"Eski dünya ölüyor, yenisi ise doğmak için mücadele ediyor; işte bu alacakaranlık kuşağında canavarlar ortaya çıkar." / Antonio Gramsci
Özellikle ABD başkanı Trump’ın 2. dönemiyle birlikte yaşananlar, yeni bir büyük savaşın gölgesini dünya üzerine düşürmüş durumda.
Halen devam eden Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırım, Suriye’de iç savaş sonrası devam eden istikrarsızlık, ABD-Çin arasında Asya Pasifikte süregelen Tayvan merkezli güç mücadelesi, Pakistan-Hindistan gerilimi ve kısa süreli savaş, ABD-İsrail ikilisinin İran saldırısı ve bu ülkede devam eden halk ayaklanmaları, Trump’ın göreve geldiği ilk günden itibaren, Panama Kanalını, Grönland’ı ve Kanada’yı istemesi, dahası Venezuella Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırarak ABD’de yargılamaya kalkması ve ülke kaynaklarına el koyması, yine Küba, Meksika, Kolombiya gibi bölge ülkelerini işgal etmekle tehdit etmesi, mevcut düzenin artık düzensizliğe döndüğü, bir kaos döneminde olduğumuzu bize haykırıyor.
2. DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA KURULAN ULUSLARARASI SİSTEM
1. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) düzeni, ancak 20 yıl ayakta kalabilmiş, 2. Dünya Savaşıyla yerini bugünkü Birleşmiş Milletler düzenine bırakmıştır.
Savaşın yıkımından sonra, dünya barışını korumak, ekonomik çöküşleri engellemek ve uluslararası iş birliğini kurumsallaştırmak iddiasıyla kurulan "Liberal Uluslararası Düzen" gerçekte, savaşın kazanan devletlerinin, dünyanın geri kalanı üzerinde kuracağı siyasi ve ekonomik hegemonyayı sistemleştirmiştir.
Düzenin temel kurumlarından Birleşmiş Milletler (BM), veto yetkisi bulunan hegemonların küresel siyasetine hizmet etmiş, IMF ve Dünya Bankası ise dünya ekonomisi üzerinde birer kontrol aracına dönüşmüştür.
Öte yandan bugünkü Dünya Ticaret Örgütü (WTO)'nün temelini atan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT), dünya ticaretinin yine hegemonlar lehine işlemesini garanti altına alan temel metin olmuştur.
SİSTEM ÇÖKÜYOR
80 yıldır hüküm süren mevcut düzen, bugün tarihinin en derin krizini yaşıyor. Sistemin kalbi olan Birleşmiş Milletler (BM), bugün küresel krizlere çözüm üretemiyor. Daimî üyeler arasındaki derin kutuplaşma, Güvenlik Konseyi'in Ukrayna, Gazze, Tayvan gibi kritik meselelerde karar almasını imkansız hale getirdi.
Uluslararası hukukun "keyfi" uygulanmasına itirazlar yükseliyor. Güçlü devletlerin kuralları kendi çıkarlarına göre esnetmesi, sistemin meşruiyetini sorgulatıyor.
Liberal ekonomi yerini ekonomik milliyetçiliğe, serbest ticaret ise gümrük vergilerine, yaptırımlara ve stratejik özerklik girişimlerine bıraktı.
ABD dolarının küresel rezerv para birimi olma özelliği devam etse de Çin ve BRICS ülkeleri kendi ödeme sistemlerini kurarak dolarsızlaşma adımları atıyor. Eskiden en ucuz üretim hedeflenirken, şimdi en güvenli müttefikten üretim anlayışı hakim.
Dünya artık sadece Batı merkezli bir yer değil. Çin ve Hindistan başta olmak üzere "Küresel Güney" ülkeleri, Batı'nın kurduğu kurallara itiraz ediyor ve kendi alternatif yapılarını kuruyor. Küresel çözümler üretilemediği için devletler, Şanghay İşbirliği Örgütü, Türk Devletleri Teşkilatı veya bölgesel ticaret blokları gibi daha dar kapsamlı iş birliklerine yöneliyor.
Yeni Tehditler ve "Gri Alan" Savaşları
1945 düzeni büyük devletlerarası sıcak savaşları önlemek için tasarlanmıştı. Ancak bugün devletler doğrudan çarpışmak yerine yerel gruplar üzerinden vekalet savaşları yürütüyor. Siber saldırılar, dezenformasyon savaşları, uzay rekabeti ve yapay zekanın askeri kullanımı gibi mevcut uluslararası anlaşmaların kapsamadığı yeni savaş alanları ortaya çıktı.
Çoklu-Karmaşık Dünya Düzeni: Liberal Uluslararası Düzen artık yerini tek bir isimle tanımlanamayan, çok daha karmaşık ve parçalı bir yapıya bırakmış durumda. Eski düzen, ABD liderliğinde tek kutuplu bir dünya düzeniydi. Bugün ise aynı küresel sistem içinde, bölgesel güçlerin kendi düzenlerini kurdukları bir dünya var. Artık sadece devletler değil, teknoloji devleri, bölgesel örgütler hatta dijital topluluklar sistemin gidişatını etkiliyor.
Kural Yokluğu: Bugünün dünyası, uluslararası kurumların felç olduğu ve devletlerin kendi başının çaresine baktığı bir "gri alan" dönemi yaşıyor.
İşlem Odaklılık: Değerler ve ideolojiler yerini tamamen pragmatik, "al-ver" odaklı, kısa vadeli anlaşmalara bırakmış durumda.
Polikriz Dünyası:Sistem artık tek bir sorundan değil, birbirini besleyen bir dizi krizden oluşuyor. İklim krizi, ABD-Çin ticaret savaşı, yapay zeka kaynaklı dezenformasyon, bölgesel sıcak çatışmalar gibi krizlerin hiçbiri birbirinden bağımsız çözülemiyor, biri diğerini tetikliyor.
Bugün içinde bulunduğumuz sistem, kuralların artık herkesi bağlamadığı, ittifakların geçici ve çıkara dayalı olduğu, belirsizliğin ise "yeni normal" haline geldiği bir yapıya dönüştü. Dünya artık, sürekli değişen, rekabetçi ve çoğu zaman kaotik bir parçalanmışlık sergiliyor.
SİSTEMİ ÇÖKÜŞE GÖTÜREN NEDENLER
2. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan sistemin bozulması, dünyanın 1945'ten bu yana görmediği kadar karmaşık ve belirsiz bir sürece girmesine neden olmuştur. Bu bozulma, sadece diplomatik bir kriz değil, ekonomiden güvenliğe, teknolojiden bireysel haklara kadar hayatın her alanını etkileyen köklü bir dönüşümü yansıtıyor.
"Liberal Uluslararası Düzen"in günümüzde geçirdiği şiddetli sarsıntı, sistemin kendi içindeki yapısal sorunların yanı sıra, değişen küresel dinamiklerden kaynaklanan çok katmanlı bir sürecin sonucudur.
Güç Dengelerinin Değişimi ve Çok Kutupluluk
1945'te kurulan sistem, ABD’nin mutlak ekonomik ve askeri üstünlüğü üzerine inşa edilmişti. Ancak bugün bu "tek kutuplu" yapı sona ermiş durumda.
Çin’in Yükselişi: Çin'in hem ekonomik hem de askeri bir süper güç olarak ortaya çıkması, IMF, Dünya Bankası gibi Batı merkezli kurumları ve kuralları zorlamaktadır.
Küresel Güney'in İtirazı: Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkeler (BRICS+ bloğu), sistemin sadece Batı’nın çıkarlarına hizmet ettiğini ve artık dünyayı temsil etmediğini savunmaktadır.
Veto Gücünün İstismarı / BM’nin Kilitlenmesi: 5 Daimî üyenin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) birbirine zıt çıkarları nedeniyle BM küresel krizlerde tamamen etkisiz kalmıştır. Bu durum, "kurallara dayalı düzen" söylemine olan güveni sona erdirmiştir. Güçlü devletlerin uluslararası hukuku kendi çıkarları yönünde kullanmaları, sistemin "çifte standartlı" görülmesine yol açmıştır.
ABD Etkisi: ABD’nin artık NATO gibi ittifaklara karşı şüpheci yaklaşması, sistemin güvenlik şemsiyesini zayıflatmıştır.
Küreselleşmeden Ekonomik Milliyetçiliğe Geçiş
1945 düzeninin “serbest ticaretin dünyayı barışçıl kılacağı” vizyonu terk edilmiştir.
Korumacılık: ABD başta olmak üzere birçok ülke, kendi sanayisini korumak için gümrük duvarlarını yükselterek ticaret savaşlarına girişmiştir.
Tedarik Zincirlerinin Silahlaştırılması: Enerji ve kritik hammaddeler birer siyasi baskı aracı haline gelmiş, en ucuz üretim yerini en güvenli üretime bırakmıştır.
Günümüzün çok seslilik, ekonomik rekabet ve teknolojik hızı karşısında, 1945’in bu eski ceketi artık dünyaya dar gelmektedir.
Savaş sonrası ABD öncülüğünde kurulan düzen yine ABD eliyle yıkılıyor, hem de vahşice.
ABD’nin son dönemde sergilediği iddialı ve müdahaleci tavır, 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sistemin tabutuna çakılan son çivilerden biridir. Bu tavır, ABD'nin "düzen kurucu" değil, kendi çıkarlarını dayatan "tek taraflı bir güç" haline dönüşmesi anlamına geliyor.
Donroe Doktrini ve Batı Yarımküre'de Sert Güç
ABD 2025 sonunda yayınladığı yeni stratejilerde, 19. yüzyıldaki Monroe Doktrini’ni, ABD’nin Batı Yarımküredeki egemenliğini ifade edecek şekilde "Donroe Doktrini" (Donald’ın Do’su) şeklinde uyarladı.
Askeri Müdahaleler: Venezuella'ya yapılan askeri müdahale ve devlet başkanı Maduro’nun yakalanarak ABD'ye götürülmesi, sistemin en temel kuralı olan "devlet egemenliği" ilkesini ortadan kaldırmıştır. Ayrıca bölge ülkelerine yönelik askeri operasyon tehditleri, komşu ülkelerle olan güven ilişkisini yok etmiş ve bölgesel istikrarı bozmuştur.
Ekonomik Silahşörlük ve İkincil Yaptırımlar
ABD, doların ve küresel finans sisteminin hakimiyetini bir diplomasi aracından çok bir cezalandırma mekanizmasına dönüştürmüştür.
Ticaret Savaşları: Amerika’nın sadece Çin'e değil, Avrupa Birliği ve Hindistan gibi müttefiklerine de uyguladığı yüksek tarifeler, küresel ticaretin serbestleşmesi vizyonunu sona erdirmiştir.
İkincil Yaptırımlar: Türkiye, BAE ve Hindistan gibi devletlere, Rusya veya İran ile ticaret yaptıkları gerekçesiyle uygulanan baskılar, bu ülkeleri ABD merkezli finans sisteminden uzaklaşmaya itmiştir.
Alternatif Kurumlar: Batı merkezli kurumlara güven azaldıkça, ülkeler Şanghay İşbirliği Örgütü, Yeni Kalkınma Bankası (BRICS Bankası) gibi alternatif yapılara yönelmektedir. ABD'nin agresif tavrı, müttefiklerini (özellikle Avrupa'yı) "stratejik özerklik" arayışına itmiş, Çin ve Rusya gibi rakiplerine ise kendi alternatif düzenlerini kurmaları için meşruiyet zemini sağlamıştır.
Çok Taraflı Kurumlardan Çekilme
ABD, kendi kurduğu kurumları artık birer "ayak bağı" olarak görmeye başlamıştır.
BM ve Paris Anlaşması: COP30 iklim zirvesinden çekilme ve BM bütçesindeki kesintiler, küresel sorunların (iklim, göç, pandemi) çözümünde önemli bir engel oluşturmuştur.
Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ): ABD’nin tahkim mekanizmalarını kilitlemesiyle, ticari uyuşmazlıklar artık hukukla değil, "güçlü olanın dediği olur" mantığıyla çözülmektedir.
Nükleer Silahsızlanmanın Sonu: START gibi silah kontrol anlaşmalarının sona ermesiyle dünya, Soğuk Savaş dönemindekine benzer bir nükleer silahlanma yarışına geri dönmektedir.
Orman Kanunlarına Dönüş:ABD’nin bu saldırgan tavrının sistem üzerindeki en büyük etkisi ise kurallara dayalı sistemin çökmesi ve uluslararası ilişkilerde hukuk yerine gücün belirleyici olduğu orman kanunlarına dönülmüş olmasıdır. Dünya artık kuralların herkesi bağladığı bir yer olmaktan çıkmış, büyük güçlerin kendi etki alanlarını zorla dikte ettiği bir arena haline gelmiş durumda.
Bugün itibarıyla dünya, İtalyan düşünür Antonio Gramsci'nin bahsettiği o dönemi yaşıyor: "Eski dünya ölüyor, yenisi ise doğmak için mücadele ediyor; işte bu alacakaranlık kuşağında canavarlar ortaya çıkar."
Dünya, eski sistemin öldüğü, ancak yenisinin henüz doğmadığı bir “küresel fetret devri"ni yaşıyor.
Devam edecek...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nejmettin Özdemir
İstemsel kaos / Küresel fetret -1-
"Eski dünya ölüyor, yenisi ise doğmak için mücadele ediyor; işte bu alacakaranlık kuşağında canavarlar ortaya çıkar." / Antonio Gramsci
Özellikle ABD başkanı Trump’ın 2. dönemiyle birlikte yaşananlar, yeni bir büyük savaşın gölgesini dünya üzerine düşürmüş durumda.
Halen devam eden Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırım, Suriye’de iç savaş sonrası devam eden istikrarsızlık, ABD-Çin arasında Asya Pasifikte süregelen Tayvan merkezli güç mücadelesi, Pakistan-Hindistan gerilimi ve kısa süreli savaş, ABD-İsrail ikilisinin İran saldırısı ve bu ülkede devam eden halk ayaklanmaları, Trump’ın göreve geldiği ilk günden itibaren, Panama Kanalını, Grönland’ı ve Kanada’yı istemesi, dahası Venezuella Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırarak ABD’de yargılamaya kalkması ve ülke kaynaklarına el koyması, yine Küba, Meksika, Kolombiya gibi bölge ülkelerini işgal etmekle tehdit etmesi, mevcut düzenin artık düzensizliğe döndüğü, bir kaos döneminde olduğumuzu bize haykırıyor.
2. DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA KURULAN ULUSLARARASI SİSTEM
1. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) düzeni, ancak 20 yıl ayakta kalabilmiş, 2. Dünya Savaşıyla yerini bugünkü Birleşmiş Milletler düzenine bırakmıştır.
Savaşın yıkımından sonra, dünya barışını korumak, ekonomik çöküşleri engellemek ve uluslararası iş birliğini kurumsallaştırmak iddiasıyla kurulan "Liberal Uluslararası Düzen" gerçekte, savaşın kazanan devletlerinin, dünyanın geri kalanı üzerinde kuracağı siyasi ve ekonomik hegemonyayı sistemleştirmiştir.
Düzenin temel kurumlarından Birleşmiş Milletler (BM), veto yetkisi bulunan hegemonların küresel siyasetine hizmet etmiş, IMF ve Dünya Bankası ise dünya ekonomisi üzerinde birer kontrol aracına dönüşmüştür.
Öte yandan bugünkü Dünya Ticaret Örgütü (WTO)'nün temelini atan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT), dünya ticaretinin yine hegemonlar lehine işlemesini garanti altına alan temel metin olmuştur.
SİSTEM ÇÖKÜYOR
80 yıldır hüküm süren mevcut düzen, bugün tarihinin en derin krizini yaşıyor. Sistemin kalbi olan Birleşmiş Milletler (BM), bugün küresel krizlere çözüm üretemiyor. Daimî üyeler arasındaki derin kutuplaşma, Güvenlik Konseyi'in Ukrayna, Gazze, Tayvan gibi kritik meselelerde karar almasını imkansız hale getirdi.
Uluslararası hukukun "keyfi" uygulanmasına itirazlar yükseliyor. Güçlü devletlerin kuralları kendi çıkarlarına göre esnetmesi, sistemin meşruiyetini sorgulatıyor.
Liberal ekonomi yerini ekonomik milliyetçiliğe, serbest ticaret ise gümrük vergilerine, yaptırımlara ve stratejik özerklik girişimlerine bıraktı.
ABD dolarının küresel rezerv para birimi olma özelliği devam etse de Çin ve BRICS ülkeleri kendi ödeme sistemlerini kurarak dolarsızlaşma adımları atıyor. Eskiden en ucuz üretim hedeflenirken, şimdi en güvenli müttefikten üretim anlayışı hakim.
Dünya artık sadece Batı merkezli bir yer değil. Çin ve Hindistan başta olmak üzere "Küresel Güney" ülkeleri, Batı'nın kurduğu kurallara itiraz ediyor ve kendi alternatif yapılarını kuruyor. Küresel çözümler üretilemediği için devletler, Şanghay İşbirliği Örgütü, Türk Devletleri Teşkilatı veya bölgesel ticaret blokları gibi daha dar kapsamlı iş birliklerine yöneliyor.
Yeni Tehditler ve "Gri Alan" Savaşları
1945 düzeni büyük devletlerarası sıcak savaşları önlemek için tasarlanmıştı. Ancak bugün devletler doğrudan çarpışmak yerine yerel gruplar üzerinden vekalet savaşları yürütüyor. Siber saldırılar, dezenformasyon savaşları, uzay rekabeti ve yapay zekanın askeri kullanımı gibi mevcut uluslararası anlaşmaların kapsamadığı yeni savaş alanları ortaya çıktı.
Çoklu-Karmaşık Dünya Düzeni: Liberal Uluslararası Düzen artık yerini tek bir isimle tanımlanamayan, çok daha karmaşık ve parçalı bir yapıya bırakmış durumda. Eski düzen, ABD liderliğinde tek kutuplu bir dünya düzeniydi. Bugün ise aynı küresel sistem içinde, bölgesel güçlerin kendi düzenlerini kurdukları bir dünya var. Artık sadece devletler değil, teknoloji devleri, bölgesel örgütler hatta dijital topluluklar sistemin gidişatını etkiliyor.
Kural Yokluğu: Bugünün dünyası, uluslararası kurumların felç olduğu ve devletlerin kendi başının çaresine baktığı bir "gri alan" dönemi yaşıyor.
İşlem Odaklılık: Değerler ve ideolojiler yerini tamamen pragmatik, "al-ver" odaklı, kısa vadeli anlaşmalara bırakmış durumda.
Polikriz Dünyası: Sistem artık tek bir sorundan değil, birbirini besleyen bir dizi krizden oluşuyor. İklim krizi, ABD-Çin ticaret savaşı, yapay zeka kaynaklı dezenformasyon, bölgesel sıcak çatışmalar gibi krizlerin hiçbiri birbirinden bağımsız çözülemiyor, biri diğerini tetikliyor.
Bugün içinde bulunduğumuz sistem, kuralların artık herkesi bağlamadığı, ittifakların geçici ve çıkara dayalı olduğu, belirsizliğin ise "yeni normal" haline geldiği bir yapıya dönüştü. Dünya artık, sürekli değişen, rekabetçi ve çoğu zaman kaotik bir parçalanmışlık sergiliyor.
SİSTEMİ ÇÖKÜŞE GÖTÜREN NEDENLER
2. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan sistemin bozulması, dünyanın 1945'ten bu yana görmediği kadar karmaşık ve belirsiz bir sürece girmesine neden olmuştur. Bu bozulma, sadece diplomatik bir kriz değil, ekonomiden güvenliğe, teknolojiden bireysel haklara kadar hayatın her alanını etkileyen köklü bir dönüşümü yansıtıyor.
"Liberal Uluslararası Düzen"in günümüzde geçirdiği şiddetli sarsıntı, sistemin kendi içindeki yapısal sorunların yanı sıra, değişen küresel dinamiklerden kaynaklanan çok katmanlı bir sürecin sonucudur.
Güç Dengelerinin Değişimi ve Çok Kutupluluk
1945'te kurulan sistem, ABD’nin mutlak ekonomik ve askeri üstünlüğü üzerine inşa edilmişti. Ancak bugün bu "tek kutuplu" yapı sona ermiş durumda.
Çin’in Yükselişi: Çin'in hem ekonomik hem de askeri bir süper güç olarak ortaya çıkması, IMF, Dünya Bankası gibi Batı merkezli kurumları ve kuralları zorlamaktadır.
Küresel Güney'in İtirazı: Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkeler (BRICS+ bloğu), sistemin sadece Batı’nın çıkarlarına hizmet ettiğini ve artık dünyayı temsil etmediğini savunmaktadır.
Veto Gücünün İstismarı / BM’nin Kilitlenmesi: 5 Daimî üyenin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) birbirine zıt çıkarları nedeniyle BM küresel krizlerde tamamen etkisiz kalmıştır. Bu durum, "kurallara dayalı düzen" söylemine olan güveni sona erdirmiştir. Güçlü devletlerin uluslararası hukuku kendi çıkarları yönünde kullanmaları, sistemin "çifte standartlı" görülmesine yol açmıştır.
ABD Etkisi: ABD’nin artık NATO gibi ittifaklara karşı şüpheci yaklaşması, sistemin güvenlik şemsiyesini zayıflatmıştır.
Küreselleşmeden Ekonomik Milliyetçiliğe Geçiş
1945 düzeninin “serbest ticaretin dünyayı barışçıl kılacağı” vizyonu terk edilmiştir.
Korumacılık: ABD başta olmak üzere birçok ülke, kendi sanayisini korumak için gümrük duvarlarını yükselterek ticaret savaşlarına girişmiştir.
Tedarik Zincirlerinin Silahlaştırılması: Enerji ve kritik hammaddeler birer siyasi baskı aracı haline gelmiş, en ucuz üretim yerini en güvenli üretime bırakmıştır.
Günümüzün çok seslilik, ekonomik rekabet ve teknolojik hızı karşısında, 1945’in bu eski ceketi artık dünyaya dar gelmektedir.
ABD'NİN AGRESİF POLİTİKASININ ULUSLARARASI SİSTEM ÜZERİNE ETKİSİ
Savaş sonrası ABD öncülüğünde kurulan düzen yine ABD eliyle yıkılıyor, hem de vahşice.
ABD’nin son dönemde sergilediği iddialı ve müdahaleci tavır, 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sistemin tabutuna çakılan son çivilerden biridir. Bu tavır, ABD'nin "düzen kurucu" değil, kendi çıkarlarını dayatan "tek taraflı bir güç" haline dönüşmesi anlamına geliyor.
Donroe Doktrini ve Batı Yarımküre'de Sert Güç
ABD 2025 sonunda yayınladığı yeni stratejilerde, 19. yüzyıldaki Monroe Doktrini’ni, ABD’nin Batı Yarımküredeki egemenliğini ifade edecek şekilde "Donroe Doktrini" (Donald’ın Do’su) şeklinde uyarladı.
Askeri Müdahaleler: Venezuella'ya yapılan askeri müdahale ve devlet başkanı Maduro’nun yakalanarak ABD'ye götürülmesi, sistemin en temel kuralı olan "devlet egemenliği" ilkesini ortadan kaldırmıştır. Ayrıca bölge ülkelerine yönelik askeri operasyon tehditleri, komşu ülkelerle olan güven ilişkisini yok etmiş ve bölgesel istikrarı bozmuştur.
Ekonomik Silahşörlük ve İkincil Yaptırımlar
ABD, doların ve küresel finans sisteminin hakimiyetini bir diplomasi aracından çok bir cezalandırma mekanizmasına dönüştürmüştür.
Ticaret Savaşları: Amerika’nın sadece Çin'e değil, Avrupa Birliği ve Hindistan gibi müttefiklerine de uyguladığı yüksek tarifeler, küresel ticaretin serbestleşmesi vizyonunu sona erdirmiştir.
İkincil Yaptırımlar: Türkiye, BAE ve Hindistan gibi devletlere, Rusya veya İran ile ticaret yaptıkları gerekçesiyle uygulanan baskılar, bu ülkeleri ABD merkezli finans sisteminden uzaklaşmaya itmiştir.
Alternatif Kurumlar: Batı merkezli kurumlara güven azaldıkça, ülkeler Şanghay İşbirliği Örgütü, Yeni Kalkınma Bankası (BRICS Bankası) gibi alternatif yapılara yönelmektedir. ABD'nin agresif tavrı, müttefiklerini (özellikle Avrupa'yı) "stratejik özerklik" arayışına itmiş, Çin ve Rusya gibi rakiplerine ise kendi alternatif düzenlerini kurmaları için meşruiyet zemini sağlamıştır.
Çok Taraflı Kurumlardan Çekilme
ABD, kendi kurduğu kurumları artık birer "ayak bağı" olarak görmeye başlamıştır.
BM ve Paris Anlaşması: COP30 iklim zirvesinden çekilme ve BM bütçesindeki kesintiler, küresel sorunların (iklim, göç, pandemi) çözümünde önemli bir engel oluşturmuştur.
Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ): ABD’nin tahkim mekanizmalarını kilitlemesiyle, ticari uyuşmazlıklar artık hukukla değil, "güçlü olanın dediği olur" mantığıyla çözülmektedir.
Nükleer Silahsızlanmanın Sonu: START gibi silah kontrol anlaşmalarının sona ermesiyle dünya, Soğuk Savaş dönemindekine benzer bir nükleer silahlanma yarışına geri dönmektedir.
Orman Kanunlarına Dönüş: ABD’nin bu saldırgan tavrının sistem üzerindeki en büyük etkisi ise kurallara dayalı sistemin çökmesi ve uluslararası ilişkilerde hukuk yerine gücün belirleyici olduğu orman kanunlarına dönülmüş olmasıdır. Dünya artık kuralların herkesi bağladığı bir yer olmaktan çıkmış, büyük güçlerin kendi etki alanlarını zorla dikte ettiği bir arena haline gelmiş durumda.
Bugün itibarıyla dünya, İtalyan düşünür Antonio Gramsci'nin bahsettiği o dönemi yaşıyor: "Eski dünya ölüyor, yenisi ise doğmak için mücadele ediyor; işte bu alacakaranlık kuşağında canavarlar ortaya çıkar."
Dünya, eski sistemin öldüğü, ancak yenisinin henüz doğmadığı bir “küresel fetret devri"ni yaşıyor.
Devam edecek...