ABD'nin özellikle son dönemde benimsemiş olduğu ve "Donroe Doktrini" olarak adlandırılan tek taraflı müdahaleci politikaları, dünyayı çaresiz bir konumdan çıkarıp, alternatif savunma mekanizmaları geliştirmeye itmiştir. Dünya devletleri, Washington'un bu kural tanımaz tavrına karşı somut stratejileri devreye almaktadır.
Ekonomik Savunma: Finansal Arka Kapılar
ABD'nin doları ve SWIFT sistemini bir cezalandırma aracı olarak kullanmasına karşı en büyük direnç, küresel finansal sistemin parçalanmasıyla gelmektedir.
Dolarsızlaşma: Çin, Rusya, Hindistan ve Türkiye gibi ülkeler, aralarındaki ticareti yerel para birimleriyle yapma oranını 2025 itibarıyla rekor seviyeye çıkarmıştır.
BRICS Pay ve Dijital Paralar: Merkez Bankası Dijital Para Birimleri (CBDC), ABD'nin kontrolündeki bankacılık sistemine uğramadan doğrudan transfer imkanı sunarak yaptırımların etkisini kırmaktadır.
Alternatif Mesajlaşma Sistemleri: Çin'in CIPS ve Rusya'nın SPFS sistemleri, SWIFT'e bağımlılığı azaltarak küresel ticareti "yaptırım geçirmez" hale getirmeyi amaçlamaktadır.
Bölgesel İttifakların Yükselişi: BM kilitlendiğinde, devletler Türk Devletleri Teşkilatı, ASEAN veya Afrika Birliği gibi bölgesel yapılar üzerinden, kendi güvenlik şemsiyelerini kurmaktadır.
Stratejik Özerklik ve Yeni Bloklar
Sadece rakipler değil, ABD’nin eski müttefikleri de Washington'a olan bağımlılıklarını sorgulamaktadır.
Avrupa’nın Arayışı: Avrupa Birliği, ABD’nin NATO'dan desteğini çekme veya müttefiklerine gümrük vergisi uygulama tehditlerine karşı "Stratejik Özerklik" kavramını hayata geçirerek, ABD'den bağımsız bir savunma kapasitesi ve tedarik zinciri kurmaya çalışmaktadır.
Eksen Devletler: Türkiye, Brezilya ve Hindistan gibi ülkeler, ne Batı ne Doğu diyerek her iki tarafla da pazarlık yapabilen, ABD baskısını dengeleyebilen, "Çok Taraflı Aktif Tarafsızlık" modelini uygulamaktadır.
Lojistik ve Teknoloji Egemenliği
ABD'nin deniz yollarındaki hakimiyetine ve teknolojik ambargolarına karşı yeni rotalar geliştirilmektedir.
Kuşak ve Yol + Orta Koridor: ABD’nin kontrol ettiği okyanus rotalarına alternatif olarak, Türkiye ve Orta Asya üzerinden geçen kara yolu ticaret hatları, küresel ticareti ABD donanmasının menzilinden uzaklaştırmaktadır.
Teknoloji Milliyetçiliği: ABD’nin çip ve yapay zeka yaptırımlarına karşı, ülkeler kendi milli teknoloji ekosistemlerini kurarak, "dijital sömürgeciliğe" karşı direnmektedir.
Dünya, ABD’nin zorba tavrına karşı toplu bir direnişten ziyade, sistemden koparak kendi güvenli adalarını kurma yoluna gitmektedir. Bu durum, ABD'nin küresel etkisini daha da daraltmakta ve dünyayı "çok merkezli" bir yapıya hızla sürüklemektedir.
YENİ DÜNYA DÜZENİ NASIL ŞEKİLLENİR?
1945'te kurulan "tek merkezli" veya "kurallara dayalı" sistemin yerini, Çoklu-Kompleks düzenalıyor. Bu yeni dünya düzeni, tek bir süper gücün veya sabit bir kurallar bütününün değil, sürekli değişen ittifakların ve bölgesel güç merkezlerinin hakim olduğu bir yapıya evriliyor.
Bloklaşma Yerine Ağlaşma
Eski düzende ülkeler ya Batı ya da Doğu bloğunda yer alırken, yeni düzende ülkeler "çok taraflı dengeler" kuruyor.
Riskten Korunma Politikası: Türkiye, Hindistan, Brezilya ve Suudi Arabistan gibi orta ölçekli güçler, tek bir bloğa bağlanmak yerine, güvenlik için ABD ile, ekonomi için Çin ile, enerji için Rusya ile aynı anda çalışma yeteneği geliştiriyor.
Konu Bazlı İttifaklar: Ülkeler artık "dostluklar" yerine, belirli bir mesele (örneğin iklim, teknoloji veya terörle mücadele) için geçici ortaklıklar kuruyor.
Kurallardan Pazarlıklara Geçiş
Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler gibi üst yapılar zayıflarken, dünya "al-ver" diplomasisine geri dönüyor:
Büyük Güçlerin Etki Alanları: ABD’nin Latin Amerika’daki veya Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki baskınlığı, evrensel kuralların yerini güçlü olanın kendi bölgesinde kural koymasına bırakıyor.
İkili Diplomasiler: Çok taraflı ve kapsamlı anlaşmalar yerine (DTÖ anlaşmaları gibi), iki ülke arasında hızlı ve pragmatik anlaşmalar ön plana çıkıyor.
Teknolojik ve Ekonomik Parçalanma
Yeni düzenin en belirgin sınırı artık gümrük kapıları değil, teknolojik ekosistemlerdir.
Çift Ekosistem: Dünya çip tasarımı, yapay zeka standartları ve internet altyapısında "Batı standartları" ve "Çin standartları" olarak ikiye bölünüyor.
Ekonomik Kale Mantığı: Ülkeler artık küreselleşmenin risklerinden kaçınmak için kendi enerji, gıda ve teknoloji üretimlerini sınırları içine çekiyor.
Yeni Güç Merkezleri: Küresel Güney ve BRICS+
1945 düzeninde masada olmayan ülkeler, artık masanın bizzat kendisini kuruyor.
BRICS+ Genişlemesi: Yeni üyelerle güçlenen bu yapı, G7'ye karşı sadece ekonomik değil, alternatif bir jeopolitik çekim merkezi haline gelmiş durumda.
Finansal Alternatifler: Dolar dışı ödeme sistemleri ve bölgesel para birimleriyle ticaret, Batı'nın yaptırım gücünü sınırlandıran yeni bir denge unsuru oluşturuyor.
Yeni dünya düzeni eskisinden daha kaotik, daha rekabetçi ama aynı zamanda bölgesel aktörlere daha çok hareket alanı tanıyan bir yapıdadır. Bu düzende ayakta kalmanın anahtarı askeri güç kadar, stratejik esneklik ve teknolojik bağımsızlık olacak.
TÜRKİYE'NİN ÇOKLU-KOMPLEKS DÜZEN İÇİNDEKİ STRATEJİK ÖZERKLİK ARAYIŞI VE YENİ DENGEDEKİ FIRSAT VE RİSKLER
Günümüzde dış politika artık sadece diplomasi değil, doğrudan bir ekonomik hayatta kalma meselesidir. Türkiye'nin dış politika rotası, bugünkü sistemin yıkıntıları arasında kendine "bağımsız bir merkez" inşa etme çabasıdır. Bu strateji, ABD’nin tek taraflı baskılarına boyun eğmek yerine, Batı ile olan bağlarını koruyup, Doğu’nun (BRICS+, Çin, Rusya) sunduğu yeni fırsatları birer kaldıraç olarak kullanmayı hedefliyor.
Aktif Tarafsızlık ve Denge Sanatı
Türkiye, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşlarında bir taraf seçmek yerine, her iki tarafın da ihtiyaç duyduğu "vazgeçilmez durak" olmayı seçmektedir.
Türkiye bugün dünya siyasetinde "Eksen Devlet" olarak adlandırılan, yeni düzenin kilit oyuncularından biri haline gelmiş durumda. 1945 sonrası kurulan sistemde Türkiye bir "kanat ülkesi" (NATO’nun güney kanadı) iken, bugün kendi oyun planını kuran bir "merkez güç" olma stratejisini izliyor.
Stratejik Özerklik
Türkiye’nin son on yılda derinleşen bu vizyonu, hiçbir bloğa (Batı veya Doğu) bağımlı olmamayı esas alıyor.
Savunma Sanayi: Dışa bağımlılığın %20’lerin altına inmesi, Türkiye’nin askeri operasyonlarında kimseden "icazet" almamasını sağlayan en büyük güç çarpanıdır.
Çok Yönlü Diplomasi: Türkiye artık sadece NATO üyesi değil, aynı zamanda Türk Devletleri Teşkilatı’nın öncüsü, BRICS+ ile flört eden ve Afrika’da ciddi bir ekonomik ve askeri aktör olan bir ülkedir.
Arabuluculuk: Büyük güçlerin (ABD-Rusya-Çin) birbirine güvenmediği bir düzende, esir takaslarından tahıl koridoruna, bölgesel ateşkeslerden enerji pazarlıklarına kadar Türkiye "güvenilir arabulucu" rolüyle diplomatik sermaye biriktiriyor.
Bölgesel Liderlik: Irak, Suriye, Libya ve Kafkasya'da kurulan yeni statükolarda, Türkiye artık masanın başında oturan aktörlerden biridir.
Türkiye'nin bu parçalanmış yeni dünya düzenindeki stratejik özerklik arayışı, fırsatları ve riskleri beraberinde getiriyor.
Yeni Düzendeki Fırsatlar
Dünyanın çok kutupluluğa evrilmesi, Türkiye için yeni kapılar açıyor.
Enerji ve Lojistik Hub Olma: Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’nın enerji rotasının Türkiye’ye kayması ve "Orta Koridor" projesindeki önemli konumu, Türkiye'yi küresel bir ticaret köprüsü haline getiriyor.
Kritik Mineraller: Türkiye, batarya teknolojileri için hayati önemdeki bor ve nadir toprak elementleri rezervlerini kullanarak, küresel tedarik zincirinde stratejik bir oyuncu olmaya çalışıyor.
ABD ile İlişkiler: 2026 başında Trump yönetiminin CAATSA yaptırımlarını gevşetme ve F-35 programına geri dönüş sinyalleri vermesi, Türkiye için bir fırsat penceresi açtı. Türkiye, Batı ile "savunma ve güvenlik" üzerinden bağını tazeleyerek NATO içindeki ağırlığını koruyor.
Çin ve BRICS+ ile İlişkiler: Aynı zamanda Türkiye, Çin’in Avrupa’ya mal sevkiyatı için ihtiyaç duyduğu "Orta Koridor" lojistik hattının en güvenli limanı haline geldi. BRICS+ ile olan ilişkileri, Türkiye'ye finansal piyasalarda Batı'ya karşı bir "pazarlık gücü" veriyor.
Karşı Karşıya Olduğu Riskler
Bu "denge oyunu" riskleri de beraberinde getiriyor.
İkincil Yaptırımlar: ABD'nin sertleşen tavrı, Rusya veya Çin ile stratejik iş birliği yapan Türkiye'yi "finansal yaptırımlar" (CAATSA veya bankacılık kısıtlamaları) ile tehdit ediyor.
Yalnızlaşma Riski: Her iki blokla da iyi geçinmeye çalışmak, S-400 ve F-35’te olduğu gibi, kriz anlarında her iki blok tarafından da "güvenilmez" bulunup yalnız bırakılma ihtimali doğuruyor.
Ekonomik Kırılganlık: Stratejik özerklik askeri ve siyasi olarak güç kazandırsa da Türkiye'nin hala dolar, SWIFT, doğrudan yatırımlar gibi alanlarda Batı finans sistemine ihtiyaç duyması, dış politikadaki sert adımların ekonomik bedelini ağırlaştırabilir. ABD'nin dolar üzerinden uyguladığı baskı ve yüksek faiz ortamı, Türkiye ekonomisi için hala en büyük kırılganlık noktası olma özelliğini koruyor.
Eksen Kayması Eleştirileri: Batı'da Türkiye'nin BRICS+ ve Şanghay İşbirliği Örgütü ile yakınlaşması, "güvenilmez müttefik" algısını besleyerek doğrudan yatırımları ve teknoloji transferini zora sokabilir.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Yaşanan gelişmeler gösteriyor ki mevcut uluslararası sistemin çöküşü başlamıştır. Hayatın akışı boşluk kabul etmeyeceğinden, eskisinin yerine elbette yeni bir dünya düzeni kurulacaktır.
Ancak her yeni düzen yeni paylaşımlar, her paylaşım da yeni kavgalar demektir. Tarih boyunca düzen, kanla kurulmuştur. Yeni dünya düzeni de uzun, kaotik, çatışmacı, kanlı ve sancılı bir süreç sonunda doğacaktır.
Türkiye için yeni dünya düzeni "büyük kazanç, büyük risk" denklemi üzerine oturuyor. Türkiye, 1945'in kurallarını artık kabul etmiyor, bunun yerine kendine özgü, çok katmanlı ve "Türkiye eksenli" bir dış politika inşa ediyor ve bugünün dinamik ve kaotik dünyasında kendi bölgesinin "mimarı" olmaya çalışıyor. Bu strateji, bir yandan büyük bir özgürlük vaat ederken, diğer yandan yalnızlık riski taşıyor.
Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında bağımlı olmayan, aktif tarafsızlık politikası ve yeni dünya düzeninin başat aktörlerinden biri olma stratejisi; siyasi ve ekonomik istikrar, bağımsız ve güçlü savunma sanayi ve akrobatik bir diplomasi kabiliyetini zorunlu kılıyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nejmettin Özdemir
İstemsel kaos / Küresel fetret -2-
AMERİKAN ZORBALIĞINA KARŞI DÜNYANIN ALDIĞI TEDBİRLER
ABD'nin özellikle son dönemde benimsemiş olduğu ve "Donroe Doktrini" olarak adlandırılan tek taraflı müdahaleci politikaları, dünyayı çaresiz bir konumdan çıkarıp, alternatif savunma mekanizmaları geliştirmeye itmiştir. Dünya devletleri, Washington'un bu kural tanımaz tavrına karşı somut stratejileri devreye almaktadır.
Ekonomik Savunma: Finansal Arka Kapılar
ABD'nin doları ve SWIFT sistemini bir cezalandırma aracı olarak kullanmasına karşı en büyük direnç, küresel finansal sistemin parçalanmasıyla gelmektedir.
Dolarsızlaşma: Çin, Rusya, Hindistan ve Türkiye gibi ülkeler, aralarındaki ticareti yerel para birimleriyle yapma oranını 2025 itibarıyla rekor seviyeye çıkarmıştır.
BRICS Pay ve Dijital Paralar: Merkez Bankası Dijital Para Birimleri (CBDC), ABD'nin kontrolündeki bankacılık sistemine uğramadan doğrudan transfer imkanı sunarak yaptırımların etkisini kırmaktadır.
Alternatif Mesajlaşma Sistemleri: Çin'in CIPS ve Rusya'nın SPFS sistemleri, SWIFT'e bağımlılığı azaltarak küresel ticareti "yaptırım geçirmez" hale getirmeyi amaçlamaktadır.
Bölgesel İttifakların Yükselişi: BM kilitlendiğinde, devletler Türk Devletleri Teşkilatı, ASEAN veya Afrika Birliği gibi bölgesel yapılar üzerinden, kendi güvenlik şemsiyelerini kurmaktadır.
Stratejik Özerklik ve Yeni Bloklar
Sadece rakipler değil, ABD’nin eski müttefikleri de Washington'a olan bağımlılıklarını sorgulamaktadır.
Avrupa’nın Arayışı: Avrupa Birliği, ABD’nin NATO'dan desteğini çekme veya müttefiklerine gümrük vergisi uygulama tehditlerine karşı "Stratejik Özerklik" kavramını hayata geçirerek, ABD'den bağımsız bir savunma kapasitesi ve tedarik zinciri kurmaya çalışmaktadır.
Eksen Devletler: Türkiye, Brezilya ve Hindistan gibi ülkeler, ne Batı ne Doğu diyerek her iki tarafla da pazarlık yapabilen, ABD baskısını dengeleyebilen, "Çok Taraflı Aktif Tarafsızlık" modelini uygulamaktadır.
Lojistik ve Teknoloji Egemenliği
ABD'nin deniz yollarındaki hakimiyetine ve teknolojik ambargolarına karşı yeni rotalar geliştirilmektedir.
Kuşak ve Yol + Orta Koridor: ABD’nin kontrol ettiği okyanus rotalarına alternatif olarak, Türkiye ve Orta Asya üzerinden geçen kara yolu ticaret hatları, küresel ticareti ABD donanmasının menzilinden uzaklaştırmaktadır.
Teknoloji Milliyetçiliği: ABD’nin çip ve yapay zeka yaptırımlarına karşı, ülkeler kendi milli teknoloji ekosistemlerini kurarak, "dijital sömürgeciliğe" karşı direnmektedir.
Dünya, ABD’nin zorba tavrına karşı toplu bir direnişten ziyade, sistemden koparak kendi güvenli adalarını kurma yoluna gitmektedir. Bu durum, ABD'nin küresel etkisini daha da daraltmakta ve dünyayı "çok merkezli" bir yapıya hızla sürüklemektedir.
YENİ DÜNYA DÜZENİ NASIL ŞEKİLLENİR?
1945'te kurulan "tek merkezli" veya "kurallara dayalı" sistemin yerini, Çoklu-Kompleks düzen alıyor. Bu yeni dünya düzeni, tek bir süper gücün veya sabit bir kurallar bütününün değil, sürekli değişen ittifakların ve bölgesel güç merkezlerinin hakim olduğu bir yapıya evriliyor.
Bloklaşma Yerine Ağlaşma
Eski düzende ülkeler ya Batı ya da Doğu bloğunda yer alırken, yeni düzende ülkeler "çok taraflı dengeler" kuruyor.
Riskten Korunma Politikası: Türkiye, Hindistan, Brezilya ve Suudi Arabistan gibi orta ölçekli güçler, tek bir bloğa bağlanmak yerine, güvenlik için ABD ile, ekonomi için Çin ile, enerji için Rusya ile aynı anda çalışma yeteneği geliştiriyor.
Konu Bazlı İttifaklar: Ülkeler artık "dostluklar" yerine, belirli bir mesele (örneğin iklim, teknoloji veya terörle mücadele) için geçici ortaklıklar kuruyor.
Kurallardan Pazarlıklara Geçiş
Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler gibi üst yapılar zayıflarken, dünya "al-ver" diplomasisine geri dönüyor:
Büyük Güçlerin Etki Alanları: ABD’nin Latin Amerika’daki veya Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki baskınlığı, evrensel kuralların yerini güçlü olanın kendi bölgesinde kural koymasına bırakıyor.
İkili Diplomasiler: Çok taraflı ve kapsamlı anlaşmalar yerine (DTÖ anlaşmaları gibi), iki ülke arasında hızlı ve pragmatik anlaşmalar ön plana çıkıyor.
Teknolojik ve Ekonomik Parçalanma
Yeni düzenin en belirgin sınırı artık gümrük kapıları değil, teknolojik ekosistemlerdir.
Çift Ekosistem: Dünya çip tasarımı, yapay zeka standartları ve internet altyapısında "Batı standartları" ve "Çin standartları" olarak ikiye bölünüyor.
Ekonomik Kale Mantığı: Ülkeler artık küreselleşmenin risklerinden kaçınmak için kendi enerji, gıda ve teknoloji üretimlerini sınırları içine çekiyor.
Yeni Güç Merkezleri: Küresel Güney ve BRICS+
1945 düzeninde masada olmayan ülkeler, artık masanın bizzat kendisini kuruyor.
BRICS+ Genişlemesi: Yeni üyelerle güçlenen bu yapı, G7'ye karşı sadece ekonomik değil, alternatif bir jeopolitik çekim merkezi haline gelmiş durumda.
Finansal Alternatifler: Dolar dışı ödeme sistemleri ve bölgesel para birimleriyle ticaret, Batı'nın yaptırım gücünü sınırlandıran yeni bir denge unsuru oluşturuyor.
Yeni dünya düzeni eskisinden daha kaotik, daha rekabetçi ama aynı zamanda bölgesel aktörlere daha çok hareket alanı tanıyan bir yapıdadır. Bu düzende ayakta kalmanın anahtarı askeri güç kadar, stratejik esneklik ve teknolojik bağımsızlık olacak.
TÜRKİYE'NİN ÇOKLU-KOMPLEKS DÜZEN İÇİNDEKİ STRATEJİK ÖZERKLİK ARAYIŞI VE YENİ DENGEDEKİ FIRSAT VE RİSKLER
Günümüzde dış politika artık sadece diplomasi değil, doğrudan bir ekonomik hayatta kalma meselesidir. Türkiye'nin dış politika rotası, bugünkü sistemin yıkıntıları arasında kendine "bağımsız bir merkez" inşa etme çabasıdır. Bu strateji, ABD’nin tek taraflı baskılarına boyun eğmek yerine, Batı ile olan bağlarını koruyup, Doğu’nun (BRICS+, Çin, Rusya) sunduğu yeni fırsatları birer kaldıraç olarak kullanmayı hedefliyor.
Aktif Tarafsızlık ve Denge Sanatı
Türkiye, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşlarında bir taraf seçmek yerine, her iki tarafın da ihtiyaç duyduğu "vazgeçilmez durak" olmayı seçmektedir.
Türkiye bugün dünya siyasetinde "Eksen Devlet" olarak adlandırılan, yeni düzenin kilit oyuncularından biri haline gelmiş durumda. 1945 sonrası kurulan sistemde Türkiye bir "kanat ülkesi" (NATO’nun güney kanadı) iken, bugün kendi oyun planını kuran bir "merkez güç" olma stratejisini izliyor.
Stratejik Özerklik
Türkiye’nin son on yılda derinleşen bu vizyonu, hiçbir bloğa (Batı veya Doğu) bağımlı olmamayı esas alıyor.
Savunma Sanayi: Dışa bağımlılığın %20’lerin altına inmesi, Türkiye’nin askeri operasyonlarında kimseden "icazet" almamasını sağlayan en büyük güç çarpanıdır.
Çok Yönlü Diplomasi: Türkiye artık sadece NATO üyesi değil, aynı zamanda Türk Devletleri Teşkilatı’nın öncüsü, BRICS+ ile flört eden ve Afrika’da ciddi bir ekonomik ve askeri aktör olan bir ülkedir.
Arabuluculuk: Büyük güçlerin (ABD-Rusya-Çin) birbirine güvenmediği bir düzende, esir takaslarından tahıl koridoruna, bölgesel ateşkeslerden enerji pazarlıklarına kadar Türkiye "güvenilir arabulucu" rolüyle diplomatik sermaye biriktiriyor.
Bölgesel Liderlik: Irak, Suriye, Libya ve Kafkasya'da kurulan yeni statükolarda, Türkiye artık masanın başında oturan aktörlerden biridir.
Türkiye'nin bu parçalanmış yeni dünya düzenindeki stratejik özerklik arayışı, fırsatları ve riskleri beraberinde getiriyor.
Yeni Düzendeki Fırsatlar
Dünyanın çok kutupluluğa evrilmesi, Türkiye için yeni kapılar açıyor.
Enerji ve Lojistik Hub Olma: Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’nın enerji rotasının Türkiye’ye kayması ve "Orta Koridor" projesindeki önemli konumu, Türkiye'yi küresel bir ticaret köprüsü haline getiriyor.
Kritik Mineraller: Türkiye, batarya teknolojileri için hayati önemdeki bor ve nadir toprak elementleri rezervlerini kullanarak, küresel tedarik zincirinde stratejik bir oyuncu olmaya çalışıyor.
ABD ile İlişkiler: 2026 başında Trump yönetiminin CAATSA yaptırımlarını gevşetme ve F-35 programına geri dönüş sinyalleri vermesi, Türkiye için bir fırsat penceresi açtı. Türkiye, Batı ile "savunma ve güvenlik" üzerinden bağını tazeleyerek NATO içindeki ağırlığını koruyor.
Çin ve BRICS+ ile İlişkiler: Aynı zamanda Türkiye, Çin’in Avrupa’ya mal sevkiyatı için ihtiyaç duyduğu "Orta Koridor" lojistik hattının en güvenli limanı haline geldi. BRICS+ ile olan ilişkileri, Türkiye'ye finansal piyasalarda Batı'ya karşı bir "pazarlık gücü" veriyor.
Karşı Karşıya Olduğu Riskler
Bu "denge oyunu" riskleri de beraberinde getiriyor.
İkincil Yaptırımlar: ABD'nin sertleşen tavrı, Rusya veya Çin ile stratejik iş birliği yapan Türkiye'yi "finansal yaptırımlar" (CAATSA veya bankacılık kısıtlamaları) ile tehdit ediyor.
Yalnızlaşma Riski: Her iki blokla da iyi geçinmeye çalışmak, S-400 ve F-35’te olduğu gibi, kriz anlarında her iki blok tarafından da "güvenilmez" bulunup yalnız bırakılma ihtimali doğuruyor.
Ekonomik Kırılganlık: Stratejik özerklik askeri ve siyasi olarak güç kazandırsa da Türkiye'nin hala dolar, SWIFT, doğrudan yatırımlar gibi alanlarda Batı finans sistemine ihtiyaç duyması, dış politikadaki sert adımların ekonomik bedelini ağırlaştırabilir. ABD'nin dolar üzerinden uyguladığı baskı ve yüksek faiz ortamı, Türkiye ekonomisi için hala en büyük kırılganlık noktası olma özelliğini koruyor.
Eksen Kayması Eleştirileri: Batı'da Türkiye'nin BRICS+ ve Şanghay İşbirliği Örgütü ile yakınlaşması, "güvenilmez müttefik" algısını besleyerek doğrudan yatırımları ve teknoloji transferini zora sokabilir.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Yaşanan gelişmeler gösteriyor ki mevcut uluslararası sistemin çöküşü başlamıştır. Hayatın akışı boşluk kabul etmeyeceğinden, eskisinin yerine elbette yeni bir dünya düzeni kurulacaktır.
Ancak her yeni düzen yeni paylaşımlar, her paylaşım da yeni kavgalar demektir. Tarih boyunca düzen, kanla kurulmuştur. Yeni dünya düzeni de uzun, kaotik, çatışmacı, kanlı ve sancılı bir süreç sonunda doğacaktır.
Türkiye için yeni dünya düzeni "büyük kazanç, büyük risk" denklemi üzerine oturuyor. Türkiye, 1945'in kurallarını artık kabul etmiyor, bunun yerine kendine özgü, çok katmanlı ve "Türkiye eksenli" bir dış politika inşa ediyor ve bugünün dinamik ve kaotik dünyasında kendi bölgesinin "mimarı" olmaya çalışıyor. Bu strateji, bir yandan büyük bir özgürlük vaat ederken, diğer yandan yalnızlık riski taşıyor.
Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında bağımlı olmayan, aktif tarafsızlık politikası ve yeni dünya düzeninin başat aktörlerinden biri olma stratejisi; siyasi ve ekonomik istikrar, bağımsız ve güçlü savunma sanayi ve akrobatik bir diplomasi kabiliyetini zorunlu kılıyor.