar umutla büyürler. Çok çabuk umutlanırlar, çok çabuk bu umutlarını kaybederler. Bu hayal kırıklıkları, ulaşılamayan umutlar onları hep bir adım ileriye taşırlar. Büyük umutların kırıklığı da büyük olur. Minicik bir yürek çoğu zaman bilemez hayal kırıklığının büyüklüğünü. Gerçekleşmeyince hayalleri içine kapanır, bir bilinmez gizem kutusu olur çıkarlar. Çünkü yaşamda hayal ettiği, olmasını umduğu ‘şeyler’ olmuyordur. Yaşadıkları yaşayacaklarının göstergesi olmuştur. Her geçen gün hayalleri, umutları biraz daha gerçekçi olmaya başlamıştır. İşte o zaman büyümeye başladığının ayırtına varacaktır çocuklarımız. Ama yine de onları hayalleri, umutları, güzellikleri ile yaşatalım.
Dünyanın en temiz insanlarıdır çocuklar. Hayalleri, düşleri, yaşamları temizdir. Henüz kirli dünyanın açmazları ile karşılaşmadığı için kirlenmemiştir yürekleri, beyinleri, elleri tertemizdir. Aman kirletmeyelim. En azından kirlenmesini geciktirelim. Unutmayın para ile alınabilen her şey ucuzdur. Bırakın onlar düşlerini yaşasınlar.
“Küçük çocuk, deniz kenarında gördüğü yassı bir taşın güzelliğine hayran olmuştu. Mutlaka bir mücevherdi bulduğu. Şekli de bir insan kalbi gibiydi. Üstelik de pırıl pırıl parlamaktaydı.
Çocuk, taşı avuçlayıp evine koştu. Ve onu büyük bir heyecanla babasına uzattı. Adam, yavrusunun soğuktan morarmış avucundaki taşın, birbirine sürtüldüğünde kıvılcım çıkartan bir çakmak taşı olduğunu hemen anladı. Fakat bunu ona söyleyemedi.
Küçük çocuk, rüyalarını süsleyen bisiklete kavuşmak için elindeki taşı satmak istiyor ve o paranın bir bölümüyle, bir de top alacağına inanıyordu. Fakat babası buna yanaşmıyordu. Çocuk, işin kendisine düştüğünü anladığında, tatil de simit sattığı çarşıya gitti. Kuyumcu vitrinleri, göz kamaştıran ışıkların aydınlattığı altın kolyelerle doluydu. Bir de, elindeki taşın çok daha küçük olanlarıyla süslenen pahalı yüzüklerle. Çocuk, en gösterişli mağazayı gözüne kestirdikten sonra, bir süre vitrin önünde bekledi. İçeride, dükkân sahibi olduğu anlaşılan bir adam vardı. Müşteri olarak da, kürk mantolu bir hanım. Küçük çocuk, biraz sonra içeri girdi. Ve cebinden çıkardığı taşı dükkân sahibine uzatarak;
“Bu pırlantayı deniz kenarında buldum efendim!. Eğer isterseniz size satarım.” Adam, taşa uzaktan bir göz attıktan sonra;
“O sadece basit bir çakmak taşı, Bütün sahil o taşlarla doludur.” Kendisine ve bulduğu taşa inanan çocuk;
“Hayır! İsterseniz ıslatın. Ne kadar parladığını göreceksiniz” diyebildi. Dükkân sahibi, zengin müşterisini kaçırmaktan korkuyor ve çocuğu kolundan tutup atmayı planlıyordu. Kadın, onun niyetini sezmişti. Çocuğun taşına yakından bakıp;
“Tam istediğim şey!.. Onu bana satar mısın?” diyerek çocuğun uzattığı taşı aldı. Küçük çocuk, taşının gerçek değerini bilen, taştan anlayan biriyle karşılaşmış olmaktan son derece mutluydu. Kadının cebine doldurduğu paralar ise, aklını başından almıştı. Defalarca teşekkür ettikten sonra, koşarak uzaklaştı.
Kadın, elindeki taşı kuyumcuya vererek ona bir zincir takmasını istedi. Belli ki mücevher gibi taşıyacaktı. Dükkân sahibi, yapmış olduğu ikazı anlamadığı için, kadının aldandığını düşünüyordu. Bu yüzden de; “Söylemiştim ama tekrar edeyim!. Satın aldığınız şey basit bir çakmak taşıdır”. Kadın, önce pırlanta kolyesine, daha sonra da yüzüğüne bakarak;
“Zannetmiyorum!. O taş bence bunlardan çok değerlidir. Çünkü bu taş küçük bir çocuğun ümidini taşıyor” diyerek ne kadar mutlu olduğunu gösterdi.”(*)
Ne olur bir çocuğun düşlerini yaşamasına izin verin. Parayı her yerde kazanabilirsiniz ama bir çocuğun düşlerini, umutlarını yaşamasına olanak tanımayı her zaman yakalayamazsınız. Varsa böyle fırsatınız izin verin yaşasın o çocuk umutlarını, hayallerini. Belki bir miktar para kaybedebilirsiniz ama gelecekte o kaybettiğiniz paradan çok daha fazlasını kazanacaksınız. Çünkü bir çocuğun umutlarını yaşattınız. Sizden büyük kimse yoktur o çocuğun gözünde. Bu bile yeter arif kimseye.
(*)Hayatın İçinden Öyküleri - Cüneyd Suavi